13 Ekim 2017 Cuma

"Eh, Koyun Deyip Geçmeyelim"


"Fransa’da binlerce koyun kurtları protesto etti
Fransa'nın Lyon kentinde önceki gün sıradışı bir protesto yürüyüşü gerçekleşti. Paris yönetiminin yabani kurtları korumak için hazırladığı "Kurt Projesi"ne karşı tarımcılar ve çiftçiler sokağa döküldü... Binlerce koyunla birlikte!" Sözcü, 11 ekim 2017

Fransa-Lyon'daki k'oyun'ları bilemem ama, kurdun koyunu yemesi içgüdüsel doğal bir olgu olduğu kesin. Dolayısıyla bu içgüdüsel olgu olmasaydı avlanan da, avlayan da olmazdı.

Hal böyle olunca...

"Herkes öğrenmeye gelmemiş içyüzünü dünyanın,
Yünü kırkılmaya gelenler çok.
Herkes pencere açmaya gelmemiş dünyaya,
Dumandan boğulmaya gelenler çok." 

Görünen o ki, içgüdü sahibi koyunların arasında, "günün birinde bıçak altına yatmak korkusuyla yaşamaktansa, bu işi bir kökünden halletmek isteyen" koyunlar bile sessizliklerini bozup başkaldırırken,

İçinde yaşadığımız bu kanlı coğrafyadaki dünyanın iç yüzünü öğrenememiş o kadar çok dumandan boğulmaya heves etmiş, aklını kullanamayanlar var ki...

Dolayısıyla konu koyun, kurt, çoban olunca,  

Hele de "Onların yağlı etlerine göz dikenler, sütünden yağ ile peynir, derisinden kürk ile çarık yapanlar, her şeyden önce koyunları, çobansız kalırlarsa kurdun kuşun şikarı (av) olacaklarına, kendi başlarına açlıktan öleceklerine inandırdılar. Bu böyle sürüp gittikçe koyunlar da kendilerine inanamaz, kuvvetlerine güvenemez oldular. Sandılar ki, çobanın onları canavardan koruması, önlerine bir tutam ot atması, yumuşak etleri için değil, kara gözleri içindir." Sırça Köşk, sf:132 düşüncesi coğrafyamızı sardıkça...

E, haliyle aklıma Sabahattin Ali'nin kaleminden, "KOYUN MASALI" geldi.

Ve bu durumda masaldaki yaşlı koyunların kuzulara söylediği nasihattan, bu sıkıntılı coğrafyanın insanları olarak kıssadan hisse çıkaracağımız bölümünü paylaşmak, şart oldu:

"Bu dünyada çobansız da, köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu sağlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. Bari siz gözünüzü açın da, ilerde başınıza yeniden itler musallat olursa, sürüyü canavarlara paralatmadan onları defetmeye bakın!" Sırça Köşk, Sf:135



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

9 Ekim 2017 Pazartesi

DEFOLUN!



N'oldu, küstünüz mü? 

Bir derdin varsa,

Ki...

Belli ki var...

Zira aynı atalarının yaptıkları gibi,

Bugün de aynı haydutlar,

Coğrafyamızı işgal edip, mazlum milletlerin boğazını sıkmış,

Bir yandan  milyonları öldürüyor,

Diğer taraftan,

"Vereceksin de vereceksin" diyor,

Yani, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinize,

"El koyacağım" diyor, NOKTA!

Ve sıra geldi bize..

Gangster

Şiir yazdım bunca senedir,
Ne buldum?
Eşkiyalık edeceğim bundan sonra.

Haberi olsun yol kesenlerin:
İş yok artık kendilerine
Dağ başlarında.

Mademki ekmeklerini alıyorum
Ellerinden,
Buyursunlar onlar da benim yerime.
Munhal var edebiyat aleminde.

Orhan Veli Kanık


Dolayısıyla gözleri kan bürümüş bu eli kanlı gangsterler,

Bu defa duvara tosladılar!

Zira Kahraman Türk Ordumuz -Mehmetçiğimiz- bu haydutlara geçit vermeyecek! NOKTA.

E haliyle vahşi batı'nın haydutları,

Tıpkı kovboyların yaptıkları gibi hızını alamayıp olanca öfkesini,

İnsanlıktan yoksun tutumuyla,

TÜRK milletinden çıkarmaya çalışıyorlar! NOKTA.

William Shakespeare'in Kral Kral Lear'dan:

"Hatırlıyor musun Cordelia? 

Çok, çok eskiden bir zamanlar

Üç günden fazla küs olmak günahtır, derdin.

Ya üç gün geçmedi aradan?

Ya da sen bana küsmedin."

Demem o ki...

Ey, Amerika! Hani bize küstün ya...  

Valla çok isabetli bir karar verdiniz. Dolayısıyla bi zahmet aynı kararlılıkla bölgemizden de, ülkemizden de mümkün olduğu en kısa sürede,

Go Home, 

Go out From İncirlik and Turkey, 

Never Come back...

DEFOLUN!



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

6 Ekim 2017 Cuma

Bugün 6 Ekim... Geldikleri Gibi Gittiler!











"İstanbul'a El Konulması

İstanbul'a, İtilaf Devletleri tarafından el konulacağı haberleri yaygınlaşmaya başladığı bir sırada, 9 Mart 1920 günü İngilizler, Türkocağı'nı bastılar. 16 Mart 1920 sabahı erken saatlerde, İngiliz savaş gemileri, Galata Köprüsü yakınlarına geldiler. İngiliz tankları, İstanbul içlerinde ve Beyoğlu'nda dolaşmaya başladı. Kente yeniden birçok düşman askeri çıkarıldı. İngiliz askerleri, karakollara, hükümet dairelerine el koymaya başladılar. Sabahın erken saatlerinde başlayan bu el koyma sırasında Şehzadebaşı karakolu, ansızın basıldı. Bu harekete karşı koymaya başlayan askerlerimiz şehit edildiler. 

İstanbul'a, İngilizlerle birlikte öbür düşman kuvvetlerinin el koyması olayı, Atatürk'e 16 Mart günü sabahı saat on'da, İstanbul'dan, telgraf memuru Manastırlı Hamdi tarafından bildirilmiştir." Tarihsel Olaylarla SÖYLEV, Baki KURTULUŞ, Sf:97



 
İlk olarak 14 Mart günü telgrafhane basıldı. Asıl işgal ise 15 Mart gecesi gercekleşen hareketlilik ile ilk sinyallerini verdi. O gece bazi Türk diplomat ve aydınları tutuklandı. 16 Mart 1920 günü ise fiili işgal başladı, sabahın ilk saatlerinde bir askeri karargahımız basıldı ve askerlerimize yaylım ates açıldı. Fransızlar birçok yalıyı ateşe verdiler. Meclis ablukaya alındı ve toplantıda bulunan mebusların bir kısmı orada tutuklandılar, mebuslardan bazıları Anadolu'ya kacmayı basardı, bunu basaramayanların çogu Malta'ya sürgüne gönderildiler. İstanbul'un işgali'ne, İtilaf Devletleri'nin Mondros Mütarekesi'nin ardından Anadolu'daki Millî Mücadele'yi kösteklemek ve Misak-ı Milli'yi etkisiz kılmak için girişilen mücadele diyebiliriz. Bu olay üzerine Mustafa Kemal'in tepkisi sert oldu.






"Yabancı Devletlere Yaptığım Protesto 

Efendiler, aynı günde çeşitli vasıtalarla şu protestoyu gönderdim:

16.3.1920

Protesto İstanbul’da İngiliz, Fransız, İtalyan Siyasî Temsilcilerine, Amerikan Siyasî Temsilcisine, Bütün Tarafsız Devletler Dışişleri Bakanlıklarına, Fransa, İngiltere, İtalyan Millet Meclislerine verilmek üzere Antalya’da İtalyan Temsilciliğine

Millî bağımsızlığımızı temsil eden Meclis-i Meb’usan da dahil olmak üzere, İstanbul’da bütün resmî daireler, İtilâf Devletleri’nin askerî kuvvetleri tarafından resmen ve zorla işgal edilmiş ve millî dâvâ uğrunda çalışan birçok vatansever kimsenin de tutuklanmasına teşebbüs edilmiştir.Osmanlı milletinin siyasî hakimiyet ve hürriyetine indirilen bu son darbe, ne pahasına olursa olsun hayatını ve varlığını savunmaya azmetmiş olan biz Osmanlılardan çok, yirminci yüzyıl medeniyet ve insanlığının kutsal saydığı bütün esaslara, hürriyet, milliyet, vatan duyguları gibi bugünkü insan toplumlarının temelinde yatan bütün ilkelere ve insanlığın bu ilkeleri meydana getiren ortak vicdanına indirilmiş demektir.Biz, haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz mücadelenin kutsallığına ve hiçbir kuvvetin bir milleti yaşama hakkından mahrum edemeyeceğine inanıyoruz.Tarihin bugüne kadar kaydetmediği bir suikast olan ve Wilson prensiplerine dayanan bir Ateşkes Anlaşması’nın, milleti savunma imkânlarından yoksun bırakmış olmasından doğan bir hileye de dayanmış olması bakımından, ilgili milletlerin şeref ve haysiyetleriyle de bağdaşmayan bu hareketin ne demek olduğunun takdirini, resmi Avrupa ve Amerika’nın değil, bilim, kültür ve medeniyet Avrupa ve Amerika’sının vicdanına bırakmakla yetinir ve bu olaydan doğacak büyük tarihî sorumluluğa, son olarak bir kez daha dünyanın dikkatini çekeriz. Dâvâmızın haklılık ve kutsallığı, bu güç zamanlarda, Allah’tan sonra en büyük yardımcımızdır.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Heyeti Temsiliyesi adına Mustafa Kemal" Yakamoz Yayınları-NUTUK, Sf:251/252




Kurtulus Savaşı'nın ardından 11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile İstanbul Boğazı bize bırakıldı ve bunun ardından 24 temmuz 1923'te imzalanan  Lozan Antlaşması  ile de düşman askerlerinin şehri terk etmesi kararlaştırıldı. Ekim ayında düşman askerleri şehri terk etmeye başladı. Ve 6 Ekim 1923 tarihinde   Kahraman TÜRK ordumuz büyük sevinç gösterileri arasında İstanbul'a giriş yaptı.


Ve  ne büyük tesadüftür ki, 

İngiliz Amirali Calthorpe'a "Padişahın ve benim yegane ümidimiz, Allah'tan sonra İngiltere'dir." diyen; ve asıl adı Mehmed Ferid olan Damat Ferit Paşa,  Milli Mücadele'ye karşı açtığı savaşta, İngiliz ve Yunan uçakları tarafından atılan bildirilerde Şeyhülislam Dürrizade Abdullah'a,

"Padişahın izni olmadan işgalcilere karşı duranları, asker ve para toplayanları tek tek veya topluca öldürmek, din gereği ve görevidir! Milliyetçileri öldürenler gazi sayılır, bu yolda ölenler şehit!" yazdırtan;

Ve yine kendi hükümetinin bakanlarından Adliye Nazırı Ali Rüştü Efendi, "Yunan ordusunun başarısı için dua edilmesini" isteyecek kadar ileri gitmiş olan Damat Ferit Paşa,

Fransa'nın Nice şehrinde İstanbul'un düşman işgalinden kurtulduğu aynı gün olan 6 Ekim'de, öldü!

Demem o ki...

6 Ekim İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun 94. yılı Büyük Türk Milletine kutlu ve mutlu olsun... 


Ne Mutlu Türk'üm diyene!


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

5 Ekim 2017 Perşembe

Nice 91 Yıllara...




Modern çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurucusu ve kurtarıcısı Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün önderliğinde yapılan devrimler arasında, "Adli reformlar" konusunda hazırlanan ve 24 Aralık 1925’te TBMM’ye sunularak 17 Şubat 1926 tarihinde, "Türk Medeni Kanunu" adıyla TBMM’de kabul edilen, 4 Ekim 1926’da yürürlüğe giren,

Türk Medeni Kanunu göre:

"Ailede kadın-erkek eşitliği sağlandı.

Evlilikte resmi nikáh zorunluluğu getirildi.


Erkekler için tek eşle evlilik esası getirildi.


Kadınlara, istedikleri mesleğe girebilme hakkı tanındı.


Mahkemelerde tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında kadın-erkek eşit hale getirildi.


Patrikhane’nin din işleri dışındaki yetkileri kaldırıldı.


Ve Türk Medeni Kanunu’nun doğal sonucu olarak, kadınlara siyasal alanda haklar tanındı:


1930’da belediye seçimlerine katılma hakkı.


1933’te muhtarlık seçimlerine katılma hakkı.


1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmiştir."



Hal böyleyken...



"Bir an için "Şeriat"la yönetilen bir ülkede yaşadığınızı düşünün.

Kanunlara göre haklarınız şöyle:

Her türlü motorlu vasıta kullanmanız yasak.

Bisiklete binmeniz yasak.

Yelkenli kullanmanız yasak.

Sokaklarda başınız açık gezmeniz yasak.

Bir topluluk içinde konuşmanız yasak.

Erkeklerin elini sıkmanız yasak.

Kocanız sizi döverse şikayet etmeniz yasak.

Siyasete girmeniz yasak

Derneklere üye olmanız yasak



Kocanızın veya aile büyüğü erkeğin izni olmadan şunları yapamıyorsunuz:

Seyahat etmeniz yasak

Otelde veya kiralık bir evde tek başınıza kalmanız yasak

Çocuğunuza istediğiniz adı vermeniz yasak.

Bir işte çalışmanız yasak.

Çarşafınızın rengini değiştirmeniz yasak.

Orta öğretim, lise veya üniversitede okumanız yasak.

Yüzünüzü göstermeniz yasak..

Kocanızdan boşanmanız yasak.

Sevdiğiniz kişiyle evlenmeniz yasak.

Boşandıktan sonra çocuklarınızı görmeniz yasak..

Sosyal toplantılarda konuşmanız yasak.

Kocasının ikinci bir kadınla evlenmesine itiraz etmesi yasak."



Dolayısıyla...

"Şeriatla yönetilen ülkelerde kadınlar nasıl bir düzende yaşıyorlar?
Aşırı muhafazakar ülkelerde kadınlar, günlük hayatta yapmak isteyecekleri pek çok şey için erkeklerden izin almak zorunda!" 28 Eylül 2017, Sözcü


Modern çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Büyük önderimiz Atatürk'ümüze sonsuz minnet ve şükran duygularımızla...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

4 Ekim 2017 Çarşamba

"Gitmeyin Komşularımız Girer"


Barzani, saddam tarafından yenilgiye uğratıldığında,

"Saddam Hüseyin'in demir yumruğunu selamlarım" diye açıklaması ortadayken,

Ardından,

"ABD’nin, 2003 yılında bir kez daha Irak'a müdahalesinde ve idam edilen eski Irak lideri Saddam Hüseyin’i devirmesinde Talabani ve diğer tüm Kürt unsurların büyük katkısı oldu." 3 Ekim 2017, Milliyet

Dahası,

"Kerkük'e karışmayın, yoksa fanatik Kürtler de Diyarbakır ve İskenderun'da hak iddia ederler" diyen...

Ve nihayetinde...

"Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, İngiliz kuvvetlerinin ülkeden çekilmesine karşı çıkarken ‘Irak’ta kaos olur, belki iç savaş. Yabancı müdahale olur. Komşularımız (Türkiye, Suriye, İran) girer’ diye konuştu. Talabani, İngiltere’de pazar günleri yayınlanan The Sunday Telegraph gazetesi ile yaptığı söyleşide, ‘Afganistan’dan Irak’a kadar 50 milyon Müslüman’ı kurtardınız. Bu yüce bir amaçtı. Eğer kuvvetleriniz yarın ayrılırsa, dökülen kanlar ve fedakarlıklar boşuna gider’ ifadesini kullandı. Talabani, İngiliz kuvvetlerinin geri çekilmesi halinde teröristlerin bir propaganda zaferi elde edeceğini de savundu." 24 ekim 2005, Hürriyet

Demem o ki...

"Türkiye'ye bir Kürt kedisi bile vermem" sözüyle hafızalarımızda yer edinen,

Kraldan çok kralcı" Celal TALABANİ eceliyle öldü!



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)