Birkaç ay önce sevgili eşimin anneciğinin cenazesindeyiz... Dolayısıyla akşam üzeri sevgili anneciğimizin ardından Kur'an okumak üzer iki hoca evimize geldi. Arka odadan dinliyorum... Duaya sıra geldi. Ruhlarına hediye edilmek üzere şehitlerimizle birlikte sıralama yapıldı.
Dikkatle bekledim, Atatürk'ün adı geçmedi, iyi mi?
Yüreğim sızladı... Biraz sonra salona geçtim. Önce sayın hocalara teşekkür ettim. Ardından özür dileyerek bir cümle etmek için izin istedim:
"Sayın hocam dilinize, yüreğinize sağlık olsun. Ancak bu ülkenin kurucusu büyük önderimizin adını niye zikretmediniz? Zira hepimiz onun sayesinde huzur içinde varlığımızı sürdürüyor, özgürce dini vecibelerimizi yapabiliyor ve siz de onun kurmuş olduğu DİYANET'e bağlı bir kurumun, dolayısıyla da Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin başı dik, onurlu bir memurusunuz...
Bu cümlelerim salonda elbette soğuk duş etkisi yarattı. Sayın Hoca, "ben şehitlerimizi söyledim ya..."
Tabii bir cümle etmeden gülümseyerek öteki odaya geçtim.
Aradan geçen dakikalar sonrasında koridordan geçerken Sayın Hocamız bana seslendi:
"Bakar mısınız!"
"Buyurunuz"
"Biraz önce söylediklerinizi düşündüm. Haklısınız. Bundan sonraki her ortamda ATATÜRK'ün adını da söyleyeceğim."
Teşekkür ederek, salondan bir kez daha ayrıldım.
Dolayısıyla...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin güzide kurumlarından birisi olan, ve bizzatihi ATATÜRK'ün kurmuş olduğu Diyanet İşleri Başkanlığı'nın cuma hutbelerinde okunmak üzere, hiç olmazsa 10 Kasım'da ATATÜRK'ümüzün anılmasını gururla, onurla ve de tüm benliğimle isterdim. Bundan dolayı yaşadığım bu derin ve anlamlı acımı paylaşmak üzere Sevgili DİYANET'e sunmak istiyorum...
Lütfen!!!
Sevgi ve saygılarımla!
NOT: Hakkari'de şehit düşen vatan evlatlarımızın mekanları cennet olsun...
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)