26 Haziran 2019 Çarşamba

"Müjde" Öyle Mi!..




"Yeni Askerlik sistemi yürürlüğe girdi! 120 bin askere müjde!

Askerlik süresini 6 aya indiren, bedelli askerlik uygulamasını kalıcı hale getirerek askerlik sistemini yeniden düzenleyen kanun, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 6 ayını dolduran yaklaşık 120 bin askerin terhis olması bekleniyor." Sabah, 26 Haziran 2019

Etrafımız hızla silahlanırken, Ege, Akdeniz, Karadeniz... askeri yığınaklara teslim olurken ve de en önemlisi namluları bize doğru çevrilmişken bizim yüz binleri kapsayan bir asker terhisine alkış tutmamızı  asla, ama asla normal karşılayamadığım gibi endişe duyuyorum!

Zira...

Bu haberle birlikte,  acı reçeteyi bize dayatan SEVR'i hatırlıyorum:

Osmanlı'nın  azınlıklar üzerindeki bütün haklarını kaybetmesini sağlayan SEVR ile

Azınlıklara geniş ve sonsuz haklar verilirken,

Türk milletinin hakları sınırlandırılmıştır.


Anadolu'da yeni devletler kurularak siyasi ve sosyal birlik ve beraberliğin bozulmasına vesile olan SEVR ile `

Osmanlı İmparatorluğu'nun  siyasi yönden varlığı sona erdirilmiştir. Osmanlı bağımsızlığını YOK EDEN maddeleri kabul etti!

Dolayısıyla emperyalist işgalci devletlerin kontrolü altına giren Osmanlı Devleti bu antlaşma ile fiilen sona erdi!

Hal böyle olunca da SEVR'in askeri  maddelerine bir göz atalım:

"Sevr Antlaşması 152-155 arası maddelere göre; 50 bin kişilik bir askeri birlik dışındaki tüm ordu terhis ediliyordu. 168. maddeye göre tüm askeri okullar kapatılıyordu. “Askere Alma” başlığını taşıyan 165. maddeye göre “zorunlu askerlik” kaldırılıyor ve askerlik süresi 12 aya indiriliyordu" Sinan MEYDAN, 3 Haziran  2019 Sözcü.

"1- Osmanlı Devleti'nde mecburi askerlik kaldırılacaktır.

2- Askeri kuvvet 50.700 kişiden oluşacak ve ordunun ağır silahları bulunmayacaktır. Bu kuvvetler yalnız iç güvenliği sağlayacaktır.`

3- Deniz gücü sınırlı olacak, 13 küçük gemiyi geçmeyecek ve denizaltı bulunmayacaktır."

Dolayısıyla...

Osmanlı imparatorluğu askeri yönden sınırlandırılarak savunmasız hale getirilmiştir. Bu da emperyalist işgalci devletlerinin planlarını rahat uygulamalarına zemin hazırlamıştır. Ancak Mustafa Kemal ATATÜRK'ün önderliğinde Yüce Türk Milletinin baş kaldırmasıyla  emperyalistlerin planları, YERLE BİR EDİLMİŞTİR

Bugün mü?






Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün ışığında, 

Sevr'i bize dayatan dünün "İtilaf Devletleri, bugünün Koaliyon Güçleri, Yüce Türk Milletinin dolayısıyla da göz bebeğimiz Türk Ordu'muzun o müthiş, çılgın iradesi karşısında,  bir kez daha yerle bir olacaktır!

Ne mutlu Türk'üm diyene!



Türk Ordusu bizim her zaman göz bebeğimiz olmuştur, olmaya da devam edecektir!



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

25 Haziran 2019 Salı

22 Haziran...




AMASYA GENELGESİ(TAMİMİ) / 22 HAZİRAN 1919

Havza’dan hareket eden Mustafa kemal Paşa 12 Haziran 1919’da Amasya’ya varmıştır.Burada daha rahat bir çalışma ortamı bulan Mustafa kemal Paşa Amasya Genelgesini hazırlamıştır.Bu genelgeyi yayımlamadan önce Ali Fuat Paşa,Rauf bey,cemal Paşa ve Kazım Karabekir Paşa gibi komutanların da onayını almıştır.Böylece genelge kararlarının kişisel olmaktan çıkmasını ve halkın bu kararları benimsemesinin kolaylaşmasını sağlamıştır.

Anadolu’daki sivil ve askeri makamlara gizli olarak gönderdiği bu genelgenin maddeleri şunlardır:

• Madde: Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir

Yorum:
• Milli mücadelenin gerekçesi belirtilmiştir.
• Bölgesel kurtuluş çarelerinin yetersizliği anlatılmıştır.
• Ulusal bağımsızlık için Türk Milleti’ne çağrı yapılmıştır.

• Madde: İstanbul Hükümeti yüklendiği görevi yerine getirememektedir.Bu durum milletimizi yok saymak anlamına gelmektedir.

Yorum:
• İstanbul Hükümetine karşı güvensizlik duyulduğu ilk kez açıkça belirtilmiştir.
• İstanbul Hükümetinin Türk Milletini temsil etmediği ortaya konulmuştur.
• Bu durum Anadolu’da yeni bir direnişin başlamasının gerekliliğini ortaya koymuştur.
• Kendisini Samsuna gönderen İstanbul Hükümetine karşı gelen Mustafa Kemal Paşa böylece yetki ve görevlerini aşmış bunun sonucunda İstanbul’a geri çağırılmıştır.

• Madde: Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

Yorum:
• Genelgenin en önemli ve kapsamlı maddesi bu maddedir.
• Kurtuluş savaşının yöntemi ve amacı belirtilmiştir.
• Milli Mücadelenin millete danışılarak yani demokratik bir yöntemle gerçekleştirileceği ifade edilmiştir.
• Milli mücadelenin amacının milletin iradesine dayanan bir yönetim kurmak olduğu belirtilmiştir.
• Yönetim şeklinin değiştirileceği dolaylı olarak belirtilmiş üstü kapalı bir şekilde cumhuriyet yönetimine işaret edilmiştir.
• Bölgesel kurtuluş sömürgecilik yada manda-himaye yönetimlerinin hiçbirinin kabul edilemeyeceği açık bir dille ifade edilmiştir.
• Yapılacak olan direnişin evrensel niteliklere dayandığı belirtilmiştir.

• Madde: Milletin haklarını korumak amacıyla her türlü etki ve denetimden uzak millî bir kurul oluşturulmalıdır.

Yorum:
• Kurtuluş savaşı için milletin teşkilatlanması gerektiği vurgulanmıştır.
• Bu maddenin sonucu İlk kez Erzurum Kongresinde “Temsil Heyeti” adıyla bölgesel bir kurul oluşturulmuştur.Bu kurul Sivas Kongresinde tüm yurdu temsil eder hale getirilmiştir.

• Madde: Anadolu’nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sivas’ta millî bir kongre toplanmalıdır.

Yorum:
• Yurt çapındaki bölgesel direniş çalışmalarının tek bir merkezde toplanması amaçlanmıştır.
• Teşkilatlanmak için somut adımlar atılmaya başlanmıştır.
• Alınacak kararların bütün yurdun temsilcileri tarafından onaylanması amaçlanmıştır.
• Demokratik yöntem bu şekilde uygulamaya konulmuştur.
• Milli birlik ve beraberlik sağlanarak cemiyetlerin birleştirilmesine zemin hazırlanmıştır.

• Madde: Her sancaktan halkın güvenini kazanmış üçer kişi seçilerek hemen Sivas’a doğru yola çıkmalıdır.

Yorum:
• Alınacak kararların kişisel olmaktan uzak milli kararlar olması amaçlanmıştır.

• Madde: Sivas’taki kongreye katılacak olan delegeler Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak Cemiyetleri ve belediyeler tarafından seçilecektir.

Yorum:
• Yerel idareler etkili kılınmıştır.
• Delegelerin Milli mücadele yanlısı ve halkın güvenini kazanmış kişiler olmaları sağlanmaya çalışılmıştır.

• Madde: Bu genelge Millî bir sır olarak saklanmalı ve delegeler gereken yerlerde kimliklerini gizleyerek Sivas’a gelmelidirler.

Yorum:
• Genelge kararlarının uygulanmasının İstanbul Hükümeti ve İtilaf devletleri tarafından engelleneceği hatırlatılmıştır.
• Sivas Kongresinin toplanmasının engellenebileceği belirtilmiştir.

• Madde: Doğu illeri adına 10 Temmuz 1919’da Erzurum’da bir kongre toplanacaktır.O güne kadar diğer illerin delegeleri Sivas’a ulaşabilirlerse Erzurum Kongresinin delegeleri de Sivas Kongresine katılmak için yola çıkacaklardır.

Yorum:
• Erzurum’da bölgesel cemiyetlerin toplanacağı kongre diğer bölgelere de duyurularak bu tip kongrelerin yaygınlaştırılması sağlamak istenmiştir.

• Madde:Askeri ve sivil teşkilatlar hiçbir suretle dağıtılmayacak yönetimi başkalarına devredilmeyecek ve silahlar teslim edilmeyecektir.
Yorum:
• Gerektiğinde silahlı bir mücadelenin yapılacağı ifade edilmiştir.
• Mondros Ateşkes Antlaşmasına karşı çıkılmıştır.
• Yapılacak direnişin top yekün bir mücadele olacağı ortaya konulmuştur.
• Mustafa kemal Paşa’nın resmi görevini yerine getirmeyeceği ortaya çıkmıştır.
• Askeri ve sivil makamların Milli mücadele yanlılarının elinde kalması amaçlanmıştır.


Amasya Genelgesi’nin Millî Mücadele’deki Yeri

• Bir ihtilal beyannamesi özelliği taşır.
• Türk İnkılabının “İhtilal safhası”nı başlatmıştır.
• Siyasi,hukuki ve askeri bir direniş başlatmıştır.
• Havza Genelgesi ile uyandırılmış olan ulusal bilinç artık harekete geçirilmiştir.
• İstanbul’un artık Anadolu’nun sesini dinlemesi gerektiği ortaya konulmuştur.
• İstanbul Hükümeti’ne karşı güvenini yitirmiş olan fakat ne yapacağını bilemeyen vatanperver aydınların ve subayların Anadolu’ya geçmesi sağlanmıştır.
• Yurdun her tarafında yeni bir heyecan oluşmuş ve Sivas Kongresi’ne katılmak için delege seçimleri yapılmaya başlanmıştır.
• En karanlık günlerde bir milletin yeniden dirilişine önayak olmuştur.
• Milli Mücadelenin gerekçesi amacı ve yöntemi belirtilmiş daha sonra toplanan bütün kongrelerin ve oluşturulan teşkilatların temeli bu genelgeye dayanmıştır.
• Milli egemenlik ve bağımsızlık mücadelesi birlikte başlatılmıştır.
• İstanbul hükümeti’ne karşı açıkça cephe alınmasına rağmen saltanata açıkça karşı çıkılmamıştır.


Amasya Genelgesi’ne Tepkiler

• İstanbul Hükümeti Mustafa kemal Paşayı İstanbul’a geri çağırmış,isterse bir süre istirahat için izine ayrılmasını önermiştir.
• İstanbul Hükümeti genelge maddelerinin yasa dışı olduğunu ilan etmiş ve uygulayacak olanların tutuklanacağını açıklamıştır.
Mustafa Kemal Paşa İstanbul Hükümetinin İstanbul’a gelmesini istemesine rağmen bu emri yerine getirmediği için müfettişlik görevinden alınmış hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştır.
• Böyle bir ortamda Tokat üzerinden Erzurum’a hareket eden Mustafa kemal Paşa Erzurum’da İstanbul ile haberleşmesini bir süre daha sürdürmüş ancak bunun bir fayda sağlamayacağını görünce 7-8 Temmuz 1919 gecesi çok sevdiği askerlik görevinden de istifa etmiştir.Bu karardan sonra Mustafa kemal Paşanın İstanbul Hükümetine resmi açıdan bağlılığı ve emirleri uygulama zorunluluğu kalmamıştır.Bu olaydan itibaren Mustafa kemal Paşa artık sivil bir kişi olarak ulusal direnişi teşkilatlandırmaya çalışacaktır.Sivil olarak gerçekleştirdiği ilk çalışma Erzurum Kongresinin başkanlığını yürütmek olmuştur.

https://www.sosyalbilgiler.gen.tr


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

30 Mayıs 2019 Perşembe

Tiksindik!




Son 24 saatten bu yana tiksintinin, mide bulantısının zirvesini yaşıyorum. 

Zira bir bebekle iğrenç fantaziler üreten sapkın bir yaratığın (Abdullah Şevki) yazmış olduğu "Zümrüt Apartmanı" adlı kitap ortalığa henüz saçıldı.

Vay arkadaş meğer bu sapkın yaratık tek değilmiş.

The Elif ŞAFAKAyşe KULİN

Vallahi bunlar da boş durmamışlar. Bu sefil yaratıktan geri kalmayacak inciler, fantaziler gırla gitmiş...  iyi mi!!!

Dolayısıyla bu yaşıma kadar bilmediğim, aklımın yetmeyeceği, hayal edemeyeceğim kadar  bir ahlâksızlığı ne yazık ki dün itibariyle duydum, öğrendim!

Öğrenmez olsaydım!..

Bu rezaletlere tanıklık ettiğim için kendimden utanıyorum!

Bu iğrençlikleri okuduğum andan itibaren insanlığın üzerinden bir dozerin geçtiğini görüyorum.



Allah'ım helak et lütfen! 

Dünden bu yana adeta deliriyorum...

Dişlerimi sıkmaktan çenem sızlıyor artık.

Ve

Eyy sayın yetkililer, 

Nerelerdesiniz?

Sesinizi duymuyoruz!

Bu kadar kirlenmişliği, bu kadar iğrençliği kaldıramıyoruz!

Bir yanda İslam üzerinden neredeyse günün 24 saati her konuda fetva bombardımanına maruz kalalım,

Öbür yandan burnunuzun dibinde adeta  Lût Kavmini aratmayacak rezaletler ortaya saçılıyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor, iyi mi!

Ve yine her gün bangır bangır orada burada yok şu olmuş, yok bu olmuş diye haber yapanlar, zihnimizi allak bullak eden basın mensupları, siz nerelerdesiniz?

Bu rezil kitap  yayınlanalı 6 yıl olmuş,  yankısı ancak geliyor, öyle mi!

Utanıyorum! 

Acı çekiyorum! 

Rezaletin dibini görmenin sorumluluğunu taşıyorum!

Kendinden başkasını düşünmeyen yığınların içinde olmaktan hicap duyuyorum! 

Ve dışarıdaki bebeklerin yüzüne bakmaktan ızdırap duyuyorum! 

Ve  zavallı masum kedilere, köpeklere tecavüz eden mahlukatlardan dolayı o masum hayvanlara bile bakmaktan utanç duyuyorum!

Allah'ım böyle bir pisliğin içinde olmak bana çok ağır geliyor!

Yer yerinden oynasın, yıkılsın bu dünya!... 


Öte yandan...

Balıkesir'de dernek ve  vakıf temsilcileri mezuniyet törenleri için çağrıda bulunarak "Mezuniyet törenleri uygulamaları ile İslam'a aykırı ortamlarda gayri ahlaki davranışlar sergileniyor." demişler.

Vay be!.. mezuniyet İslam'a aykırıymış, öyle mi?

Eyy mezuniyet ve etek boyuyla uğraşanlar!

Bırakın mezuniyeti, mini eteği de,

Siz asıl bu  ülkede bebeklerin, çocukların kaçırıldığı insan onurunun kabul edemeyeceği  bu  gayri  ahlakî Abdullah Şevkiler için bir zahmet  çağrıda bulunup tepkinizi verin!

Dolayısıyla her şeyin bittiği an bu andır. O sebeple bu iğrençliklerin kitaplaştırılıp aleni satışa çıkarıldığı  ülkede yer yerinden oynaması gerekmez mi?




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

22 Mayıs 2019 Çarşamba

MATEMATİKçi Takiyüddin




İSTANBUL Rasathane'sinin kuruluşuna öncülük eden bilim adamı zamanın en ünlü matematikçi ve astronomu Takiyüddin El-Raşit’tir. Bu görevi sırasında III.Murat ile yakınlık kurmayı başaran Takiyüddin hükümdarın hocası Hoca Sadettin Efendi’nin desteği ile  padişahı rasathane konusunda ikna etti.

"Takiyüddin Tophane sırtlarında yapımına 1575 tarihinde başlanan ve 1577’de bir kısmı tamamlanan rasathanede gözlemlerine başladı. O, rasathanede araştırma ve gözlemler için gerekli bütün aletleri temin etmiş zengin bir de kütüphane oluşturmuştu. Rasathane iki ayrı binadan ve on altı personelden oluşuyordu. Takiyüddin o zamana göre oldukça ileri teknik ve hesaplamalar kullanarak gözlemlerde bulunmuştur. Mesela Ekliptik ile ekvator düzlemi arasındaki açıyı bugünkine çok yakın şekilde 23 derece 28’ 40’’olarak hesaplamıştır. Yapılan gözlemler not edilmiş ve bu konuda önemli eserler oluşturulmuştur. Araştırmacılar Takiyüddin ile aynı dönemde yaşamış Danimarkalı astronom Tycho Brahe’den daha net ve daha kesin gözlemler yaptığına işaret ederler." İnternet üzerinden alıntıdır.

Asıl adı Galata Gözlemevi olan ve 1575'te kurulan rasathanenin ömrü sadece 5 yıl olmuş ve  üç yıl ayakta kalabilmiştir. Gerici kışkırtmalar sonucu Padişah III. Murat'ın buyruğuyla yıkıldı. Zira izlenen bir kuyruklu yıldızdan sonra şehirde veba salgını ve deprem olunca, cehaletin o inanılmaz sesi bu "uğursuzlukların" sebebi olarak rasathaneyi göstermişlerdir. Ayrıca rasathanenin kurulmasında katkısı olduğu söylenen Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa da bir suikast sonucu öldürülür. Ne tesadüftür ki Sokullu'nun ölümünden hemen sonra gözlemevi de yıkılır.

Osmanlı'nın çöküşünü hazırlayan  rasathanenin yıkımından  sonra  Osmanlı bilimden uzak kalmıştır. Dolayısıyla rasathanenin gericilerin hedefi olmasının sebebi de bilim adamlarının teleskoplarla gökyüzünü incelemelerinin  uğursuzluk getireceği ve Allah'a karşı hadsizlik olarak sayılmasıdır.

Hal böyleyken  bilime vurulan bu büyük darbeyi savunan sözde Osmanlı savunucuları,

"Biz zaten bilimsel amaçla falan değil, sırf ziç hesabı için açmıştık, onu halledince de rasathane görevini tamamlamış oldu ve kapandı." der.


Bugün Milli Eğitim'de "matematik dersinin seçmeli" olduğu yönündeki iddiaları okudukça yüreğim sızım sızım sızlıyor. Ve aklıma ne yazık ki  rasathanenin yıkım olayını getirdi. Umut ediyorum ki bu haberler asılsız çıksın, ya da en kısa zamanda bu iddiaların düzeltilmesi yoluna gidilsin. 

Bu arada resim, müzik ve beden eğitimi derslerinin de "seçmeli" hale getirilmesi de ayrı bir facia. Zira Rönesans ile  Orta Çağ'dan çıkan  Avrupa, kalkınmasını ve gelişmişliğini sanat, bilim, felsefe ve mimarlıkta bağın tekrar kurulmasını sağlayan,  filozof ve bilim insanlarının çalışmalarına borçludur.  Dolayısıyla bizim sanattan, bilimden, düşünceden  uzaklaşmamız  çağın gerisine doğru adım atmamız demektir. Hani Büyük ATATÜRK'ün o veciz sözü aklıma geliyor;
"Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."




Demem o ki... 

Düşünceden, yani felsefeden, 

Bilimden, yani matematikten, 

Estetikten, yani sanattan ayrılırsak, 

Vallahi hayat damarımız kopar!



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

19 Mayıs 2019 Pazar

Bugün 19 Mayıs



19 Mayıs demek;

Çağdaş uygarlığa açılan bir kapıdır.

Karanlığı aydınlığa çeviren sonsuz bir meşaledir.

Mazlumlara kanattır.

Özgürlüğe açılan bir nehir gibidir.

Beyinlere vurulan kelepçeyi açan bir anahtardır.

Umutlara açılan bir yelkendir.

Tükenmişliğin bitişidir.

Suyun, toprağın, göğün kıymetini bilmektir.

Aydınlıktır.

Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillerin yetişmesi demektir.

Gurur, onur, ahlâk demektir.

Kula kulluk zincirinin kırılmasıdır.

Saltanata giden kapıların kapanmasıdır.

Yedi düvele başkaldırmaktır.


Kısaca...

19 Mayıs, dünyanın hayranlığını kazanmış, milletimizin kalbine taht kurmuş,

Dâhi ATATÜRK demektir!

İyi ki varsın Atatürk'üm!..

BAĞIMSIZLIK mücadelemizin başlangıcının 100. Yılı olan 19 Mayıs ATATÜRK'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun!



Kurucusu ATATÜRK olan,
Özgür bir ülkede doğdum ben

Adı Cumhuriyet olan
Fikri hür, vicdanı hür ve  irfanı hür
Nesiller yetiştiren
Başı dik, onurlu 
Cumhuriyet öğretmeniyim ben.

Ne mutlu Türk'üm diyene!


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

17 Mayıs 2019 Cuma

"Sehven" Öyle Mi!




Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi adlı bir kuruluş güya "Pontus Soykırı’mının 100’üncü Yılı" konulu bir etkinlik düzenlemek isteyenler,

* Marmaris'te İzmir marşını söylemek isteyen gençlerin boğazını sıkanlar,

* Ve Bursa. Atatürk'ün olmadığı, Atatürk'süz bayram  afişlerini  astıran Bursa Büyükşehir Belediyesi.
Nasıl Yani!..


Kim oluyorsun da Türk milletinin büyük bir hayranlık besleyerek sonsuz sevgiyle  kalbine yazdığı  milli değerimiz, kurucumuz ATATÜRK'ümüzün adını silmeye kalkıyorsun! 

Sen ki, Atatürk Cumhuriyeti'nin yasalarıyla, kanunlarıyla kimselerin ulaşamayacağı o şerefli  makamlarda oturmanın yolunu açan büyük ATATÜRK'e fütursuzca saygısızlık etmeye kalkıyorsun, yuh artık!

Sen ki, bu devletin imkanlarıyla, bu milletin alınteri ekmeğini yiyerek oralara kadar gelmişsin, sonra da hadsizce kalkmış ekmeğini yediğin  devletinin milli değerine el uzatıyorsun, öyle mi! 

Öte yandan...
Marmaris’te, 19 Mayıs 100. yıl etkinlikleri kapsamında düzenlenen Gençlik Yürüyüşü boyunca 15 Temmuz Marşı çalınmasına öğrenciler tepki gösterdi. İzmir Marşı söyleyen öğrencilere, susmaları konusunda uyarı yapıldı. Bir öğrenci, "19 Mayıs’ta 15 Temmuz Marşı ne arıyor? Adam gelmiş boğazımı sıkıyor, burada İzmir Marşı'nı söylediğim için" feryadı basına yansıdı.


Nasıl oluyor da İzmir marşı yasaklanıyor? 

 Mehter Marşı, Genç Osman Marşı, 15 Temmuz Marşı, Gençlik Marşı... Hepsi bizim! Bu ayrıştırmalar da ne oluyor?

O "boğaz sıkan" eller nerede kalem tuttu? 

Hangi okullarda okudu?

Kimin ekmeğini yedi?

Kimden maaş alıyor?

Hangi topraklarda yaşıyor?

Arkadaş bizim başka vatanımız yok, anlamıyor musunuz! 

Yarın bir Irak, bir Suriye, bir Libya, bir Afganistan  olursak, nerelere sığınacağız? 

O makamları bulabilecek misiniz?

19 Mayıs 1919,

Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı'nı başlattığı gün.

100. yılını kutladığımız bu şanlı güne ihanet etmenin anlamı ne? 

Yoksa işgal altındayız da haberimiz mi yok!


Amerika'da birileri çıksa mesela... 

4 Temmuz Amerika'nın Bağımsızlık gününde, Düşünceye Özgürlük Girişimi adlı bir kuruluş güya 'Kızılderililere soykırım' konulu bir etkinlik düzenlemek isteseler,

Washington Belediye Başkanı, Bağımsızlık günlerini kutlarken kurucuları Washington'un resmini kaldırsa ya da  unutturmaya kalksa,

Amerikalı öğrencilerin  milli değerlerini anlatan marşlarını söylediler diye, boğazını sıkmaya çalışan yetkililer olsa,

Amerika halkı ve  Amerikalı yetkililer buna asla ama, asla izin vermezler! Zira bu davranışlar bir milletin parçalanması demektir, NOKTA.

Dolayısıyla...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni bölüp parçalayamayacaksınız! Zira ATATÜRKmilli birliğimizin  ve bölünmez vatanımızın ÇİMENTOSUDUR! Onun adını çıkartmaya, görmezden gelmeye, yok saymaya senin ne gücün, ne de haddin  yetmez, bu bir!

İzmir marşı, Mehter Marşı... milli duygularımızı kabartan TÜRK'lüğümüzle, atalarımızla övündüğümüz değerlerimizdir, bu iki!

İçte ve dışta hain ve düşman  güçler birleşmiş, "düşünceye özgürlük" filan diyerek kurulan bu sözde dernekler, tee (Kürt İslam teali cemiyeti, İngiliz muhipler Cemiyeti gibi) 100 yıl önce de vardı, bugün de var!..

Onun içindir ki Atatürk'ün "Gençliğe Hitabe"si, "İstiklal Marşı" boşa yazılmadı. Dolayısıyla tarih boyu denediniz, yine deniyorsunuz ama biliniz ki asla başaramayacaksınız, bu da üç!

Ne mutlu TÜRK'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)