16 Kasım 2013 Cumartesi

Son Sumer Kraliçe'miz Muazzez İlmiye ÇIĞ ile Söyleşi'm... "Çocuklarını Yiyorlardı Açlıktan!"






Evet... en zarif, en renkli, bilge insan... Adı gibi ilim insanı Son Sumer Kraliçesi Sumerolog Muazzez İlmiye ÇIĞ Hanımefendi...

Bir asırlık çınar...

O bir Cumhuriyet kadını... O, aydın bir Türk kadını.. Tüm bunların  verdiği şevkle ve 100 yıllık bitmek tükenmek bilmeyen enerjisiyle bugün de bilgisini, düşüncesiyle, zekasıyla bizlere  aktarmaya devam ediyor... 

Yüz yıllık birikimi bize, tarihe ışık tutuyor.

O, son Sumer Kraliçemiz ama, masal tadında gerçek bir tarihi aktarıyor... Bunu yaparken bir yandan da Atatürk'ün isteğini gerçekleştirmenin verdiği büyük gururla yüzü aydınlanıyor...

O, Meclis açıldığında 6, Cumhuriyet kurulduğunda ise henüz 9 yaşındaydı. Ama Cumhuriyet'in, Atatürk devrimlerinin temeli atılırken o harcın içerisinde yaşayarak bizzat rol alan bir bilim insanımız...

Hani Tolstoy'un dediği gibi, "emeğimizden başka hiçbir şey bize ait değil"...

Biz de onu,

Ön-Asya dilleri araştırma merkezinin arşivdeki tabletleri, bilim âlemine tanıtmasıyla, Amerika'dan, Almanya'dan, Finlandiya'dan gelen uzmanlarla birlikte, her biri Sumeroloji literatüründe birer kilometre taşı olan yayınlarıyla,

Katıldığı kongrelerde ve bilimsel toplantılarda verdiği bildirilerde, yayınladığı 15 kitap ve 100'ü aşkın bilimsel makalesiyle hep Türkiye'nin yüzünü ağartmasıyla,

İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde bulunan Sumer, Akad, Hitit dillerinde yazılmış 74 bin çivi yazılı belge üzerinde 33 yıllık çalışmalarıyla tanıyoruz.

Onun o sevimli yüzü, bilge kişiliği, tatlı mı talı sohbeti ve en önemlisi de inanılmaz birikimini koruyan, aklı ve zekasıyla buluşmanın, kabul görmenin heyecanıyla merhabalaşıyorum...

Ayy!.. O ne tatlı ve içten bir karşılama...  O nasıl bir nezaket... Hepsi bir arada...

Öyle ya... O bir kraliçe.. MASAL GİBİ...

Ben de o masal gibi ama, tarihi gerçekleri konuşmak üzere Kraliçe'mizin mütevazı evine konuk ediliyorum...

Dedim ya asırlık bir çınar gibi... o muhteşem birikimin, bilgeliğin karşısında bir o kadar da sevimli tatlı mı tatlı minyatür bir bebek gibi olağanüstü zarafetiyle bizi kapıda karşılıyor,  Kraliçemiz...

O bir Sumer kraliçesi olduğuna göre...



* Sumerliler kimdir?

Sumerliler, günümüzden 6000 yıl önce Dicle ve Fırat nehirlerinin arasında yer alan Mezopotamya'nın güneyine gelip yerleşmişler ve orada büyük bir uygarlık kurarak yaklaşık 2000 yıl varlıklarını korumuşlardır. Onların uygarlıklarının en önemli olayı, dillerine göre bir yazı icat etmeleri, okullar kurarak, kil üzerine yazarak o yazıyı geliştirip her istediklerini yazabilmeleridir. Çivi yazısı adı verilen bu yazıyı hem Sumerliler zamanında var olan, hem de daha sonra tarih sahnesine çıkan Ortadoğu milletleri de kendi dillerinde kullanmışlardır. 


* Miraç Kandilinde doğmuşsunuz, bu doğru mu?

Hakikaten Miraç Kandilinde doğmuşum ben.. belki de ondan bilmiyorum ama, diyorum ki, Tanrı'nın bana karşı bir hususi bir şeyi var diyorum. İnanırmısınız, oluyor yani hayret edersiniz..ben bir şeyi yapmak istediğim zaman yollar açılıyor. Şimdi birkaç gün önce dedim ki bir defa dedim, "nutku ele alacağım dedim. Bu defa Nutuk üzerinde konuşmak istiyorum, dedim... Ah... dökümanlarımı  karıştırıyorum, bir de baktım, bir dosya... Bir öğretmenin Nutuk üzerinde çocuklara yaptırdığı çalışmalar...   Ben Nutuk'dan bahsediyorum, Nutuk'la ilgli yazılar çıkıyor karşıma... Şimdiye kadar hayatımda hep yol açıldı.

Rüyaya inanır mısınız?.. Bir defa rüya gördüm. Yeni mezun olduğumda... rüyamda beni bir el havaya kaldırıyor. Etrafımdakiler bana diyorlar ki, Hz. Muhammed'in eli... Anneme anlattım. Annem çok bilirdi... "kızım çok güzel bir rüya, Hz. Muhammed'in eli ileride çok güzel şeylerin olacağına, yükseleceğine işaret" dedi.


*1914 yılında doğdunuz. Siz dünya savaşları ve Kurtuluş Savaşı dönemlerini bire bir yaşayan bir tarih gibisiniz. Savaşı anlatır mısınız?


Ben savaş görmedim ama, o dönemin içerisinde bulundum. 
O dönemin kıtlığını, yokluğu hatırlıyorum. Çocuktum...Sofrada ekmek kırıntılarını topladığımı hatırlıyorum... Yanımda başka çocuk da vardı, sofrada, ondan kıskandım ekmek kırıklarını... 
Benim o yüzden ödüm patlar, ekmek ziyan olacak diye...


Bugün israfın gırla gittiği fütursuzca bir dönem yaşanıyor... Hani... ekmek "nimet"tir diyerek öpüp başımıza koyduğumuz, emeğin kutsallığına duyulan saygının, Yaratan'a minnet duygularının yerlerde süründüğü bir dönemde böylesi bir anlatım, gerçekten "masal" gibi geliyor insana..  

Ekmek kırıntısına muhtaç, açlığın ve yokluğun yaşandığı savaş yıllarına tanıklık edenin ağzından bu sözleri duymak, utancın ve görgüsüzlüğün dibe vurduğu bugünü düşünürken yarın çocuklarımıza bu durumu nasıl anlatacağımızın ayıbını, iliklerime kadar hissederek dinliyorum...

"Nasıl olur?" diyemiyorum, açın bakın televizyonlara... arsızca ve görgüsüzce yapılan yemek programları, envai çeşit istrafın gösterişi kol geziyor, bu anlatılanlara inat...

Devam ediyoruz...

Hâlâ bir lokma ekmeği atamam ben. Çok da kızarım. Maalesef, benim kadın var, diyor ki;"vallahi çöpe atıyorlar yığınla ekmeği".. Çok üzülüyorum.. Bu memleket öyle bir açlık çekecek ki... Çok üzülüyorum, çok... Biz ne kadar aç kaldık, neler çektik, yollarda ziyan olduk...



-Allah savaş göstermesin! 

Savaş göstermesin. Ama ben İç savaştan çok korkuyorum... İçimiz o kadar berbat ki...kimse farkında değil... bugün üzerimize büyük saldırılar var. İçeriden dışarıdan... Diş bileyen böyle yığınla insan var...

Ben gençlere üzülüyorum... Ben artık yaşlıyım, kendimi düşünmüyorum, ama bu çocuklara çok yazık olacak.

Çocuklarını yemişler. Amerika'da bile bu olmuş biliyor musunuz? Amerika'da bile.. Açlıktan. Sümer yazılarında var.  Öyle bir kıtlık oluyor ki... Çocuklarını yemişler.  Kızını eve almadı diyor, korkusundan çocuklarını birbirine vermişler, yesinler diye. Kendi çocuğunu yiyemiyor, komşusuyla değiş tokuş yaparak yiyorlar. Sümerler yazıyor bunu. Açlıktan. O zaman dünya böyle dolu değildi.. Bir kıtlık geliyor, ondan sonra memlekette bir şey oluyor... 

İnsan şaşıyor vallahi... Sonra toprak tuzlanmış. Çok sudan verimsiz olmuş... 


Duyduğum bu sözler karşısında insanın adeta kanı donuyor.. Zira bugün bir taraftan memleketimizin o verimli toprakları hoyratça ve arsızca yok edilirken, diğer taraftan da lüksün peşinden dolu dizgin koşar adımlarla yarışa girmişcesine, her yeri yığın yığın betonlaştırırken... Tarihin derinliklerinden gelen bu sese kulak vermemek mümkün mü?

Derin derin iç çekerek, ağırlaşan yüreğimle bu bilgece söylenen tarihi uyarı'yı acıyla ve dikkatle  dinlemeye devam ediyorum.

Hani yüzde 99'umuzun müslümanız diye övünen ve her fırsatta Müslümanlık'tan dem vurmaya kalktığımız ülkemizde,  her geçen gün bir lokma ekmeğe muhtaç hale getirildiğimizi ne yazık ki göremeyenlerin kuşatması altında ezilirken, bu cümleleri işitmek insanı derinden endişelendiriyor.


* Siz Ankara Dil Tarih-Coğrafya Fakültesi Hititoloji Bölümü mezunusunuz. Atatürk, özellikle Sumerlilere özel bir önem veriyordu. Bunun nedeni, Sumerlilerin Türk olmasından mı kaynaklanıyor? 


Atatürk,  tam bilmiyor. Çünkü böyle bir şey yapılmamıştı...
Yalnız.. Sumerceyi çözenler,  o zaman diyorlardı, Sümerler Orta Asya'dan gelmiş olabilirler, dilleri Türk diline benziyor. Fransız kitaplarında, bir kitapta bunu böyle yazmış Atatürk, bunu okuyor  altını çiziyor, çok "önemli" diye.. Bu çok önemli. Fakat sonradan bundan vazgeçtiler... Hatta son zamanlarda yazılan, Batı'daki yazılarda,  Sumer dili ne ölü ne diri, hiçbir dile benzemiyor, diye yazıyorlar.  

Ama bugün Türkçe çok kelime var, 800 kadar kelime..  mesela,  Macarcada da var. Macarca Sümerce karşılaştırmaları var. Bir hayli karşılaştırma yapılıyor. Ben yapmadım yani dil karşılaştırması. Ama ben son kitabımla kültür karşılaştırması yaptım. Yani... 
Şimdi diyorlar ki, bir dilden diğer dile kelimeler geçer. Bu tabiidir. Yani aynı zamanda yaşanmış şeylerdir. Bir kök ararsanız,  kültür kökü lazım. Kültür bağlantısı... Ben son kitabımda kültür bağlantısı yaptım. Dile ek olarak, kültür bağlantısı..  

Son çalışmam olan "Sumerliler Türklerin bir koludur" Sumer-Türk Kültür Bağları kitabı ile de elde edebildiğim bütün bağları gösterdim. Bu çalışmalar, Sumerlilerin Türklerin bir kolu olduğunu dünyaya kabul ettirmek için yeterli mi? Önce kendi bilim insanlarımızın bunu kabul etmesi, el birliği ile bu konuda çalışması, bu çalışmaların üstüne yeni buluntular eklenerek kongrelere sunulması, yabancı dergilerde yazılması ve bütün karşılaştırmaların yabancı dile kitap haline getirilmesi gerek. 

Bugün hem Avrupa hem Amerika'da Sumercenin yaşayan veya ölü hiçbir dile benzemediği yazılıyor. Halbuki yüzlerce Sumerce kelimenin hem fonetik, hem de anlam bakımından Türkçeye tam uyduğu, hatta birçok kelimenin bugünkü Anadolu Türkçesinde kullanıldığı ortaya çıktı. Bütün bunlara dayanarak, ben bugün Sumerlilerin Orta Asya'dan Mezopotamya'ya göç eden Türklerin bir kolu olduğunu rahatlıkla söylüyorum. 

Ben bir yol açtım. İsteyenler o yolda yürüyerek bu tezimizin savunmasını yapar, onu daha ilerilere götürür, Batı'nın gözüne sokar. Ben elimden geleni yaptım...



* "Atatürk Sumer kültürünün halka inmesini istiyordu" diyorsunuz, bunu bize açabilir misiniz?

Atatürk o zaman dediğim gibi, Atatürk  bir Fransızca kitaptan Sümerlerin Orta Asya'dan gelmiş olabileceğini, dillerinin Türk diline benzediğini okumuş. Ve okuduğu kitabı ben gözümle gördüm. 
Altını çizmiş ve yanına eski harflerle, "mühim" diye yazmış. ben Onu da  bildiğim için, onu da okudum. "Mühim" diye yazmış.. Şimdi buna istinaden  Atatürk, Sumerlerin üzerinde çalışılmasını istedi. Ayrıca   Dil Tarih-Coğrafya Fakültesi açıldı biliyorsunuz... 

Dil Tarih-Coğrafya Fakültesinin neden açıldığını biliyor musunuz?

-Bunu ben size sorayım!

Dil Tarih-Coğrafya Fakültesi, yalnız Türk dili tarihi ve kültürünü araştıracak kaynaklardan istifade edecek ve uzman yetiştirmek üzere açıldı.

Atatürk, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin kuruluşunda, başka ülkelerde Asuroloji olan bölümün adını"bırakın şu Samileri" diyerek, Sumeroloji koydurtmuştu. Batı'daki bu ilk çalışmalara dayanarak o zamanki dil üzerinde çalışan uzmanlarımıza da Sumerce-Türkçe karşılaştırmalar yapmalarını önermişti. Batıda başlayan ırkçılık yüzünden olsa gerek, bir süre sonra Sumerce karşılaştırmalarına son verilmiş, dolayısıyla bizde de bu çalışmalar bırakılmıştır.

ATATÜRK, Sumerlilerin tarih ve kültürünün halkımıza tanıtılmasını ve onların varsa, Türklerle bağlantılarının bulunup kanıtlanmasını istiyordu. Bunu yapacak uzmanların yetişmesi için de Ankara'da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'ne Sumeroloji Bölümünü açtırmıştı.  Ne yazık ki, 70 yıldan beri ne oradaki akademisyenlerden ne de onların yetiştirdiklerinden bu konularla ilgilenen oldu. Halbuki Sumer-Türk araştırmaları merkezi kurulmalıydı. Böylece bu konudaki çalışmalara yol açılır, teşvik edilir, yapılan çalışmalar biraraya getirilirdi.

Ancak... ben emekli olduktan sonra Aziz Ata'mızın istediği doğrultuda, halka dönük kitaplar yazmaya başladım Bu kitapla büyük ilgi gördü. Onlar yoluyla ülkemizde bir Sumer merak başladığını, aldığım telefonla, mektuplar, o kitaplarla ilgili yazılardan anladım.


* Bugün bu Fakülte ne durumda hocam?


Şimdi; yapanlar var... Çince mesela öğrenenler var, Rusça vardı o zaman... Rusça öğrenenler var.. Daha yeni başladı bunlar. Ondan evvel, daha önce  yani 20-30 sene önce, bunların değeri bilinmedi. Çince neden öğrenildi, pek bilinmedi. Ancak bugün artık biliniyor, çünkü Çinlilerle münasebetimiz başladı. Çin'in ekonomisi dünyaya yayıldı. Oralarda Belgeler çıkmaya başladı. Türklere ait belgeler çıkıyor.. Hintçe vardı..  ona da çalışıyorlar şimdi

yani geç başladı, geç oldu, ama Allah'tan bir hareket oldu...Kolay değil... O zaman neden? Çünkü Türklerle ilişkisi olan milletlerin, arşivlerinden istifade edilmesi lâzımdı. Türklerle ilgili Anadolu'da olan elimizde olanlar  bizim, bakıyoruz onlara.. Fakat asıl Türklerle İranlılar, Çinliler, Ruslar, Hintliler beraber olmuşlar...Hep beraber olmuşlar..Bütün bu dillerde Türklere ait belgeler var. Buralardan Türk kültürünü, Türk tarihini öğrenmek... Şimdi bakın birçok kitap görüyorum, yeni yazılar çıkıyor... mesela Sarmatlar.., eski Türk boylarına ait... o kadar güzel kitaplar var ki..Onları toplayıp,  yazmak gerekiyor... Hakikaten çok güzel şeyler var...


* Kitap yazma konusunda size yardım eden birileri var mı?

Benim ne sekreterim var, ne de bir yardımcım.. Hepsini tek başıma yazdım. Bir kere el yazısıyla yazdığım "İbrahim Peygamber" kitabım var. Onu da Amerika'da yazdım...


Devamı var...

Sevgi ve saygılarımla!

Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

6 yorum:

  1. Merhabalar Tülay Gürdal.

    Gerçekten çok güzel bir söyleşi olmuş. Sümerlileri ben de çok merak ederdim. Bu hoş söyleşiyi okurken, bir taraftan da bilgiye aç susamış biri olarak Sümerliler hakkında yeni ne duyabilirim diye satırları bir çırpıda iniveriyorum. Çok teşekkür ederim. Devamını bekliyorum.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
  2. ÇOk güzel bir söyleşiye daha imza atmışsınız öğretmenim ,tebriklerimi sunarım .
    Fadime İLter

    YanıtlaSil
  3. Müthiş kadın'la söyleşiniz çok ilginç. Tebrik ederim. İlginç ve sıradışı söyleşilerin devamını bekliyoruz. Teşekkürler...

    YanıtlaSil
  4. Yazıyı baştan sona kadar okudum.Anadolu Türkçesin de şimdi kullandığımız kelimelerin Sümeroloji olarak da karşılıklarını yazmanızı isterdim.Devamını da okuyacağım.Sevgilerimle.
    Ben de beklerim.bahceperim.blogspot.com

    YanıtlaSil
  5. Merhabalar,
    Ellerinize emeğinize sağlık. Bloğunuzu çok ama çok beğendim ve izlemeye aldım. Bana da bekliyorum. Güzel paylaşımlarda buluşmak dileğiyle. Sevgilerimi bıraktımmmm…..:))

    YanıtlaSil
  6. Tülay Öğretmenim tek kelimeyle harikasınız. Muhteşem bir insana daha ulaşmışsınız. Keyifle okudum. Teşekkürler. Serkan Alpaslan

    YanıtlaSil