12 Temmuz 2012 Perşembe

Bizimkiler Onassis'den Geri mi Kalsınlar?













"Bodrum sosyetesi, plajda lahmacuna ilgi gösterince fiyatlar tavan yaptı. Türkbükü'nün gözde mekanlarında lahmacun; 35- 38 TL'den satılıyor. Yanında bir de ayran içilirse; hesap 50 TL'ye ulaşıyor."



Christina Onassis (1950-1988), Yunanlı ünlü armatör Aristotle Onassis'in kızı.

Debdebeli ve hızlı sürdürdüğü yaşamı, onun 37 yaşında ölümüyle sonuçlanır.

Çılgınca sürdürdüğü eğlenceler, içki ve uyuşturucuya olan düşkünlüğü, günü birlik ilişkilerle dolu geçen bir hayat.

Haa... bağımlılıkları arasında kola'da vardı.

Kola'ya o kadar düşükündü ki,


Arkadaş ta Amerika'dan özel uçağı ile...

"Her hafta uçağını New York'a gönderip 100 şişe Coca Cola getirtirmiş. Kolaların bayatlayacağını düşünerek, bir seferinde 100 şişeden fazla getirilmesine izin vermezmiş."


Tabii her bir seferi, onun için binlerce dolara mâl oluyor, orası da işin asaleti gari...

Neyse...

Zengin hayat, çılgınca yaşam Christina Onassis'e saadet getirmedi.


Ama kim bilir,

Bakarsınız bizim kendini bilmez sosyetik arkadaşlar için durum farklı olabilir...

Her gün manşetlerde yer alan açlık ve sefaletle boğuşan insanların haberlerinden bihaber "sosyete"ye mutluluk getirebilir mesela...


Ne de olsa, ahalinin 2 liraya yediği,

Öte yandan ise, görgüsüzlüğün verdiği edayla sosyetenin burun kıvırıp alay ettikleri lahmacunları "50 tl"den yiyor olmanın asaletini fark eden, bu arkadaşlar olsa gerek!

Valla ne bileyim...

Bu haberi okuduğumda, Onassis'in binlerce dolara mâl ederek içme zevkine eriştiği herkesçe bilinen kola aklıma geldi işte.

Zira kola bu...

1TL. olunca anlamsızdı, ama binlerce dolar olunca tadından içilmiyordu, mefta için.

Hal böyle olunca da...


Lahmacun bu...

2Tl. olunca sıradan, 50 Tl. olunca tadından yenilmiyor herhalde...

Hani sosyetik arkadaşlar adına endişe duyar gibi oluyorum da,


O bakımdan yani...


Bu arada, alın teri dökmeden para harcamaya örnek...

TORUN Hacı Sabancı da konuya, "Parası olmayan yemesin" yorumunu getirmiş, iyi mi?


Biz de bu "yorum"a,


Kendilerine Christina Onassis " kapak" olsun, diyelim gari.

:)


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Suçlu Kim?!

















Öğrencilerimle birlikte Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Sayın Sait GÜRLEK ile yaptığımız röportajdan,


"13- İzniniz olursa size bir yorum sorusu sormak isteriz. Öğretmenimiz bize ekmek çalarak kürek mahkumluğuna çarptırılan Jean Valjean'ın Sefiller adlı romanı anlattı. Burada mahkemenin kararı kamu vicdanını rahatlatmışmıdır? Zira bu bir roman da olsa içerisine konu olan olaylar yaşamımızın ne yazık ki bir parçası... Buradan anlamak istediğimiz ise, kanunlar hazırlanırken neleri gözönünde tutarak hedef belirlenmektedir?


-Burada yeni çıkarılan kanuna göre , kişinin ihtiyacı kadar aldığı tespit edilen suçların ceza görmesi hakime bırakılarak bu konunun, hassasiyeti dikkate alınmaya çalışılmıştır. Mesela, tezgahta bulunan simitlerden sadece yiyeceği kadar alan bir kişinin durumu gibi." Sait GÜRLEK Bursa Cumhuriyet Başsavcısı 16 Mart 2011, Sınıfça Dergisi.

*** ***

"Budama mevsiminde günde on sekiz metelik kazanır, sonra da orakçı, ırgat, sığırtmaç, hamal olarak çalışırdı. Yapabildiği her işi yapardı. Gerçi ablası da çalışıyordu; ama yedi çocukla ne yapabilirdi ki? Sefaletin avucuna alıp yavaş yavaş ezdiği hazin bir topluluktular. Derken zor bir kış oldu. Jean işsiz kaldı. Ailenin ekmeği yoktu. Ekmeksizlik! Tam anlamıyla. Ve yedi çocuk!


Bir pazar akşamı, Faverolles'de kilise meydanındaki ekmekçi Maubert İsabeau tam yatmaya hazırlanıyordu ki, dükkânının demir parmaklıklı vitrin camında şiddetli bir darbe sesi duydu. Koşup geldiğinde, demir parmaklıktan içeri cama indirilen bir yumrukla açılmış bir delikten geçmiş bir kol görüdü. Kol bir ekmeği kapmış götürüyordu. İsabeau telaşla dışarı fırladı, hırsız tabana kuvvet kaçıyordu. İsabeau da peşinden koştu ve onu yakaladı... Hırsız ekmeği almıştı, ama kolu hâlâ kanıyordu. Bu, Jean VALJEAN'dı.

Olay 1795'te oluyordu.

(...)

Jean Valjean suçlu bulundu. Yaşamın hükümleri açık ve kesindi. Uygarlığımızın korkunç saatleri vardır. Bunlar, cezanın bir insanın mahvını ilan ettiği anlardır. Toplumun, düşünen bir varlıktan uzaklaştığı ve onu en çaresiz bir yalnızlığa terk ettiği dakika, ne uğursuz bir dakikadır! Jean Valjean beş yıl küreğe mahkûm edildi." Victor Hugo, Sefiller 1. cilt, sf:148-149 (Bordo-Siyah)



"Aç ve işsiz genç iki poğaça çaldı, yerken yakalandı

İstanbul’da Beyoğlu Cihangir Mahallesi Susam Sokak üzerindeki bir markette 14 Haziran 2012 gecesi saat 23.00 sıralarında alarm çaldığı ihbarı üzerine polisler olay yerine geldi. Yaptıkları incelemede marketin yan camın kırıldığını gören polisler görgü tanıklarının ifadesine göre camı taşla kırarak içeriden bir şeyler çalan, saçları yandan kazıtılmış şüpheliyi aramaya başladı. 15 dakika sonra çevredeki bir parkın içinde banka oturmuş, elindeki poğaçayı yemekte olan eşkale uyan Selim Sercan Kekik'i yakalandı. Kekik’in üzerinde yapılan aramada 2 poğaça ve 2kutu meyve suyu bulundu. Suçunu itiraf eden Selim Sercan Kekik aç olduğu için markete girdiğini söyledi.


Olay yerine gelen market sorumluları yaptıkları incelemede marketten sadece 2 poğaça ve meyve sularının çalındığını, paralara dokunulmadığını tespit etti. Market sorumluları şahıstan şikayetçi olmadı. Gözaltına alınan Selim Sercan Kekik ifadesinin ardından savcılık tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Ancak soruşturmayı tamamlayan savcılık, gencin "nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme, mala zarar verme ve kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış eşyayı çalma" suçlarından 3 yıldan 12.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasını istedi. Mahkeme de davayı açtı." 10 Temmuz 2012, Vatan


Bu olayın olduğu tarih ise 2012...


Ne acımasızca... değil mi?

İnsanın insana, yokluktan ve açlıktan "suç" işlemesine ceza vermesi...

Birisi roman,

Diğeri gerçek! Yaşamın ta kendisi...

Romanın yazıldığı 18. yy.

Talihsiz dramın yaşandığı gerçeğin ise 21. yy.

Üzerinde yorum yapılır mı?


???


Yüzlerce yıl geçen bir süreçte insanlığın çektiği dram hiç değişmemiş...

Değişen sadece ve sadece zaman...

Duygular aynı, insanlığın çilesi aynı..

Ne gariptir ki, adalet dediğimiz olgu dün ne ise bugün de o...

Yasa diye sıkı sıkı yapıştığımız kanunlar da aynı...

Ne fark eder ki?

Birisi zamanın en ağır koşulunu içeren "KÜREK" cezası, 5 koca yıl...

Diğeri ise... 3 yıldan 12,5 yıla varan hapis...

O zaman da insanlar işsizlikten... bir lokma ekmek için hırsızlığa mahkûm edilmiş

Bugün de açlığın, işsizliğin pençesinde kıvranarak hırsızlığa mahkûm...



"Amerikalı yazar Toro'nun sözlerini anımsıyordu; Amerika'da kölelik olduğu zamanlar şöyle demişti Toro,

'Köleliğin yasalarda öngörüldüğü, savunulduğu bir ülkede dürüst insanlara en yakışan yer cezaevidir.' " Tolstoy, Diriliş, sf: 322


Velhasıl,


Yüzde 99'u müslüman olan bir ülkede,

Müslümanım diye övünen bir toplumda,

"Komşusu açken tok yatan, mü'min değildir" diyen bir Peygamber'e sahip

Ve ümmeti müslümanım diyenlerin...

Kendinden başkasını umursamadan yaşadığının bir kanıtıdır bu dram.

"Paranın dini imanı olmaz" diye diye,

Gerçekten dini imanı kaybetmek üzere olduğumuzun göstergesidir bu acı.


Demem o ki...


"Gevezelik eden dillerin çok, düşünen kafaların az olduğu..."(V. H. Sefiller) bir toplum olduk,


Ki ... Topyekûn toplumsal duyarlılığımızı maalesef kaybettik...













Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Kümes Hayvanı mıyız?!















"Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile, başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helal değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah her şeyi gözetleyendir." Ahzâb Sûresi, 52. Ayet


İslâm'ın inceliği, insanın en yüce duyguları bugün birtakım kendini bilmezler aracılığıyla törpülenerek yıpratılmaya, dönüştürülmeye çalışılıyor.

Bu sürece katkı sağlayanlar ise, ne yazık ki kendimizden saydığımız kişiler...

Bu amaca binaen insanın kanını donduracak bir açıklamayı,

Bizim zannettiğimiz tv kanallarından bir tanesinden, nefretle dinliyoruz...


"Daha önce yaptığı ‘çok eşlilik yasal olsun’ ve ‘kadınların çoğu kendi dilleri yüzünden dayak yiyor’ açıklamalarıyla dikkatleri üzerine çeken Sibel Üresin,Kocama arkadaşımı tavsiye ettim’ sözleriyle canlı yayında Seda Sayan 'ın bile ağzını açık bıraktı.

Kocasına ikinci bir eş alması için müsaade ettiğini belirten Üresin: "Ben kocama bekar arkadaşımı gösterdim. Beğeniyorsan alabilirsin dedim. Ama o kabul etmedi. Kabul etseydi de boşanmazdım" sözleriyle ekran başındakileri şaşırttı." 04 Temmuz 2012, radical.com.tr



Hz. Ali buyurmuştur:

"Kıskançlığın iki çeşidi vardır: Birincisi güzel olanıdır ki insan onunla aile efradını ıslah ederek onların kötü yollara düşmelerine engel olur. ikincisi de kötü olanıdır ki bu, sahibini cehenneme götürür. (Kenz, II/161, İbn Sa'd, Reste'den...)" vuslatsevdasi.com


Söz konusu ahlâksızlığı İslam'ın inceliğine, insan mahremiyetinin kutsallığına mâl ettirilerek


Ve de üstü kapalı Hz. Peygamber'imiz üzerinden bize "ahlâk" dersi vermeye kalkanlara bir sözümüz olacak:


Kadın için "haram" olan davranışların erkek için de geçerli olduğu bilinen bir gerçek. Nasıl ki erkeğin kadını kıskanması normal ve Allah rızası ise, O vakit aynı şey erkek için de geçerlidir.



Gelelim eşine karşı kıskanç olmayan, çok eşliliği şiddetle savunan ve kendi garip hislerinin oluşturduğu duygularını menfaatleri doğrultusunda İslam'a "yamayan" bu çok bilmiş hanımın açıklamalarına:


Öncelikle dünyanın hangi köşesine giderseniz gidin;

Kadın her şekilde her şartta muhakkak ki eşini kıskanır! Ve sonsuza dek kıskanmaya da devam edecektir...

Ki insanın yaradılışı itibariyle bu çok normal bir duygudur.


Bu çok özel duygudan çok uzak yaklaşımın bir açıklaması olabilir mi?


Valla bence yok! Hatta normal ruh halindeki tüm hanımlar için de geçerli...


Haa... birileri illa da ahlâksızlığı kendisi, eşi ve "arkadaş"larıyla ısrarla sürdürmek istiyorsa,


Diyecek bir sözümüz yok... Buyursun devam etsin!


Ancak bunu İslam inceliğine değil, kendi bozuk ruhuna mâl etsin!


Zira bu hastalıklı düşünce üzerinde yorum yapmak bir yerde bizi de aştığı gibi psikiyatristlerin işi olduğunu düşünüyorum!


Ancak diyebileceğimiz tek söz, ve özellikle de bayan olarak bu hanımın kendi mezhebinin genişliğini genelleştirip, oradan dine mâl edecek kadar haddini aşması;

Hem İslâm bilginlerine karşı saygısızlığına,

Hem de kadınlara karşı garip tutum sergilemesine sözün bittiği yer olarak bakıyorum...


Öte yandan çok bilinen bir söz vardır;


"Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim"


O nasıl bir arkadaşmış ki öyle el âlemin eşlerine sunulmak için hazır ve de nazır bekliyor!

Üstelik de evli bir erkeğe...


Tek kelimeyle REZALET!!!


Bu nasıl bir arkadaşlık ortamı?!..


Tabii bu hanımı "muhafazakar aile danışmanı" olarak kabul edip, oradan oraya "seminer" vermesine katkı sağlayan,


Ve bu seminerleri "bilmsel" olarak tanımlayan,


Pek çok "muhafazakar" görünümlü vakıf ve belediyelerimize de

Ne diyeceğimi bilemiyorum.....


Sağ olsunlar...

Kendileri bu sayede kadınlarımızı çok güzel eğitiyor (!), toplumumuza yeni bir ruh aşılayıp şekillendiriyorlar...

Üstelik tam da haçlıların istediği gibi değerlerimiz yıpratıla yıpratıla...

Böylelikle mütedeyyin insanımızın beyni, zihni şoklanıyor...

Her şey allak bullak!


Haa... Unutmadan,

Bir " teşekkür"ü de kendi adıma edeyim gari...

Eee... Ne de olsa,

Eşime karşı nasıl davranacağımı öğrettiler ya...


Yazıklar olsun!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Mübarek Günde "YARA"lara Dokunduysam, Aff'ola...



















"Suudi gelin Bodrum'da böyle çarşaf attı

Şeriatla yönetilen Suudi Arabistan'da kadınlar peçesiz, çarşafsız ve yanlarında erkek olmadan sokağa çıkamazken Tallal Ailesi'nin kadınları Bodrum'da diledikleri gibi geziyorlar." 3 Temmuz 2012



Suudi Arabistan ve Dubai gibi ülkelerde aşırı zenginliğin yarattığı bir lüks ve şatafat vardır. Bu ülkenin kadınları, kapkalın duvarlar arasında kalmış lüks evlerin, villaların camlarından kocaman kocaman garip şekildeki binaları ve onun yarattığı şımarıklığın, görgüsüzlüğün verdiği ihtişamı seyretmekle meşguller...


Zaten seyretmekten başka da yapacak bir şeyleri yok ya...

Zira buralarda şeriat yönetimi söz konusu...

Kadınlar tekbaşlarına dışarı çıkamazlar...


"Tek başına taksiye binmek ahlaksızlık"

Kadınlar, yasal olarak araba ya da bisiklet kullanamazlar...


Oy veremezler...

Ve dahalarını yapamazlar...

Kadınların, en kötü şartlara mahkûm edilerek yaşatıldığı yerlerin başında,

Malumunuz Suudi Arabistan geliyor.


İyi de...

Suudi hapishaneleri "Yara" kadar şanslı (ki Yara, eşinin siyasi gücü sayesinde serbest kalır) olmayan kadınlarla dolu iken...


Ürdün asıllı Amerikalı iş kadını Yara, erkek iş arkadaşı ile Starbaks'da oturduğu için başına gelmedik kalmıyor...


The Times gazetesinin haberine göre, kablosuz internet kullanmak için bulunduğu kafede, din polisine durumunu anlatsa da, Yara yakayı kurtaramaz...

Zavallı Yara...

Önce cep telefonuna el konulur, ardından zor kullanılarak doğru hapishaneye götürülür.

Orada başına gelenler ise...


"Ayaklarından bağlayıp suçlu olduğunu kabul eden bir ifadeyi zorla imzalatıp,ardından bir banyoya sokup elbiselerini çıkartarak pislik içindeki suya batırıp tekrar giydirirler."


Ve Yara, hâkim önüne çıktığında...

"Günah işledin ve cehennemde yanacaksın!"

(Tabi ayrıca da bu hakim, maşaallah kendisini Allah'a şirk koşmaktan da geri bırakmıyor...)

Sözleri beynine kazınır!


Mahkemece tescilli bu söylem ortadayken...


Valla Suudi Arabistan Kraliyet Ailesi'nden, 57 yaşındaki Prens el Velid bin Tallal ve ailesi özel uçağıyla,

Hoop uçtular...

Hoop Bodrum'a indiler...


Sonra mı?

E her şey gözler önünde...


Çarşaf çarşaf, "çarşaf"lar atıldı...

Aaaa!

Bunlar da kim?

Kim olacak, hani ülkesinde kadınları kıskıvrak modern hapishanelere mahkum edip, onlara sosyal anlamda hayat hakkı tanımayan, toplumsal yaşama eşit bir şekilde katılımından men eden Suudi yönetiminin ta kendisi...


Kendilerine mübah...

"Yara"lara haram!

Oh! Ne âlâ memleket...


Yara, "günah işliyor"da

Tallal ailesi günah işlemiyor mu?


Yara "cehennemde yanacak" da

Tallal ailesi cennetten mi "yer ayırmış"?


Dolayısıyla...


Bu mübarek günde, derin YARA'lara dokunduysam , aff'ola...

:)

Berat Kandili'niz mübarek olsun...



Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

1 Temmuz 2012 Pazar

Oldu Canım...














"Tesettürlü yazar Esra Elönü'nün canlı yayındaki ''Türklük''le ilgili sözleri Twitter'da infial yarattı...

'Bu kanın asaleti nereden geliyor? Biz başka bir kimlik üzerinde üstünlük kurmaya çalışıyoruz. Ben asla sorulduğu zaman Türk'üm demem. Bu beni rahatsız eden bir şey. Neden Türkiye'li diyoruz. Bu da beni rahatsız ediyor. Bir adalet devleti diyebiliriz buraya. 'Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milleti'nindir ' sözü de beni rahatsız ediyor. Bu Kemalist zümrenin ortaya çıkardığı sözlerden bir tanesiydi. '... " 30 Haziran 2012, Vatan


Bu hanım, öyle sanıyorum ki, bir başka alemde falan yaşıyor...

Zira, uluslararası geziye çıktığınızda ne isteniyor?

Kimlik pasaport!

Pekii; pasaport ne işe yarar?

Kimliğini, uyruğunu açık ve resmi şekilde belirten belge.

Eee o zaman?!..

Bu hanımefendi ne diyormuş acaba?

Ay bir dakika benim uyruğum falan yok!


Zaten böyle bir şeyi de asla "kabul etmem"...

Ama bana mesela, "bir adalet devleti" vatandaşı diyebilirsiniz!!!


Tabii bu cümlenin karşılığında, görevli insanlar da hiç çekinmeden...

Aman ne kadar güzel!.. Harika! Valla bu tanımlamayla "ırkçı" olmadığınızı şipşak anladık..

Buyurun efendim, şöyle geçiniz, işlemleriniz bitmiştir!!!

Oh.. ne âlâ...

İşte bu kadar...

Ne güzelmiş..


Artık bundan böyle sınırlar yok!

Devletler yok!

Etnik anlamda mezhep, ırk ayırımı yok!

Soydaşlık, dindaşlık yok!

Yani kısaca dünya barış, huzur içinde ve de en önemlisi savaş falan yok!!!

Bundan böyle...

Ver elini...

Dünyanın hangi ülkesini istersen oraya git, gez, yerleş, çalış...

Aman da aman...

Yalnız ufak bir sorun var galiba;

İçinde yaşadığımız acımasız ve vahşi dünyanın kuralları var...

Sakın yanlış anlamayınız; "Ben Türk'üm" falan demiyorum...

Sonra "cıs" olurum...

Faşist, ırkçı, kafatasçı falan...

İşte anlarsınız ya...

O ne öyle "Türk'üm", Türkiye falan..

Ne ayıp!

Ne ilkel şeyler...


Ben sadece bizim dışımızda, ay... affedersiniz, "bir adalet devleti" dışında diyorum...

Hani -bizim içinde yaşadığımız bu alemde- başka başka yaşayan ırklar, milletler, devletler var ya...

İşte onlar..

Durun hatırlatayım;


İngiltere... İngiliz vatandaşı,

Fransa... Fransız vatandaşı,

İtalya... İtalyan vatandaşı,

Almanya... Alman vatandaşı,

İspanya... İspanyol vatamdaşı,

Amerika... Amerikan vatandaşı,

Rusya... Rus vatandaşı,

Çin... Çin vatandaşı,

Japonya... Japon vatandaşı,

Yunanistan... Yunan vatandaşı,

Türkiye... "CIS"... "Bir Adalet Devleti"!!!

...

Şimdi şaka bir yana da,


Yahu biz ezelden beridir bir milletiz...

Şimdi elin Alman'ı, İngiliz'i, Fransız'ı, İtalyanı, Yunan'ı Amerikalı'sı...

Milletinin adını bağıra bağıra söylüyor IRKÇI olmuyor da...

Biz söyleyince, bize gelince mi Irkçı FAŞİST oluyor?

Anlayamadım bir türlü...


Öte yandan...

Ayrıca bu kişinin bir de kendince nükteli ve "okkalı" bir sorusu var...

"Bu kanın asaleti nereden geliyor?"muş,

Hemen bir örnekle bu hanıma yanıtını verelim;

Ve bakalım, Yüce Türk Milleti'nin kanındaki o asalet nereden geliyormuş:

30 Mayıs 1921'de Yunan Kralı Konstantin, İzmir'e geliyor...

"İzmir Valisi İstiryadis, İplikçizade Köşkü'ne el koymuştu. Böylece, hücumbot ile yanaşan Kral Konstantin, İzmirli Rumların büyük gösterileri ile İplikçizade Köşkü'ne gelmiş ve ayağının altına serilen Türk bayrağına basarak evin içine girmişti. Bu olay, Karşıyakalılar için büyük bir üzüntü ve nefret kaynağı olmuştur;"

10 Eylül-1 Ekim 1922, Gazi Mustafa Kemal Atatürk İplikçizade Köşkü'nde...

"Atatürk, büyük bir tezahürat içinde evimizin önüne geldi ve ayaklarının altına serilen Yunan bayrağına basmayı reddederek içeri girdi. Kaynak: Karşıyaka ve Kaf Sin Kaf Tarihi, Yaşar Aksoy, Hisdaş Yayıncılık,1988, İzmir, sayfa: 42-43" www.isteataturk.com


İşte asalet bu!

Tabii anlayana...

Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)