Mehmet Âkif ERSOY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mehmet Âkif ERSOY etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Nisan 2017 Cumartesi
"Zulmü Alkışlayamam"
Herkesçe bilinen bir hikaye vardır ya,
Hani şu meşhur kurt kuzu hikayesi... Gündeme ilişkin izninizle paylaşmak istiyorum:
"Derenin yukarısında su içerken, aşağıda duran kuzuyu gören kurt onu yemeyi kafaya koyar. Bir sebep olsun diye de kuzuya seslenir.
"Sen benim suyumu niye bulandırıyorsun?" der. Kuzu bir bulunduğu yere, bir kurdun bulunduğu yere bakar der ki:
"Efendim sen yukarıdasın, ben ise aşağıda. Su aşağı doğru akıyor. Suyunu nasıl bulandırabilirim ki!"
Kurt kuzunun mantıklı cevabına daha sert bir sesle cevap verir:
“Nee! Sen bana yalancı mı diyorsun?" Kurdun diklenmesinden korkan kuzu,
"Size yalancı demek istemedim efendim” der. Kurt iddiasını tekrarlar:
"O halde benim suyumu bulandırdığını kabul et. Ben seni yiyeceğim…"
Dolayısıyla...
Görünen o ki coğrafyamızda suyu "bulandıran bulandırana"(!)...
Hal böyle olunca da suyun ne tarafa aktığının hiçbir önemi yok!
Zira amaç üzüm yemek değil de bağcı dövmek olunca...
Önce Irak,
Sonra Libya.
Şimdi de Suriye, değil mi?
Ve oradan da şak diye bize gelecek sıra, öyle mi?
"Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!"
Mehmet Âkif ERSOY
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
17 Mart 2017 Cuma
Sevgili Diyanet'in Dikkatlerine!
"Diyanet İşleri Başkanlığı, Kredi Yurtlar Kurumuna (KYK) bağlı öğrenci yurtlarında Evliliğe Hazırlık Okulu başlattı.Kaynak: Diyanet'ten devlet yurdunda evlilik okulu" 15 Mart 2017, Yeniçağ
"Din, ahlak alanında ortaya çıkan belli ödevlerin tanrısal bir buyruk niteliğinde açıklanmasıdır. Dinin ilgisini çeken temel sorun, insan doğasında bulunan "kötü"nün kaynağıdır. İnsanda, kötüye karşı ortadan kaldırılamayan ancak usun gücüyle önlenebilen bir eğilim vardır. Gerçekte kötü insanı yönlendiren öğelerin, itici güçlerin yer değiştirmesi sonucu ortaya çıkar, bu da bu öğelerin-güçlerin tersine dönmesidir. Oysa insan kötüyü sürdürmek değil, iyiyi gerçekleştirmek içindir. İşte insan yaşamını anlamlı kılan, bu iyiyi gerçekleştirme çabasıdır." İmmanuel KANT, Pratik Usun Eleştirisi, sf:19-20
Mehmet Akif, ahlâki değerlere bağlılık konusunda Japonlarda tanık olduklarını dizelerine döker. AKİF'e göre ahlak:
"1- Dürüstlük, doğruluk, şefkat, anlaşmaya uymak ve verilen sözü tutmaktır.
2- Zayıfın hakkını içtenlikle her şeyin üstünde tutmaktır.
3- Çok şeye gücün yettiği halde azla yetinmektir.
4- Fazla bir şeyin olmadığı halde bolca dağıtmaktır.
5- Kimsenin namusuna göz dikmemektir.
6- Başka insanlara da insanca muamele etmektir.
7- En zor koşullarda yiğitçe direnmektir.
8- Kişisel ihtiraslara kapılmamaktır.
9- Toplumun çıkarları uğruna kişisel çıkarları gözden çıkarmaktır.
10- Uygarlaşırken değerleri terk etmeden yararlı teknolojiye müşteri olmaktır.
11- Moda adı altında her şeye itibar etmemektir.
12- Kapınız-bacanız açık olsa bile kendinizi güvende hissetmektir.
13- Başka milletlerin ilminin, sanatının alınabileceğini, ancak çalışmadan salt onları taklit ederek hiçbir başarıya ulaşılamayacağını bilmektir.
14- Birtakım menfaaatler karşılığında bağımsızlık ve özgürlükten vazgeçmemektir.
15- Bağımsızlık ve özgürlük bilincinin özgüven ve başarı için mutlaka gerekli olduğuna inanmaktır.
16- Asla zulmü alkışlamamak, zalimi sevmemektir, birilerinin keyfi için geçmişe saygısızlık yapmamaktır.
17- Haksızlığa tapmamak, zalime karşı olmak ve mazlumun yanında yer almaktır.
18- Geleceği düşünülmediğinde toplumun fikrinin, hislerinin ve azminin felce uğrayacağı bilincinde olmaktır.
19- Haksızlığa karşı çıkılmadığı zaman ümitsizliğe kapılınacağının farkında olmaktır.
20- Hak ve hakikatin sesi kısılınca sapkınlığın putlaştırılacağını bilmektir.
21- Hakikat ile hayali karıştırmamaktır. Akif’in bu söyledikleri, sert ifade etmiş olsa da yaşayıp gördüğü gerçeklerdir.
22- İnsanları yaşatan ve öldüren şey ahlaktır. Ahlakın kaynağı gök değil yerdir. Çünkü olaylar, gökten dikte edilmez, yeryüzünde olup biter ve orada yaşanır.
23- İnsanın yaşadıkları, hak ettikleridir. Allah kimseye haksızlık yapmaz.
24- Müslüman temiz ve iyi niyetli olması gerekirken, zulme tapmak, adaleti tepmek, hakka hiç aldırmamak; kendi rahatsa, dünya yansa, baş kaldırmamak; sözünden dönmek, yalan söylemekten çekinmemek; güçlüye dalkavukluk etmek, zayıfa söz söyletmemek; birtakım aşağılık davranışlar: eğilmeler yatmalar, şaklabanlıklar, ikiyüzlülükler, sürekli aldatmalar sıradan davranışlar olarak görülmektedir.
25- En samimi kimseler bile parti, milliyet veya dil adına ayrılıkçı, enseden aslan, yüz yüze gelince yaltak kedi kesilen bir kişilik olarak ortaya çıkmaktadır. Tüm bunlar ahlaki çöküştür. Ahlaki çöküş hem dünyayı, hem dini götürür."
Dolayısıyla demem o ki,
Diyanet gibi bir kurumumuzun her şeyden önce gençlerimize, insanlığın temel amacı olan AHLÂK kavramını yerleştirmek, onlara bu anlamda rol model olmak Diyanet'in başlıca sorumluluğu ve en temel görevi değil midir?
Dolayısıyla toplumların ve dinin olmazsa olmazı olan ahlakın yitirildiği bugünlerde, işi gücü bırakıp, evlilikle uğraşmak ta neyin nesi oluyor?
Sevgi ve saygılarımla!
NOT:
Japonların ahlaki yapısı
Sorunuz, şimdi Japonlar da nasıl millettir?
Onu tasvire zafer-yâb olamam, hayrettir!
Şu kadar söyleyeyim: Din-i mübinin orada,
Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda.
Siz gidin, safvet-i İslâm’ı Japonlarda görün!
O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,
Müslümanlık’taki erkânı siyânette ferid;
Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd.
Doğruluk, ahde vefâ, va’de sadâkat, şefkat;
Âcizin hakkını i’lâya samimi gayret;
En ufak şeyle kanâ’at, çoğa kudret varken;
Yine ifrât ile vermek, veren eller darken;
Kimsenin ırzına, nâmûsuna yan bakmayarak,
Yedi kat ellerin evlâdını kardeş tanımak;
«Öleceksin!» denilen noktada merdâne sebat;
Yeri gelsin, gülerek, oynayarak terk-i hayat;
İhtirâsât-ı husûsiyyeyi söyletmeyerek,
Nef’-i şahsiyi umûmunkine kurbân etmek;
Daha bunlar gibi çok nâdire gördüm orada...
Ademin en temiz ahfâdına mâlik bir ada.
Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle...
O da sâhiplerinin lâhik olan izniyle.
Dikilip sâhile binlerce basîret, im’ân;
Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!
Garb’ın eşyâsı, eğer kıymeti hâizse yürür;
Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!
Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;
Herkesin sandığı meydanda, bilinmez hırsız.
SAFAHAT, M. Akif ERSOY
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
12 Ekim 2013 Cumartesi
Hepimiz İslam'ı Doğru Algılamak Zorundayız!

Yaklaşan Kurban Bayramı münasebetiyle İslam'ı istedikleri hedefe ulaşmak için ellerinde bir "araç" gibi kullanarak, adeta İslam’la alay eden, hatta İslam’ı aşağılayan kavramları ortaya atanlar ve onları destekleyenlere çok önemli, uyarı niteliğinde söylenen, milli şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'un sözlerini bugünle kıyaslayarak hatırlatmak istedim.
Gösterişte, zulümde, baskıda, sapkınlıkta, cehalette, sürü'leşmede... "önde giden" mi olduk derseniz...
Vallahi orasını bilemem... Ama "Elhamdülillah müslümanız" ya... 1,5 milyar müslüman dünyası söze gelince mangalda kül bırakmıyor ya...
Mehmet Âkif Ersoy söylüyor:
"Hani Müslümanlık bir uhuvvet(kardeşlik) husule getirecekti. Nerede?...
Her tarafta Müslümanlık cehalet, müslümanlar ise sefalet içinde mahvolup gidiyor...
Müslümanların hepsi cahil; Arap'ı cahil, Türk'ü cahil, Kürt'ü cahil, Arnavut’u cahil, hepsi cahil. Hepimiz igvaata (kışkırtmaya) kapılıyoruz...
İşte hep bizim cehaletimiz yüzünden."müslümanız o halde Allah bize tevfik(üstünlük) vermelidir" demek sen Müslümanlığınla Allah'ı minnet altında bırakmak istiyorsun. Ne kadar cüret, ne kadar ahmaklık. Doğrusu dünya dünya olalı gafletin, cehaletin, körlüğün, sağırlığın bu mertebesi ne görülmüş, ne işitilmiştir.
Biz cehaletimiz yüzünden dini bu hale getirdik. Din de bizi bu hale getirdi. İslam dini bir miskinlik dini oldu."
* "İran'da...Babalar (üvey) kızlarıyla evlenebilir",
* "Suudi Arabistan'da bir vaiz kızına tecavüz etti, öldürdü ve kan parasıyla kurtuldu..."
* "Suudi Arabistanlı bir din adamı, küçük kız çocuklarına cinsel taciz olaylarının son dönemde arttığını belirterek, bütün kız bebeklere burka giydirilmesi gerektiğini söyledi."
* "Çorum'da önce 4 inek, daha sonra 10 bin TL "başlık parası" karşılığında iki kişiyle imam nikahıyla birlikte yaşamasına izin verilen 12 yaşındaki kız"ın acı hikayesi
Bu türeden sapkınlık ve cehaletlerin dahalarını yazmaya gerek yok sanırım.
Ama daha vahim gelişmelerin yaşanacağına işaret olarak algıladığım bir haber de Suriye'den... "İslam Ordusu" adı altında oradan buradan toplanan lejyonerlerin oluşturduğu çeteler, ciğer yemeye, adam kesmeye... devam edecekler. Hem de kime karşı?
"Elhamdülillah müslümanım" diyenlere...
Sözü yine Millî Şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'un sözleriyle tamamlayalım:
"...Mısır'da 11 yıl kaldım fakat 11 saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana halisane bir fikrimi söyleyeyim mi?
İnsanlık da Türkiye'de, milliyetçilik de Türkiye'de, Müslümanlık da Türkiye'de, hürriyetçilik de Türkiye'de.
Eğer varsa, Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemâl'e versin.".
Demem o ki...
Hepimizin topyekün görevi; yüce dinimizi doğru algılamak, doğru uygulamak ve hurafelerden arındırmak olacaktır!!!
O sebeple...
Allah'ım ilim ve bilimin ışığından, akıl ve irade yoksunluğundan eksik etme bizi..
Âmin!
Bizlere topyekün vicdan ve merhamet eyle yarabbim...
Âmin!
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
iSLAM,
İslam Ordusu,
Lejyoner,
Mehmet Âkif ERSOY
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)