2 Nisan 2013 Salı

Hayrettin KARACA ile Söyleşi'm -2- "Dünyanın En Büyük Ödülünü Aldım!"...


24 Mart 2013 günü TEMA  Vakfı'nın Kurucusu ve dünyaca ünlü Karaca Arboretum'un sahibi Toprak Dede Hayrettin KARACA ile yapmış olduğumuz söyleşiye kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Bir kız 20-22 yaşına gelmiş, 22 olmuş. mahalle ona damat bulur, evlendirir. Damat evi beğenmedi, o beğenmedi, bulurlar. Damadın ve gelinin evinde eğer yatacak oda yoksa, bir tane oda varsa, ev tutulur damada... ev döşenir. Bilirim, mahalle yapar.  mutfak eşyalarını biz almıştık. Ben buna şahit olduğum için söylüyorum. Damada iş bulunur. Aç insan yok zaten... Şimdi herkes birbiriyle giymek için yarış yapmaaaz! Yapmaz yapmaz yapmaz... Ayıptır, çok ayıptır!

Şimdi...

Biz mahalle çocukları, dışa sarkan dallardan biz yerdik. Çünkü o göz hakkıdır, o. Evvela kiraz olur, kirazı yeriz, sonra dut olur, kara dut olur, ekşi kara dut olur, onları  bitiririz., Sonra elma, armut, ayva... Onlar kolay yeniyor ya... Eğer bir yerde daha kalmışsa, ona özeniyorsak, birimiz gideriz  ağaca tırmanırız, o dalı sarkarız. Biliriz mahalleli  olarak iki kişi gideriz, biri arkasını döndürür sırtına alır ötekini çıkarır .  Sen gidersin onları eğersin aşağıya...  Göz hakkı! İçerideki ev sahibinindir, yukarıdaki kuşların, dışarıdaki, gelen geçenindir.

Eğer ev sahibi seni görürse; "Dur evladım dur dur dur! Geliyorum. Bekle bekle geliyorum. Sakın çıkma, çıkma ben geliyorum"...  Gelir seni alır kucağına, oraya çıkarır.. Sonra "Tut bakayım orayı... yavaş yavaş" der, "Acele etme... yavaş yavaş, aferin sana, ne güzel söz dinliyorsun aferin!"... Sonra bekler, alır seni kucağına; seni bir sever, bir sever, bir sever.. Seni indirir, sonra popona da bir tokat; hadi git oyna der...

Kültür mü bu?

kültür...

Biri hastaysa bütün mahalle hastadır...

Kültür değil mi?

Kültür...

Son olarak bir şey daha anlatacağım size:

Anneciğim bana 15 günde bir kurabiye yapar. Ama siniye yapar. Bizim fırına sığmaz o. Mahalle fırınına gidecek... "Aferin benim oğlum, Uslu durdu, ben şimdi ona kurabiye yapacağım." der. Ben yaramazlık yapmadım hiç... Şimdi, yuvarlakların yanında  bir tane kuş yapar, bir tane kelebek yapar, bir tane de tavşan yapar. Ama her zaman bunları yapar. Kuşların gözlerine üzüm kor, burnuna bir şey koyar. Kelebek mi, kelebek iki kanadı vardır... üzüm, ortasına da susamlar koyar...  Anacığım bayağı artistti...

Ben siniyi götürürüm fırına...

Ne vakit geleceğim? "İkindi ezanı okununca gel,  öğlen ezanından evvel gel"...Tabii, hep ezan, ezanla  konuşulur... Evden parayı alır, giderim. Tabii 5 dakikada gider, ama gelirken 15 dakikada gelirim. Sini kafamda, biri de ağzımda. E, Yiyorum. Bir elim burada, bir elim burada..

Bir gün geldim, bir tane yenmiş... Anacığım: "Ah ne yaptın oğlum! Ne yaptın evladım! Ne yaptın sen, ne yaptın? Ben sana söylemiyor muyum, bu yapılır mı bu, ne yaptın?" Ne yapmışım biliyor musun? Fırıncının çırağı var; benden 2 yaş büyük. Ona vermemişim... "Anneciğim mahalleye işe gitmiş, yoktu!" "Bekleyeceksin evladım, bekleyeceksin!"

Göz hakkı, göz hakkı... Fırıncı almaz zaten... Ama o, çıraktır! O çocuktur! Onun göz hakkı vardır!

"Bir daha n'olur yapma oğlum! Olur mu evladım? Çok günah, çok günah.. bekle evladım!" Eğer dışarıdaysa beklerim, oradaysa almazsa, ben "al" derim. Benim gözüm tavşandaysa, ve onu alırsa, hiç ses çıkarmam! Memnun olurum hatta... Eve gelirim, bir tane yemişim, kalmış bir tane... Anacığım alır siniyi, beni kucağına oturtur: "Aferin benim aslan oğluma! Aferin!" der. Anacığım göklere çıkarır beni.

Kültür bu, değil mi?

Kültür...

Akşama sofraya otururuz. Bir yerden yeriz, yemek biter. Babamın adı, "Halil".  "Halil, senin oğlun bugün ne yaptı, biliyor musun?"  "N'oldu?" işte bunu yaptı... "A benim Paşa oğlum, gel bakayım, gel bakayım" der, beni dizine oturtur. Beni, sever, sever, sever... işte benim oğlum şöyle olacaktır, böyle olacaktır...Seni hazırlıyor...

Bu kültür, kısmen de olsa Anadolu'da var hâlâ... Çünkü ben köy köy gezmişim... Şimdi işte  bu kültür, dünya kurtuluşunun bir enerjisidir! Çünkü "dünya kurtuluş hareketi, Anadolu'dan başlayacaktır" diyorum.

Şimdi peki ne yapacağız biz? O kültüre döneceğiz...

-Özür dilerim, o kültüre dönüş için sanırım millet olarak, bir felaket yaşamamız gerekecek herhalde..

Ama başladık... Felaketten evvel başladık. Hayrettin'in bir yerlerde sözü geçiyor... Sen merak etme... sen rahat ol! Köylerden başladım, kasabalara geldim.

90 yaşını aşan bu bilge insan, adeta Hz. Musa'nın asa'sı olmak ister gibi inanılmaz enerjisiyle durmaksızın üretiyor, gayret gösteriyor...  Meydan okuyor bugünün doymak bilmez "gözü aç" ve duyarsız kalmış hımbıl  insanlarına...

Devam ediyor Hayrettin KARACA, ulusunu ve vatanını korumaya hazır bir Cumhuriyet neferi olarak dimdik ayakta; kültür emperyalizmine meydan okuyarak, feryat edercesine...

Şimdi, dil ve kültür, bir ulusun en temel varlığıdır!  

Yamalı geziyorum.. Yalova'ya gelin... Benim çoğu elbisem yamalıdır. Bu (süveter) 34 yaşında. Bu (pantalon) belki 25-30 yaşında. Param var ama hakkım yok! Almam! Bu kültür, dünya  kurtuluş hareketinin başlangıcıdır. BM'in ilk defa verdiği bir ödülü TEMA aldı.  Şimdi işte dünya barışı Türkiye'den dediğimi size anlatmadım. Şimdi 1998 TEMA'nın  kuruluşunun 6. yılındayız. Ben diyorum ki, hem yönetim kurulu başkanı, hem de mütevelli heyeti başkanıyım, ikisini de bana vermişler. Efendim ben diyorum ki, artık ben yönetim kurulu başkanlığını bırakıyorum, bunu gençlere bırakıyorum..  Biz bugün varız, yarın yokuz. O açıdan bunları gençlere bırakalım,  biz de onların yöneticisi olalım.  Onlara yol gösterelim, onları bilgilendirelim.. Ama gençlere bırakalım. Başarılı olamadım. Benden 3 yaş küçük birisi oldu...  Sonra yavaş yavaş yaşlıları emekliye koyduk, hatırlarını kırmadan.

TEMA gençlerin elinde. TEMA'nın 16 bölüm faaliyeti vardır. Burada çalışanların ortalama yaşı 35'i geçmez.. Eskilerden bir-iki kişi daha kaldı. Onlar da paralarla uğraşıyorlar. Şimdi gelenler canavar gibi.. Dışişlerinden sorumlu görevlimiz 29 yaşında.. Dünyada 1000'in  üzerinde kişi ve kurumlarla ilişkisi var. Şaşırmayın sakın! Basıyor 1000 kişiye gidiyor, onlardan cevap geliyor...

Bunların çoğu kadın... Bunların hepsi "Dünya barışı hareketi Anadolu'dan.." Ben de onlarla bunu paylaşıyorum. Bunlar bugün kurumlarla, devletlerle ilişki içerisindeler.. Bacaksızlar! Bilgi paylaşılırsa ürer... Şimdi bunlar, TEMA'yı Şili'den, Güney Afrika'dan bilenler var.. TEMA'yı  Yeni Zelanda'dan biliyorlar.. TEMA buraya kadar gelmiş efendim.. TEMA dünya kurtuluş hareketidir dediğimizin sebebi bu... Biz düğmeye bastığımızda, onlarla  hep beraber olacağız.. Bunu 20 bine çıkarmak istiyorlar.. Ama 10 bin de kafî diyorlar..20 bin kişi yalnız TEMA ile değil, alıyor kitabı okuyor.. Birbirlerine... biri diyor ki, "sizinle aynı görüşte olan biri var, onu sizinle görüştüreyim diyor..."  Biri Japon, biri Polonyalı...

Ortak düşünceye sahip olan dünya insanları da bir araya geliyor. İnanılacak gibi değil...

İşte Atatürk'ün çocukları bunlar...

Atatürk'ü mümkün değil, unutturamayacaklar!

Ben, 40'ın üzerinde  belki de 45'e gelen  uluslararası ve ulusal ödül alıyorum; plaketler hariç o 400'ü bulmuştur.  Yalova'ya gelin görün, ama mutlaka gelin! Ama yazın gelin, ben oradayken gelin..

Şimdi ben pek çok ödül aldım.. Ama ben dünyanın en büyük ödülünü aldım... Onu herkes alamaz.. Ben aldım o ödülü!

Nedir o biliyor musunuz?

Ben "Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı" olma ödülünü aldım. Her ödülün sana verdiği bir görev vardır! O ödüle layık olman lazımdır!



Bu sözlerle birlikte göğsümün hiç bu kadar kabardığını hatırlamıyorum... Biliyorum ki o gurura hepimiz lâyık olmak zorundayız... Öte yandan Sanki o şerefli ödülü taşımaktan intikam almak istercesine bugün, bölünmez bütünlüğümüzün çimentosu olan TÜRK'lük vurgusuna ve kurucu önderimiz  ATATÜRK'e hiç olmadığı kadar alçakça saldırıların yağmur gibi aktığı bir dönemde söylenen bu sözler, yüreğimi heyecanla dolduruyor...


Şimdi ben o ödüle lâyık olmaya çalışıyorum... Ben hiçbir siyasi  kurumun üyesi olmadım; ve taraftarı olmadım; Atatürk'ten sonra... Ama ben Atatürkçüyüm! Benim kütüphanemi göreceksiniz gelince... İstanbul'a da gelin. İstanbul'a da... Çay veririm, kahve veririm. Oturacak yerde veririm, her bir şey var, hallederiz onu...

Gelin, gelin... orada da konuşalım, kitapları görün ...  8 bin kitabım var (Yalova ve İstanbul olmak üzere) Ama Atatürk ile her şeyi almışımdır.. Şimdi dil ile uğraşıyorum... Dil ve kültür giderse, ulus gider! Bugün 11 oldu... il ve ilçelerde belediye karar verdi; yabancı isimlere artık izin verilmeyecek!

-Ne mutlu... Bu ne zaman çıktı?

Tarsus'da 12 yıl evvel ve  Adana'da, Seyhan'da  15 sene evvel.. Aklıma geldi bu, ben bunu Türkiye'ye yayayım..  Şimdi 11 oldu. Yalova'ya söyledim, bundan geri kalmayın.. Yalova meclisi karar çıkardı, yabancı kelimeler kullanılmıyor... Bugün İzmit meclisi de... 11 oldu.

Şimdi, bir yerden başlamak lazım..

Şimdi ben konu dışında böyle bir görev sahibiyim...

İstediğiniz bilgiyi istediğiniz zaman istediğiniz konuda size vermeye hazırım.. Şimdi gençler, bundan önce başka hiçbir görevimiz yok! Halka inmedem hiçbir şey olmaz! TEMA halka inmiştir. Köylerde Tema temsilcisi vardır! Köylerde muhtarlarda...

TEMA Vakfı'na "Land for Life" Ödülü BM tarafından verildi...




-Evet, TEMA'nın Birleşmiş Milletler (BM) Çölleşmeyle Mücadele Sekretaryası önderliğinde ilk kez verilen "Land for Life Ödülü"ne layık görüldüğünü duymuştum...

Ama bunu gazeteler yazmadı, televizyonlar vermedi..  Kimler vardı? Devletler olarak girmişler, devletlerin üst kademeleri vardı, bakanları vardı ve dünyada hizmet yapmış, dedelerinden kalmış 3 devir 4 nesil buna adamışlar  vardı... Efendim,  vakıflar, dernekler vardı.. Ama TEMA 1. oldu!

Şimdi fruktozun çocukları nasıl zehirlediğini okuyor, inceliyorum...



Size kitaplar vereceğim.. Gelin Yalova'ya da gelin.. Yalova tabii dünyaca meşhur arboretum var..
Halka inmeden bir şey olmaz... Şimdi o gençler var ya... daha halka inemediler. "Neden?" Yeniden bir sistem kuruluyor. Yönetim kurulumuz ve idare kurulumuz şu an meşguller.. Bizim yönetim kurulu başkanımız hanımdır, onun yardımcısı hanımdır. Bunlar epeyce meşguller. İşleri bitsin artık onları İstanbul'da göremezsin...  Ben köy köy gezdim.. Niçin gezdim, Yalova'daki arboretuma bitki bulmak için gezdim.  Ben gördüklerimle erozyonu tanıdım, orada erozyonla tanıştım.. Erozyanla 1955 yılında da mücadeleye başlamışlar ama başarılı olamamışlar. Ama bunu TEMA başardı! Neden TEMA  başarılı oldu? TEMA halka indi...

Ben Atatürkçüyüm.. Atatürk'e olan sataşmak halkı yavaş yavaş uyandırdı..

Çok güzel oldu!

Ama ben size müjdeyi veriyorum: Yavru TEMA'yı kurduk. Ama size söz veriyorum, en geç 3 sene sonra onlar kürsüye çıkacaklar! O minik TEMA'lar konferans verecekler..  İnanamazsınız onlar geliyor... Türk Türk...

Türk, zekidir, çalışkandır!

Ben kendimi övmesini seviyorum ya... Bayılıyorum.. Bayılıyorum..

-Hak ediyorsunuz...

Bu yaşta bu coşkulu ve heyecan verici  çalışma...

Fransızların dil üzerinde endişeleri var..

"Fransızlar İngilizce'ye savaş açtı" İşte bu konuda Fransa parlementosunda çıkan "yasa tasarısı"nı okuyorum...

Fransızlar, dünyada en az 7 milyon insanı öldürdüler.

"Fransızlar 1954-1962 yılları arasında... Fransızlar Cezayir halkının sosyal ve kültürel hayatını Fransızlaştırma...

Cezayir'de ne kadar Arap, İslam ve Türk kültürü varsa bunu sistemli bir şekilde unutturulmasını hedef olarak seçmişlerdir. Bu unutturmadan doğacak boşluğu kendilerinin dolduracağını düşünüyorlardı..."
 
Bilgi ilgi ve tepki diye bir yazım var. Bir olay oluyor kimseden tepki yok...

Tepki toplumu olmamızı istiyorum... Olumlusunu alın öne..

Bir köylüm, bir muhtar bana haber veriyorlar... Sen de vereceksin! Kim olursa.. O muhtara telefon açıyorum, inanılmayacak bir şeyler yapmış: "Muhtarım seni alnından öpüyorum... Cennetliksin sen, bu yaptığın bu yaptığın var ya...  sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Allah senden razı olsun! Sen cennetliksin!" Muhtar ne diyor; ben yalnız değilim yav.. Böylelikle yayılmış oluyor. 2. kişi de diyor; "ya muhtar sen ne yapmışın.. Allah razı olsun senden.." O muhtar ne düşünüyor? Ya ben yalnız değilim ya..

Bir köşe yazarı.. Cesaretle bir şey yapıyorsa... Ona hemen telefon açarım... belge de gönderirim. Bazen çerçeveli teşekkür de gönderirim. Bunu yapacaksınız! Ama olumlu ya bu.. Hak ettiği kadar... Ben vatandaş olarak yalnız olmadığımı anlayacağım.. Bir hareket başlatıyoruz buradan. Ben yalnız değilim dedirtecekisniz.. Bu şarttır! Bunu mutlaka yapacaksın! Hepiniz bu olumluyu sakın kaçırmayın... Bu bir toplumun kendi kendine güvencesidir. Yalnız olmadığını kendi kendine güvencesi... Bu bir toplumun kendi, kendi kendine güvenini ortaya koyacaktır. Bunu yapın mutlaka! Olumluya... Onları çoğaltalım, yaptığına asla pişman olmasın! Buna ihtiyacımız var!


Şimdi bir de tersi var. Cumhurbaşkanına yazarım. "Nike" gördüm; yabancı sermayeye hizmet ediyor.. Görürsem yazarım.. Anayasa mahkemesine yazarım... Herkese yazarım.

Ama yalnız kalıyorum, tek kalıyorum...

Bireysel... Sen yazsan, sen yazsan... Bu tepkiler karşısında kimse duramaz!

Çünkü ben Atatürk'ün mirasını korumak zorundayım, bana emanet etmiş. Bana verdiği görev var. Her şartta olsa dahi...

Ben Anayasa mahkemesine yazmışım.. Çünkü ben Atatürkçüyüm.. Her şartta...

Bir en büyüktür! Şimdi sizden istediğim vatandaş olarak... bunu paylaşın gençler!  3 olalım, beş olalım, 40 olalım, 50 olalım... bir yerden başlayın..

Bugün TEMA buraya gelmişse halka indiği için gelmiştir.. Ama iddia ediyorum, azami 3 sene sonra  minik TEMA'lar 3 yıl sonra bize ders verecekler.. Öğretmen yapıyor bunu.. Öğretmen öğretmen, öğretmen!

Öğretmen olağanüstü bir değerdir Türkiye için. Hepsi değil.. Ama hanım öğretmenler! Ben...
Türkiye'yi hanımlar kurtaracak. Bacılarım, analarım kurtaracak... İstiklal Savaşını okuyun... okuyun Sevr imzalanmış! Fransız güneydoğudan giriyor, İtalyanlar güneybatıdan giriyor, İstanbul çevresi İngilizler tarafından, Yunan da giriyor, Pontus da konuşuluyor...  O günü düşünün... daha Amasya Tamimi yok! Atatürk'ü Mustafa Kemal olarak biliyorlar, ama Türkiye'de böyle bir hareketin olacağına dair daha.. Atatürk bize bir şey demedi. Çünkü arkadaşlarını daha ikna edemiyor...

Oturuyorsun, Amasya'da konuşuyorsun... Atatürk'ün dokuz arkadaşı da "manda" istiyor...

15 saat konuşuluyor...
"Anladık, tamam anladık" diyor..

"Para yok", bulunur, "ordu yok", kurulur diyor, Atatürk

Şimdi...
1. Büyük Meclisini satır satır okuyun!

Kendi partisinin içerisine muhalif koyuyor. Hep muhaliflerin yanında oluyor.. Çünkü ona ihtiyacı var!

Yaa.. bu Atatürk bambaşka bir şeydi.. Gelmez böyle biri daha...

Bir en büyüktür. Ben en büyüğüm, sen en büyüksün!

Amerikalı Kimyager... 9 sene uğraştı ve Amerikan Senatosuna ve kimya sanayiine karşı başardı!

Size bir Hayrettin'i anlatacağım. Hayrettin  İstanbul'da ABD konsolosluğunda bir toplantıya çağırıldı gitti. Nihat arkadaşımız da var. O bir masanın başında oturuyor, ben bir başka.. Ben yanımdakine bildiklerimi anlatıyorum: Yani Amerikanın da pek sağlam mal olmadığını anlatıyorum. Olmaz bu iş; yaşamak için yaşatmak gerektiğini falan..  

Mistır KARACA sizden bir şey rica etsem, acaba bizim arkadaşlarımıza bunları anlatır mısın? Meğerse o senatör'müş... Nihat'a söyledim böyle böyle söylüyor, gidebilir miyiz? Gittik...

Bizi bir karşıladılar bir karşıladır ayyy... Bizi bir tatil köyüne götürdüler,  Olağanüstü şeyler var.. Orada her şeyden ayrılıyorsun... Huzur içinde olduk 1. gün bizi konuşturmadılar "dinlenin dinlenin yoruldunuz..."  dediler. 2. gün 15 dakika konuşacağız. 15 dakilkaya sığdırman gerekir. Nihat konuştu çok güzel konuştu ama onu alkışlamadılar. Ben 16 bölüm başlıklarını şu konu, bu konu; şu yararlı bu yararsız anlattım son 5 dakikaya bunları toparladım.

Sonuç: benim derdim neticedir, hatice değil.. Netice bunu yapacaksın!" dedim. Konuşmam bitti.  bir alkış bir alkış...

Çıktı kürsüye, 34 senatör var. "Gördünüz mü, işte böyle olacağız." dedi, "Mister KARACA gibi olacağız..." İşte mister Karaca buralara kadar geldi...

Sizinle gurur duyuyoruz...

Hollanda parlementosunda 4 kere konuştum.  1500 kişiye konuştum...

Kimim ben, kimim?

Dünya insanı

Yok!

Atatürk'ün.. Ama ben lise mezunuyum, ingilizcem var. Ama karar verdiğim her şeyi yaparım! Her şeyi  yaparım! Beni kekemeliğim buraya getirmiştir!


Şimdi biz mahalle çocukları oynuyoruz. Köşe kapmaca oynuyoruz, birdir bir oynuyoruz. Orada dil'e  lüzum yok. Ama ben ağır kekeme oldum. Anam  dedi ki; (3,5 yaşındayken) "sen geldin, bir şey anlatıyordun bana,  anlatamadın" dedi..  "Bir türlü konuşamadın"...  Bir şeyden korkmuşum herhalde...  Sonra ilkokula başladık. Efendim, kekeme olduğum belli, beni oyuna almıyorlar. Kızlarla oğlanlar oynuyorlar. Ama beni oyuna almıyorlar. Ben de kendimi ispat etmek zorunda hissediyorum. Ben de yaparım diyorum, mesela.. Ben köy köy gezmişim harman yıkamışım, buğday beklemişim. 7 saat beklerim, kurusun diye şeyler  tavuklar, kuşlar gelmesin. Yıkadılar buğdayları. Kalk derler, "kalkmam, kalkamam! Ben yapacağım." Kendimi ispat etmek hırsım var.

Hırs yaptım! Kekemelik beni buraya getirdi!

Benimle hep alay ediyorlar, "keke meke" falan filan. Benle ne top oynayan var, ne bir şey.. Ve bir tesadüf oldu... Bandırma'daki evimizde bayağı büyük bir hamam vardı. Kurnası falan tam bir hamam... Ben orada şarkı söylüyorum. "Aaa kekemelemiyorum ben!" Şarkı söylerken hiç kekemelik yok.. O halde ben kekeme değilim, dedim. Bu bana yol gösterdi. "Keee mal" diyemiyorsun ama, "Kemal" diyorsun. Bitti gitti işte... "Bu kitabı beğenmedi", "Bugün salı mı acaba"... sonra gittikçe hızlandı, buraya kadar geldi.

Ama hırs beni buraya getirdi!

Sene 1950'ler.. Yedek parça alacak kadar dövizimiz yok. Ben Türkiye'yi sanayi mamulu ihracatı kurtaracak diye çıktım orta yere. Ve 1961'de ilk Türk tirikosunu, sanayii mamülünü ben ihraç edebildim. Kafaya koyuyorum. Ve bütün 5 kıtaya da mal satacağım dedim.  Ve 1965'de 5 kıtaya mal satmıştım ben. Ve İlk aldığım ödüldür benim! Sanayii bakanlığı bana ödül vermişti...

Hırs!

Ben, 1974'de işimi oğluma teslim ettiğim gün; 38 ülkeye mal ihraç ediyordum. 1800 müşterim vardı. Bu olacak şey değil bu... Azim ve karar!

Hırs hırs..

Kekemelik beni işte... Kendimi ispat etemek şey var ya... buraya geldim ama o zehra öğretmen var ya muallime, Muallime Zehra öğretmenim olmasaydı ben buraya gelmezdim, gelemezdim!

Ne oldu bak:

Kızların saçını çekiyorum değil mi, acıyor.. Bağrttırıyorum. Çünkü kendimi ispat etmek zorundayım. Beni almıyorlar oyuna! Oğlanlara bir şey yapamıyorum, kavga falan olacak diye. Kızların saçlarını çekiyorum.  Kızlar beni Zehra öğretmene şikayet ediyorlar, anlaşılıyor bu...  İşte o Zehra öğretmenim benim kekeme olduğumu biliyor zaten..  "Hayrettin gel  bakayım, gel gel" dedi, gittim.  Eyvah, cetvelle beni dövecek! "Uzat ellerini" dedi, uzattım...  Ama o "Aaa arkadaşlarım, bakın bu ele... ne güzel bu el yav... bu el yaramazlık yapabilir mi? Ver  ötekini", onu da uzattım; "Ayy ayyy.. ikisine de bakın, ne güzel eller bu eller, ne güzel eller ne güzel öyle değil mi? Şimdi bu eller hiç yaramazlık yapabilir mi?" dedi. Ben bir daha kızların saçını çekemedim...

Ama...

Latin Alfabesi ilk çıkmış, 1929... Öğretmen, "Ali topu tut." yazıyor sen söyle diyor, Sonra "söyle bakalım" diyor, o bilemiyor, ötekine soruyor o da bilemiyor... "üzülme öğrenir öğrenir" diyor.. Onu siliyor başkasını yazıyor, onu siliyor başkasını yazıyor. Sonra sıra bana geliyor: Sen sen, sen Hayrettin  gel. Bizi, 4-5 kişiyi çağırıyor. Alın bakalım tebeşiri, yaz bakalım: Benden önce bir öğrenciye "Tüfek" diyor, o yazıyor. Bana "kitap" yaz diyor, yazıyorum. Ötekine okutuyor, bana yazdırıyor. Kekemeyim diye beni çocuklar arasında koruyor...

Ama hep böyle...




İlk evliliğim çok önemli
13 yaşındaydım, sabahleyin üzüm topladım çıkıyorum, çayırın içinde bir kız. Küçük bir kız bana baktı, ben de ona baktım aşık oldum. 13 yaşındaydım .. Evimizin arasında bir çayır var.  Bakıyorum kız pencereden perdeyi açıyor, benim ona baktığımı görünce perdeyi kapatıyor. İşte böyle gitti.. Ben de her sene tatilimi orada geçiriyorum. İşimiz gittikçe açığa çıktı. Bu defa perde kapanmıyor. Sonra evin sahibi -ben ona abla diyorum- bana dedi ki, (o dalgayı çakmış tabii.) mısır kıracağız. Koca bir sofra "imece"...   "Türkan'ı çağırayım mı?" İsminin  Türkan olduğunu  o vakit öğrendim...

Türkan da geldiii... İkimize de yer ayırmış, tam benim karşıma. Yani 3 metre falan var. Şimdi ben ona bakıyorum, o kafayı indiriyor aşağıya, o bana bakıyor bu defa ben indiriyorum kafayı aşağıya. O gün öyle geçti. Tabii Hayrettin göklere çıktı. Onu yakından gördü.  Hakikaten güzelliği anlatılacak gibi değil...

Babam beni evlendirmeye karar verdi. Bandırma'dayım, 19 yaşını bitirdim. İşe girmişim. Aynı işi ben yürütüyorum. Babam benim başımı bağlamak istiyor. Ama "belli olmaz şimdiden evlendireyim de" diyor herhalde. Bana Karacabey'den bir kız getiriyor, güzeldi, beğenmiyorum. İşte oradan getiriyorlar, buradan getiriyorlar beğenmiyorum!

Benim evde misafiri olduğum evin, abla dediğim.. onlar da biz de çalışıyorlar. Babası belediye başkanıydı. Haşim Hoca. Şimdi ben hepsini reddediyorum. Ondan sonra gittim ablaya; "Abla beni evlendirmek istiyorlar. Sen biliyorsun Türkan'dan başkasını alamam!" dedim. "Ben Türkan'ı istiyorum ama söyleyemiyorum, sen söyle babana" dedim. Babası Manyas'a gidecek, Onlara söyleyecek. "Hayrettin seni istiyor" diye.

Babası doktor subay... Haşim Hoca bana diyor ki; "Gideceğim ben oraya.. Ama iki satır bir şey yaz. Belki ben yapıyormuşum gibi olacak." Türkan'a yazdım: "Seninle evlenmek istiyorum." Şimdi gidiyor Haşim Hoca, bunu söylüyor. Babası "Biz karışamayız, Türkan'a sormak gerekir. Evet, Hayrettin'i tanıyoruz  biz bir yerden. Ama Türkan'a sorun." diyor.

Türkan’a sormuş Haşim Hoca. Kağıdı da vermiş. Türkan hiçbir şey söylemiyor, söyleyemiyor... Türkan'dan ses yok. 4 gün orada kalıyor. Tam Haşim Hoca giderken yolunu kesiyor; "Ben Hayrettin’i istiyorum" diyor... Sonra onun ilk defa sesini nikah kıyılırken kısık bir "evet"le  duydum..

İşte o günler böyleydi. Söyleyemezdin aşkını... Nikahta duydum sesini...

Ama Türkan'ın güzelliğini bırak... O kadar sosyal bir kişi ki, Türkan'ın olduğu yerde kimse dedikodu yapamaz. Onun insanlık tarafı var..

Ama Veremden öldü!

Gelirseniz size kitabımı da veririm, Hayrettin KARACA diye. Mutlaka gelin...

BİTTİ.


 Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

4 yorum:

  1. Merhabalar Tülay Öğretmenim.

    Birinci söyleşinizi büyük bir keyifle ve zevk alarak okuduğum Tema Vakfı'nın kurucusu Toprak Dede Hayrettin Karaca' ile yaptığınız söyleşinin bu ikinci bölümü de çok güzeldi.

    Bu bölümün en can alıcı ve vurucu cümlesi de tabi Toprak Dede'nin aldığı EN BÜYÜK ÖDÜL ile ilgili açıklamasıydı.

    Şimdi bizlerin de aynı ödülden bahsedebilmesi için, söz konusu ödülü aldığımızı söyleyebileceğimiz bir başarı öykümüzün olması lazım elimizde.

    Bu bağlamda bu güzel yurdumuz için ne yapmamız gerekiyorsa üzerimize düşeni canla başla yerine getirmekte acele etmeliyiz ve bu konuda zaman kaybetmemeliyiz. Çünkü zaman devamlı gelişmenin aleyhine çalışan bir olgudur.

    Kaleminize ve gönlünüze sağlıklar diler, şükranlarımı sunarım.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlayınSil
  2. TEBRİK VE TAKDİR EDİYORUM SİZİ TÜLAY GÜRDAL... BİR ÖNCEKİ SÖYLEŞİNİZE YORUM YAPAN VE BİR ŞEKİLDE BANA DA ULAŞAN, SİZİN YAYINLAMADIĞINIZ YORUMU YAZAN KİŞİYE BİR ÇİFT SÖZÜM VAR: O KADAR KARAKTERSİZ, KORKAK VE O KADAR CAHİLSİNİZ Kİ, HİÇ BİR ŞEYİN FARKINDA OLMADIĞINIZ GİBİ, GÖZÜNÜZÜ İLİM, BİLİM, İNSANLIK, DÜRÜSTLÜK, SAYGI VE SEVGİ GİBİ ŞEYLERE TAMAMEN KAPADIĞINIZ GİBİ, ADINIZI DA AÇIKLAYAMAYACAK KADAR DA YÜREKSİZSİNİZ. BATIDA İNSANLAR MERTÇE DÜELLO EDER, DOĞUDA İSE KALLEŞÇE PUSU KURAR DERLER... İŞTE BU YAPTIĞINIZ BUNUN EN GÜZEL ÖRNEĞİ. KENDİ CEHALETİNİZ VE KARANLIĞINIZ İÇİNDE BOĞULMAK SİZE YAKIŞIR ANCAK...

    YanıtlayınSil
  3. Merhaba Tülay Hanım!
    Yazılarınızı vakit buldukça takip etmeye çalışıyorum. Hayrettin Karaca ile yaptığınız söyleşi mükemmel olmuş, sizi tebrik ediyorum. Böyle örnek insanlara çok ihtiyacımız var. Fazla söze gerek yok; zaten yapılan yorumlar da söyleşinizin ne kadar olumlu tepkiler aldığını ortaya koymakta. Fakat söyleşinizin ikinci bölümüne yapılan bir yorumdan anlaşıldığı kadarıyla, söyleşinin birinci bölümüne tatsız bir yorum yapılmış ve siz yayınlamamışsınız. Elbette doğru olanı yapmışsınız. Ancak bunun mukabilinde söz konusu yoruma bir takipçiniz tarafından verilen hakaret içerikli cevabı yayınlamanızı garipsedim doğrusu. Sizin bileceğiniz bir şey, ama bence malum yorumun ‘TEBRİK VE TAKDİR EDİYORUM SİZİ TÜLAY GÜRDAL…’ kısmından ötesini silmeniz de isabet olacak. Böylesine güzel bir tepkiden sonra gereksiz ve yanıtı verilen yorum kadar tatsız bir şey olmuş bence.
    Sevgi ve saygılarımla
    Rasim Usta

    YanıtlayınSil
  4. Merhabalar Tülay Öğretmenim,

    1.bölüm de bu bölüm de çok güzeldi, sona gelmişim ve yazı bitti diye üzüldüm... Ne kadar da dikkat çekici, hoş hatıraları varmış Hayrettin bey'in. O konuşsun biz sabaha kadar dinleyelim dedirten cinsten...
    Emeğinize sağlık, Öğretmenim,

    Saygılarımla...

    YanıtlayınSil