"
Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Seyid Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 75’inci yılında anma etkinliği düzenledi. Anmada konuşan gazetemiz yazarı Can Dündar,
"
Ben ne yazık ki Kürtçe bilmiyorum. Az önceki şarkıları anlamadım; ancak o acıyı anlamak için Kürtçe bilmeye, Dersimli olmaya gerek yok. İnsan olmak yeterli o acıyı anlamak için" dedi."17 Kasım 2013, Cumhuriyet
Vallahi beylik laf etmiş Can DÜNDAR... Zira Irak'ta milyonlar öldürülürken, orada yaşanan insanlık dramını ve acıları nedense bu kadar hassas duygularla anlayıp, bu şekilde cümle âleme dile getirmedi...
Neyse...
Can DÜNDAR her zamanki gibi kolları sıvayarak işe girişmiş..
"Diyarbakır Rönesansı" adlı 4 bölümlük bir yazı dizisi yayınlandı.
Okudum...
Aman efendim yazılanlara inanamazsınız... "yeni" bir millet "yaratılma"nın dayanılmaz sevinci ve coşkusu kâh söylemlerle, kâh yorumlarla her satıra ince ince yayılmış...
Mesela;
"
Biz klasik değil, Kürdi bir Hamlet yaptık. Bölge kültürüne sadık kaldık. Oyun, kostümlerinden, şarkılarına kadar Kürt coğrafyasında geçiyor gibi yorumlandı"...
Vay be... Meğerse bölge insanımızın tek derdi Hamlet'i "Kürdi" izlemek'miş...
"Rönesans"da bakın daha neler var neler...
"
Bir yandan da kendisine ait ilk Kürt opera bestesi üzerinde çalışıyor." imiş.
Demek ki,
Güneydoğu Anadolu bölgemizde "Kürt opera" çalışmalarının olmaması önemli bir "problem"miş, bu sayede öğrendik!
"
Diyasporadaki Kürtlerden (Avrupa’daki 17 farklı Kürt filmleri festivalinden) çoğunlukla sürgün psikolojisini yansıtan filmler geliyor. Türkiye’den gelenler, ağırlıkla dil ve savaş koşulları motifli... “Belleği diri tutmak” amaçlı, “Dağ sineması”... Irak filmleri ise daha estetik...
En hoşa gitmeyen şey, “Size film yapmaya geldik” havasında bölgeye dizi ya da film çekmeye gelenler... İstanbullu yönetmen ve oyuncuların halkı ve kültürünü tanımadan bölgeyi dekor olarak kullanmaları tepki çekiyor. "Kültürel yağmacılık" sayılıyor."
Gördünüz mü? "kültürel yağmacılık" yapılıyormuş.. Kim tarafından? "İstanbullu yönetmen ve oyuncular"ca. Üstelik de "halkı ve kültürünü tanımadan" işe girişiyorlar'mış..
İyi de o film ve dizileri hazırlayan kimler? Hiç şüpheniz olmasın Batılı emperyalistler... Hem de parasal kaynağı "Avrupa Birliği" tarafından karşılanarak, iyi mi?
Eee, o zaman?..
Irak işgaliyle birlikte her yer tarumar edildi, milyonlar öldü, on binlerce kadın fuhuşa sürüklendi, çoluk çocuk katledildi... Bölgede hal böyleyken söyler misiniz bunun neresi "özgürlük"? Hangi Irak'ın özgürlüğünden bahsediliyor?.. Yıkım ve katliamlar bir yana, Mezopotamya medeniyetini barındıran dünyanın en büyük kütüphanesi yakılarak talan edildi...
Bölgenin kültürü yerle bir edilerek "Kültürel yağmacılık"ın daniskası yaşanıyor... Pekii... bunlardan niye bahsedilmiyor? Filmleri niye yapılmaz?
"
Hakikat aşktır. Aşk, özgür yaşamdır." diye yazılmış kapı üzerlerine... Can Dündar merak etmesin. Zira "özgür yaşam" şu anda bölge coğrafyamız üzerine çoktan kondu bile.. Maşaallah bölge coğrafyası kan, gözyaşı ile sulanıyor, açlık sefalet ve kölelikle demokrasi yaşanıyor... Ama şimdi bunun adı "Rönesans"mış, pes!!!
Kürtçe tango, yoga, opera, imiş Kürt halkımızın tek eksiği.. Öyle ya, geleneğimiz, adetlerimiz bunlarmış da haberimiz yokmuş!!! Hani ben zannediyordum ki, davullu zurnalı halayımız, sazlı sözlü eğlencelerimiz, ağıtlarla bezenmiş yanık türkülerimiz...
Ama görünen o ki, bunlar şimdi bir kenara itilmiş, malum ezik'lenmeye açılan kapının aralığından içeriye süzülen baş hastalık "aydın"lanmanın aracı, tangolar, baleler, operalar filan olmuş...
Gözün aydın DİYARBAKIR...
"
Kıpır kıpır bir coğrafyanın yıpranmış örtüsünün altından yepyeni bir yaşam umudu doğuyor." diyor Can Dündar...
Vallahi Can Dündar'a göre yöre halkının "yepyeni yaşam umudu" bunlar'mış... Sakın yanlış anlaşılmasın, "açlık, yoksulluk, feodal sistemin altında köleleşen kadınlarımızın, insanlarımızın tek sorunu; üretimden uzak, Batılı ve Haçlı kültürünün etkisi altında yaşamak, yemek, içmek'miş, vesselam...
Yani onlar gibi düşün, onlar gibi yaşa...
Yedirmezler efendim, yedirmezler!!!
Ya, ne yaparlar?
Vallahi yaptıkları yapılacakların teminatıdır! Yani kardeşi kardeşe kırdırarak bölge coğrafyasının tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerini ele geçirmenin bir metodu ve aracı olacaktır bundan önceki gibi bundan sonraki gelişmeler...
Yani bu itibarla, "yepyeni" kukla ve itaatkâr bir toplum olmanın önü açılmaya çalışılıyor. Ki bu da sadece ve sadece, "dil" kullanılarak yapılmak isteniyor.. Dahası "zazaca", "kırmançi"... dil'leri de sırada bekliyor. Yani bir sonraki adım "Kürtçe"yi de kendi arasında ona beşe bölüp, her daim kanlı "iç savaş"ı diri tutmak olacak...
Anlayacağımız, Can DÜNDAR'ın kaleme aldığı "Diyarbakır Rönesansı" yazısının altında yatan tek gerçek:
Ortak tarih, ortak kültür, ortak yaşam, ortak inanç, ortak kader ve ortak dil'den adım adım koparılmak istenilen bir milletin, Batılı emperyalist haçlıların yüzyıllık planlarıyla desteklenen hedeflerinin, perdelenerek ortaya atılan yutturmaca yeni adı;
"Yepyeni bir yaşam umudu" olmuş...
Rönesans mı?
İnsanları açlıktan, kölelikten kurtaracak, üretime dönük ekonomik bağımsızlığın kazanılmasıyla başlar asıl rönesans.. Ki bu sayede insanlar özgürce düşünebilen, özgürce iradesini ortaya koyabilecek tercihleri yapabilirler.. Dahası toplumların kendi topraklarının bereketiyle ortaya çıkan öz kültürleri ile sanata dönük çalışmalar sayesinde ufukları açılır ve hayalleri zenginleşir. İşte o zaman sanat, özgür zihinlerle ortaya çıkar! Yoksa başkalarının kültürünü taklit ederek yaşamak, "şebek"likten öteye geçemez. "Batı hayranlığı" da bu sayede ortaya çıkıyor. Yani ezik, köle ruhlu toplumlar!...
Bu vesileyle bizi "aydınlatan" Dündar'a teşekkür mü etsek ne yapsak vallahi bilemiyorum... Zira yazı "aydın-latan", yazar "aydın" olunca bize de; "Diyarbakır gözün-aydın" demek düşüyor...
Vah benim güzel ve yalnız ülkemin kadersiz insanları...
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)