şarlatan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şarlatan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2012 Salı

Bodrum













"Bodrum sizin için ne ifade ediyor?" diye sorulduğunda, alınan cevap kimilerine göre,


"Bodrum sıcak hava, parmak arası terlik ve deniz..." Zeynep Ilıcalı


İşte bu anlamda görülen Bodrum...


Okulların kapanmasıyla birlikte tatil yapma isteğini herkes gibi ben de derinden hissettim. Zira bir ders yılını daha, büyük bir heyecan ve koşuşturmayla tamamladım... Öğrencilerimle birlikte ben de yoruldum diyebilirim. E bu arada, blog sayfamı da aynı coşkuyla sürdürmeyi ihmal etmemeye çalıştım. Sayfamı takip edenlerin bildiği üzere, ayda 10 yazı yazma disiplinimi bozmadan, kesintisiz olarak makalelerimi yazmayı sürdürdüm. Her iki işimi de büyük keyifle ve heyecanla yaptığıma inanıyorum... :)


Dolayısıyla değişik mekanda, değişik yerlerde gezmek dinlenmek amacıyla bir değişiklik yapmak istedim. Bu sebeple Turgutreis ve kıyı çevresini tatil yeri olarak seçtim. Turgutreis'e gitmemi teşvik eden en yakın arkadaşımla birlikte yola koyulduk...


Keyifli yolculuğumuza Bodrum'da mola verdik.. Zira Bodrum girişinde neredeyse "e 5 Karayolu"nu aratmayacak kadar yoğun trafik yaşanıyor olması insanın şevkini kırıyor... Tabii arkadaşımın uyarısıyla gördüğüm motosikletli sürücülerin gözükaralığını da üzerine koyarsak...

Neyse...


Harika bir doğaya sahip olan Bodrum ve kıyı beldelerinin doyumsuz güzelliklerini ne yazık ki sadece ve sadece "parmak arası terlik ve deniz" olarak nitelendirenlerin aksine yaşanmaya değer eşsiz doğasıyla beraber iyi görmek ve okumak gerekiyor.

Bunun yanında gözlemlediğim ve içimin "cız" ettiği olumsuzlukları ve vurdumduymazlıklara da dokunmadan geçemeyeceğim.


Hanımların el sanatlarına dayalı yapmış oldukları harika takıların teşhir edildiği mekanı geziyorum...

Satıcı iki hanımın konuşmalarına istemeden de olsa müdahil olarak, içimdeki "isyan"ı bir şekilde dile getirmek istedim:


Bodrum'da peşpeşe açılan büyük dükkanlardan bahsediyorlar; "24 saat açık"


Özür dileyerek araya girdim:


"Yani 24 saat yöre halkı sömürülüyor!"

Peki Bodrum'un küçük esnafı ne yapacak bu durumda?


Tüm alışverişler bu ihtiyaç (!) olarak görülüp açılan yerlerden yapıldığı takdirde, yerli esnaf ve çiftçinin durumu ne olacak?

Hanım, "valla bizler sinek avlıyoruz..." diye devam etti...


Bu arada Bodrum tamamen "köle dili İngilizce"nin işgali altında...

İçler acısı..


Oturdukları evlerinin adları bile İngilizce ile isimlendirilmiş...


Allah aşkına, bunun izahını yapabilecek birisi var mı?


Konutlar, "The..." ile başlayan anlamını bilemediğimiz harf dizileri ile devam ediyor...


Hanıma soruyorum,


"Bodrum işgal altında... Neden kendi dilinize ve kültürünüze sahip çıkmıyorsunuz?"

Hanım,

"E istanbul da böyle ki.."

Maaşallah...


"Sanırım suçluluk duygunuzu böyle bastırıyorsunuz! İnsan önce kendi kapısının önünü süpürmeli... Bırakın başka başka mahalle ve kapıları da... Siz ne yapıyorsunuz?"


Hanım, mahçup ve şaşkın vaziyette;

"Doğru söylüyorsunuz..."


Evet...


Doğru söylüyorum!

Bu güzel cennet gibi yere sahip çıkılmadığı o kadar belli ki...


Öte yandan,


Bodrum gerçek anlamda kültürel yozlaşmaya tamamen teslim edilmiş...

Zira insanlar bilinçli ya da bilinçsiz bir gösterişin, "desinler"in içersinde yuvarlanıp gidiyorlar.


Doğa hızla katlediliyor... Her taraf ev... Alabildiğine inşaat tüm hızıyla devam ediyor.. Bodrum'un tabela nüfusu 31 bin...


İyi de bu kadar ev, sadece ve sadece "yazlık" niyetiyle mi yapılıyor?


İnsanlar içlerinde oturmuyor bile... Sadece yılın bir ayını, bilemediniz 2-3 ayını bu evlerde geçiriyorlar... O vakit diğer zamanlarda bomboş...

Bu yapılan tamamen bir katliam!

Onca verimli topraklar bile bile yok ediliyor...

İnsanlar, taş üstüne taş yığarak ekim dikmden uzaklaşıp toprakları talan ediyorlar, ettiriliyorlar! Doğaya bu kadar hoyratça ve pervasızca saldırmak ve sahiplenmek de neyin nesi oluyor? Sonuç da, susuzluk ve açlıkla karşı karşıya kalacağımız kesin.. Zira bu gidişle insanlar sanırım yaptıkları binaları kemirip yemek durumunda kalacaklar!!!


Bırakınız...

Yerli halk da Bodrum'un eski güzelliğinin yok olduğunu her fırsatta dile getiriyor...


Deniz'in bile bittiğine dem vuruyorlar...


İnsanlar üretmekten uzak yaşıyorlar; tüm bildikleri gelen turistlerden edinecekleri kazanç...

Ki o da küresel sermayeye çoktan teslim edilmiş bile...


Diğer taraftan basının "eğlence" diye tanımladığı ve zihinlere yerleştirdiği "sınır tanımayan" Bodrum'un renkli hayatı...


Şüphesiz ki, insanların yaşamlarına müdahil olunmamalı! Ancak onların bilinçli, millî değerlerine sahip yaşam modelini benimsemeleri için öyle sanıyorum ki önce eğitimin ve "alın teri" dökerek kazanç edinmelerinin yolu açılması gerekiyor!


Bu sebeple basın ve medyanın özellikle seçerek kirlettikleri sahil beldelerimizin başında Bodrum yer alıyor... Seçtikleri ne oldukları belli olmayan sözde "manken" ve sözde "sanatçı" geçinen şarlatanların örnek oldukları "sınırsız yaşam" şekilleriyle Türk halkının kültürüne ve milli değerlerine her yerde olduğu üzere Bodrum'da da çok açık bir saldırı gerçekleştiriliyor!


İnsanların mutsuz oldukları o kadar aşikar ki...


Bodrum'un en işlek yerinde ve sıcağın en yoğun yaşandığı saatte meydanın içi boş havuz kenarında güneş altında gencecik bir kızın sere serpe yattığını hayretler içerisinde gördüm. Ki bu sahne kimsenin umrunda bile değil!.. Bu uyku neyin nesi?.. Bilinmez ama, bildiğim bu çocuğun "sınır tanımayan" bir "eğlence" yorgunluğunun etkisi altında, bulduğu bir taş üzerinde dinlenmeye çekilmesidir.

Yine "sınır tanımayan" bir edayla vücutlarının hemen her yerine, adeta boş deri bırakmaksızın yapılan dövmeler...

Tüm bunları mutsuzluk olarak okuyor ve öyle görüyorum...


Zira üretmeden yaşayan insan elbette mutsuz olacaktır!

Eğitimsiz, çalışmayan ve tembelliği yaşam tarzı haline getiren, üretmeden tüketen toplumlar "çöküş"ü yaşamak zorundadır! Bu durumu şüphesiz ki bir tek Bodrum'a mâl etmek haksızlık olacaktır! Zira büyük resim ülkemizin her tarafı için geçerli... Ne diyordu hanım, "İstanbul'da böyle.." Bir de Bodrum tanımlaması "küçük İstanbul" olarak geçiyor ya...


Son bir not daha; bu yaşanılanlara çözüm olarak insanların kapatılarak, "din devleti"ne sokulması ya da ne bileyim bir şeylere yasak getirmek anlamı sakın çıkarılmasın! Zira küresel haçlı zihniyetinin istediği de bu!!!


Çünkü ancak bu şekildeki bir yönetimle, bir toplumun bilinci ve şuuru yok edilebilinir! Bakınız dünya coğrafyası üzerinde nerede bir zulüm, nerede bir katliam ve nerede kan ve gözyaşı varsa.. İşte orası müslüman halkların yaşadığı topraklar! Çünkü oralarda "din" kullanılarak insanlar baskı altına alınıp, akıllarını kullanmadan uzak "biat" toplumlar haline getirilmiş yönetimlere teslim ediliyorlar!

Hâl böyle olunca da o ülkenin yerüstü ve yeraltı zenginlikleri Batılı emperyalist güçlerin kontrolü altına çok rahat bir şekilde alınıyor!!!

Örnek mi?

Suudi Arabistan...


Siz hiç Batılı haçlı bir toplumun ve ya ülkenin başına bomba yağdığını duydunuz ya da gördünüz mü?!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

12 Mart 2012 Pazartesi

Derin Yırtmaç... Süper Valla!


















"Gecenin ilgi odağı olan bir diğer çifti de oyuncu Beren Saat’le popçu sevgilisi Kenan Doğulu oldu. 2 aydır birlikte olan çift beraber ilk görüntülerini Yılmaz’ın düğününde verdi. Kırmızı bir elbiseyle düğüne katılan Beren Saat derin yırtmacı yüzünden sevgilisi Doğulu’nun minibüsünden inmekte zorlandı. Objektiflere gülmeyi pek sevmeyen Beren Saat’in çok neşeli olduğu dikkat çekti. 100’e yakın kamera ve fotoğraf makinasına poz veren çift sorulara kahkaha atarak karşılık verdi..." 12 Mart 2012, Vatan




"Trende iki yolcu, şöhret üzerine konuşuyorlar.

"Öyle sanıyorum ki, şöhretin nasıl bir şey olduğunu anlasak onu elde ediş yöntemlerini de öğrenirdik" dedi, mühendis olan ve devam etti: "Hiç unutmam, bir yere çok güzel bir köprü yapmıştım. Açılış töreni zamanı, herkesin bana bakacağını zannediyordum. Kimse beni görmedi bile. Biraz sonra, toplanan kalabalıkta bir dalgalanma oldu. Baktım benimle de düşüp kalkan şarkıcı kadın. Herkes onu tanıyor. İnsanlara bu köprüyü yapanı tanıyor musunuz? diye sordum, kimse bilmedi. Kentin en iyi öğretmenini mimarını, şusunu, busunu sordum yine bilemediler. Bu yüzden, o günden beri kalabalıklardan nefret ederim."

Mühendis daha sonra, kazandığı birincilikleri, yaptığı eserleri anlattı. Ancak, bunların hiçbiri kendisinin şöhret olmasını sağlayamamıştı. Bir şey daha vardı. Bunları anlattığı yolcu, otuz beş yıldır Kus üniversitelerinde ders veren, Bilimler Akademisi üyesi Profesör Puşkov’du. Mühendis onu tanımıyordu.
İki adam, Önce bakıştılar sonra da kahkahaları koyverdiler." Anton Pavloviç ÇEHOV


Tarih yazılıyor...


Dünyada ve ülkemizde çok sıcak gelişmeler dakika dakika yaşanadursun...

Nice önemli ve saygın şahsiyetler, sessiz sedasız önemli işler başarırken,

Toplum, "Beren Saat"lerle yatıp-kalkıyor...

Aman efendim...

Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU da "kim miş?"

Bırakın dünyanın en genç profesörlük ünvanını almasını...

Siz Beren Saatlere bakın!


Hatta sanal alemden yola çıkarak, toplumun şekil aldığı dizilerin kişilikleri üzerinde duygu ve düşüncelerimizle "fikir"lerimizi ortaya koyduğumuz,

Ve bu sayede yediden yetmişe, toplum olarak bol bol "sanatçı" kılıklı şarlatanların cirit attığı sözde "sanat"la şekillenerek allanıp pullandığımız...

Söz de "sanat" adıyla edepsizliklerin havada uçuştuğu davranışları model almaya "gurur"la devam edelim.

Tıpkı sözde "demokrasi" adıyla milyonlarca insanın zulüm, kan ve gözyaşıyla boğuştuğu gibi.

Sahi...

Beren Saat'in kırmızı elbisesiyle derin yırtmacıgördünüz mü?!


Valla süper olmuş...

:)


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

2 Nisan 2010 Cuma

Ruhun Zekayla ve Beceriyle Mayalandığı Sanat; TİYATRO















"Tiyatro, adamı insan eden sanattır"



27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü; insanın insanı insana, insanla anlatımıdır tiyatro. Ve hayatımızın bir parçasıdır aslında... Üstelik güzel sanatların en çekicisidir tiyatro. Bizleri eğitirken eğlendiren; eğlendirirken düşündüren, hayatın içinde var olan umudun, acının, sevincin , neşenin ve hüzünün anlatımıdır. Burada insanın hayatının bir çırpıda anlatımı vardır... Bir arada yaşayan insanların birlikte güldüğü, birlikte ağladığı ve hep birlikte düşündüğü tiyatro salonları... Kısaca insani duyguların yaşanıldığı yerlerdir buralar.


Tiyatro; köy seyirlik oyunları, orta oyunu, gölge oyunu ve meddahlık olarak bizim kültürümüzde çoktan yerini almıştır. Ancak içinde bulunduğumuz zamanda ne yazık ki bu güzel alışkanlıklar, yerini televizyonlara teslim etmiştir. İnsanları "aptallaştıran" uyuşturan, sorgulamadan uzak bir yaşamın parçası haline getiren televizyonlar sayesinde, sözde eğlenceyi bir takım şarlatanların elinde oyuncaklaştıranlar, insanı insan yapmaktan öteye geçtiler... Her alanda bizi teslim alan televizyonlar sayesinde, topluca bir yozlaşmaya sürüklendiğimizi fark etmek için daha nasıl bir durum yaşamamız gerektiğini, kendi kendimize sorgulatmak isterim!


Sanattan uzak kalmak bir toplumun yok olması demektir. Zira insan ve sanat birbiriyle paraleldir. Bunların tehlike altına girmesi insanın geleceğinin büyük endişeler içerisinde olması anlamı taşımaktadır; ki şu anda da sanat öyle bir durumda maalesef...


İnsanlığın bulunduğu sorunların çözümlerini arayanlar arasında bilim adamları, felsefeciler, toplumun kanaat önderleri ve şüphesiz ki sanatçılar en önde yer alacaktır. İşte bu durumda sanatın önemini bir kez daha çok iyi okuyarak, gereken hassasiyeti göstermek zorunda olduğumuzu belirtmek isterim. Ancak sanat dediğimizde televizyonlardan bizlere dayatılarak, zorla kabul ettirilmek istenen şarlatanlıklar değildir!!!


Sözün özü, tiyatrosuz toplumlar, yeni doğmuş bebek gibidirler diyerek, düşünen, sorgulayan toplumların var olması dileğiyle...


Sevgi ve saygılarımla!