Bedevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bedevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Aralık 2017 Cuma

"Çöl Kaplanı" Fahrettin Paşa'ya Selam olsun...


"Evlatlarım!

* Bir söz verdik. 'Kutsal şehri isyancılara vermeyeceğiz' diyerek. Elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Ta ki son mermi, son er ve son kana dek... Bu azim, bu kararlılık bize dayanma gücü verecektir. Bunu hiç unutmayın! Ümitsiz olmayınız. 

* Bakın, bayrağımıza iyi bakın. Herhangi bir bayrak değildir o. Şu an devletimizin düşen birçok kalesi var. Ele geçirilen birçok şehri var. Ama burası son kaledir. Devletimizin son direnme noktasıdır. Belki bizim bu gayretimiz diğerlerine de örnek olursa, her yerde ittifak etmiş düşmanlara, yedi düvele karşı koyarız!...


* Hiç utanmaz mısınız? Hiç çekinmez misiniz bu şehri teslim etmeye? Ben gitmiyorum, zorla götürüyorlar. Şahit olun Medine sokakları, yollar sokaklar şahittir. Peygamber Efendimiz şahittir. Ben gitmiyorum, zorla götürüyorlar

* Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Uçar, yeşilliklerle beslenir, temiz ve taze olan yiyecekleri yer… Hicaz, Yemen, Asir Araplarının başlıca gıdası çekirgedir. Bedeviler sağlamlık ve çevikliklerini çekirgelere borçludurlar… hekimlerimiz de çekirgenin şifa verici ve besleyici olduğundan bahsediyorlar…

Fahrettin Paşa"



Sultan II.Abdülhamid döneminde İstanbul'da tutulan Şerif Hüseyin, II. Meşrutiyet'in ilanıyla İttihat ve Terakki yönetimi tarafından Mekke Şerifi olarak Hicaz'a gönderildi. Haziran 1916'da, İttihat ve Terakki Yönetimin'nin Türkçülük politikalarını öne süren Şerif Hüseyin isyan etti.

İsyanda, İngiltere'nin irtibat subayı olarak uzun yıllar Arap Yarımadası'nda casusluk faaliyetleri yürüten Lawrence'ın gayretleri ile Osmanlı Ordusu güçsüz düştü. Dolayısıyla Medine'nin kuşatılmasından hemen önce, isyancıların Medine'ye saldıracağını önceden gören Fahrettin Paşa, bütün kutsal emanetleri gizlice İstanbul'a gönderdi.

Zira Fahrettin Paşa'nın Mondros Anlaşması'na ve padişah emrine rağmen şehri terk etmemek için olağanüstü gayret sarfeder.  Ve  Peygamber Efendimizin mezarı başına battaniyesini yayarak hasta olmasına rağmen hiçbir yere gitmeyeceğini söyler. Kılıcı ve tabancaları ile onu dışarı çıkarmak isteyenleri tehdit eder. Ancak yakınındaki bazı hain subaylar onun hasta olduğu ve uyuduğu bir zamanda yaka paça  dışarı çıkarırlar.


Dolayısıyla...

Tarihimizi daha iyi anlamak açısından ve de gözyaşlarıyla okunması gereken şanlı bir direniştir Fahrettin Paşa olayı. Zira Mekke Şerifi Hüseyin ve Arabistanlı Lawrence eşliğinde bizi arkadan alçakça vuran işbirlikçi Araplar  ve Bedeviler Fahrettin Paşa'yı etkisiz kılmak için ellerinden gelen tüm kötülüğü yapmışlardır. Dolayısıyla Şerif Hüseyin önderliğindeki Araplar, İngilizler ile işbirliği yaparak Türk ordusuna yiyecek bir kuru hurma bile bırakmadan savaşmıştır. Ve Türk ordusu kumanyasına çekirge ölüsü katmış, son dakikaya kadar İngiliz-Arap ordusuyla çarpışmıştır.

Netice itibariyle esir alınan Türk askerler Mısır'daki kamplara götürülmüş, çoğu şehit olmuş, "15 binden fazlası ise kör edilmiş"tir.

Fahrettin Paşa'nın emsalsiz direnişi ile tarihe, dünyada eşi görülmemiş bir kahramanlık hikayesi yazılmıştır. Zira kendi değerlerini  para uğruna satan sözde Müslüman olduklarını söyleyen Arapların ihanetine uğrayan, üstelik de padişahın bile "pes" etmesine rağmen Sevgili  Peygamberimizin mezarını İngilizlere  (Haçlılara)  vermemek için, ölümüne savaşan; aç susuz direnen  bir Türk kahramanı ve gerçek anlamda bir Müslümandır.

Hal böyle olunca...

Medine'nin teslim alınmasından sonra Fahrettin Paşa İngilizler tarafından bir süre Malta Adası'na sürülmüştür.

Daha sonra 1921 yılında İtalya-Almanya-Rusya-Batum-Kars yoluyla yurda girer, vatan toprağını öper ve Kazım Karabekir Paşa ordusundan bazı birliklerle Batı cephesine geçiş yapar.
Ankara'da Mustafa Kemal Paşa, Fahrettin Paşa için "Daha sağlığında adını tarihe altın harflerle yazdırmış kumandanımızdır" demiştir.

Ve "Çöl kaplanı" ve "Medine kahramanı" olarak tanınan, -İngiliz- düşmanlarının bile hayranlıkla söz ettiği Fahrettin Paşa, 1922 yılında Mustafa Kemal Paşa tarafından Afganistan'a, Kâbil Büyükelçisi olarak atanır.

"Destanları ancak kahramanlar yazar. çünkü onlar, vazifenin bittiği yerde, ölümü göze alarak çalışmaya devam ettikleri için birer kahraman olmuşlardır... tıpkı 'çöl kaplanı' Ömer Fahrettin Paşa gibi...

Ruhu şad, hatırası her dem taze olsun..." İsmail BİLGİN,  Medine Müdafaası

Demem o ki...

Fahrettin Paşa kutsal emanetleri İstanbul'a getirtmeseydi şayet,

O kutsal emanetler bugün HAÇLI İNGİLİZ müzelerinde sergileniyor olacaktı!

Ve yine...

Bugün Arapları her şeyden üstün tutan ve Müslümanlığı Arapça'da arayanlara,

 Fahrettin PAŞA'nın destansı direnişi ve üstün kahramanlığı kapak olsun... 



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

11 Nisan 2014 Cuma

Bu Ne Kepazelik?













"İslam dini halkın ve cehaletin eline bırakılmayacak kadar önemli bir din." ATATÜRK


İslam coğrafyasında yaşayan insanlar, yaygın olarak feodal zihniyetin ve gericiliğin pençesi altında...


Akla ve bilime yönelten İslam dinini, dünya kamuoyu önünde "küçültme"ye yönelik bu basit bidat'ları şiddetle reddediyor, bunlar gibileri de akla ve bilime davet ediyorum...


Hurafeyi, gericiliği "İslam"mış gibi gösterip, İslam anlayışı olarak algılatmaya çalışan çıkarcı yobaz gruplar, ne yazık ki  bu cehaleti ve kalitesizliği geçmişten günümüze kadar sürdürdüler. İnsanlara İslam hayatı diye dayatılan bu basitliğin Kur'an-ı Kerim'le âlâkası dahi olmadığı gibi, akıl ve mantıkla da izah edilecek gibi değil! Ortaçağ karanlığından da beter bu kalitesizlik, ancak ve ancak cehaletin içine hapsedilmiş beyinlerin hurafelerle doldurulmasıyla kendini gösteriyor.

Son birkaç gün içerisinde bu anlamda basına düşen kalitesizliklere bir bakalım:

"Mide bulandıran yasa!
Irak'ta 9 yaşına kadar kızların yasal olarak evlenebilmesine ve eşlerin cinsel taleplere cevap vermesi için zorlanmasına imkan tanıyan tasarı, mecliste yasalaşmayı bekliyor." Vatan, 9 Nisan 2014

Akıllara ziyan bir haberi de Bingöl'den yani bizden verelim:

Kadınların çalışması "din'en ve örf'en" olmazmış!

Allah aşkına hangi örf'ten bahsediliyor? İslam öncesi cahiliye döneminin örf'ünden mi?

Dinen dedikleri  Arapların bedevi geleneklerine dayatılan sözde "İslam"dan mı?

Hangisi?

Kadını cahil bırakmak toplumun cahil kalması demektir! O sebepledir ki kadını sürekli aşağılayıp, neredeyse yok saymak bu karanlık yaşamın devam ettirilmesine imkan tanır. Hangi ahlak, hangi din, hangi vicdan, küçücük kız çocuklarına evlilik yolu açar? Bunun neresi insanlık? Neresi ahlak? Neresi din? Bu ne kepazelik? Bu, sapkın ruhların, cinsel sapkınlıklarını gerçekleştirmek için dini kullanmaktan başka bir şey değildir!


Öte yandan bu kepazeliklerin ve seviyesizliklerin yaşanabilmesi ancak ve ancak kadınları eve kapatıp, bilgiden uzak cehalete teslim etmekle olur! Onun için Kızların okuması istenmiyor! Kadın ancak bu şekilde alaşağı edilerek bu tür iğrençliklere maruz bırakılabilir.

Yarının umudu ülkenin dört bir yanındaki kız çocukları, onlar aydınlık yarınlarımızın geleceğidir.
Bu çocukları eğitmek, onları tüm özgürlüklere ve kadının özgürlüğüne düşman sonradan uydurulmuş saçmalıklardan kurtarmak, bilinçli bireyler şeklinde yetiştirmek  şart!

Zira akıldan uzaklaşıldığında, bidat ve uydurma hadisler ortaya çıktığında, ne yazık ki bugün yaşanıldığı gibi  "mide bulandıran" olaylar karşımıza çıkıyor.

Sınırımızın biraz ötesinde yaşanan bu kepazelikler dolayısıyla bizim bölgemizde de feodal yaşamı kısmen benimseyenlerin, kızlarımızı küçük yaşta evlendirmelerine tanık oluyoruz.

Bu nasıl oluyor? Kapalı toplumların "Allah, din, Kur'an" ve de  "örf-adet" demeleriyle.

Sahi... 


"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden, ikisinden de birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının." Nisa Sûresi, 1. Ayet

Özellikle cuma namazı sonrası...

"Ankara İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) ve diğer sivil toplum kuruluşu üyeleri, Mısır'da darbe karşıtı 528 kişiye idam cezası verilmesini protesto etti.

Cuma namazı sonrası Kocatepe Camisi bahçesinde toplanan grup, sloganlar atarak Mısır'ın Ankara Büyükelçiliği önüne kadar yürüdü." 28 Mart 2014

Ve...

Şanlıurfa Siverek ilçesinde bazı sivil toplum kuruluşu üyeleri, Mısır'da darbe karşıtı 528 kişiye "şiddete teşvik" suçlamasıyla idam cezası verilmesini protesto etmiş.

Ne kadar güzel...

Aynı İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği ve diğerleri..

Sorum size ve çok açık:

Irak'ta bu "mide bulandıran" yasa'ya niye aynı tepkiyi vermiyorsunuz? 

Yoksa... 

Kadınlar ve küçük kız çocukları sizin gözünüzde aynı "insan hakları"na sahip değiller mi?

Allah onları insan olarak yaratmadı mı?

Kadınların erkeklere köle olarak mı  yaratıldığını düşünüyorsunuz?

Eğer böyle (!) ise, bunlar  Allah'ın hangi  kitabında yazıyor?



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

26 Mart 2011 Cumartesi

Çöl Aslanı Ömer Muhtar


















"Biz asla teslim olmayız. Ya kazanırız, ya ölürüz. Bizden sonraki nesillerle de savaşacaksınız. Bana gelince. Ben, cellatlarımdan daha uzun yaşayacağım." Ömer Muhtar


Ömer Muhtar, sömürgeci güçlere karşı Afrika Müslümanların soluğunu daima diri ve taze tutmuş ve libya'daki direnişin öncü lideri konumundadır. Bu anlamda Ömer Muhtar, sömürgeci güçlere karşı gösterdiği direnç, azim ve kararlığıyla da libya'nın aynı zamanda sembolü olarak da tanınıyor...

İtalya'nın Libya üzerindeki emelleri ile başlayan ve 1922 yılında İtalya'da Faşist'lerin Benito Mussolini liderliğinde iktidara gelmeleri ile Büyük Roma İmparatorluğu'nu yeniden kurma hayalleri tekrar gündeme gelir...

Ancak Ömer Muhtar, "emrindeki güçler ile İtalyan kuvvetleri arasında, 1923’ten 1932’ye kadar her yıl en az elliden fazla muharebe, ikiyüzden fazla küçük ölçekli çatışma" ile direniş gösteriyordu.

"İtalyanlar bir halk hareketi karşısında olduklarının farkındaydılar. General Mezzetti bir raporunda buna şöyle değiniyor:

Direniş buralarda tarihe mal olmuştur ve kural tanımayan bu insanlara tarih boyunca silahlı kuvvet zoruyla kanun ve nizam empoze edilebilmişti. Cihad ruhuna sahip bu göçer insanları çiftlik sahalarına ve şehirlere çekmeden pek fazla bir şeyin değişmeyeceğini söyleyebiliriz."


"1931 Ocak ayında çöl aşıldı ve Kufra düştü. İtalyanların burada yaptığı katliam, işkence ve tecavüzler dillere destandır. Graziani, teslim olan halkın gözleri önünde Kur’an-ı Kerim’i paramparça edip, ayaklarının altında çiğneyerek "Haydi, çağırın da (hâşâ) bedevi peygamberiniz yardımınıza gelsin" demiş, ertesi günü şehrin ileri gelen uleması uçaklardan atılmış, vahadaki bütün hurma ağaçları kesilmiş, kuyular yakılmış, Mehdi Senusi’ye ait tarihi kütüphane alevlere teslim edilmiş ve insanların namusları kirletilmişti."

Ve nihayet bir şekilde pusuya düşürülerek Ömer Muhtar İtlayan kuvvetlerince esir alınır...

Bundan sonra "İtalyan birliklerinin genel kumandanı Graziani’nin karşısına çıkartıldı. Bu görüşmedeki tavırlarından etkilenen general onun hakkında şunları yazacaktır:

"Odama girdiği andan çıkıp gittiği ana kadar onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlıkla bakıp durdum. Onun tavır ve davranışlarını çok beğendim ve hayran kaldım."


Graziani, hatıralarında Ömer Muhtar hakkında şunları demekten kendini alamaz. "Ömer Muhtar inancına, akidesine son derece bağlı bir adamdı. Onun bu inancına saldırmaya kalkışana kim olursa olsun büyük bir heyecan ve azimle karşı koyardı. O, vatanına saldıranlara karşı da korkusuzca savaşıyordu. Vatanına yapılacak herhangi bir saldırıyı karşılıksız bırakmayı kabullenecek bir şahsiyet değildi."

" O karşısındakine anında cevap verecek üstün bir zekaya sahipti. Aynı zamanda Ömer Muhtar ileri seviyede dini kültüre sahipti. Onun kesin tavırlı bir huyu vardı. O, dinine ait hiçbir şeyi ihmal etmeyecek ve dinini herhangi bir maddi menfaat karşılığında satmayacak üstün bir kişiliğe sahipti. Dünyevi hiçbir çıkar peşinde olmayan bir kişiydi. Üstelik hayli fakir bir adamdı. Din ve vatan sevgisinden başka hiçbir dünyevi şeye de malik değildi."

"Ona canlı ve hazır bir zeka bahşedilmişti. Dini konularda iyi bir eğitim görmüş, hareketli,mütevazı ama tavizsiz..."


Yine Muhammed Esed’in 1932’de Medine’de onun şehadetini haber aldığında, "Ömer el Muhtar öldü ha... Şu Sireneyka aslanı, yetmiş şu kadar yaşına rağmen halkının özgürlüğü için yılmadan sonuna kadar savaşan Ömer el Muhtar öldü demek... On uzun yıl boyunca, on uzun ve çileli yıl boyunca en modern silahlarla donatılmış mekanize birliklerle, uçaklarla, topçu bataryalarıyla takviye edilmiş düşman ordularına, kendinden en az on kat daha kalabalık İtalyan kuvvetlerine karşı halkın umutsuz direnişine bayrak olan Ömer el Muhtar... Piyade tüfeklerinden ve birkaç attan başka bir şeyleri olmayan, yarı aç mücahidlerinin başında kocaman bir esir kampına dönüştürülen bir ülkede son kurşununu sıkıncaya kadar umutsuz bir gerilla savaşı sürdüren koca Ömer el Muhtar... " İnternetten Alıntı


Son olarak, Libya'nın öncü savunucusu Ömer Muhtar'ı ve direnişini konu alan "Çöl Aslanı Ömer Muhtar -Lion of the Desert-" adlı bir savaş filmi 1981 yılında çekilmiştir... Öyleki bu filmden rahatsızlık duyan dönemin İtalya Başbakanı Giulio Andreotti, "İtalyan ordusuna zarar verme"sini bahane ederek ülkesinde filmin gösterilmesini yasaklamıştır.


Demem o ki...

Libya, tarih boyu emperyalist güçlerin hep ilgi ve saldırı odağı olmuştur.

Ve Libaya dün ne ise, bugün de aynı...


Sevgi ve saygılarımla!


Image "HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (s.a.v.)