Avrupa Birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa Birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Aralık 2016 Pazar

Ohh be!


"Alman politikacılardan Türkiye'ye gözdağı gibi açıklamalar geldi. Hessen Eyalet Başbakanı Volker Bouffier, Gümrük Birliği anlaşmasının feshinin gündeme getirilebileceğini belirtti." 04 Aralık 2016, Hürriyet

Kapitülasyonların günümüzdeki yeni adı olan Gümrük Birliği uygulamaları konusunda Prof. Dr. Erol MANİSALI Hocamız şöyle  söylüyor:

"Bir ülkenin, dünyanın herhangi bir yerinde bir gümrük birliğine bağlı olması için 'eşit statüde bir üye' olması gerekir. Türkiye’nin AB ile ilişkisi ise bir sömürge ile onu yöneten ülke arasındaki ilişkidir. Eskiden Avrupa ülkelerinin Afrika ve Asya’da uyguladıkları örneklerde olduğu gibi". Çöküşe Giden Yol: Avrupa Gümrük Birliği / Metin AYDOĞAN

Hal böyle olunca...

Bu haberi okuduğum zaman ilk tepkim,

"Ohh be!  Gözümüz aydın!" oldu.

Dolayısıyla...

Haydi inşallah...

:))


Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

16 Eylül 2015 Çarşamba

BAŞARAMAYACAKSINIZ...


Avrupa Birliği, koloniler halinde akın eden ve tarihin en büyük göç olaylarına yukarıdan bomba, içeriden fitne atarak en büyük katkıyı sağlayıp onları vatansız bıraktı!

Dolayısıyla bu insanları, sersefil biçimde yüzüstü bırakan koooskoca sözde "medeniyetin beşiği", özgürlüklerin baş savunucuları ama gerçekte tek dişi kalmış canavar Avrupa Devletleri, bugün ENDİŞE ve TELAŞ içerisinde birbirlerine düşmüş durumdalar...




Vatansız, aç-susuz perperişan vaziyette ölümle burun buruna kalarak umuda yolculuğa çıkan bu insanlara, hani bundan önce "sen şucusun", "ben bucuyum" diyerek ayrışmalara sebebiyet olan bu ilkel kavganın ilkel sorgulamaları birden unutuldu, iyi mi? Zira bu insanlar için artık bu sorgulamaların hiçbir değeri kalmadığı gibi insanlar dımdızlak ortada kaldılar.. Peki neden artık bir önemi yok bu sorgulamaların?

Hadi yine devam etsenize.. 

Ayrışın ayrıştırın...

Hani insanlar işlerini güçlerini bırakıp, bir uçtan öbür uca koşup duranlar, yağmalayanlar, birbirini boğazlayanlar, "zafer" kazandıklarını zannedenler, etrafa umutsuzluk tatdıranlar...

Neredesiniz? 

Hadi... bu insanlara verdiğiniz zararları nasıl anlatacaksınız?

Anlatınız!!!

Acılarını dindiriniz!!!

Bırakınız daha iyi yaşam koşullarını da, insanın temel yaşam haklarını bile ellerinden aldınız!!!

Artık yüz binlerin, milyonların sığınacak bir  vatanı yok! Aldınız ellerinden...

Görüldüğü üzere  ilkel ayrımcılık yapmak, toplumların felaketini hazırlamak demektir. Bu bir hükümdür. Tarih buna her zaman tanıklık yapmıştır, yapmaya da devam ediyor!

Vatan savunması yapamayanlar, ilkel sorgulamaların esiri olanlar, bugün, Suriye'ye, Libya'ya, Afganistan'a, Irak'a, Yemen'e, Mısır'a.. dönüp bir baksınlar! Gördükleri manzara, yarın bizim de başımıza geleceklerin bir aynası olarak  zihinlerine not etsinler!!!



Sahi... 

Antalya’nın Gündoğmuş İlçe Belediye Başkanı,  kent merkezindeki ışıklı panoya "Camide namaz kılıp sandıkta HDP’ye oy veren Kürt benim kardeşim olamaz. Kardeşlik yüce bir makamdır. Alçaktan kardeş olmaz. HDP’ye gönülsüz oy veren korkaktır. Gönüllü oy veren alçaktır" diye yazdırmış, iyi mi?




Bu ne kepazelik?!..

Bu nasıl bir aymazlıktır?!

Kökü dışarıda olan bu tür girişimlerin sonucu ancak ve ancak emperyalizmin elini ovuşturarak beklediği neticeleri doğurur!


Dolayısıyla Türk'ün kardeşi Kürt, Kürt'ün kardeşi Türk'tür! 

Dün aynı tahrikler Yugoslavya'da, Bosna'da yapıldı..

Bugün Libya'da, Suriye'de, Irak'ta...

Sıra geldi Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne, Türk Milleti'ne öyle mi?

Türk Milleti bu oyuna gelmeyecek!!!

BAŞARAMAYACAKSINIZ...




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

30 Kasım 2013 Cumartesi

Gözün Aydın Diyarbakır...











"Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Seyid Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 75’inci yılında anma etkinliği düzenledi. Anmada konuşan gazetemiz yazarı Can Dündar, 

"Ben ne yazık ki Kürtçe bilmiyorum. Az önceki şarkıları anlamadım; ancak o acıyı anlamak için Kürtçe bilmeye, Dersimli olmaya gerek yok. İnsan olmak yeterli o acıyı anlamak için" dedi."17 Kasım 2013, Cumhuriyet

Vallahi beylik laf etmiş Can DÜNDAR... Zira Irak'ta  milyonlar öldürülürken, orada yaşanan insanlık dramını ve acıları nedense bu kadar hassas duygularla anlayıp, bu şekilde cümle âleme dile getirmedi...

Neyse...

Can DÜNDAR her zamanki gibi kolları sıvayarak işe girişmiş..

"Diyarbakır Rönesansı" adlı 4 bölümlük bir yazı dizisi yayınlandı.

Okudum...



Aman efendim yazılanlara inanamazsınız... "yeni" bir millet "yaratılma"nın dayanılmaz sevinci ve coşkusu kâh söylemlerle, kâh yorumlarla her satıra ince ince yayılmış...

Mesela;

"Biz klasik değil, Kürdi bir Hamlet yaptık. Bölge kültürüne sadık kaldık. Oyun, kostümlerinden, şarkılarına kadar Kürt coğrafyasında geçiyor gibi yorumlandı"...

Vay be... Meğerse bölge insanımızın tek derdi  Hamlet'i "Kürdi" izlemek'miş...

"Rönesans"da bakın daha neler var neler...

"Bir yandan da kendisine ait ilk Kürt opera bestesi üzerinde çalışıyor." imiş.

Demek ki, Güneydoğu Anadolu bölgemizde "Kürt opera" çalışmalarının olmaması önemli bir "problem"miş, bu sayede öğrendik!


"Diyasporadaki Kürtlerden (Avrupa’daki 17 farklı Kürt filmleri festivalinden) çoğunlukla sürgün psikolojisini yansıtan filmler geliyor. Türkiye’den gelenler, ağırlıkla dil ve savaş koşulları motifli... “Belleği diri tutmak” amaçlı, “Dağ sineması”... Irak filmleri ise daha estetik... 

En hoşa gitmeyen şey, “Size film yapmaya geldik” havasında bölgeye dizi ya da film çekmeye gelenler... İstanbullu yönetmen ve oyuncuların halkı ve kültürünü tanımadan bölgeyi dekor olarak kullanmaları tepki çekiyor. "Kültürel yağmacılık" sayılıyor."


Gördünüz mü? "kültürel yağmacılık" yapılıyormuş.. Kim tarafından? "İstanbullu yönetmen ve oyuncular"ca. Üstelik de "halkı ve kültürünü tanımadan" işe girişiyorlar'mış..

İyi de o film ve dizileri hazırlayan kimler? Hiç şüpheniz olmasın Batılı emperyalistler... Hem de parasal kaynağı "Avrupa Birliği" tarafından karşılanarak, iyi mi?

Eee, o zaman?..


Irak işgaliyle birlikte her yer tarumar edildi, milyonlar öldü, on binlerce kadın fuhuşa sürüklendi, çoluk çocuk katledildi... Bölgede hal böyleyken söyler misiniz bunun neresi "özgürlük"? Hangi Irak'ın özgürlüğünden bahsediliyor?.. Yıkım ve katliamlar bir yana,  Mezopotamya medeniyetini barındıran dünyanın en büyük kütüphanesi yakılarak talan edildi... Bölgenin kültürü yerle bir edilerek "Kültürel yağmacılık"ın daniskası yaşanıyor... Pekii... bunlardan niye bahsedilmiyor? Filmleri niye yapılmaz?


"Hakikat aşktır. Aşk, özgür yaşamdır." diye yazılmış kapı üzerlerine... Can Dündar merak etmesin. Zira "özgür yaşam" şu anda bölge coğrafyamız üzerine çoktan kondu bile.. Maşaallah bölge coğrafyası kan, gözyaşı ile sulanıyor, açlık sefalet ve kölelikle demokrasi yaşanıyor... Ama şimdi bunun adı "Rönesans"mış, pes!!!

Kürtçe tango, yoga, opera, imiş Kürt halkımızın tek eksiği.. Öyle ya, geleneğimiz, adetlerimiz bunlarmış da haberimiz yokmuş!!! Hani ben zannediyordum ki, davullu zurnalı halayımız, sazlı sözlü eğlencelerimiz, ağıtlarla bezenmiş yanık türkülerimiz...












Ama görünen o ki, bunlar şimdi bir kenara itilmiş, malum ezik'lenmeye açılan kapının aralığından içeriye süzülen baş hastalık "aydın"lanmanın aracı, tangolar, baleler, operalar filan olmuş...
Gözün aydın DİYARBAKIR...

"Kıpır kıpır bir coğrafyanın yıpranmış örtüsünün altından yepyeni bir yaşam umudu doğuyor." diyor Can Dündar...

Vallahi Can Dündar'a göre yöre halkının "yepyeni yaşam umudu" bunlar'mış... Sakın yanlış anlaşılmasın, "açlık, yoksulluk, feodal sistemin altında köleleşen kadınlarımızın, insanlarımızın tek sorunu; üretimden uzak, Batılı ve Haçlı kültürünün etkisi altında yaşamak, yemek, içmek'miş, vesselam...

Yani onlar gibi düşün, onlar gibi yaşa... 

Yedirmezler efendim, yedirmezler!!! 

Ya, ne yaparlar?

Vallahi yaptıkları yapılacakların teminatıdır! Yani kardeşi kardeşe kırdırarak bölge coğrafyasının tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ele geçirmenin bir metodu ve aracı olacaktır bundan önceki gibi bundan sonraki gelişmeler...

Yani bu itibarla, "yepyeni" kukla ve itaatkâr bir toplum olmanın önü açılmaya çalışılıyor. Ki bu da sadece ve sadece, "dil" kullanılarak yapılmak isteniyor.. Dahası "zazaca", "kırmançi"... dil'leri de sırada bekliyor. Yani bir sonraki adım "Kürtçe"yi de kendi arasında ona beşe bölüp, her daim kanlı "iç savaş"ı diri tutmak olacak...

Anlayacağımız, Can DÜNDAR'ın kaleme aldığı "Diyarbakır Rönesansı" yazısının altında yatan tek gerçek:

Ortak tarih, ortak kültür, ortak yaşam, ortak inanç, ortak kader ve ortak dil'den adım adım koparılmak istenilen bir milletin, Batılı emperyalist haçlıların yüzyıllık planlarıyla desteklenen  hedeflerinin, perdelenerek ortaya atılan yutturmaca yeni adı;

"Yepyeni bir yaşam umudu" olmuş...

Rönesans mı? 

İnsanları açlıktan, kölelikten kurtaracak, üretime dönük  ekonomik bağımsızlığın kazanılmasıyla başlar asıl rönesans.. Ki bu sayede insanlar özgürce düşünebilen, özgürce iradesini ortaya koyabilecek tercihleri yapabilirler.. Dahası toplumların kendi topraklarının bereketiyle ortaya çıkan öz kültürleri ile sanata dönük çalışmalar sayesinde  ufukları açılır ve hayalleri zenginleşir. İşte o zaman sanat, özgür zihinlerle ortaya çıkar! Yoksa başkalarının kültürünü taklit ederek yaşamak, "şebek"likten öteye geçemez. "Batı hayranlığı" da bu sayede ortaya çıkıyor. Yani ezik, köle ruhlu toplumlar!...  


Bu vesileyle bizi "aydınlatan" Dündar'a teşekkür mü etsek ne yapsak vallahi bilemiyorum... Zira yazı "aydın-latan", yazar "aydın" olunca bize de; "Diyarbakır gözün-aydın" demek düşüyor...


Vah benim güzel ve yalnız ülkemin kadersiz insanları...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Avrupa Birliği Amaç mıdır, Araç mıdır?















Sade fakat milli değerlerimiz ve ulus bütünlüğümüzü koruyarak, olayları anlamaya çalışan bir bakışla düşündüklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum:

Başlangıç itibariyle, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygılı demokrasi anlayışının hakim kıldığı bizlere hayaller kurduran Avrupa Birliği...

Halkımızın bir kısmı, AB denildiği zaman, Avrupa'da iş olanağı sağlayan, bizlerin sınıf atlamasına vesile olacak, güzel yaşamın adresi olarak algılamaktadır. Tarih boyunca değişik isimler altında karşımıza çıkarılan ve bizlere modern hayatın adresi olarak gösterilmeye çalışılan ve bugünkü adıyla "Avrupa Birliği" olan bu plan, aslında gizli siyasi emelleri olan ve yine kuruluş felsefesi "Hristiyanlık" temellerine yatan "SÖMÜRME" düzeninin kılıflandırılmış şeklidir.


"1- 1838 Balta Limanı Gümrük Birliğ Antlaşması = 1995 Gümrük Birliğ Antlaşması.

2- 1839 Tanzimat Fermanı =AB Uyum Yasaları ve IMF dayatmaları.

3- 1856 Islahat Fermanı = AB Türkiye İlerleme Raporları." (Arslan BULUT, Yeniçağ Gazetesi)


Görüldüğü üzere tezgah aynı! Her alanda bizlere bitmek bilmeyen, kabul edilemez istekleri önümüze sunuyorlar. Böyle olunca da, milli devlet anlayışından çıkartılıp, çok milletli devletler konumuna getirilmek istenmemizdir. AB'nin bayrağı bilindiği üzere 12 yıldızdan ibarettir. Hz. İsa'nın 12 havarisi'ni işaret etmektedir. Bu demektir birliğin dayanışması ve beslendiği adres de dinseldir. Yani "haçlı zihniyeti" ortaklığıdır. Evet, bu zihniyetin tarih boyunca Türklük ve müslümanlıkla bir hesaplşması vardır. Yine bu anlayış, 1453'teki çağ atlatan zaferimiz, batı için bir travmadır! Bunu asla unutmadılar ve o günden bugüne planları, bu coğrafya üzerinde ki ülkemizi tekrar ele geçirmek üzerinedir.

Devletler arasında "mütekabiliyet" diye bir ilke vardır. Yani karşılıklılık ilkesi. Ama ne yazık ki, bu ilke bize işlemiyor. Mesela bizim tarih kitaplarımızdan, Yunan mezalimlerinin çıkarılmasını istedikleri gibi. Kendileri ana sınıfı çocuklarından başlamak üzere, Türkleri "düşman gösterme" ruhu aşılanmaktadır. Buna karşılık bizler iyi niyet çerçevesinde "yabancı damat" dizileriyle yapılan düşmanlıkları ört bas etme peşine düştük. Keşke bu iyi niyet, gerçek olsa ve tek taraflı olmasaydı!

Geçtiğimiz haftalar da İrlanda'da refanduma sunulan "Lizbon Ant." İrlanda halkının onurlu duruşuna bir örnek teşkil etti. Yani bir yerde AB yasası reddedildi. Daha önce de Fransa ve Hollanda reddetmişti. Bazıları da referandumu ertelemekle sıkıntıyı aşma gayretindeler. Kendi aralarında çatırdamalarla birlikte, anlaşmazlıkları yaşayan bu birlik, daha ne kadar ayakta kalabileciğinin şüphe götürdüğü ortada.


Hal böyleyken, bizi de baskıları altına alarak her istediklerini yaptırma gayretleri, etik olmayan davranışlarıyla sürdürülmektedir. Yine bizler, biz olduğumuzu unutarak, hep birileri gibi olma anlayışından acilen vazeçmek durumundayız. Türkiye Cumhuriyeti ülkesi diliyle, diniyle, kültürüyle, gelenek ve görenekleriyle bu zor coğrafyanın üzerinde kurulmuş, Atatürk felsefesi ile ayakta durabileceğini, Kurtuluş Savaşı'nı yedi düvele karşı onurlu mücadelemizle kanıtlayarak göstemiş; geçmişi ve tarihiyle zengin bir milletin çocukları ve devamıyız.


Çevremizde oynanan oyunların, bitmek tükenmek bilmeyen emperyal akımların, baskılarına ancak ATATÜRK ilke ve inkılaplarıyla ayakta kalabileceğimiz ortadadır. Onun içindir ki, Avrupa "Atatürk'ün resimleri indirilsin" deme cüreti ve küstahlığını gösterebiliyor. Biliyorlar ki, Atatürk'ün fikirleri benimsendiği ve ayakta kaldığı sürece emellerine ulaşamıyacaklar! Bunu başarabilmenin yolu da bizleri birbirimize düşürüp, Atatürk düşmanlığı yaratılmak istenmesidir. Yıllardır bu plan için fersah fersah ilerleyip, bu uğurda da yüce dinimiz kullanılmak istenmiştir.

Oysa ki, İslamiyet emperyal fikirlere karşıdır. Mazlum insanların yanındadır; zulme karşdır! Atatürk'de bu yüce dinin emirleri ve ışığı doğrultusunda hareket ederek, imanla birleştirdiği vatan sevgisini, bir güçte toparlayıp, Kurtuluş Savaşı'yla bütünleştirmiştir. Onun içindir ki, mazlum milletler Atatürk'ü kendilerine örnek almışladır.

Bizler, insanlarımızın mutlu, özgür ve kendi ayakları üzerinde durabilen, üretken olmamız için sadece ve sadece hukukun en idealini, yasalarımızın bizlere uygun şekilde, insan haklarına saygılı, ama ulus bütünlüğümüzü sarsmayacak anlamda gerekli olan caydırıcılığı kullanarak (ki burada hemen belirtmek istiyorum, İngiltere terörle mücadele kapsamında göz altı süresini 28 günden, 42 güne çıkartmıştır. Biz de ise "insan hakları" ileri sürülerek, AB'nin dayattığı, 2- 4 gün süre ile sınırlıdır.) karşılıklı alışverişin menfaatler gözeterek yapılması anlamında ve tabii ki onurluca bir birlikteliği düşünebiliriz.


Unutulmamalıdır ki, hiç bir ortak özelliği olmayan, beraber yaşanmış bir geçmişi olmayan, aynı duyguları hissetmeyen, kısaca tasa da, kıvanç da, mutluluk da berberliği olmayan toplululukların bir arada yaşaması zordur. Şayet bu birliktelikler kolay olabilseydi, Yugoslavya kanlı bir şekilde parçalanabilir miydi? Kısacası, Batı zihniyeti kendilerince bir plan tutturmuş; bizler ve yaşadıklarımız bu planın bir parçasıdır. AB gibi olgular da, bu zihniyetin, amaçlarının gerçekleşmesi adına bir ARAÇTIR! Sevgi ve saygılarımla!