9 Eylül İzmir'in Kurtuluş Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Eylül İzmir'in Kurtuluş Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2021 Perşembe

9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu Kutlu Olsun...

 


"Bütün cihan işitsin ki efendiler, İzmir artık hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır." Mustafa Kemal ATATÜRK

15 Mayıs 1919'da İzmir'de Gazeteci Hasan TAHSİN'in işgalci Yunan askerine  sıktığı kurşunla fitillenen Milli Kurtuluş Savaşımız,

9 Eylül 1922 yılında  -yine- İzmir'de düşmanın denize dökülmesiyle son bulmuştur.

Ve... 

"Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" tanımlamasıyla Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ümüzün bu sözünü kanıyla, canıyla doğrulatan,İstiklal Savaşı gazimiz "KÜRT REŞO" lâkaplı Mehmet Raşit Nazlı, 9 Eylül 1922 günü İzmir'de bugünkü Hükümet Konağı'nın balkonunda Türk bayrağını çeken yiğidimizdir.

Dolayısıyla...

Güzel İzmir'imizin düşman işgalinden kurtuluşunu 99. yılı Yüce Türk milletine kutlu ve mutlu olsun! 

Ne mutlu Türk'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!


NOT:

"Kahraman Kürt Reşo, ölünceye kadar memleketi Diyarbakır’ın Memelan Köyü’nde her 9 Eylül sabahı meydana topladığı köylülerle birlikte İzmir Marşı’nı söylemiştir."


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


9 Eylül 2017 Cumartesi

Mir-i Liva Mustafa Kemal


"Mustafa Kemal (Atatürk)'ün
Alman Komutanlara İsyanı

Friedrich Bronsart von Schellendorff'un Osmanlı Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde, 7. Ordu kumandanı olarak Suriye-Filistin-Irak cephesinde Alman Mareşal Falkenhayn'ın komutası altında bulunmaktan rahatsız olan Tuğgeneral Mustafa Kemal, İstanbul'a, Enver Paşa'ya ve Sadrazam Talat Paşa'ya bir rapor göndererek bu durumun sakıncalarını apaçık gösterecekti. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı (ATASE) Atatürk Arşivi, Klasör 33, Dosya 12-16/A, F. 19-38'de tam metni bulunan 20 Eylül 1917 tarihli raporunda özetle şöyle diyordu Mustafa Kemal:



(...) İçinde bulunduğumuz bataklıktan Almanlarla birlikte kurtulmak zorunlu ise de, Almanların bu zorunluluktan ve savaşın uzamasından yararlanarak bizi sömürge şekline sokma ve ülkemizin bütün kaynaklarını kendi ellerine alma siyasetinin karşısındayım. Ve devlet adamlarının bu konuda hiç olmazsa Bulgarlar ölçüsünde bağımsız ve kıskanç olmalarını gerekli görürüm. Ayrı ve bağımsız  olma konusunda kıskanç olduğumuz, Almanlar'ca gereği gibi anlaşıldığı gün, onların bizi Bulgarlardan daha önemli ve saygı değer göreceklerine size temin ederim. İyi idare edeceğim diye durmadan ödünler vermek, herhangi bir müttefike ve özellikle Almanlara merhamet ve ihsan telkin etmeyip, onları belki verdiklerimizden yüz kat fazlasını elde etmeye hırslandırır ve teşvik eder. Bugün Falkenhayn her vesilede herkese karşı Alman olduğunu ve elbette Alman çıkarını en fazla düşüneceğini söyleyecek kadar cesaretlidir. Halep'te, Fırat'ta ve Suriye'de Alman siyasetinin ve Alman çıkarının ne demek olduğunu ve özellikle bu sözü kullanan bir Alman konsolosu olmayıp, yüz binlerce Türk'ün kanı için karar vermek mevkiinde bulunan bir kumandan olursa, işin tümüyle ülke çıkarlarımıza karşı cereyan edeceğini anlamamak mümkün değildir. Falkenhayn, geldiği günden beri aşiretlerin reislerine Alman teğmenleri göndererek doğrudan doğruya temas kurmaktadır ve "Araplar, Türklere düşmandır, biz Almanlar tarafsız olduğumuzdan onları kazanabiliriz" sözünü bizzat bana, yani bir ordu kumandanına söyleyebilmiştir. Irak harekâtını, (Almanların) ülkeye yerleşmesi için bir araç olarak gördü. Gerçekte, amacı, bütün Arabistan'ı Alman idaresine almaktı. Nitekim tasarısının ikinci evresini uygulamaya başlamıştır. Irak hedefi doğal olarak değişince Sina cephesinde bir saldırıya girişmeyi söz konusu etti. İki ay sonra saldırı mı yoksa savunma mı gerekiyor olduğunun şimdiden kestirilemeyeceği, herkes gibi, onun gözünde de açıktı. Fakat bugün saldırıdan söz etmesi, bütün Suriye'nin -Arabistan'ın- Alman egemenliği altına girmesi için çekici bir araçtan başka bir şey değildir. İki ay sonra durum, saldırıya elvermeyip bütün güçlerle Filistin'in savunulması mümkün olursa, General Falkenhayn'ın dünyaya ve ülkemize karşı en büyük başarıyı kazanmış pozunda ortaya çıkacağına kuşku yoktur. Fakat bu durumda, hükümeti ve ülkeyi güçlendirmek koşulu şöyle dursun, ülke tümüyle bizim elimizden çıkarak bir Alman sömürgesi haline girmiş olacaktır. Ve General Falkenhayn, bu amaç için bizim borcumuz olan altınları ve Anadolu'dan getirdiğimiz son Türk kanlarını kullanmış olacaktır. Kısacası, gerek mülki hükümet ve gerek halk içinde yapılacak işlerin sıradan bir ülke sorunu değil, en birinci bir yurt savunması konusu olduğu bu dönemde; yurdun herhangi bir köşesinin herhangi bir yabancı etkisi ve yönetimi altına verilmesi, Osmanlı saltanatının varlığını kesin olarak bozar ve ortadan kaldırır. İşte benim görüşlerim bundan ibarettir. Bulunduğunuz konum nedeniyle bunları anlatmakta vicdanım üzerindeki bir yükü kaldırmış olduğuma inanıyorum.

Yedinci Ordu Kumandanı 
Mir-i  Liva Mustafa Kemal

Mustafa Kemal (ATATÜRK)
Alman Komutan Görevden Alınmazsa 
İstifa edeceğini bildiriyor." Cengiz ÖZAKINCI, Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı, sf:220-222


Dolayısıyla... 

Büyük Atatürk'ün daha 1917 yılında gözlemlediği, Alman emellerini açığa çıkaran bu belge bize gösteriyor ki, Almanların ülkemiz ve bölge üzerindeki geçmişe dayalı emellerinin  ne yazık ki aradan geçen 100 yıl içerisinde en ufak bir sapma olmaksızın değişmemesidir. Dolayısıyla bugün yaşadıklarımızı göz önüne alacak olursak bu rapor, günümüze ışık tutacak tarihsel öneme sahip bir belgedir.

Bu vesileyle demem o ki... 

Bugün yeni bir savaşın içinde olduğumuzun bilinciyle...

İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun 95. yıl dönümü, 

Yüce Türk milletine kutlu olsun!



Ne mutlu Türk'üm diyene!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

9 Eylül 2014 Salı

Çatışma...










Zavallı ve talihli iç içe, yan yana, kucak kucağa... Dolayısıyla yaşam böyle bir şey... Burada toplumun çukurunu dolduran yoksullar ve zayıflar  çatışmanın bir yanı, diğer bir tarafı ise, gözü aç doymazlar, vurguncular ve fırsatçılar...  Doğal olarak toplum vicdanı dediğimiz olgu da tam bu noktada kendini hissettirir.

Pekii..

İçimiz yandı.. 

İstanbul Mecidiyeköy’de çok katlı inşaat yapımında meydana gelen asansör faciasında, 10 işçimiz can verdi.. Bu işçilerin hepsi bir lokma ekmek için, ağır koşullarda canları pahasına  çalışmayı göze alan yoksul  vatandaşlarımız..

Öte yandan.. 

"Düğünde Misafirlere Pasta Üzerinde Altın İkramı" 8 Eylül 2014

Artık adını siz koyun, ayıptır söylemesi düğününde misafirlerine "pasta üzerinde altın ikramı"nda bulunan Ankara’nın tanınmış işadamlarından... oğlunun düğünü için Suudi Arap şeyhinden  "Türkiye fiyatlarıyla yaklaşık 20 bin lira değerinde olan yenilebilen altın gönderdikleri"ni ve davetlilerce de, "altınlı pastanın tadının çok güzel olduğunun"nun altı çiziliyor...


Vay be... demek  altınlı pastanın tadı "çok güzel"miş.. 

Ne diyelim.. bir lokma ekmeğin tadını alamadan canlarından olanlar, sefaletten ezilenler... 

Sahi.. 

Duydunuz mu?

"Arabistan’da önemli etkinliklerde konukların yiyeceklerine altın karıştırmak onlara verilen önemin göstergesi olarak görülüyor."muş..

Vallahi ne diyelim,.. 

Böylesi bir görgüsüzlüğe... "komşuda pişer, bize de düşer"

Arap, "Müslüman" din "kardeş"lerimizle belli ki oldukça dayanışmaya girmişiz herhalde..

Diyeceğim... 

Yoksunluktan kazanmanın, yoksulluğu kendi zenginliğine  dönüştürmenin açgözlü girişimcileri... Dolayısıyla zavallılar ile başlarına talih kuşu konmuş  talihlileri bir toplum işte böyle  buluşturuyor. Bir toplumda bir intizam hüküm sürmesi mühim bir meseledir. Toplumda.. olmayınca intizam olmaz!.. Dolayısıyla bu çatışmadan sonuçta çıkacak olan:

Hiç şüphesiz ki, insanlığın kaybetmesi olacaktır.















9 Eylül Zaferi'miz Kutlu ve Mutlu Olsun... 

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!


Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

10 Eylül 2011 Cumartesi

Newsweek'den Özköklere















"...Düşmanlarımız sadece tek bir ırk tanıyorlar; kendi ırkları, tek bir din tanıyorlar; kendi dinleri, tek bir siyasi parti tanıyorlar; kendi partileri. Kendilerinden olmayan ne varsa onlar açısından yok edilmeye mahkumdur..." Aliya İzzetbegoviç

Son on beş gün...

26 Ağustos 1922 (Büyük Taarruz; Baş Komutanlık Meydan Muharebesi),

30 Ağustos 1922 (Zafer Bayramı),

9 Eylül 1922 (İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşu).


Dün İzmir'de Türk ordusunun Yunan ordularını denize döktüğü günün 89. yılıydı; yani "Türk ordusunun kahramanlığı yanında askeri ve siyasi alanda gösterdiği yüksek sevk ve idare ile birlikte kudret ve kabiliyetini de ispat eden" büyük gündü...


Bugün Ertuğrul ÖZKÖK, Amerika Birleşik Devletleri'nin "11 Eylül saldırısı"nın onunucu yıl dönümü münasebetiyle.. geçen bu sürecin toplum üzerindeki etkilerini bizzat Nev York'dan "merak ve ibretle" izleyerek, bir takım değerlendirmeleri "derleyip" köşesine taşımış...

Tabii araştırmacılık yönüne diyecek bir sözümüz yok...

Yalnız benim de en az sn. Özkök kadar hayret ve ibretle baktığım şu ki;

"'Newsweek' dergisi, 'Eğer 11 Eylül olmasaydı bugün Amerikan halkının düşüncesinde neler farklı olabilirdi' sorusuna cevap" ararken...

Bizim anlı şanlı koskoca ulusal gazetelerimiz neden "Şayet 9 Eylüller olmasaydı, bugün Türk halkı ne durumda olurdu?" ya da ne bileyim "varlığımız niceydi?".. Sorularına cevap aramaz?!

Yine Ertuğrul Özkökler neden, dünya tarihine geçmiş Türk milletinin şanlı, onurlu zaferlerini ve derin anlamlarıyla birlikte Türk toplumu üzerindeki etkilerini, "hayret ve ibret"le izleyerek köşesine taşımaz ki?!


Ve de en önemlisi; hani milletçe milli ve manevi değerleri yüksek olan önemli günlerimizin, büyük coşku ve heyecanla kutlanmasından rahatsızlık duyarak, bu olguları "geri kafalılık" gibi nitelendirmeye kalkıp aşağılamaya kadar varan "ifadeler"i sıklıkla dile getiren aymazlara sorum bir kez daha şu olacak;

Bundan böyle...

Birlik-beraberliğimiz ve bölünmez vatanımız uğruna gözlerini bile kırpmadan hergün birer ikişer, bazen de onar onar şehit verdiğimiz MEHMETÇİKLERimizin kahramanlıklarını ve Yüce Türk milletinin fedakarlığını bir kenara bırakarak, Amerikalı itfaiyecilerin "11 Eylül saldırısı"nda sergiledikleri "kahraman"lıklarından bahsederek,


"11 Eylül saldırısı"nı anıp, "4 Temmuz"ları mı kutlayacağız?!

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)