Kâzım MİRŞAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kâzım MİRŞAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2013 Pazartesi

Halk Bilimci Araştırmacı Yazar Halûk TARCAN'la Söyleşi'm -2- "Avrupa Türkler Karşısında Muazzam Aşağılık Duygusu İçinde"!













Almanya'dan Nazilerden kaçıp 1940-60'larda, İstanbul Üniversitesi'nde görev yapan Türk dostu Prof. Fritz Neumark ile bir kısım öğrencisi Boğaziçi'nde geziye çıkarlar. Öğrencilerden biri Prof. Neumark'a  sorar:

Avrupa bizi neden sevmez?

Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır, kilisenin Türk ve İslâm düşmanlığı hıristiyanların hücrelerine sinmiştir. Sebeplerine gelince;  Müslüman olduğunuz için sevmez. Ama faraza, laiklik şöyle dursun, hıristiyan olsanız da, size düşman olarak bakmaya devam eder.

Sizler farkında değilsiniz ama, onlar şu gerçeğin farkındadırlar:
Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz... " Dünya Tarihini Değiştiren Ön-Türk Kültürü -4- Sf: 87,  Halûk TARCAN


2. BÖLÜM


"Kafalarda oluşmuş olan soru işaretlerini silmeye çalışma yolunu tuttum" diyen Halûk TARCAN hocamız, acı ama ne yazık ki gerçekleri anlatmaya devam ediyor:

Ön-yargılarla, bizi en başta ırkçılıkla suçladılar... Dünyayı Türk yaptınız dediler.. Fenike yazısını öğretmeye kalktılar... Biz Türkler bir hiçiz, uygarlıklara hiçbir katkımız olmamıştır dediler.. dediler ve dediler ve sonunda, Avrupa'nın  aşağılık duygusu altında ezilmiş, kendine güveni olmayan bir kitle olduğumuzun resmini çizdiler...

Türkleri haritadan silmek ve insanlık dışına itmek amacıyla Batılının, Haçlı seferlerinden beri oluşmuş olan, Batı merkezli Türk ve Dünya kültür ve tarihi iflâs eder.

Diğer çok önemli nokta ise;

Batı merkezli tarih, Türkleri uygarlık hattâ, insanlık dışına atmak için, GÖÇEBE KAVİM diye tanımlarlar. Oysa TÜRKLER göçebe değil, GÖÇMEN'dirler!

Zira, GÖÇEBELER;
*Devamlı olarak kışlak'larda otururlar, kışın yaşadıkları yere çekilirler,
*Yazı, hayvanlarına otlaklar aramak için yaylâlara çıkarlar.
*YAYLÂKLAR'da, otlak mevsimini geçirirler. Çobandırlar, kentlerin et, süt gibi gereksinimlerini sağlarlar.
*İş aramak için esas kaldıkları yerden iş olan yere giderler; yaylâdan Çukur ovaya pamuk toplamaya gidenler gibi.

GÖÇMENLER,
Yeni yurt aramak için göç ederler.
Doğdukları yurtları terk edip, yeni yurtlar ararlar ve artık yeni yurtlarında yaşarlar.

Demek ki Ön-Türk göçmenleri, yazıları ve bu yazıların ileri seviyede düşünceleri içeren bilgileri ile yurt edindikleri ülkeleri IŞIKLANDIRMIŞLARDIR!


* Kâzım Mirşan Hocamızın öğrencisi misiniz, yoksa onunla beraber mi çalışıyorsunuz?

Efendim Kâzım MİRŞAN'ın öğrencisi olabilirim, diyebilirim.. Kâzım MİRŞAN'la  aynı fikirdeyiz. Ben Cumhuriyet'e yazmıştım, bu tarih bizim olamaz, diye... O da aynı şeyi düşünüyor. Fakat bizden başka aynı düşünen olmadığı için kitaplarını bana gönderiyor. Çok güzel çalışmaya başladık. Bu adamcağız dahidir! Fakat, çalışıyoruz ama mutsuzuz. Çünkü adamcağız konuştuğu zaman, hiçbir şey anlaşılmıyor. Atlamalı zekaya sahip... Kitaplarından hiçbir şey hiç kimse anlamıyor... Sonra ne yapacağız falan filan dedim. 2 sene bıraktık kitabı. Sonra yeniden aldım; "Kâzım bey'in ruhuna gireceğim" dedim. Paris'ten telefon ediyorum, dünyanın telefon parası... Tabi o zamanlar bugün gibi değil... Netice itibariyle, ilk kitabımı yazdım.  O bir başlangıç oldu. Zaten onla girdiğiniz takdirde pekâlâ gidiyor. Sonra Kâzım MİRŞAN, benimle küstü... "Siz meşhur oldunuz, ben olmadım" diye küstü benimle. Çok güzel çalışıyorduk hattâ onun yanlışlarını çıkardım, memnun oldu. Cevizoğlu,  bir proğramında bana sordu, "neden beraber çalışmıyorsunuz?" "Valla bana küs Kâzım Bey." Evet, "benim bir kabahatim var" dedim. Ama Özür diledim. Evet siz benim kafaca, yaşça büyüğümsünüz, ellerinizden öpüyorum, affedin beni falan,  dedim. 2 defa mektup yazdım... Nafile.. N'oluyorsunuz ya..  Sonra ayırmak gerekir, bana kızabilirsin, ama bilime kızılmaz. Benim elimde bir yığın malzeme var. Çıldırıyorum.. Onu bir okusa, bir çok şey ortaya çıkacak. Son yazdığım kitabı ona ithaf ettim, gönderdim..  Son defa telefon açtım; "Benim sizinle âlâkam yok, bir daha beni aramayın!" dedi, telefonu yüzüme kapadı... Efendim... benden nefret et, ama elimde şu malzeme var.. yazdım, siz kendinize ait değilsiniz, dünyaya aitsiniz... Elimde çok malzeme var. Onları tek o okuyabilir...


Halûk hocamız o kadar mütevazı duruyor ki... Ben tüm bu bilgileri sizden öğrendim diyorum. Kendisini bu konu üzerinde görevli sayan Sayın hocamız, bakın bütün bunların başında Kâzım MİRŞAN var. Ve ben mütemadiyen kitaplarımda yazarım; "ben haberciyim" diyorum, esas olan  Kâzım MİRŞAN'dır. Mütemadiyen yazarım. Bütün kitaplarımda, Kâzım MİRŞAN'dan aldığım  cümlelerin sonuna "K.M." yazarım. Yok efendim, "K.M." yerine büyük Kâzım MİRŞAN yazacakmışım! Çok yazık... elimde o kadar malzeme var ki...

Derin bir acıyla ve çaresizce iç çekerek, kaldığımız yerden devam etmeye çalışıyoruz.

Ahdamar adasına eşimle birlikte gittik. Ben daima sağda solda dolaşırım. Şöyle batı istikametine gittik. Bir vadi vardı oradan aşağıya iniyordum, ayağım bir  taşa takıldı, yuvarlanacaktım. Baktım aa "Ön-türkçe" taş... 7 bin senelik taş orada duruyor. Çünkü aynı taşın üzerindeki yazı şeyde var, Çilgiriz yazısı. Namık Kemal ZEYBEK'e yazdım. Oradan aldılar, müzeye koydular. Fakat müzedeki adamlar bundan 2 sene evvel bana telefon ettiler,  taş yine dışarı atılmış. O ön-türkçedir, niye dışarı atıyorsunz? Tarihimiz güneş ve kar altında mahvoluyor. Olmadık eserler orada duruyor. Grekoremen, grekoremen.. anladık anladık, bıktık artık grekoremen'den... Avrupa'da bıkmıştır...


* "Anadolu'nun Türkleşmesi değil, Ön-Türk Dil, Yazı ve Kültüründen olan Anadolu'nun Hıristiyanlaşması söz konusu"dur, diyorsunuz. Bunu biraz deytaylandırabilir misiniz?

Batı merkezli Tarih'in bıkmadan usanmadan aleyhimize çalışması, yarattıkları Türk karşıtı propoganda sayesinde,  Anadolu'ya geliş tarihimizin 1071 olarak hücrelerimize kadar işlenmesi, Batı!nın oluşturduğu Akurgal ekolünün bu tarihi şiddetle savunması sonucu... kendimizi Anadolu'da "sonradan gelenler" olarak görmüşüz!!! Oysa
Türk Tarihi'ni doğduğu Orta Asya'da ve doğduğu dilde araştıracağımıza, Batı'nın yarattığı Batı hayranlığı ile yakın ve uzak Batı'dakilere inanmışız; çünkü onlar her şeyi bilirler, en doğruyu yazarlar... Nalıncı keseri değildirler... Diye düşünürüz, bizlere öyle öğretilmiş... imiş. Zira Tarihçilerimiz, tarihte hıristiyan olan Anadolu'nun... Çünkü onlara göre Anadolu, İsa'nın doğduğu yılda çoktan hıristiyan idi???

Anadolu'nun 1071'den sonra Türkleştirilmesinden söz ederler; Türk Tarihini İngilizceden, Almancadan kısaca FRENKÇE'den öğrenenler...



 * Türk uygarlığının, tüm zorluklara rağmen bugünlere ulaşmasındaki öne çıkan isimler hangileridir?

Tanzimat döneminde bütün acısıyla ortaya çıkan, Batı uygarlığı karşısındaki kökleşmiş olan ezikliğimiz, kendimize güvensizliğimiz, yeni kimlik haline dönüştürülmüş ve dönüşmüş olan Türk kültüründen, kültür ve uygarlık sahibi olmuş olmaktan korkmamız, bazılarının utanması... bizi aşağılık duygusundan kurtaracak olan ÖN-ATA KÜLTÜRÜMÜZDÜR!

Bu kültür, tarihi başlatan, kaybolduğu sanılan, büyük uygarlık olarak ortaya çıkmıştır.

Bu uygarlık, Asya!daki büyük jeo-fizik değişimler sonucu, buzul dönemi su baskınları, devamında uzun yıllar süren kuraklık sonucu gerekli hale gelmiş olan göçlerle yerinden oynamış, batıya, doğuya, güneye, inmiş, yayılmış. Yayıldıkları yörelerde, bir taraftan ileri seviyedeki uygarlıklarıyla dip kültürü oluştururken, öte yandan da dış etkiler altında kalmış... Tüm zor koşullara rağmen bu büyük uygarlık gene de, üstüne örtülmüş olan toprağı atmayı becermiştir... Türk ve uygarlık dünyası bunu iki kişiye borçludur:

Atatürk Türkçülük akımını, "kuvveden fiile", teoriden gerçeğe dönüştürmüştür. Devletin kültür politikasını, öz kültürümüze dönüş, ulusal kimliğimizi arama olarak saptamış, bunun için de gerekli olan ilk adımı atmış: Türk Tarih Tetkik cem'iyeti'ni kurmuştur. Fakat, Türk Tarih cemiyeti, sonradan Türk Tarih Kurumu olmuş...Bir öteki kişi de, Kâzım MİRŞAN'dır. Araştırmacı. Köşesinde sessiz sedasız, onlarca  yıl çalışan ve çalışmakta olan Orta Asya çocuğu Kâzım MİRŞAN, bu uygarlığın bir Ön-Türk uygarlığı olduğunu ortaya çıkardı..


* Türkler 3 tane başkent kurmuşlardır, bunlar hangileri?

Pekin, İstanbul, Roma

* Türk tarihi bakımından Doğu Anadolu oldukça zengin, diyorsunuz bu konuya değinir misiniz?

Tamamen zengin. Baştan aşağı... Mağaralar dolu... Batı, Anadolu'dan Türkleri kovmak, ya da en aşağı Anadolu'da Türkleri etkisiz hâle getirmek ve her şeyin üstünde Doğu Anadolu'da çıkarlarına en uygun yapay devletler kurmak için, Doğu Anadolu'yu tarihsiz bırakmıştır.

Oysa Doğu Anadolu'da tarihinin, Orta Asya'dan gelen göçlerle 13 binlerde başladığını, Doğu Anadolu yüksek yaylâsı'nda, sayısı 40 bin kadar olan kaya resimleriyle, Orta Asya kişisi kültürünün eşlik ya da benzerlik halinde ilişki içinde olunduğunu ortaya koymuşlardır. Bu kültürün Mezopotamya'ya indiği ve etkilediği de ortaya çıkarılmıştır.

Ben öyle üzülüyorum ki, oradaki mağaralar terör nedeniyle  bombalanıyor.. Bütün tarihimiz farkında olunmadan yok ediliyor. Ben, Genel Kurmay Başkanlığına yazdım. Efendim, Genel Kurmay Başkanlığına yazdığınızda, onlar tarihçilere soruyorlar, onlar da yok öyle bir şey dediklerinde... oradaki bütün tarihimiz gidiyor.

* Bu durumda hemen akla gelen bir soruyu izninizle sormak isterim sayın Hocam; Irak işgalinin hemen ardından Bağdat'ta bulunan dünyanın en büyük kütüphanesi yağmalanarak yakılıp yıkıldı. Emperyalist güçlerin işgal ettikleri ülkelerin hedefinde ilk önce medeniyetlerin yazılı olduğu kütüphaneler oluyor. Sizce bunun sebebi, yalan üzerine kendi yazdıkları "tarih"in aslının ortaya çıkma endişesi olabilir mi?

Hiç kuşkukusuz düşündüğünüz doğrudur. Amerika'dan önce uygarlık yok. Yani New york'a gitseniz Metropolitan müzesini yakmak isteseniz ne yapar Amerika, değil mi?   Orada asker var.. ve hiçbir şey yapmadan yağmalamaya göz yumdu. Dünyanın en muazzam müzesi, Mezopotamya medeniyetini yok ediyorlar. Orta Asya'yı bu şekilde yok edip, Orta Asaya'da Türkler var, Orta Asya'da her şey mevcut. M.Ö 4000'e kadar dünyadaki mevcut her şey,  Orta Asya'da söylenmiştir. Gerisi bunun gelişmesinden ibarettir. Bunu yok edeceksin, Afrika'da başlatacaksın..

Asıl Ruslar, Qazan Kütüphanesini 1555'de yakmışlardır. Çünkü Ruslar, bulundukları toprakları kendilerine ait olduğunu ispat etmek için, yakmışlardır. Bizim bu yazdığımız tarih, Qazan kütüphanesinde aynen var.


* Dolayısıyla... "Batı usûlü insan hakları"nı şöyle tanımlıyorsunuz:

"İnkâr, iftira, yalan saptırma, yakıştırma... Frenk atasözü der ki: İftira et, iftira et! muhakkak bir şey kalacaktır" öyle mi?


Batı, Türkleri, tarih ve uygarlık dışına ittikten başka,
Dünya, ulusları karşısında küçültmek ve insanlık dışına atmak için onun katliam'lar yapan bir ırk olduğu iddialarını her fırsatta ileri sürer, "katil Türk" imajı yaratmak için her tür iftiraya başvurur. Oysa, asıl gerçek tümüyle tersidir.

Tarihçi yazar Bilâl ŞİMŞİR'e göre, 1821, Yunan ihtilâlinde, Yunanistan'da 400 yıldan beri yaşayan 900 bin Türkten ne kadar kişi kalmıştır bilmiyoruz. Yalnız, Yunanlılar, yok olan Türkler hakkında sual sorulduğunda "onları Ay yuttu" diye  alay ettiklerine göre, kalan Türk sayısı daha çok yok'luğu ifade etmektedir. diyebilmişlerdir.

Bu, Türklerin katliamı Batılı tarih kitaplarına , Yunan İhtilâlinde, Türklerin Yunan soykırımı yaptığı şeklinde geçirilmiştir.


 Karadeniz'de Pontuslardan önce Türklerin olduğu gerçeği doğru mudur?

Evet...

Bizans dönemine ait, Trabzon'daki Ayasofya kilisesindeki, Ön-Grekçe (pre-Grekçe) olduğu ileri sürülen yazılar asla bu Grekçeyle çözümlenememişlerdir. Bunlar tümüyle Kâzım MİRŞAN tarafından ön-Türkçe okunmuşlardır. Zaten Bizans tarihine bakıldığında, Yunancanın başlangıçta resmî dil olduğundan kat'i olarak söz edilmemekte, ya da ispat yolu güven sağlanamamakta, bu belki de (+9/10)uncu yılların Vatikan'dan ayrılma yıllarına  kadar süregelmektedir.


* Avrupa'nın kendine özgü bir kültürü yok .

Paris'te maalesef göz ameliyatı olmuştum. Avustralya'dan kültür ateşesi geldi benimle konuşmaya, "bizim kökenimizde Türkler var" dedi. Ama O sıra ameliyat olmuştum, sonra unuttum, hâlen söylerim...

Bugün bildiğimiz tarih, doğrudan doğruya 18-19. asırdaki entellektüellerin (felsefeciler falan) toplantıları neticesinde yazılmış.  O sıra Yunanistan bir çıkıyor ortaya, "tamam" diyorlar, şey buradan başlıyor.  Söylüyorum, kızıyorlar bana.. Avrupa'nın kendine özgü bir kültürü yoktur. Avrupa kültürü icad etmemiştir, dışarıdan gelmiştir. Hatta harita bile var.. Gösterebilirim. Hepsi dışarıdan gelmiştir. Onun için kültürlerini Yahudi, Hıristiyan dinine bağlarlar. Şimdi onların hepsini silecekler prototürkler olacak. Çok kızıyorlar bana..

Fakat biliyor musunuz, Avrupa,Türkler karşısında muazzam aşağılık duygusu içinde... Bütün kıskançlık duyguları da oradan geliyor. Üstelik bir de Müslüman olmuşuz. Vatikan karşımızda. Avrupa'nın medeniyet taşıdıkları çok şey var. Ama kardeşim, yazıyı ben sana öğretmişim yani. Tekerleği ben öğrettim, sana değil mi? At üzerinde gitmekten bıktın artık... Taşıyamazsın...

Efendim, bizi dinsiz göstermek için mütemadiyen Şamanizmden bahsederler. Ne şamanı kardeşim? Yok öyle bir şey...  Şamanizm bir din değil,  sihir âyinleri serisi ve sihirle icra edilen her derde deva bir tür hekimliktirAdam seni dinsiz gösteriyor. Din seninle başlamış, tek Tanrılı din. Sen kalkmışsın taşlara dağlara yazmışsın. Bu adam halkına hizmet ettiği için vücudu yakılıyor, ruhu Tanrıya gidiyor. Orada oz'laşıyor. Ozan oradan geliyor biliyorsunuz. Çok güzel bir şey var. Biliyorsunuz saz şairleri... bağlama yere konmaz duvara asılır.  Çünkü ozan ruhu ozlaştırır, yani Tanrıya götürür sizi.



Toplum olarak varlığından bihaber olduğumuz, Halûk TARCAN.. Araştırmalarını ve bilimsel çalışmalarını istediği ölçüde duyuramamanın verdiği gönül kırgınlığıyla, "gelin de bunları anlatın..." diyerek derin bir iç çekiyor...

Sayın Hocamızla yaptığımız söyleşideki anlatımlarının hepsinin, belgeli olduğuna sıkça değinerek özellikle bu noktaya dikkat çekti.

Halûk TARCAN'ın

1- SAYMALITAŞ EVRENSEL UYGARLIKLARIN ÇATISI
2- ANADOLU'nun ESAS SAHİPLERİ ÖN-TÜRKLER
3- DÜNYA TARİHİNİ DEĞİŞTİREN ÖN-TÜRK KÜLTÜRÜ
4- KÖKENİNDEKİ ÖN-TÜRK KÜLTÜRÜNÜ BİLMEYEN BATI



Kitapları kitapçılarda satılmamaktadır. Arzu edenler bu kitapları temin etmek için, 

212 3563011'den irtibata geçerek satın alabilirler. ilgilenenlere önemle ve saygıyla duyurulur.  

BİTTİ

Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Halk Bilimci Araştırmacı Yazar Halûk TARCAN ile Tatlı Şok Edici, Ezber Bozan Söyleşi'm...





Türkler Anadolu'ya "1071"de geldi..

Tarih'in babası "Herodot"

Yazıyı ilk bulan "Sümerler"

Orhun Yazıtları "732" tarihinin kabulü,

Ve dahalarıyla "bilinen"in  aksine,  ezber bozan pek çok tarihi gerçekleri bulgularıyla birlikte,

Roma’nın kökeninde Etrüskler var, Etrüsklerin kökeninde de Ön-Türkler var.

ANADOLU'nun esas ve tarihsel sahipleri ÖN-ATALARIMIZDIR ve biz onların mirasçı torunlarıyız. iddialarını belgeleriyle ortaya koyan,  Kâzım MİRŞAN

Ve

Bilimsel araştırmacı(Centre National de la Recherche Scientifique, Paris / Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi) ve Yazar Halûk TARCAN

İşte bu şok iddiaları sahibindan araştırmak ve anlamak için,

İstanbul, Mecidiyeköy'deki evinde söyleşimizi gerçekleştirmek üzere, Halk Bilimci Araştırmacı Yazar Halûk TARCAN'la buluşuyoruz...

Zira...

Televizyon ve "televole" kültürüyle evrilip çevrildiğimiz  ve onların etkisiyle artist, futbolcu ve mankenlerin tutkularıyla, hayâlleriyle ülkülerimizi oluşturduğumuz bir süreçte,

Futbolculara ve mankenlere milyon milyon dolarları bastırıp transferlerin havada uçuştuğu bir Türkiye'de yaşıyoruz.

O sebeple  ülkemizde bilimsel faaliyetlere ne yazık ki yer verilmediği gibi, kendi çabaları ve gayretleriyle bilimsel iş yapanların da adını sanını bilen, duyan yok! Hattâ duyulmasına ve bilinmesine dahi, neredeyse izin verilmiyor...

İşte böyle bir ortamda...

Türkleri aşağılayan, Türkçe'den utanan, Türk kültürüne burun kıvıran ve bu ezikliği ruhumuza kadar nüfuz ettiren  duyguların aksine, geçmişteki söylemleri  alt üst eden hakikatleri duymak, herhalde millet olarak en çok ihtiyaç duyacağımız ve de gururumuzun oldukça okşanacağı unsurlar arasında olsa gerek.

Tatlı şok eden, ezber bozan bu belgeli iddiaların

Şüphesiz ki takdiri ve yorumu sizlere ait olacaktır..





* Bize kendinizi tanıtabilir misiniz?

Babam, Mektebi şahaneyi tıbbiye'den mezun doktor idi. Babamın arkadaşı Dr. Refik SAYDAM. Beraber Almanya'da bulunmuşlar, sonra Ankara'da birlikte olmuşlar.. Refik Saydam  Samsun'a Atatürk'le birlikte gitmiş. Atatürk'ün doktoruydu, sonra başbakan kadar oldu biliyorsunuz...

Cumhuriyet kurulduktan sonra Atatürk çok güzel bir şey yapmış. Meslek sahibi olanlara diyor ki;  "şehirlerde toplanmayın.", geri kalmış şehirlere, Anadolu'ya dağılın...  Türkiye'nin seviyesini yükseltin, memleket kalkınsın  diye. Babamı Urfa'ya gönderiyor, O zamanlar Urfa Türkiye'nin en berbat yeri. Mevcut bütün sârî hastalıklar var. Cüzzam, trahom, frengi, sıtma bütün bunlar var. Babam bütün bunlarla uğraşmak mecburiyetinde...  Ben de Urfa'da doğuyorum. Fevzi Paşa hazretlerinin  Urfa'yı ilk ziyaretleri.... o gün ben doğuyorum...

Babam Almanya'da bulunduğu için, klasik müzikle teması olmuş... Urfa'da bulunduğumuz zaman, Suriye'de Fransızlar var. Onlardan  gramofon almış. Plâklar almış. Benim ilk müzikle temasım bunlarla oluyor... Sonra Urfa'dan İzmir'e geliyoruz. İzmir'de, sevdiğim bir eser var, Bethoven'ın 5. senfonisi... İzmir'de "bit pazarı"ndan 62 Tl. piyano almışız...  12 yaşında başlıyorum piyanoya... Rosati diye bir İtalyandan ders aldım.




1938'de İstanbul'a geliyoruz, orada konservatuara gittim... Konservatuarı bitirdikten sonra da hoca oldum. Savaş da yeni bitti; ben Avrupa Avrupa diye tutturdum... Mütemadiyen piyano tekniğiyle uğraştım. Hiçbir zaman kabul etmedim elde ettiğim seviyeyi.. Durmadan konser veriyordum, ama ben kendimden hiç memnun değildim.. İstediğim seviyeyi bulamadım.. Sonra burs buldum ve İtalya'ya gittim. Agosti isimli piyanistten ders aldım... ama bir türlü istediğimi elde edemedim. Sonra bir imkanını buldum ve Paris'e gittim. 4 aylık burs aldım ve 30 yıl Paris'te kaldım.. Sonra yine istediğim tekniği  bulamadım... İleri seviyeye geldim, Artık konserler vermeye başlasam da istediğim gibi değildi. Avrupa'da 20-30 konser verdim. Uğraştım uğraştım... Beni alkışlıyorlar ama ben kendimi alkışlamıyorum. Aradığım tekniği bir türlü bulamazken, bu defa kolum sakatlandı...




10 sene müddetle piyano çalmadım. Fakat o sıralar, hattâ daha önce  Ön-Türklere başladım...

Paris'te oturuyordum, Cumhuriyet gazetesinde arasıra yazı yazıyordum. Üniversitede okurken daha, farkına varmıştım ki bizim tarihimiz doğru olamaz... Çünkü Oğuzlar geldi falan diye... Ondan önce  Mengüceklerin geldiğini öğrendim. Mengücekler, Oğuzlardan çok daha evvel gelmişler. Düşündüm ki, Anadolu köprü gibi, yani medeniyet beşiği.. 1071'i çivilemişler bize. Mengücek deyince 200 sene geriye gitti... sadece 6. hisle söylüyorum, arkeologlar ne yapıyor.. Arkeologların meslekleriyle âlâkaları yok...

Yine böyle bir makale yazıyorum. Bana paket dolusu kitap geldi. Üzerinde Kâzım Mirşan kişioğlu yazmışım. Ve ben Paris'e gittiğimde piyano tekniğini gösterir bir alfabe bulmuştum. Çünkü düşünüyorum ki bir hoca ancak 30-40 öğrenci yetiştirebilir. Binlerce piyano öğrencisi var... Benim göstermiş olduğum alfabeyle üstadlar, hocalar  tekniklerini yazarlarsa, bir çok kişi öğrenecek. Alfabenin değerinin anlaşılması için Sorbonn'a yazdım. Ankara'ya da yazdım.  Ankara'dan cevap gelmedi. Sorbonn'dan bir hafta içerisinde bana cevap geldi... Paris bilim akademisi ikiye ayrılır... "Bilimsel araştırma kabiliyetiniz var, bizimle çalışmak ister misiniz?"

Sorbonn'da etno müzikolog olarak çalışmaya başladım...Sakatlanıp ve piyanodan vazgeçmem gerektiği sırada bununla kendime teselli buldum.  10 sene  sürdü... bu süre içerisinde Ön-Türklerle uğraştım.
 

* "Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih kalmaz" sözüyle başlayalım mı?

Tarih Türklerle başlıyor. Milattan Önce milyon yılda bugünkü Tacikistan'da Karatav mağarasında başlıyor. Karatav mağarasının tarihi milyon yıl evvel  başlıyor. Sovyet eski Bilim Akademisinden  Vadim. A. Ranov’un  yapmış olduğu araştırmalarla bunu ortaya koyar. Marmara üniversitesinde bir tartışmada bulunduk, Ankara'dan gelen hocalarla... "Kim miş bu Ranov?",  öyle bir konuşuyorlar ki efendim.. yeryüzündeki bütün araştırmacıları biliyorlar, Ranov'un orda ismi yok, öyleyse olmaz falan gibilerinden.. Çünkü  onlar, sadece Amerika, Amerika diye tutturmuşlar... Amerika'nın da alçaklığı Türkleri yeryüzünden silmektir. Batılılar bunu istiyor; ve Orta Asya'yı yok etmek için Afrika'dan başlatıyor tarihi. Buna çok dikkat etmek gerekir. Afrika'da başlatıyor. Milyon yılda orada başlıyor. Sene sene  artarak milyon yılda, ki Orta Asya kişisi, milyon yılda zamanın örsünde dövülüyor dövülüyor dövülüyor, yavaş yavaş ilerlemeye başlıyor, homo sapiens meydana geliyor. bilen adam, ortaya çıkıyor. Bilen adam 35 bin tarihlidir. Kâzım Mirşan, homo sapiens için, "ÖGÜL-UQUS" der. Ögül uqus. Bence her ikisi de aynıdır. Çünkü o da 35 bindir.  Ögül uqus'dan itibaren kaya resimleri yapılmaya başlandı. ög: Felsefe demektir. Ögül; felsefeye ait. Uq: Algılamak demektir. Us: Yüce. Düşüncenin kutsal algılanması, kutsal düşünceyi algılayan kişi falan gibilerden... Kaya resimleri yapılıyor, ama 35 binden 14 bine kadar adamın kafası kaç sene geçiyor işliyor işliyor...

14 binde ortaya yazı çıkıyor, düşünceyi resimlerden ayırıyorlar. Bazı resimler şematik hale geliyor.

At resmi yapmaya başlarken, adamcağız doğrudan doğruya "haç" resmi yapıyor... Ok ucu "haç" haline gelmiş...

Doğu Anadolu’da Van’ın güneyindeki Tir-i şin Bölgesinde Çilgiri köyünde 45 cm çapında bir taş üzerinde bir yazıt bulunuyor. Bu yazıt çözüldü:

Yazıtın ortasında HAÇ işareti var. Yazı 7-8 bin yıllık yani Isa’nin doğumundan 7 bin yıl öncesi ve o yazıtın üzerinde “Haç” işareti var, (Hıristiyanlığın doğuşundan 7 bin yıl öncesi) bu haçın doğal olarak Hıristiyanlıkla ilgisi yok. Kâzım MİRŞAN’a göre, "Haç" bir Türk sembolüdür, "OQ" demektir. Türkler kendilerine iki isim vermişlerdir. Bu insanlar kendilerine Türk denmeden önce "OQ" sonra da "ON" demişlerdir. Bu ifadeler o dönem dini simge olarak yorumlanıyordu.



*  Etrüskler kimdir?

Etrüskler halis mulis Türklerdir. Baykal civarından gitmişlerdir. Ön-Türk kültürünü Asya'yı İtalya'ya getirmişlerdir. Etrüskler Avrupa kültürünün kökeninde yer almışlardır. Etrüsklerin yazısı bugünkü Latince olarak karşımıza çıkar. Türk Latin alfabesi doğrudan doğruya Etrüsk alfabesidir. Marsiliana Yazı tahtası adıyla  tanınan ders tahtasının üstündeki,  sağdan sol’a yazılmış olan ve Latin alfabesi sanılan alfabenin Etrüsk,  yani, Ön-Türk alfabesi olduğunun ortaya çıkmasıyla, Anadolu’nun dört bucağında  bulunan,bilinmeyen bir halka ait okunamayan denen ya da denmek istenen yazıtların Ön-Türkçe olduğu tasdik edilmiş bulunmaktadır...

Atatürk Etrüsklerle uğraşmış...

Atatürk’ün kendi el yazısı ile yazdıklarına bakalım şimdi de.

“Bu memleket dünyanın beklediği, asla unutamadığı bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin yıllık bir Türk beşiğidir. Beşiği rüzgarlar salladı beşikteki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın yıldırımlarından, şimşeklerinden, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı, onları tabiatın babası olarak tanıdı. Onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu. Türk budur, yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”

Atatürk ne demişse, biz arayarak aynı noktalara varıyoruz. Öyle bir deha bu kadar olur...


1970 senesinde Kâzım MİRŞAN, Etrüsklerin Türk olduğunu söylemiş ve ispat etmiş... 100 tane yazı okumuş, Türk Tarih Kurumuna vermiş. Türk Tarih Kurumu raflara atmış.  Ey şaşkınlar, 1970 senesinde bunu ortaya çıkarsak, Türkiye bu hâle gelmeyecek! Eski bir Türkiye eski bir kültürün sahibi olduğumuz ortaya çıkacak ve Anadolu'yu  parçalayamayacaklar. Çünkü biz,  Anadolu'ya 1071'de değil, M.Ö. 13 bin'de gelmişiz. Türklerin tarihe sahip oluşu 16 bin yıl,  Anadolu'ya sahip olmamız, 13 bin yıl oluyor.

1071, doğrudan doğruya SEVR şartlarının başlangıcıdır. "1071'de çoban sürüsü olarak geldiniz"  ikinci olarak üzerinde ısrarla durduğum, Türkler "göçebe" değildirler, göçmen'dirler! Göçebe, kışın bir yerde oturur, kışlakta; yazın da hayvanları otlatmak üzere yazlıka çıkar. Göçmen, yeni bir yurt arayan demektir.


* "Ataürk'le birlikte kendi öz kökümüze döndük" diyorsunuz, bunu bize açabilir misiniz?

Osmanlıcayı temizlemeye başladık. Türkçesi varken ne lüzumu var.. Karşılığı olan , Türkçesi varken ne münasebet...

708'de Kuteybe denilen  o adam, Orta Asya'nın zenginliği dolayısıyla, Orta Asya'ya gitmiştir.  9 sene katliam yapmıştır, kadınları satmışlardır, erkekleri ya öldürmüştür ya da ordu kurmuşlardır. Zorla kamçıyla Osmanlıcayı öğretmişlerdir.

Ve hâlen bizim tarihçiler, akademisyenler Orhun Yazıtlarının 732 olduğunu söylerler. Ey muhterem şaşkınlar, 708'de Kuteybe Orta Asya'ya girmiş Arapçayı öğretmiş. Demek ki 732'de biz, Arapçadan vazgeçmişiz.. Çıldırırsınız! hâlâ 732.. Hâlâ bizim tarihçiler, akademisyenler.. çıldırıyorsunuz efendim!

Kardeşim adam 708'de oraya girmiş seni mecbur etmiş Arapçaya falan! Öyle yapıyorlar...Çıldırırsınız!

Çünkü hepsi cahil! Okumuşlar, mezun olmuşlar okuldan, diplomalarını almışlar, bir daha katiyen  okumamışlar! Ayrıca  edebiyat fakültesi öğrencileri , genellikle askerlikten kaçmak üzere Arkeoloji bölümüne girerler,  bütün kış bulunmazlardı, sene sonunda 400 sayfalık bir kitabı ezberlerler imtihana girerler, arkeolog olarak çıkarlar, ondan sonra bunlar müzelerde müze müdürü olarak şurda burda.. Ondan sonra karşılaşıyoruz.. Yok "kûfi" yazısıdır, kardeşim yok, o ön-Türkçe..



* Bize öğretilen tarihte ilk tarihçi Herodot olduğu bilgisiydi, bu doğru mu?

Hayır değildir. Herodot,  yarı doğru, yarı masal vari yazılar yazmıştır.


Ruslar Ön Türklüğü yavaş yavaş Ruslar kabul etmeye başladılar.  Çok güzel çalışıyorlar, çok güzel şeyler  Avrupalılar da yavaş yavaş kabul ediyorlar. Çünkü çıkmazdalar. Hint-Avrupa diye tutturdular. Hint-Avrupa dili yok!
Kürtlerin dillerinin Hint Avrupa dili olduğunu iddia ediyorlar.  Bizimkiler de bilmediği için kabul ediyorlar. Amerikalılar da Kürtlerin Türk olmadığını ispat etmeye çalışırken, Türk olduğu ortaya çıktı. Şöyleki orada Doğu Aandolu'da  Kürtlerin yoğun yaşadığı bir yerden  DNA'sını  alıyorlar,, Etrüskte de Murlu  kasabası var. Onlarda biz Etrüsklülerin devamıyız. O zamanlar Etrüsklülerin Türk olmadığı iddia ediliyordu. Murlu'dan bir parça aldılar, bakın hepsi birbirine uyuyor. Murlu kasabasındakiler  Etrüsklüler Türk olmadıklarına göre Kürtler Türk değildir, diyorlardı. 3 ay sonra Etrüsklülerin %97 Türk oldukları açığa çıknca hemen üstünü örttüler. Benim yazmadığım yer kalmadı.. Hürriyet gazetesinde çıkınca (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/7544610.asp ) oradan aldım, madde madde gösterdim. Onlarla birlikte Doğu Anadoludaki üniversitelerle birlikte çalıştılar. Sonra Kürt kelimesi Kürtçede yok. "Öküert" sıkışmış "kürt" olmuş. "aşiretin idare etme yetkisi" demektir. Etnik bir kelime değil, yönetime ait bir kelime "öküert". Alperungu han'dan bir bey aşireti "öküert"  idare etme yetkisi alıyor. Alparunga han'ı,  Alper TUNGA diye okumuşlar. Asya'da 39 tane Türkçe var. Türk tarihini bilmek için  bulunduğu yerde ve kendi orijinal dilinde çalışmak lâzım. Bizimkiler, Türk tarihini İngiltere'de Fransa'da Almanya'da arıyor. İngilizler İngilizceyi Ankara'da mı öğreniyorlar?

Amerika'nın söylediği şu; "kısa sürede Türkiye'de Amerikan kültüründen geçmemiş kimse kalmayacaktır.". Prensip bu!

Yani Türk kültürünü yok edeceksin!

Orta Asya'yı yok etmek için söylediğim gibi, Afrika'dan başlatıyor adam, utanmadan! Milyarlar harcıyor... Bizimkiler de, hocalarımız,  Afrika'dan başlattığını kabul ediyorlar. Biz bahsettiğimiz zaman Türklerden:

"Biz onu kabul etmiyoruz. Bizim için makbûl değil."
"Neden kabul etmiyorsunz?" "Neden makbûl değil?" dediğimde,

"Bakın benimle alay ediyorsunuz, madem bu yanlış; okuyun bunu ve bana söyleyin"...

Ses seda yok!

İlk televizyona çıktığım da, Anayurt'u reddeden Tarihçi Sina AKŞİN konuşacaktı. "Anayurt diye bir şey yok, o destani iddialardır." diyor. Çünkü, Türk tarihini gitmiş, Smithsonian üniversitesinde California'da  öğrenmiş. Türkçe'yi berbat etti. "Yurt" kelimesini aldı. Çadır için "yurt" diyor. Bizde, Anadolu'da, Asya Türklerinde yurt, "toprak" "vatan" anlamına gelir. İngilizler "çadır" anlamında kullanır. Bizim şaşkın da yurt'u "çadır" anlamında tutturuyor. Bizimkiler de "yurt" diye kabul ediyor onu. Çıldırıyorum...


*  Ön-Türk kültürü nedir? Tanımlayabilir misiniz?

Dünya kültürünün kökenini  teşkil eden kültürdür. Yazı, yazının içeriği olan düşünce ve kültür, din ve tekerlek Türkler tarafından hediye edilmiştir.  İlk siyasal kuruluşlar; kurultaylar'larda tarihte ilk kere. Seçim ile AT-ATA'nın seçilmesi fikri uygulanmış. Türkler, demokrasiye de ilk adımlarını atmışlar. İlk kağıdı bulanlar Türklerdir. Kâzım Mirşan ortaya çıkardı.  Miran kenti vardır, onun yakınında  Ruslar "atom bombası" tecrübesi yaptılar ki bunlar kaybolsun diye...


*  Türkçe 41 dil'den meydana gelir. 39'u Asya'da bulunur. 39 tane Türkçe, muazzam  bir hazinedir. Ve ben yazarım zaten, çocuklar lise de  eğer politikayla, ticaretle uğraşacaklarsa İngilizce öğrensinler. Fakat bunun yaşındaki çocuklar, kültür dili olarak isterlerse Almancayı, Fransızcayı öğrenebilirler. Fakat asıl öğrenecekleri en aşağı bir tane esas dilimizdir. Şeyden başlarım ben, Yakutlardan.. Yakutlar en az karışmıştır. Çünkü kuzeye çıkmıştır, karışmamıştır. Yani  buzdolabındaki Türkçedir o. Sonra Kırgızlar. Kırgızlar çok mühim Çünkü, Pamir yaylasında  uygarlık doğmuştur. Pamir yaylasında ilk Kırgızlardır.  En eski Türkçe'dir. Ve ben bunu Paris'te öğrendim biliyor musunuz, Türkiye'de değil!

*  Tarihte ilk üniversiteyi açan Türklerdir, diyorsunuz...

Evet, İB-İS BOLIQ'larda, BOLIQ: Site demektir. İB: Düşünce İS: Düzenli demek.

"düzenli düşünce siteleri"nde, yani tarihteki ilk "üniversiteler"de öğretmişler.


*  Felsefenin temeli Türklerdir, İlk kurultayları kuran, seçimi yapan, demokrasiyi yaşatan, yazının doğuşu, kağıdı bulan Türklerdir, diyorsunuz. Buna göre Türk kimdir, Türk'ün kelime anlamı nedir?

Türk bütün bunlardır.


*  "Tanrıdan geliş, Tanrıya dönüş"...

Çünkü Ön-Türk kişisi önce bunu düşünmüştür. Mevsimler, jeo fizikle meşgul olmuşlar. Sormuşlar ÖGÜL UQUS  Homo sapiens, bilen adam. Bakıyor birden  hava değişiyor kar yağıyor, değişiyor çiçekler açıyor, derken ortalık kupkuru oluyor... Mevsimler, yıldırım, felaket bir şey onlar için.. gökten ateş iniyor yeryüzüne.. Sonra o ateşi yakıyor, onun ateşi de gökyüzüne çıkıyor. Bunları adam izah edemiyor. Nasıl oluyor da bu gökyüzüne çıkıyor, diye.. Ve onun için ateş kültürü var. Neden? Vücudu yakıyorlar, ateş alsın da onu Tanrı'ya götürsün diye. Başka çareleri yok. Ya kuş olacaktır...

Zaten Budizmin kökeni de Türklere aittir.


*Tek Tanrı kavramı'na sahip olarak, Tarihte din'e ayak basmışlar.

"Tanrıya erişme ruhuna sahip halkın Tanrıya aşması..."
Türklerin dinsiz olduğu iddialarına bu tek cümle kısa ve veciz bir cevaptır.

Türkler tarihe, "insan üstü bir kudretin" Allah'ın varlığını kabul ederek ayak basmışlardır.
Batı, ısrarla Türkleri Şamandırlar derler. Şamanizm bir din değil, sihir âyinleri serisi ve sihirle icra edilen her derde deva bir tür hekimliktir.


*Türklerin sanatla, müzikle olan ilgisi ne durumdadır?

Heykel ve resim sanatı başlıyor.. Adamlar yazı yazıyorlar. M.Ö. 14 bin'de

Daha önce resim yapıyor. Kayalara resimler yapıyor. Fakat resimler çok mühim. Resimler, natürist resim değil. Düşünce ifade ediyor sadece.

Avrupa'da resimleri görüyorsunuz, geyik resmi yapmış adamcağız; sakalı, bıyığı... gayet güzel işlenmiş. Bizimkilere bakıyorsunuz şema halinde. Fikri ifade ediyor sadece.

Bakın diyorlar, Avrupalılar ne kadar ileride ne güzel resim yapmışlar. Onlar kopyalamış doğrudan doğruya. Bu kendi kafasından, onu yapmış. Çünkü  geyiğin her tarafını kullanmış. Derisi, boynuzunu, gözünü, bağırsağını... kullanmadığı hiçbir şey yok.

Düşünceler öyle başlıyor. Konuştuğunu resime döküyor, sonra yazıya...

*"Göktürk imparatorluğu''nu Batı uydurdu" diyor,  Kâzım MİRŞAN hocamız. Bu konuda ne diyorsunuz?

Gök kelimesi yok! Yanlış okuyorlar. iki tane "k" harfi vardır. İki tane "k" harfini görünce "kök" diye okuyorlar. "ök" diyorlar "gök" diyorlar... Gök değil, iki "k" "ökök"diye okunur; ve böyle bir kelime yok Türkçede, "ökük" var. "ök", yönetim anlamına gelir. "ük", şuurunda olmak demektir,  algılamak...

"ökük" tanrısal demektir. Ökük türük, Tanrısal insan, rabbani Türk demektir.

Onu kalkmışlar, ökük'ü "gök" yapmışlar.

Bir televizyon programında konuşurken Asya Türklerinden gelen belge geçerle,"biz bilmiyoruz, böyle bir imparatorluk diye bir şey yok bizim tarihimizde, bilmiyoruz" diyorlar. Bizimkiler hâlâ var diyorlar!

Göktürk tarihi Batılılar tarafından uydurulmuş. Jean Paul Roux’nun "Türklerin Tarihi" adlı kitabında Göktürk İmparatorluğunun 525’de Bumin Han tarafından kurulduğu iddia edilir. Orta Asya Türkçelerini bilmediği için de hocalarımız bu kitabin içeriğini Fransızca ’dan çevirip hap gibi Türk Tarihi diye bize sunmuşlar. Oysa kitabin yazarı J.P.Roux "Bumin" sözcüğünün anlamından haberi yok. Doğrusu "Bumin" "halklarım" anlamındadır. Bumin Han diye biri yoktur, "Bumin Kaan İstemi" cümlesi vardır. "Halka istemi han" anlamına gelir.

Bumin Kaan İstemi Milattan Önce  879’da Türükbil egemenliğini, Türük Egemenliğini, Türük Konfederasyonunu kurmuştur. Batılılar M.Ö. 879’da mevcut olabilecek bir Türk devletini kabul edemeyeceği için Bumin Kaan İstemi adını yok saymayı tercih etmiştir.

Öte yandan Göktürk İmparatorluğunun kuruluş ve var oluş bilgileri diye hiçbir belge ve yazıt yoktur. Verilen bilgilerde Türükbil Tarihinin bilgileridir.



Devamı var...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)