17 Eylül 2017 Pazar

"Neden Tanrı böylesine kötü bir hastalık için seni seçti?"


Bugün içinde yaşadığımız pek çok sıkıntıların arasında, dünyaca ünlü  tenis oyuncusu Arthur Ashe'in yaşamından insanlık için herkesin önemli ders çıkaracağı  bir hikâyesinden izninizle  bahsetmek istiyorum:

"Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı, zorluklar güçlü, hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı. Tanrı'ya asla 'neden ben?' diye sormayın. Ne olacaksa zaten olur..." 

Ve

"Nerede olursan ol başla. Sahip olduğunu kullan. Yapabildiğini yap." diyen Arthur Ashe'ye aids ile cebelleştiği dönemlerde hayranlarından biri mektup yazar ve sorar:

"Neden Tanrı böylesine kötü bir hastalık için seni seçti?"

Arthur Ashe buna şu cevabı verir:

"Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisi öğrenir, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Vimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. Ve bugün sancı çekerken, Tanrı'ya 'Niye ben?' mi demeliyim? Mutluluk insanı tatlı yapar. Zorluklar güçlü yapar. Hüzün ise insan yapar. Yenilgi mütevazı yapar. Başarı insanı ışıldatır. Ama yalnız Tanrı, yolumuza devam etmemizi sağlar. Tanrı'ya asla 'Niye ben?' diye sormayın... Ne olacaksa olacak. O'nun kendine has usulleri vardır. Her şey kendi iyiliği için olur. İnancınızı koruyun..."



Dolayısıyla,

İnsana dair inancımızı koruyacağımız günlerde buluşmak dileğiyle...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

9 Eylül 2017 Cumartesi

Mir-i Liva Mustafa Kemal


"Mustafa Kemal (Atatürk)'ün
Alman Komutanlara İsyanı

Friedrich Bronsart von Schellendorff'un Osmanlı Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde, 7. Ordu kumandanı olarak Suriye-Filistin-Irak cephesinde Alman Mareşal Falkenhayn'ın komutası altında bulunmaktan rahatsız olan Tuğgeneral Mustafa Kemal, İstanbul'a, Enver Paşa'ya ve Sadrazam Talat Paşa'ya bir rapor göndererek bu durumun sakıncalarını apaçık gösterecekti. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı (ATASE) Atatürk Arşivi, Klasör 33, Dosya 12-16/A, F. 19-38'de tam metni bulunan 20 Eylül 1917 tarihli raporunda özetle şöyle diyordu Mustafa Kemal:



(...) İçinde bulunduğumuz bataklıktan Almanlarla birlikte kurtulmak zorunlu ise de, Almanların bu zorunluluktan ve savaşın uzamasından yararlanarak bizi sömürge şekline sokma ve ülkemizin bütün kaynaklarını kendi ellerine alma siyasetinin karşısındayım. Ve devlet adamlarının bu konuda hiç olmazsa Bulgarlar ölçüsünde bağımsız ve kıskanç olmalarını gerekli görürüm. Ayrı ve bağımsız  olma konusunda kıskanç olduğumuz, Almanlar'ca gereği gibi anlaşıldığı gün, onların bizi Bulgarlardan daha önemli ve saygı değer göreceklerine size temin ederim. İyi idare edeceğim diye durmadan ödünler vermek, herhangi bir müttefike ve özellikle Almanlara merhamet ve ihsan telkin etmeyip, onları belki verdiklerimizden yüz kat fazlasını elde etmeye hırslandırır ve teşvik eder. Bugün Falkenhayn her vesilede herkese karşı Alman olduğunu ve elbette Alman çıkarını en fazla düşüneceğini söyleyecek kadar cesaretlidir. Halep'te, Fırat'ta ve Suriye'de Alman siyasetinin ve Alman çıkarının ne demek olduğunu ve özellikle bu sözü kullanan bir Alman konsolosu olmayıp, yüz binlerce Türk'ün kanı için karar vermek mevkiinde bulunan bir kumandan olursa, işin tümüyle ülke çıkarlarımıza karşı cereyan edeceğini anlamamak mümkün değildir. Falkenhayn, geldiği günden beri aşiretlerin reislerine Alman teğmenleri göndererek doğrudan doğruya temas kurmaktadır ve "Araplar, Türklere düşmandır, biz Almanlar tarafsız olduğumuzdan onları kazanabiliriz" sözünü bizzat bana, yani bir ordu kumandanına söyleyebilmiştir. Irak harekâtını, (Almanların) ülkeye yerleşmesi için bir araç olarak gördü. Gerçekte, amacı, bütün Arabistan'ı Alman idaresine almaktı. Nitekim tasarısının ikinci evresini uygulamaya başlamıştır. Irak hedefi doğal olarak değişince Sina cephesinde bir saldırıya girişmeyi söz konusu etti. İki ay sonra saldırı mı yoksa savunma mı gerekiyor olduğunun şimdiden kestirilemeyeceği, herkes gibi, onun gözünde de açıktı. Fakat bugün saldırıdan söz etmesi, bütün Suriye'nin -Arabistan'ın- Alman egemenliği altına girmesi için çekici bir araçtan başka bir şey değildir. İki ay sonra durum, saldırıya elvermeyip bütün güçlerle Filistin'in savunulması mümkün olursa, General Falkenhayn'ın dünyaya ve ülkemize karşı en büyük başarıyı kazanmış pozunda ortaya çıkacağına kuşku yoktur. Fakat bu durumda, hükümeti ve ülkeyi güçlendirmek koşulu şöyle dursun, ülke tümüyle bizim elimizden çıkarak bir Alman sömürgesi haline girmiş olacaktır. Ve General Falkenhayn, bu amaç için bizim borcumuz olan altınları ve Anadolu'dan getirdiğimiz son Türk kanlarını kullanmış olacaktır. Kısacası, gerek mülki hükümet ve gerek halk içinde yapılacak işlerin sıradan bir ülke sorunu değil, en birinci bir yurt savunması konusu olduğu bu dönemde; yurdun herhangi bir köşesinin herhangi bir yabancı etkisi ve yönetimi altına verilmesi, Osmanlı saltanatının varlığını kesin olarak bozar ve ortadan kaldırır. İşte benim görüşlerim bundan ibarettir. Bulunduğunuz konum nedeniyle bunları anlatmakta vicdanım üzerindeki bir yükü kaldırmış olduğuma inanıyorum.

Yedinci Ordu Kumandanı 
Mir-i  Liva Mustafa Kemal

Mustafa Kemal (ATATÜRK)
Alman Komutan Görevden Alınmazsa 
İstifa edeceğini bildiriyor." Cengiz ÖZAKINCI, Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı, sf:220-222


Dolayısıyla... 

Büyük Atatürk'ün daha 1917 yılında gözlemlediği, Alman emellerini açığa çıkaran bu belge bize gösteriyor ki, Almanların ülkemiz ve bölge üzerindeki geçmişe dayalı emellerinin  ne yazık ki aradan geçen 100 yıl içerisinde en ufak bir sapma olmaksızın değişmemesidir. Dolayısıyla bugün yaşadıklarımızı göz önüne alacak olursak bu rapor, günümüze ışık tutacak tarihsel öneme sahip bir belgedir.

Bu vesileyle demem o ki... 

Bugün yeni bir savaşın içinde olduğumuzun bilinciyle...

İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun 95. yıl dönümü, 

Yüce Türk milletine kutlu olsun!



Ne mutlu Türk'üm diyene!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

8 Eylül 2017 Cuma

O Tehciri Kim Yönetti Acaba?



Ey Sabancı Üniversitesi akademisyenleri! 

Desteğinizle Berlin'de sözde Ermeni Soykırım Çalıştayı düzenlenecekmiş...

Ama neyse ki bu ihanetten  vazgeçtiniz!

Üniversiteler bilim yuvasıdır! Bunu ne zamandan beri unutup, milletinizi bölmek, devletinizi yıkmak amacına hizmet etmeyi  görev saydınız?

Oysa gerçek anlamda bilim ve araştırma diyorsanız, buyurun o zaman belgeleri inceleyin!!!

Dolayısıyla emperyalist güçlerin Türkiye'yi parçalamaktan başka bir niyetlerinin olmadığını tarih okuyan herkes bilir. Vatanımızın güneydoğusunda ve doğusunda  bir "Kürdistan" ve "Ermenistan" kurmanın hayalleri ile yaşadıklarını sağır sultan bile duydu da, bir duymayan galiba kukla "akademisyen"ler'imiz kalmış!

Peki o vakit gelin bir çalıştay da siz düzenleyin! Ama bu çalıştay öyle görevli memur düzeyinde değil, gerçeklere dayalı belgeli bir çalıştay olsun! Hal böyle olunca da  size biraz ipucu vermek artık boynumuzun borcu oldu.

Ve 

Ey Almanya! 

Sözde soykırım yalanını en çok destekleyenlerden, hatta Ermenilerden önce gelen ülke olduğunuz gerçeğini tarihi okuyarak hatırlayın!

Zira  o  tehciri kim yönetti acaba? 

"Almanya ile askeri ittifakın yalnızca Osmanlı Ordusunu Alman subayların komutası altına sokmakla kalmayıp, Osmanlı devletini ve topraklarını bir Alman sömürgesine dönüştüreceği, Almanların bunu amaçladıkları apaçık ortada olmasına ve raporlarla kendisine bildirilmesine karşın, Enver Paşa ve diğer yüksek düzeyli yöneticiler, kendileri birer Alman kuklasına dönüşmüş bulundukları için...



Alman buyruğuyla 1915 Ermeni Tehciri

... 1. Dünya Savaşı'nda (1914-1918) Osmanlı ordusunun tümüyle Alman komutanların yönetimi altına girdiği kesindir. Öyleyse 1915 Ermeni Tehciri de bu Alman komutanların buyruğuyla yapılmış değil midir?Osmanlı'nın 1915'te Genelkurmay Başkanlığı koltuğunda oturan Bronsart, 24 Temmuz 1921 günü Deutsche Allgemenie Zeitung gazetesinin 342 no'lu Sabah sayısı ekinde, kendi döneminde gerçekleşen 1915 Ermeni Tehciri'ni gerekli bulduğunu ve onayladığını açıklayacaktı. (...)

Bronsart'tan sonra 

Osmanlı'nın Yeni Genlekurmay Başkanı 

Yine bir Alman: Hans von Seeckt

Friedrich Bronsart von Schellendorff, Osmanlı'nın son Genelkurmay Başkanı olmadı; Aralık 1917'de o görevden alındıktan sonra, yerine yine bir Alman, bu kez Hans von Seeckt Osmanlı Genelkurmay Başkanı olacaktı." Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı, Cengiz ÖZAKINCI, sf:223-224


"Murat Bardakçı'da 26 Aralık 2004 günlü Hürriyet'te yayımlanan bir yazısında bu gerçeği vurgulayarak şöyle diyordu:

1. Dünya Savaşı'na girmemizden hemen sonra, o günlerde devletin en güçlü adamı olan ve 'Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili' ünvanını taşıyan Enver Paşa, .. Sarıkamış'ı hedef alan bir harekât hazırlığına girişti. .. Ve, çoğumuzun hâlâ bilmediği bir husus: Türkiye'nin o günlerdeki Genelkurmay Başkanı Türk değil, bir Alman generaliydi: General Bronsart von Schellendorf!Cengiz ÖZAKINCI, Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı, sf:218

Dolayısıyla...

Fransa'nın Cezayir'de yaptıkları...

İtalya'nın Libya'da yaptıkları...

Belçika'nın Ruandalılara yaptıkları...

Amerika'nın Kızılderililere yaptıkları...

Ve

BM eliyle Kosova'da yapılan Müslüman katliamı...

Hocalı'da katliam, Kıbrıs'ta kanlı Noel katliamı, Irak'ta, Felluce'de Türklere yapılan katliam. Suriye'de, Libya'da yapılanlar..

Ve kanlı kavim göçlerini yaşadığımız  bugünler...

Daha sayalım mı?

Bu kanlı tarihi olayları nereye koydunuz?

Eline iki tarih kitabı alıp okumadan kendilerini tarihçi sayıp, tarihi yargılayanlar!

Soykırım nedir?

Tehcir nedir?

Katliam nedir?

Kavimler göçü nedir?

Aralarında ne fark vardır?

Sorun bunları kendinize!

Bunları bilmeden, ülkemi, milletimi bölmeye kalkışma!!!

Sonra rezil olursunuz!!!



Sevgi ve saygılarımla!




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

1 Eylül 2017 Cuma

Bayram...


Çocukken gün evvelinden başlayan ve içim içime sığmayan bir  bayram sevinci yaşardım...

Sevgili babacığım kan görmeye  dayanamasa da bu durumunu  alnından damlayan terle gizlemeye çalışırdı. Ve nihayetinde kestirdiği kurbanın etlerini  sevgili ablacığım ile birlikte ev ev dolaşarak, bir bir dağıtırdık... 

Sonra bol bol el öperek aldığım bayram harçlığını, çocuk sevinciyle harcardım. 

Ve...

Sevgili babacığımın o güler yüzüyle birlikte etrafına saçtığı o mutluluğu  hiç unutamıyorum. 

Dolayısıyla...

Babacığımı çok ama çok özlüyorum... Biliyorum  ki sevgili babacığım o altın kalbiyle tüm sevenlerini cennetten  seyrediyordur.

Herkese sımsıcak sevginin ve güzel duyguların yaşandığı mutlu bir bayram dileğiyle,

Kurban bayramımız kutlu olsun...

:)

Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

30 Ağustos 2017 Çarşamba

Kutlu Olsun...



İsmet İnönü sorar : "Kemal sana göre dünyanın en zor işi nedir?"

Atatürk cevap verir : "Türk milletini ayağa kaldırmak der. Ben en çok bu noktada zorlandım."

Atatürk devam eder "İsmet şimdi bana bundan daha zor bir şey var mı" diye, sor der.

İnönü sorar, "var mı?" diye.

Atatürk cevap verir: "Harekete geçince bu milleti durdurmak!"


Hal böyleyken...

"1922, Büyük Taarruz'dan bir yıl önce, yani 1921 Ağustos ayında, Yunanlılar General Papulas'ın komutasında Ankara'ya doğru iki kol halinde ve İngilizlerin büyük desteği ile Türklere saldırırlarken; "Ankara Kalesine Yunan Bayrağını çekeceğiz.." diyerek seviniyorlardı.. "Mustafa Kemal'in boynuna bir ip geçirerek, yerlerde sürükleye sürükleye Atina'ya götürüp, orada asacağız!.." diyorlardı..


Dolayısıyla...

Türk ulusu bağımsızlığı uğruna canlarıyla bedel ödeyip, kanlarıyla suladıkları toprakları vatan yapan tarihi bir zaferdir 30 Ağustos. Ve tarihe destan yazan onurumuz Türk ordusu ve ona komuta eden başta başkumandan Mustafa Kemal Paşa olmak üzere bu vatan için canını vermiş tüm kahramanlarımızı ve aziz şehitlerimizi sonsuz minnet, saygı ve sevgiyle anıyoruz.

Ve yine esareti ve zulmü asla kabul etmeyen ve bu uğurda ölümü seve seve kabul eden yüce Türk milletinin ve sonsuza kadar yaşayacak olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bugün,  

Zafer Bayramı'dır!

KUTLU OLSUN...

Ne mutlu Türk'üm diyene!







Sevgi ve saygılarımla!




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

29 Ağustos 2017 Salı

Zıkkımın Kökü'nü Okudum



Bir yanda...

Her Allah'ın günü geçin televizyonlarınızın başına...

Kadın programları, aile içi hesaplaşmalar, diziler, haberler...

Peki ne anlatıyor bu yayınlar?

Bol bol aldatma, tecavüz, sinsi planlar, bol bol "bip"lenerek yayınlanan argolu cümleler, sömürülen duygularımız...

Ve...

Öfke, kin, nefret...

Fakirsen ezil,

Zenginsen "kral"sın mesajları ve dahalarıyla zihinleri ve ruhları kirletilen  çocuklarımız.

Öte yanda...  


Cumhuriyetimizin aydınlık yarınlarına ışık olan edebiyatçılarımızdan güzel insan Muzaffer İZGÜ'nün kitaplarıyla büyüyen çocuklarımız.

Mesela...

Fakir insanların küçük dünyalarında ki büyük mutluluğunu anlatan Zıkkımın Kökü...

Hani tüketim çılgınlığını yaşadığımız,

Ve de aldıkça alan, ama bir türlü doyuma ulaşamadığımız bugünlere inat...


Muzaffer İZGÜ'nün kendi yaşam öyküsünden bugünlere, kapitalizme tokat gibi bir cevaptır, "Zıkkımın Kökü"..


Zira...

"Öyle ki bit pazarından baba için alınan ancak eğilip doğrulmamak şartı ile bir hafta idare edilen pantolonu eline geçen haftalık yevmiyesi ile yenisiyle değiştirince eskisinden çocuklara yelek yapıldığı zamanlar hemde dört düğmeli dördü de başka düğmeli . "Isıtır oğlum ısıtır, yün yündür" Tek göz odada dört kişilik, birbirlerine sımsıkı kenetli mutlu bir aile; cefakar ve her zaman iyimser bir anne, varını yoğunu ailesine adamış yokluğun yokluğundan mecburi icatlarla varlık yaratan bir mucit bir baba, aralarında birer yaş olan küçüğün büyüğe göre çok daha gözü kara afacan iki erkek çocuğu. Muzaffer İZGÜ ailesinin mutluluk anlayışını şu sözlerle özetliyor:"

"Bizim mutluluğumuz çok basitti. Tencerede yemeğimiz olsun, çıkında ekmeğimiz, lambada gazımız, ocakta çaydanlığımız, yeter de artardı bile..."



Dolayısıyla...

Yoksulluk içinde geçen çocukluk ve gençlik dönemi ile Anadolu'yu anlatır güzel insan Muzaffer İZGÜ'nün kahramanı "Küçük Muzo"

Diyeceğim...

Seni kitaplarınla birlikte sonsuza kadar asla unutmayacağız...

Ruhun şad, mekanın cennet olsun,

Güzel İnsan Muzaffer İZGÜ.


Sevgi ve saygılarımla!


NOT:

Yazar: Muzaffer İZGÜ
Yayınevi: Bilgi Yayınevi
Sayfa Sayısı : 276
İlk Baskı Yılı : 2003
Dil : Türkçe
ISBN: 9789754940480

"Yıl 1933, aylardan ekim, günlerden 29; yani onuncu yıl...cumhuriyetin onuncu yıldönümü... İşte o gece annem tutturmuş da tutturmuş, fener alayını izleyeceğim, diye... Babam, yahu avrat ayın günün, sancın mancın tutar, hem bu karınla... demiş. Ama annem hiç öyle coşkulu bir günde evde oturmak ister mi? Komşu kadınlardan biriyle çıkmışlar evden, bir yaşındaki abim de annemin kucağında. Fener alayını eve en yakın izleme yeri, olsa olsa Saathane'nin orası... nasıl kalabalık, iğne atsan yere düşmez!... Az sonra bando öteden gözükmüş. Pıstattararaaaa... demeye başlayınca, uy anam, annemdeki sancı... Breh, kaldırımda adım atacak yer yok, yan yön insan, gerisi dükkân... annemi eve zor yetiştirmişler. Tastamam eve geldikten on dakika sonra beni doğurmuş..." Bundan sonrası kitaptan öğreneceksiniz:

Zıkkımın Kökü




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

26 Ağustos 2017 Cumartesi

26 Ağustos Meydan Muharebesi ve Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK



MUSTAFA KEMAL PAŞA VE YUNAN KUVVETLERİ KOMUTAN TRİKOPİS

"Bütün bu taarruz esnasında Gazi’nin yanında bulunan arkadaşlar, Yunan kuvvetleri komutanı general Trikopis’in başkumandan çadırına nasıl getirildiğini şöyle anlatılar.

Trikopis, diğer esir kolordu ve fıkra(tümen) kumandanları ile birlikte Gazi’nin huzuruna çıkardıkları vakit, hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde, imişler. Gazi, bunları oturtmuş, kendilerini teselli için bu gibi mağlubiyetlerinin tarihte misalleri olduğunu, sevk ve idarede vazifesini bi hakkın yapmış iseler vicdanen müsterih olabileceklerini söylediği zaman Trikopis:

"-Askeri vazifemi tamamen yaptığıma eminim.Fakat asıl vazifemi maalesef yapamadım." diye intahar edemediğini anlatmak isterken Gazi:

"-O size ait bir düşüncedir." diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde:

"-Şurada bir fırkanız vardı.Niçin onu şuraya almadınız. Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmazmıydı?" gibi bazı tenkitler yapmış, Trikopis:

"-Ben öyle hareket etmek için emir verdim.Fakat (Yanındaki kolordu komutanını gösterirken) bu yapamadı!" demiş.

Bu görüşmeler olurken esir fırka kumandanı yavaşça yanında bulunan zabitlerimizden birine:

"-Bizim ile konuşan bu general kimdir?” diye sormuş Zabit:

"-Başkumandan Mustafa Kemal" deyince adam hayrete düşmüş:

"-Şimdi anladım biz niçin mağlup olduk! Bizim başkumandan İzmir’de vapurda oturuyordu!" diyerek derdini dökmüş..."  İLGİNÇ OLAYLAR VE ANEKTODLARLA ATATÜRK,  Sf:43



26 Ağustos 1922 tarihinde, Başkomutan Büyük Önder Mustafa kemal ATATÜRK'ün komutasındaki Büyük Türk milletinin bağrından çıkardığı Türk ordusu  Yunan cephesinin en güçlü olduğu direnme merkezi olan Kocatepe'de, sabahın erken saatlerinde top atışlarıyla taarruza geçti.

Bu beklenmedik Türk taarruzuna hazırlıksız yakalanan emperyalistlerin maşası olarak yurdumuzu işgal eden Yunan ordusu panik içerisinde geri çekilmeye başladı.

Ve... 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da köşeye sıkışan Yunan ordusu, Türk ordusuyla karşı karşıya geldiği meydan muharebesini de kaybedip İzmir'e doğru kaçmaya başladı. Bu kaçış sırasında  Türklere ait ne varsa yağmalıyor, yağmalayamadıklarını da yakıp yıkıyordu.

Ve nihayet 9 Eylül'de Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK'ün komutasındaki Türk ordusu imkansızı başararak, düşman güçlerini emsalsiz bir zaferle  kazanmıştır! Bu sayede  vatan topraklarımız emperyalist işgalden tamamen temizlemiştir.

Dolayısıyla bugün  26 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Büyük  Taarruz'un 95. yıldönümü... 

Bize bu onur ve gurur verici tarihi canları pahasına yazan Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK'ümüze  ve silah arkadaşlarıyla birlikte tüm şehitlerimize binlerce kez minnet ve şükran borçluyuz...

Ne mutlu Türk'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

24 Ağustos 2017 Perşembe

Şükrü KIZILOT




CEZA

İngiliz yargıç, gece yarısı parktan geçen kızı korkutan adama 7 yıl 7 gün hapis verince, şaşıran gazeteciler sormuşlar:

"Adam kıza elini bile süremedi. Kaçan kızın çığlıklarına yetişenler de adamı yakaladılar. Bu 7 yıl, 7 gün çok değil mi?"

Yargıcın yanıtı hukuk tarihine geçecek düzeydedir:

"Kızı korkutmanın karşılığı 7 gündür. 7 yıl, İngiliz kızlarının gece yarısı parkta dolaşma özgürlüklerine saldırmanın cezasıdır." Şükrü KIZILOT,  12 Aralık 2010 Hürriyet


HADEME VE DOKTOR

Tıp fakültesi hastanesinde Profesör Hoca, asistanların odasına telefon açmış, asistanlardan birinin adını söylemiş ve “şu isimli hastanın dosyasını alıp benim yanıma gelsin” demiş. Beş-on dakika sonra asistan elinde dosyayla gelmiş. Profesör sormuş: “Ne düşünüyorsun? Sence bu hastaya ne yapmamız gerekiyor?”
Asistan şaşırmış. “Hocam, dosyayı incelemedim. Siz söyleyince buldum, hemen getirdim” demiş.
“Sen hademe misin?” yanıtını almış. “Dosyanın bana gelmesini isteseydim sana değil bir hademeye söylerdim.”
(Teşekkürler Halis EROĞLU)


HAYATI KARIŞIK HALE GETİRMEYİN

Özlüyorsanız...arayın

Görüşmek istiyorsanız.... davet edin

Daha anlaşılır olmak için ..... açıklayın

Kafanıza takılan bir şey varsa ..... sorun

Beğenmediyseniz ..... açık olun

Hoşlandıysanız ..... belli edin

İstiyorsanız ..... sorun

Seviyorsanız ..... söyleyin

(Teşekkürler Mehmet TÜRKMEN)

Şükrü KIZILOT, 5 Ekim 2014, HÜRRİYET


Köşe yazıları, bilimsel makaleleri ve de mizahi yönüyle tanıdığımız değerli akademisyen Prof. Dr.  Sayın Şükrü KIZILOT'u kaybettik..


Sayın Hocamıza Allah'tan rahmet diliyorum...



Sevgi ve saygılarımla!




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)