13 Ekim 2021 Çarşamba

Kafa Sahne'de, "II. Dereceden İşsizlik Yanığı" İzleyicilerini Bekliyor




 "O gece öylesine güzeldi ki, böylesini sadece gençliğimizde görebiliriz! Gökyüzünün aydınlığına, yıldızların ışıltısına bakıp da "Böyle bir göğün altında insan nasıl olur da öfkelenir, hırçınlaşabilir?" diye düşünürsünüz. Ama bu düşünce de yalnızca gençler içindir"DOSTOYEVSKİ, Beyaz Geceler. 

Sosyolojiyi sanatla anlayabilmenin dolayısıyla kâh gülerek, kâh ağlayarak, kâh öfkelenerek hayatı sorgulayarak düşünmenin ve anlamaya çalışmanın sanatsal anlatımıdır TİYATRO. Aynı zamanda evrensel bazda insanı düşündürmenin  en etkili yoludur.. 

Dolayısıyla sahne sanatının bütün kitlenin ruhuna kadar işleyen ve sinen bir etkisi vardır. Bu etkinin birey ve toplum üzerinde aynı olması, insanlığın ortak kaderi yani sevinç ve hüzünlerinde bütün sınırları delip aşacak bir sağlamlık göstermesiyle olanaklıdır.

Kafa Sahne...

İLK'ini geçtiğimiz cumartesi -9 Ekim 2021-günü sahneleyen, "II. Dereceden İşsizlik Yanığı" adlı "yanık komedi"yi izledim.. 

Tek kelimeyle, "tek kişilik" muhteşem bir başarıydı.. 75 dakikaya sığdırılan,  yüksek tonda düşünmeyle birlikte  istemesek de hayatımızı çok yakından ilgilendiren politik mesajıyla güldüren, gülerken de insanı acı bir duyguya sevk eden ve de seyirciye gülmek ya da alkışlamak için birkaç saniye bırakan bu oyunda,

Bugün bir gencin hayatını en mütevazı bir şekilde yaşamak istemesinin bile ne kadar "zor" olduğunu toplumsal gözle sergileyen, maskenin ardındaki SANATÇI Emre YAŞA'nın OYNADIĞI, YAZAR Ali Cüneyd KILCIOĞLU'nun YAZDIĞI, SANATÇI Eray SOYKAN'ın YÖNETTİĞİ bu oyunu, 

Bursalıların izlemesini içtenlikle tavsiye ederim. 


Tiyatroyu hep yaşatmak dileğimle...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

30 Eylül 2021 Perşembe

"Anam Bu Doktora da Gidilir Yani"





 Cüneyt ARKIN, Türk sinemasının en ünlü artisti. 

O bir sanatçı...

Tabii asıl mesleği tıp doktorluğu, ama biz onu filmlerden ARTİST olarak tanıyoruz ve de seviyoruz.

Birkaç günden bu yana sosyal haber ağlarında ve basında gündem olan bir rezalete değinmek istiyorum:

"Sabahın Sultanı Seda Sayan" programına çıkarak dans etmesiyle gündem olan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Banu Küçükpolat"ın "kendisine yakışmış" fakat konumuna hiç  yakışmayan durumu.

"OPR. DR..." Allah aşkına kimse bu kişinin ne kadar "güzel" göbek attığıyla, ne kadar şuh giyinmişliği üzerinde ve ne yaptıklarıyla ilgilenmiyor! Konu, toplum önünde "rol model" olan dolayısıyla da  bu konuma öyle kolay gelinmediğinin bilinciyle, toplum saygınlığına gölge düşürmesi meselesi. Zira doktorluk, evrensel bazda sadece bir meslek değil, kimliktir. Dolayısıyla bu hanım televizyona çıktığı andan itibaren kullandığı sıfatına uygun hareket etmesi gerekir, bu bir! 

İstediği gibi giyinmesi, istediği gibi oynaması onun kişisel tercihi olmakla birlikte, bu tercihini özel alanlarda kullanmasını da bilmesi gerekiyor, bu iki! 

Bu anlamda kamuoyu önünde bulunan şahısların öyle her istediğini her yerde yapma lüksü yoktur. O sebeple mesleğinin sorumluluğu çerçevesinde sahip olduğu etik değerler  herhangi bir nesne sağladığından değil, çok pahalıya çıktığından dolayı değerlidir, bu da üç!   

Öte yandan...


Bacım Seda SAYAN diyor ki: 

"Harika... Kadın çok şık, çok güzel! Anam bu doktora da gidilir yani... Gidin, varisiniz marisiniz, kılcal damarınız ne varsa halletsin. Oktay.. ne okuyorsun? Oku da hocamla oynayalım, hadi" 

Vay arkadaş roman havası eşliğinde... 

Ülkemin içler acısı halini yansıtan görüntülerle,

 Vur patlasın, çal oynasın. Bacım Seda, Arap şeyhlerinin özentisine benzeyen bu musmutlu doktorun yanında usturuplu kaldı. 

Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op.Dr. Pek Arabesk Banu KÜÇÜKPOLAT, sakıncası yoksa sana özel bir soru sormak istiyorum: 

Rezalette çıtayı arşa çıkaran o inanılmaz rüküş ayakkabıyı nereden buldun?


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

9 Eylül 2021 Perşembe

9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu Kutlu Olsun...

 


"Bütün cihan işitsin ki efendiler, İzmir artık hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır." Mustafa Kemal ATATÜRK

15 Mayıs 1919'da İzmir'de Gazeteci Hasan TAHSİN'in işgalci Yunan askerine  sıktığı kurşunla fitillenen Milli Kurtuluş Savaşımız,

9 Eylül 1922 yılında  -yine- İzmir'de düşmanın denize dökülmesiyle son bulmuştur.

Ve... 

"Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" tanımlamasıyla Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ümüzün bu sözünü kanıyla, canıyla doğrulatan,İstiklal Savaşı gazimiz "KÜRT REŞO" lâkaplı Mehmet Raşit Nazlı, 9 Eylül 1922 günü İzmir'de bugünkü Hükümet Konağı'nın balkonunda Türk bayrağını çeken yiğidimizdir.

Dolayısıyla...

Güzel İzmir'imizin düşman işgalinden kurtuluşunu 99. yılı Yüce Türk milletine kutlu ve mutlu olsun! 

Ne mutlu Türk'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!


NOT:

"Kahraman Kürt Reşo, ölünceye kadar memleketi Diyarbakır’ın Memelan Köyü’nde her 9 Eylül sabahı meydana topladığı köylülerle birlikte İzmir Marşı’nı söylemiştir."


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


7 Ağustos 2021 Cumartesi

"Şimdi Ne yapacağız?"..







 Ormanlarımız kül olurken yanan yüreğimin sesiyle ilk aklıma gelen, TEMA Vakfının kurucusu Hayrettin KARACA ile yaptığım söyleşi oldu. Dolayısıyla dünden bugüne tarihe geçen, Cumhuriyetimizin kıymetli hazinesi, doğa dostu bilge dedemizin sözlerinin bir kısmını buradan  bir kez daha  paylaşmayı sorumluluk sahibi bir yurttaş olarak kendime görev saydığımı saygıyla belirtmek isterim. 

Bilimsel yaklaşımıyla insanlığa ve doğaya, dolayısıyla da Türk milletine bir IŞIK olan merhum Hayrettin KARACA'yı bu vesileyle bir kez daha sonsuz  saygı ve sevgiyle anarken, ruhu şad olsun diyorum... 

24 Mart 2013,


"Yaşamak için yaşatmalıyız" felsefesinin savunucusu, Cumhuriyetimizin değeri kıymetli bilge şahsiyet "Toprak Dede"... "Sadece bu ülkenin nimetlerinden faydalanmayalım, sorunlarına da sahip çıkalım" feryadıyla doğaya sahiplenen TEMA VAKFI'nın kurucusu ve Türkiye'nin ilk ARBORETUM(Ağaç Müzesi) KARACA'nın sahibi sn. Hayrettin KARACA...

Bir asır'a yaklaşan ömrü ile doğa sevgisini yurt sevgisiyle birlikte harmanlayıp bunun için  büyük bir inanç ve kararlılıkla mücadele eden, örnek bir kişilik... Yaşamın amacı ve doğanın kuralları... Bunun yanında iyiliğin ve gerçeğin egemen olduğu bir dünya anlayışı...

İnsanlar için en büyük mutluluk "iyilik ve gerçeğin egemen olduğu" bir dünyaya ulaşmak yönünde verilen gayrettir. Bilinçli yaşamalı, insanları ve doğayı sevmeli ve sahip olduğumuz toprağın bereketine sadece bugünün meselesi anlayışına değil, yarınların da yaşam kaynağı olduğunun bilinciyle hareket etmeli...

Gerçek budur işte...

Bu duyguları en iyi tahlil edebilecek o bilge insan...

24 Mart 2013 günü Hayrettin KARACA ile bir otelin lobisinde buluşuyoruz... Sevimli mi sevimli, ama kendisine çok güvenen ve emin bir kişilikle yüzündeki muzip çocukça, yumuşacık bilge bir ifadesiyle merhabalaşıyoruz. 


Aslında bu buluşma ile yapacağımız söyleşide hedeflediğim tek şey var:

İnsanların benliğinin uzun zamandır uyuyakalan en iyi yanının aniden uyanıvereceği duygusu ve  yeniden toplumsal duyarlılığa sahip sevecen, merhametli bir anlayışı hatırlamalarına neden olacağını düşünerek içimin heyecanla dolduğunu hissetmem oldu. Zira söyleşimizin başında bana hatırlatılan ilk şey;  "bilenin bilmeyene borcu var" ifadesinde ki o bilgece  cümle, bu röportajın ne kadar keyifli geçeceğinin habercisi olmuştu.

Zengin bir yaşamdan gelen, "Zengindik ama halkın yediğinden fazla yiyemez, giydiğinden fazla giyemezdik" anlayışıyla büyüyen, bayramdan bayrama ayağı ayakkabı gören, "komşusu açken, yediği helal değildir" diyebilen,

"Toplumsal yaşamda bireysel özgürlüğün bir sınırı vardır ve bu sınır toplum menfaatlerine dokunduğu noktada durur. Bu bağlamda, kimse bireysel özgürlük kalkanı ardına saklanarak kafasına göre iş tutamaz." felsefesiyle yanlış bulduğu her konuya bireysel tepkisini bilgece veren Toprak Dede.

Kıssadan hisseye varan ve koşar adımlarla dünyamızın sonunu getirmeye çalışan tekellere karşı mücadele kararlılığında çözüm önerisi olarak; "diline ve kültürüne sahip çık!" uyarısı ön plana çıkıyor. Ardından kararlı bir şekilde ısrarla vurguladığı; ve yaşamsal temel unsur olarak gördüğü, "dünyayı Anadolu kültürü kurtaracak" iddiasını sonuna dek koruyor. "Yalnız değilsiniz, siz bir'siniz, bunun gücünü kullanın!" ifadesine de sıkça yer veriyor.


İşte kararlılığını ve mücadelesini bilgece anlatan o söyleşimiz:


İlk uyarı bana geliyor;


Makyaj yapıyorsun...


Bunların hepsi kanserojen!


Sana bunu bilimsel olarak yapılmış, uluslararası kurumlar tarafından yayınlanmış bir bilgi vereceğim. Ama yanımda var mı yok mu bilmiyorum. Ancak yoksa bana adresini, kartını verirsin ben de sana gönderirim. Sen de başkalarıyla paylaşırsın... Tabii bunlara inanırsan. O vakit bunların hepsi kalkar, biter...


Şimdi sor bakalım sorularını. Yalnız ne soracaksın bilmiyorum, her şey sorabilirsin. ama bana yalnız kaç yaşındasın diye soramazsın, 90 yaşımı bitirdiğimi söylemem, dul musun, bekar mısın diyorsan, dulum derim. Aşkın var mı dersen,  var!

O kadar dolu, o kadar bilgi yüklü ki... Söyleşiye nereden başlayacağıma karar veremiyorum.


"Ekolojik ile ekonomik denge" diyorsunuz, bunu biraz açarak söze başlayalım isterseniz?


"Söz büyüklerin sükut küçüklerin" diyerek sorumu soruyla genişletiyor.


-Yaşamak istiyor musun?


-İstiyorum elbette...


-Ne yapıyorsun, yaşamak için?


-Yiyoruz içiyoruz...


-Başka?


-Hedeflerime ulaşmaya çalışıyorum. En önce de tabii sağlığıma dikkat etmeye çalışıyorum. Yaşamak için buna ihtiyacım var.


-Bugün reklam var, reklam... Gazetelerde reklam görüyorsun, değil mi?


-Reklam artıyor mu?


-Evet. Her geçen gün reklam dünyası inanılmaz boyutlara erişiyor...


-Bu reklamları kimler veriyorlar?


-Karteller...


-Peki niçin veriyorlar?


-Tüketmek için.


-Doğru...


İşte tam da bu noktada "çok güzel" diyerek bilgece anlatmaya başlıyor:


Bu reklam çok hızlanıyor, gittikçe de artıyor.. Nereye kadar gidecek daha bilemiyoruz ama bu reklamların parası bizden çıkıyor. Masrafına yazıyor. Benden çıkıyor.  2006 yılında dünya ulusları reklama 460 milyar dolar bütçe ayırıyor. Uuuu! Milyar dolar, milyar dolar... Bu maliyet arttı, arttı. 2011 yılında, 1 tirilyon 100 milyar dolar oldu. Yani üç misli! Al, tüket, at. Yok et! Bunu kim durduracak? Dünyada paranın esiriyiz biz! Bugün dünyayı para yönetir. Devletlerin hiçbir gücü kalmamıştır. Yani sermaye yönetimi. Bilgi vereyim, belki siz de birileriyle paylaşırsınız...


-Tabii efendim, zaten blog sayfamda paylaşmak üzere buradayım.


Şimdi efendim, 1994 yılında 42 şirketin geliri 48 ülkenin gelirine eşitti. Sonra 7 şirketin geliri 60 ülkenin gelirine eşit oldu. Gide gide 2011 yılında 3 şirketin geliri 80 ülkeye eşitlendi.


GDO'lu değişik bitkiler yapan bir şirket.. Efendim onları almak istemiyoruz... "Alırsınız, alırsınız" diyorlar.


10 sene evvel olabilir. Fransızlar GDO'lu tohumları ve GDO'lu malı Fransa'ya sokmama kararı aldılar. Amerika "bunu yapma" dedi, Fransa "yaparım" dedi... Neticede; Amerika Fransa'dan  ithal ettikleri mallara %190 vergi koyuyor...


İstersen alma!


Efendim, Anadolu ve Mezopotamya buğdayın beşiğiydi.. Biz kendi buğdayımızı üretip satma imkanımız yok, yasaklandı! Bugün Ege bölgesinde daha çok, ama yayılıyor bunu şimdi satmıyorlar da paylaşıyorlar. Sen bana tohumunu verdin, ben sana verdim gibi.


Dünyada en az 10 bin çeşit bitki türü var. Anadolu da ise bin kadar. İşte biz bunları kullanamıyoruz. Sermaye öyle istiyor.

Çeşitlilik sağlıklı bir doğanın temel özelliklerinden birisidir. Ve "Belirli bir ortak yaşam alanında yer alan canlılar beraber evrimleşmişlerdir. Her biri kendi devamını sağlamak için bir diğer türe ihtiyaç duyar." O sebeple bu sağlıklı düzeni koruyamazsak, koşar adımla yok olmaya giden dünyamızın sonunu kendi ellerimizle hazırlamış olacağız.


"Nasıl mı?" sorusunun yanıtını almaya devam ediyoruz...


Bugün insanlar, doymak ve tükenmek bilmez ihtirası sayesinde pek çok yaşamsal sorunla karşı karşıyadır.


Bu sorunlar yumağı, küresel ısınmadan başlayarak, iklim değişikliği, doğal gen kaynaklarının yok olması, toprak aşımı, su kaynaklarının kuruması, ozon tabakasının tahribine...


Bunların sonucunda:


Açlık, kuraklık, yoksulluk, hastalık ve hatta savaşlar ortaya çıkabiliyor.

Bunların  kökeninde günümüzün tüketim çılgınlığı var.


Hırsımız yüzünden tükenen dünyamızda ihtiyacımız kadar tüketmeyi bileceğiz.



Lobiden sonra Hayrettin Bey'in odasına çıkıyoruz.  Bir ara oda telefonu çaldı. Telefona baktığımda, Hayrettin Bey'e telefon bağlantısı yapılmak isteniyor...  Bu küçük detayla Hayrettin KARACA'nın cep telefonu kullanmadığını fark ettim.


Söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz:


Global ekonomi  denen o canavar, kendine hayat veren bütün varlıkları bitirene kadar büyümesi gerekir. O durduğu zaman kriz oluyor. O nedenle sürekli büyümesi gerekiyor.. Kendine hayat veren doğal ekosistemi bitirene kadar büyüyecek. Kısaca ülkeleri esir almış; Rusya dahil..


Sermaye kokuşmuş. Bir şeylerin artan bir hızda tüketilmesine, yakılıp bitirilmesine, yıpratılmasına, yenisiyle değiştirilmesine ve hurdaya çevrilmesine sermayenin acilen ihtiyacı var.


Çare benim, çare sensin. Sen çok şey yaparsın. Bir yoksa iki olamaz, dört yoksa beş olamaz. Bir en büyüktür! Ben en büyüğüm. Ben şimdi dünya barışını, ben sağlayacağım.


İnancın üzerinde hiçbir enerji yoktur! Bir örnek vereyim size:


Gandi'yi biliyorsun değil mi?


Gandi'yi tanıyoruz değil mi?


Gandi karar verdi; güneş batmayan imparatorluğu kovacağım dedi, kovdu!


Peki, nesi vardı bu GANDİ'nin? Çarığı, üzerine örttüğü çarşafı, sopası, iple bağladığı gözlüğü vardı.

İNANCI vardı.

Sonra Gandi'yi öldürdüler, Kenedi'yi de öldürdüler... İşine gelmeyeni bu sermaye öldürür, hiç...  Bugün 6'dan fazla Amerikan cumhurbaşkanı öldürülmüştür. Daha bilmiyorum...


Şimdi ne yapacağız?

Çare var. Ben varım ben.. Biraz uzun ama, bak şimdi; Ben Bandırma doğumluyum. Bir örme işi ile uğraşan bir babanın oğluyum. 1917 yılı, KARACA örme sanayiinin kuruluşu. Babam kurmuş...Şimdi; Yunan yakmış gitmiş... Yunan zalimi Yunan yangını, 1933 yılında İstanbul'a geldim okula. Yunan zalimi, Yunan yangını ile büyüdüm o vakte kadar..


Yunan komutanı ezanı yasaklatmış. Bugünkülere ders olsun, ders! Babamla karedeş çocukları olan Osman amcam  var. Osman Amcam 9 yaşında, Hafız-ı Kuran. Demişler ki bu çocuğu çıkaralım hiç olmazsa... O dönem her şey ezanla konuşulurdu. İşte öğle namazından sonra, akşam ezanı öncesi... Ezan çok önemliydi. Osman amcam ezan okurken Yunanlılar geliyorlar dövüyorlar, öldürüyorlar atıyorlar caddeye

Daha sonra öldü zannedilen Osman amcamı kucaklarına almışlar. Bakmışlar ki kalbi atıyor. Tedaviyle onu kurtarıyorlar. Osman amcam iyileşti ama ölünceye kadar özürlü kaldı...

Niçin anlatıyorum, bunları?

Çok fakirdik..Yunan yakmış, yıkmış gitmiş.. Çok fakirdik. Yani öyle şeyler var ki, bir kere fırın yok... Fakir herkes... Ama açımız yoktu! Olanın olmayana borcu vardı! Komşu aç yatarken, yediğin helal değildi!

Kültür mü bu? 

Kültür...

Bak anlatayım dinleyin, derken Hayrettin KARACA'nın ağzından bal akıyordu.

Kültürün ne demek olduğunu anlatırken, Anadolu kültürü derken insanın içinden bir şeyler kopuyordu sanki bugünle kıyaslarken...

3-4 yaşına gelmişim. Anacığım beni doyurur, sonra hadi git oyna derdi. Mahalle çocuklarıyla oynardık biz. Araba bile geçmez. Geçse bile bir kağnı geçerdi. Çok rahattık, oyunda.. ama anam bana ayakkabı giydirmezdi. Çünkü bütün  mahalle çocuklarının ayağında ayakkabısı yoktu...

Kültür mü bu?

Kültür...

Ben 3340 km. Türkiye doğasını gezdim. Ama Tanrı misafiri oldum, çadırlarda yattım. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir kültür yok! Ben Anadolu'nun pek çok yerini gezdim. Kimsin, nesin, ne kadar kalacaksın diye sormazlar.. O kültür hâlâ var. Tanrı misafiri. Bu kültür bir tek bizde var, bir de Orta Asya'da var..

Kültür mü bu?

Kültür...

Kadına verilen değer şöyleydi: Hunlara gelin, Hunlarda başta bir han var. Han  oturuyor. Yanında karısıyla beraber . Topluma konuşuyor.  Eğer karısı "doğru değil" derse karısının dediği oluyor. Şimdi biz kadına böyle değer verdik. Bugün kadını gözüne kadar kapatıyorlar. Bunların hepsi iktidar olmak için...

Daha anlatayım, size kültürü:


Babamın imalathanesi vardı. Ninem orada çalışırdı. Ninem akşam eve gelir. Her gün evde iki kazan yemek hazırlanır. Yorgun argın ama hazırlanır. Öğleye doğru 4 tane çırak gelir. Yemekler imalathaneye gider. Yerlere hasırlar serilir. Kora dediğimiz, yerden 30 santim yüksekte,. Üzerine örtü yayılır. Ortaya konulan çanaklara kepçe kepçe yemek dolar. Herkes evinden getirdiği tahta kaşıklarla, yemekler bir yerden yenir. Zaten evimizde de bir yerden yerdik. O kültür öyleydi. Şimdi, Babam yazıhanede oturuyor, hadi gelin derler işçiler gelir başlarlar yemeye... Babam yazıhanede oturuyor, hadi bana da  bir tabak getirin, demez. Lider işçilerin arasında oturur orada yer. Bugün buradaysa yarın orada, öbür gün başka yerde ...


Bu bir kültür mü? 


Kültür...


Mal sahibi, harpte aynıyız...


Kendini böyle göremezsin...


Anamın bir pazeni bir de basması vardı, senelerce onu giydi. Parası var, ama almaz!


Kültür mü bu? 


Kültür...


Derin bir iç çekerek hayranlıkla dinliyoruz...


Hani diyoruz ya," dünyayı kim kurtaracak?"


Eğer bayramda işçilere ayakkabı alınmazsa babam da yeni ayakkabı almaz, pençe yaptırırdı.


Kültür mü bu?


Kültür..


Anacığım beni posta olarak kullanır. Git ninene söyle.. Git babana söyle iki okka dana kıyması getirsin, ama yağlı olsun. Hemen gider görevimi yapar gelirim. Git komşulara söyle, yarın fırın yanıyor;  isteyen gelsin kullansın. 15 günde bir yanar o fırın... O fırında pişen ekmek kesildiği vakit; mmm.., ıh ıh  ıh ıh! Öyle güzel kokar, öyle ekmek olur ki!


15 gün dayanır o ekmek.


Şimdi bir kaç bir şey daha anlatayım.. Sabaha kadar anlatırım...


-Anlatınız lütfen! Biz de zevkle dinleriz.


Peki. Bazen, işte anacığım  bana görev veriyor ya... Yine çağırır "Hayrettin" hemen gelirim; "aç avucunu" der, avucumu açarım, ne olacağını biliyorum. Üzerine bir havlu koyar, onun üzerine de "kuşhane" derdik, iki kolu, bir de kapağı var. Yemek var içinde sıcak... Bilirim onu komşu anneye götüreceğim. 10 metre 15 metre ileride...  Komşu anne var yaşlı. 80'in üzerine gelmiş...


Komşu annenin odununu, gazını, tuzunu  kim alır, kimse bilmez.  Ben onu komşu anneye götüreceğim değil mi? Anacığım bana "Al bunu, komşu anneye götür" demez. Ne der biliyor musun? Kulağıma fısıldar gibi, "Komşu anneye götür" der. "Duydun mu?" diye sorar. "Duydum, duydum" derim ben de onun gibi yavaşça fısıldayan bir sesle.



Derin bir iç daha çekiyoruz.. Zira bugünkü gibi onursuzca kameralarla bağıra bağıra verilip, cümle aleme göstererek çekilen resimlerle ölümsüz'leştirmiyorlar yapılan yardımları o zaman...



Ben bakarım sağa sola kimse yoksa ayağımı vururum kapıya, zil çalar. Mahalleli oraya zil koymuştur.


Komşu anne; "Aaa sen mi geldin, sağ olun sağ olun..."  Ben bırakırım, giderim oynamaya.. Bir zaman sonra boş kabı almaya giderim. Kapıda kilit yok öyle, elimle açarım bu defa kapıyı. Girerim içeriye...


 "Aaa sen mi geldin evladım?" der komşu anne, gider kabı getirir. Kapağını açar, içinde bir tane yumurta var. "Söyle annene yedirsin sana, taze, şimdi folluktan aldım" der. Oysa herkesin evinde kümes var...


Ama kap boş gönderilmez!


Kültür mü bu?


Kültür...


Şimdi komşu anne budur!


Komşu anne yalnız. Mahalle onu yalnız bırakmaz. Her gün mutlaka 3-5 kişi gider... öğlenden sonra gidilir, komşu annede birkaç saat sohbet edilir, kahveler içilir.. Ama komşu anne yalnız bırakılmaz.


Bu bir kültür mü?


Kültür...


Komşu anne şimdi yalnız!

Söyleşimin devamı için,




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

29 Temmuz 2021 Perşembe

Cayır Cayır Yanan Hayvanların Ahı...




 "Acı ve üzüntü, engin bir bilinç ve derin bir yürek için her zaman zorunludur... bence, gerçekten büyük insanlar, büyük acılar çekmek zorundadırlar." Suç ve Ceza, Dostoyevski

Yok olan ağaçlar,

Yok olan börtü böcekler,

Çığlık çığlığa yanan, boğulan masum hayvanlara karşı, 

 Kendilerini bu dünyanın tek hakimi olarak gören ve kendilerinden başka kimseyi önemsemeyen  mahlûkatların doymak bilmeyen bir güç hırsıyla mavi dünyamız cehenneme çevriliyor...

...

MANAVGAT ve Akdeniz'den yükselen yangını derin bir acıyla, hiçbir şey yapamadan çaresizce izliyoruz...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

19 Mayıs 2021 Çarşamba

Türk'ün Adını Dünyaya Duyurduğumuz Gün

 


Ey Büyük ATATÜRK!

Açtığın yolda gösterdiğin hedefte 

Hiç durmadan yürüyeceğimize and içeriz!

Ve...

Türk'ün adını dünyaya duyurduğumuzun 102. yılını,  heyecanla kutluyoruz! 

19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız 

Yüce Türk milletine kutlu ve mutlu olsun!

Ne mutlu Türk'üm diyene!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

13 Mayıs 2021 Perşembe

"e-bayram"

 


İnsanlık binlerce yıllık birikimiyle elde ettiği tüm kazanımlarını birer birer teknolojik hayata teslim ederken, 

Son tahlilde...

Dijital bayramı da gördük.

Hal böyle olunca da...

Hep birlikte heyecanla sevgi dolu kucaklaşacağımız, şeker tadında mutlu bayramları yaşamak  dileğiyle,

Ramazan Bayramımız kutlu olsun...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

23 Nisan 2021 Cuma

23 Nisan

 




"23 Nisan, Türkiye milli tarihinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Bütün bir düşmanlık dünyasına karşı ayağa kalkan Türkiye halkının, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni meydana getirmek hususunda gösterdiği harikayı ifade eder." ATATÜRK


Ve bugün...

Asırlarca saltanat altında tebalığa mahkum edilen bir halkın özlem günüdür!

Büyük Önderi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün sayesinde egemenliğini eline alarak MİLLET" olma olgusuna sahip olmanın haklı gururu, şanlı tarihidir bugün!

Dolayısıyla...

23 Nisan 1920'de TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ ile millî iradenin tecelli ettiği ve ilk mecliste tartışmasız kabul edilerek,  

Anayasamızın ilk maddelerinden biri olan,

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ifadesi ile 101. yılına eriştiğimiz  bu onurlu ve gururlu bayramımız, hepimize  kutlu ve mutlu olsun! 


Ne mutlu Türk'üm diyene!







Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)



30 Mart 2021 Salı

Bir Adet Yufkacı İle İki Adet Elti



Vay arkadaş... 

Ne "İstanbul Sözleşmesi" ile dillendirilen  "Türk aile yapısına uygun değil"e,

Ne de aynı şekilde adlandırılan "Netfliks"e,

Ne değer yargılarına, 

Ne ahlâk anlayışına benziyor.

Entrika, seks, aldatma... 

Valla hepsi bir arada! 

Bunların akılları, fikirleri bizlerin anlayamayacağı kadar rezil çalışıyor. 

Her şeyleriyle animal yaşıyorlar!

Olay şöyle; 

İki elti bir olmuş, çoluğunu çocuğunu bırakarak,

Yufkacı -RASPUTİN- Muammer'e kaçmışlar!

Eltilerin ikisinin adı da Hamide! 

Büyük Hamide yufkacıya kaçıyor, 

Küçük Hamide de, "O kaçar da ben niye kaçamam ki " der gibi 

O da kaçıyor!

Öte yandan... 

Anadolu ahlâkı dediğimiz ahlâk vardı ya... 

Hani Atatürk'ün önderliğinde yedi düvele karşı verdiği o inanılmaz başı dik, onurlu duruşuyla destansı  ahlâk!

İşte o ahlâk, bu ahlâk değil!

Bu başka bir irfan!

Anadolu'nun adım adım cahilleştirilmesiyle yozlaştırıldığı, kültürsüzleştirildiği bir durum bu.

Dolayısıyla...

Esranım hiddetle feryat ediyor:

"Küçük Hamide! Sen geri dön!"

El cevap: 

"Dönmem!"

Stüdyodaki avukatanım da bar bar bağırarak, 

"Ahlâk ve hukuk dersi" vermeye son sürat devam ediyor.

E haliyle soruyoruz,

Bu insanlara ne oldu böyle?

Bir gün bakıyorsun, göstere göstere kokain çekenler,

Öbür gün bir duyuyorsun ki, 

Hayal bile demeyeceğimiz kadar marjinal hayatlar ülke gündemine oturmuş!

Demem o ki...

Her gün "yok artık!" dedirtecek olaylara tanıklık ediyoruz. Ve ertesi gün bir öncekine şapka çıkartacak yeni, yepyeni bir olay daha.

"Ar namus tertemiz" diye bir deyim var ya... 

Hah işte!.. 

Dizisi çekilse NETFLİKS şapka çıkarır, 

O denli yani...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

8 Mart 2021 Pazartesi

"Kadınlar Günü" Mü?

 


Çalışmaya gittin MOBİNG,

Toplu taşıtlara bindin TACİZ,

Araba kullandın SIKIŞTIRILIR,

Bacağın göründü TAHRİK,

...

Ve... 

Eğlenmek yasak!

Gülmek yasak!

Sokakta yürümek yasak!

...

Hakkını aradı suçlandı!

Kocasından ayrılmak istedi suçlandı!

Tacize uğradı suçlandı!

Tecavüze uğradı suçlandı!

Öldüresiye dövüldü, suçlandı!

Tehdit edildi suçlandı!

Katledildi suçlandı!

ÖLDÜ yine suçlandı!

Hâl böyleyken...

"Dünya Emekçi Kadınlar Günü" 

Kutlu olsun...

Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

16 Şubat 2021 Salı

Işıklar İçinde Uyuyun!

 






"Ey koca Şark, ey ebedî meskenet!

Sen de kımıldanmaya bir niyyet et.

Korkuyorum Garb’ın elinden yarın,

Kalmayacak çekmediğin mel’anet." UYAN!, Mehmet Âkif ERSOY


Canımız yanıyor...

Kaçırılarak rehin edilen 13 şehidimiz

Gara'da hunharca katledildi!

Unutulmasın diye not ediyorum.

Unutursak eğer,

"Utanç günümüz" olsun! 


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

11 Ocak 2021 Pazartesi

ÂKİF Rolüyle Yavuz BİNGÖL

 


12 Mart 1921'de İstiklâl Marşı'mızın TBBM tarafından kabulünün 100. yıldönümü olması nedeniyle 2021 yılı, İstiklâl Marşı yılı olarak ilân edildi.

"‘Akif' adlı sinema filminde vatan şairi Mehmet Akif Ersoy'un hayatını canlandıracak olan Yavuz Bingöl, projeden alacağı parayı Mehmetçik Vakfı'na bağışlayacağını söyledi."06 Ocak 2021, Akşam

03.01.2021 BBN TÜRK Kanalından, Ceviz Kabuğu programında Sn. Hulki CEVİZOĞLU vatansever çizgisi ve Atatürkçü kimliğiyle, yeni yılın ilk programını  bu konuya ayırarak, biz Ceviz Kabuğu izleyicilerine muhteşem bir programa sundu.


Dolayısıyla kendi adıma heyecanla izlediğim programın çok küçük bir kısmında ben de yer aldım. Bu büyük gururu bana yaşattığı için öncelikle kendilerine çok teşekkür ediyorum. :)

Programda, gururumuz Mehmet Âkif rolünü üstlenen Sanatçı Yavuz BİNGÖL'ün,  onur verici rol'le film çalışması içinde olduğunu öğrendim. Bu sebeple programa "twitter" üzerinden bir soruyla, daha açıkçası yüreğimin arzu ettiği, Milli şairimiz Mehmet Akif'in gerçek anlamda vatan severliğine tanıklık ettiğimiz, ve de insanın göğsünü katbekat kabartarak okuduğumuz İstiklal Marşımızın yazarı AKİF'in o inanılmaz koşullardaki olağanüstü davranışının örnek alınmasına heyecanla istek duyduğum millî ve yüce bir duyguyu paylaştım.

Bu hassasiyetime aynı karşılığı gösteren sn. CEVİZOĞLU, konuğu Sebilürreşad Dergisi Genel Yayın Yönetmeni sn. Fatih BAYHAN'a sorumu yöneltti.



"Yavuz BİNGÖL, Mehmet Akif'e uygun olarak oynadığı rolden para almaması uygun olmaz mı? Tülay GÜRDAL"

Zira Türk milletinin yokluklar içerisindeki acılarını, milli kurtuluş mücadelesinin destansı  anlatan İstiklal Marşı'mızın yazarı Mehmet ÂKİF'i canlandıracak olan sanatçı Yavuz BİNGÖL'ün de Akif gibi aynı ruhu taşıması gerekiyor.

Dolayısıyla...

Bu sorunun iletilmesinin hemen akabinde sanatçı Yavuz BİNGÖL sorumluluk göstererek canlı yayında  "cüzzi miktada bir para aldığı"nı, daha sonra paranın tümünü Mehmetçik Vakfı'na bağışlayacağını CEVİZ KABUĞU programı canlı yayında ilan etmiş oldu. Bu ÖRNEK davranış, Mehmet Akif rolünü üstlenecek kim olursa olsun, oynayan herkese yakışacak, milli  bir sorumluluk olacaktır! O sebeple sn. BİNGÖL'e çok teşekkür ediyoruz. Zaten sn Hulki CEVİZOĞU da anında aynı duyarlılıkla BİNGÖL'ü tebrik ederek bu durumda o filmi izleyeceğini söyleyip kendilerini kutladı! 

Konuyla yakın ilişkili olduğunu düşündüğüm Fransız yazar Albert CAMUS'un NOBEL Edebiyat ödül aldığı 1957 yılında yaptığı konuşmasından bir bölüm izninizle paylaşmak isterim:

"Sanat, çok sayıda insana, ortak keyiflerin ve acıların imtiyazlı bir resmini sunarak, o insanları heyecanlandıran bir araç. Sanat, sanatçıyı, toplumdan uzak kalmamaya mecbur kılar, onu en mütevazı ve en evrensel gerçeğe tabi kılar. Çoğu zaman, kendini toplumdan farklı hissettiği için sanatçı gibi yaşamayı seçen kişi, bir süre sonra, eğer toplumun geri kalanına benzediğini kabul etmezse, ne sanatını ne de farkını koruyabileceğini görür. Sanatçı kendini, onsuz yapamayacağı bir güzellik ile kendini koparamayacağı toplum arasında bir yerde konumlandırır. İşte, bu yüzden gerçek sanatçılar hiç kimseyi ve hiçbir şeyi hor görmezler. İnsanları yargılamaktan ziyade, anlamakla yükümlüdürler. Bu dünyada bir taraf tutmaları gerektiğinde, Nietzsche'nin kelimeleriyle, hâkimin değil, yaratıcının hükmettiği o toplumun tarafını tutarlar; bu yaratıcının işçi veya entelektüel olması ise onun için fark etmez."



Demem o ki...

Biz de Türk milletinin ortak acılarına "imtiyazlı bir resmini sunarak", bizleri heyecanlandıran  milli şairimiz Mehmet Akif'in duygu ve davranışlarını bütünüyle yansıtmak üzere rol üstlenen Yavuz BİNGÖL'den, isteğimiz, filmden alacağı parayı milletine dolayısıyla da söz verdiği Mehmetçik Vakfına bağışladığı günün resmini  sabırsızlıkla ve gururla bekliyoruz...

Ve...

Marka olmuş "1100 programla Ceviz Kabuğu"ndan tanıdığımız, 40 yıllık gazeteci, 51 Kitapla yazar, Sosyolog Dr.; Sosyal Psik.; Fels.Antrp; Pop.Bilim GYY; Phd, Ma., MBA"  Sn. Hulki CEVİZOĞLU'na  bu güzel ve ÖRNEK davranışın oluşumuna vesile olması nedeniyle en derin sevgi ve saygılarımla bir kez daha teşekkür eder, aydınlanmanın öncülüğünü yapan nice programlara dileğiyle...


Sevgi ve saygılarımla!


NOT: BBN TÜRK TV kanalı sayın yetkililerinden de Ceviz Kabuğu program süresinin  uzatılmasını, saygılarımızla talep ediyoruz. 


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)