A'raf Sûresi 179. Ayet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A'raf Sûresi 179. Ayet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2016 Pazar

Bırak Bu Ayakları...



"Paskalya yortusu öncesi ayak yıkama ritüeli için mülteci kampını seçen Papa Françis, mültecilerin ayaklarını yıkadı ve öptü."

İnsana kulluk yapma emaresidir bu tablo.

Zira,

İslam coğrafyası cehenneme çevrilirken...

Mazlum milletler köle edilirken...

Milyonlarca insan canice öldürülürken...

Yüz binlerce kadın tecavüze maruz kalırken...

Yüz binlerce çocuk katledilirken...

Milyonlar topraklarından sökülüp atılırken...

Altın tahtından zulmü kuşbakışı izleyip, dünyayı parmağında oynatan PAPA,



Hani, Avrupa'nın göbeğinde  muhtaç mültecilere hayvana yem verir gibi para atarak eğlenen sizin müthiş sporcularınız PSV takımını,

Ve hani kucağındaki çocuğuyla koşan bir göçmene çelme taktığı ve koşan kıza tekme atan gazetecinin insanlık dışı davranışlarını nereye koyacağız..



Hâl böyleyken... 

Batılıların ikiyüzlülüğünü ortaya  koyan,

İnsan onurunu ayaklar altına alan ucuz bir ŞOVdur bu olay.



Dolayısıyla...

Yüzyıllarca bir gelenek halinde sürdürülen ve sözde "alçakgönüllülüğü" insanlara yerleştirmek olarak sunulan, ama aslında zümreyi, yani ruhbanlık sınıfıyla birlikte insanlar arasındaki ayrımcılığa "din"i kılıf yapan, "köle-efendi" ilişkisini sorgulamaya kapatan, insana kulluk emaresinin ta kendisidir...

İslam'a göre İncil bozuldu. 

Mesela Papa'nın "ayak öpme"si bir şova dönüşürken öte yandan, "köle-efendi" vurgusunu ön plana çıkaran geleneksel yortu bayramı...

 Hz. İsa'ya ait olduğu iddia edilen, "köle-efendi" kavramı  asla İLAHİ olamaz! Zira Yüce yaratan kula kulluk etmeyi asla emretmez!!! Dolayısıyla,

"Köle" kim? 

"Efendi" kim?

Diyeceğim o ki...

"Kalbleri vardır bununla kavrayıp anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. "A'raf Suresi 179. Ayet.


Sevgi ve saygılarımla!


NOT: İncil'e göre "ayak öpmek":

İncil Yuhanna 13,

"Alçakgönüllülük örneği


Fısıh bayramından önceydi. İsa, bu dünyadan ayrılıp Baba'ya gideceği saatin geldiğini biliyordu. Dünyada kendisine ait olanları sevmiş olarak sonuna kadar sevdi. Akşam yemeği sırasında İblis, Simon oğlu Yahuda İskariyot'un yüreğine İsa'yı ele verme isteğini koymuştu bile. İsa Baba'nın her şeyi kendisine emanet ettiğini, kendisinin Tanrı'dan çıkıp geldiğini ve Tanrı'ya döneceğini biliyordu. Yemekten kalktı, abasını bir yana koydu, bir havlu alıp beline doladı. Sonra bir leğene su doldurup öğrencilerin ayaklarını yıkamaya ve beline doladığı havluyla kurulamaya başladı. 

İsa, Simun Petrus'a geldi. Simun, "Rab ayaklarımı sen mi yıkayacaksın?" dedi. 

Petrus, benim ayaklarımı asla yıkamayacaksın!" dedi. 

İsa, "Seni yıkamazsam benimle payın olmaz." cevabını verdi. 

Simun Petrus, "Rab, yalnız ayaklarımı değil, ellerimi de başımı da yıka!" dedi. 

İsa ona dedi ki, "Yıkanmış olan tamamen temizdir; ayaklarının yıkanmasından başka ihtiyacı yoktur. Sizler de temizsiniz, ama hepiniz değil." İsa kendisini kimin ele vereceğini biliyordu. Bu nedenle, "Hepiniz temiz değilsiniz" demişti. 

Onların ayaklarını yıkadıktan sonra giyinip yine sofraya oturdu. Onlara, "Size ne yaptığımı anlıyor musunuz?" dedi. 

"Siz beni Öğretmen ve Rab diye çağırıyorsunuz. Doğru söylüyorsunuz, öyleyim. Ben Rab ve Öğretmen olduğum halde ayaklarınızı yıkadım; öyleyse, sizler de birbirinizin ayaklarını yıkamalısınız. Size yaptığımın aynısını yapmanız için bir örnek verdim. Size doğrusunu söyleyeyim, köle efendisinden üstün değildir. Elçi de kendisini gönderenden üstün değildir. Madem ki bu şeyleri biliyorsunuz, onları yaparsanız size ne mutlu!" İNCİL MÜJDE Sf: 229-230



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

25 Nisan 2012 Çarşamba

Ya Yarın?












"Andolsun, biz cinler ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır." A'RAF SÛRESİ 179. AYET



"Çanakkale dün, 97 yıl önce birbiriyle çarpışan askerlerin torunlarının dostluk ve barış mesajlarına sahne oldu. Şehitler Abidesi’ndeki anma töreninde, savaşlarda şehit düşen Mehmetçik’in yanı sıra, bu toprakları işgal etmeye gelen ülkelerin yaşamını yitiren askerleri birlikte anıldı.

Anma törenlerinden biri de Seddülbahir köyündeki İngiliz Helles Anıtı’nda yapıldı. Burada da saygı duruşu ve dualarla savaşta can veren İngiliz askerleri anıldı.

Morto Koyu’ndaki Fransız Anıtı’nda da bir tören düzenlendi. Törene... Fransa Büyükelçisi Laurent Bili, Avustralya Büyükelçisi Ian Biggs, Yeni Zelandalı Bakan Nathan Guy ile savaşta yeralan ülkelerin temsilcileri katıldı. Milli marşlar okundu ve anıta, ülkelerin çelenkleri konuldu." 24.04.2012, Vatan



Valla ne âlâ!

Okyanusları aşın gelin; masum insanların topraklarını işgal edin...

Eee...

N'ooldu şimdi?

Törenler düzenleniyor, anıtlar dikiliyor..

Niye?

Sözde dünyaya "dostluk", "barış" mesajları veriliyor.

İyi de, şimdi sormazlar mı adama;

Bu sahte duruşlar da neyin nesi?

Hangi "barış"dan, hangi "pişmalık"dan söz ediyorsunuz?!..

Dün Çanakkale'deydiniz, boyunuzun ölçüsünü aldınız!

Bugün Irak'da, Afganistan'da, Libya'da... ölüm saçıyorsunuz!



20 Mart 2003'de Amerika ve İngiltere önderliğinde oluşturulmuş Çokuluslu Koalisyon Kuvvetlerinin bir askeri harekâtla Irak'a girmesiyle başlayan ve devam eden savaş.


"Frank Wuterich (ABD ordusunda ırak işgal kuvvetlerinde görevli çavuş) " evlere girmeden önce bomba attık. içeri girdiğimizde çok sayıda çocuğun ölü olarak yattığını gördük. Birkaç kişi bağırınca hiç düşünmeden tetiği çektim. Çünkü bize ateş edebilirlerdi. İçeri girmeden önce el bombası atmasaydık da odalara girince yaylım ateşi açıp herkesi öldürecektik. Bugün olsa yine aynı kararı hiç düşünmeden veririm. Pişman değilim". Bu ifadeyi veren çavuşun anlattığı olayda toplam 24 sivil öldürdüler. İçlerinde 5 kadın ve yaşları 2-14 arasında olan 6 çocuk bu sayının içindedir." itusozluk.com



Pekii, ya yarın..?!


Sevgi ve saygılarımla!



Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

26 Şubat 2012 Pazar

Bir "Serenad" da Bize...












"Andolsun, biz cinler ve insanlardan bir çoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır." A'RAF SÛRESİ 179. AYET


26 Şubat 1992 yılında Ermeni çeteleri, Hocalı’ya girdi. Çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar işkenceyle öldürüldü...

Katliam...

Yani dünyanın gözü önünde...

Hem de bu zamanda...

Hani "demokrasi" havarisi geçinen Batılı güçlerin kulaklarının "sağır", gözlerinin "kör" olduğu anda...

Konu Türkler ve müslümanlar olunca...

Sessiz sedasız katliamlar yapılıyor...

E tabii... çığırtkanlık yapacak kimsemiz yok...

O zaman, ne isteniyor?

Sus, sesini kes!

Toprağını, vatanını istediğimiz gibi paylaşır, istediğimiz gibi de işgal ederiz!

Karşı koyarsan, katliamlar, zulümler gırla gider!!!

Hocalı, Srebrenitsa, Irak, Felluce, Afganistan...

N'ooldu buralarda?

Birleşmiş Milletler'in ve dünyanın gözü önünde binlerce, milyonlarca masum insan kesildi biçildi!!!


Kimseden "tık" yok!

Pekii...

Birkaç gün önce "basın"a ne düştü?

Valla hergün bir yeni "haber"le uyandığımız gibii... bir de suçlayan suçlayana...

Neyse; ne diyor "basın"?

"Zülfü Livaneli’nin Serenad kitabıyla tekrar gündeme gelen Struma faciasında hayatını kaybeden 769 Musevi, 70 yıl sonra geminin İstanbul’da 71 gün beklediği Sarayburnu’nda anıldı. İshak Alaton, "769 kişi o günün devleti tarafından bilerek ölüme terk edildi. Özür diliyoruz sözünü duymak istiyorum" dedi." Vatan, 24 Şubat 2012

Böyle bir olay "var"mış...

Sorumlusu neden biz oluyoruz ki?

O tezgahı kimler hazırladı, niçin?

Hem bu olay, onlarca yıl süre zarfında rafa kaldırılıp, neden şimdi ortaya getiriliyor?!..

Çok merak ediyorum;

Bizden kim özür dileyecek?!

Ve

Ne zaman?!

Hani bıraktık diğer ülkeleri ve soydaşlarımızı da...

1919'da ülke topraklarımızı birer birer işgal edip (Gaziantep, Kahramanmaraş, Şanlıurfa, İzmir...), ardından katledilen insanlarımız için neden özür dileyen yok?!..

Ve yine Kıbrıslı soydaşlarımıza (kanlı noel) yapılanlar n'ooldu?!

Sözü uzatmadan,

Zülfü Livaneli'ye sormak isterim;

Bugüne kadar neredeydin?

Bu kitabı yazmak için, onlarca yıl neden bekledin?

Şimdi nereden aklına ge(tiri)ldi?

Madem, "insanlık" diyorsun,

O halde milyonlarca insan, İslam coğrafyasında bir bir katlediliyor!!!


Hem de "demokrasi" "özgürlük" çığırtkanlığı yapanlar tarafından...

Ah...

Bir "Serenad" da bizler için yazsan,

Ve bir özür de bu insanlar için istesen?

Hani mesela diyorum...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)