Notre Dame'ın Kamburu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Notre Dame'ın Kamburu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2017 Cuma

Şeytan Üflemesi






"Darağacına mahkum edilen Esmeralda'yı, hiç şüphesiz kaçmasından korktukları için La Tournelles'in ahlâksız suçluların kapatıldığı yeraltı zindanlarında, tepesinde dev ölçüdeki Adliye Sarayı ile bu türden fıçı dibine bırakmışlardı.

"Gözlerini yeniden açtığında (...)

Bir adam karşısında, ayakta duruyor, kara bir başlık da yüzünü gizliyordu (...)

-Siz kimsiniz?

-Bir rahip.

-Ah sefil! Kimsin sen? Ben sana ne yaptım? Benden bu kadar çok mu nefret ediyorsun? Ah! Bana karşı hıncının nedeni ne?

Rahip bağırdı:

-Seni seviyorum!

(...)

-Bir gün,

Kitap okuyordum. Pencere bir meydana bakıyordu. Bir tef, bir çalgı sesi duydum. Düşüncelerim arasında böyle rahatsız edildiğime kızarak, meydana baktım. Orada, sokağın ortasında, pırıl pırıl güneşin altında, bir yaratık dans ediyordu. Öyle güzel bir yaratık ki İsa onu Meryem'e tercih ederdi. (...) Gözleri kapkara, parlaktı. Kapkara saçlarının arasında güneşin içine işlediği birkaç tel saç, altın telleri gibi sarı sarı görünüyordu. Başının çevresinde, o kapkara saç örgülerinin içinde, güneşte ışıldayan, alnında bir yıldız taç meydana getiren madeni parçacıklar vardı... Kıvrak, esmer kolları birer çevre gibi beline bağlanıp çözülüyordu. Vücudunun biçimi şaşılacak güzellikteydi. Ah! Güneş ışığında bile aydınlık bir şey gibi beliren parlak yüz! Ne yazık ki bu sendin kız.

(...)

Şeytan kanatlarıma bağladığı ipin öbür ucuna da senin ayağına bağlamıştı. Ben de senin gibi kararsız, gezginci oldum. Seni kapı altlarında bekliyordum, sokak köşelerinde gözlüyordum, kulenin tepesinden gözetliyordum. Her akşam daha büyülenmiş, daha üzgün, daha umutsuz, daha tutkun, daha perişan, kendi içime dönüyordum.

(...)

En sonunda, artık ne yapacağımı, ne olacağımı bilmediğimden seni, kilise mahkemesine ihbar ettim. İnsan kötülük edince, her kötülüğü yapmalı. Canavarlıkta bir ortada duruvermek çılgınlıktır. Suçun sonunda sevinç heyecanları vardır." Victor Hugo, Notre-Dame'ın Kamburu sf:237-243


Notre-Dame'ın Kamburu adlı romanla HUGO, "Kişinin dinle çatışmasını ele almıştır." 

Victor Hugo, "Bundan birkaç yıl önce Notre-Dame'ı gezerken, kulelerden birinin karanlık bir köşesinde duvara derince elle kazılmış ANARKH (KADER) kelimesini buldu." 

Ve, "Bu dünyadan eski kilisenin alnına, bu suç ya da felâket damgasını vurmadan ayrılmak istemeyen acı içindeki ruh acaba kimdi?" diye düşündü, bunu keşfetmeye çalıştı.

"Notre-Dame'ın Kamburu o sözcük üzerine yazıldı. Şubat 1831, Victor HUGO"

Demem o ki...

Yıl 2017... 

İslam dinine, "felaket damgasını vurmadan ayrılmak istemeyen acı içindeki hastalıklı bir ruh" da, bizde çıkıtı!

Ülkemde Ortaçağ'ı aratmayacak zihniyetlerin yeniden yeşermesini sağlayacak sözde eğitimciler sayesinde, akıl ve bilimden hızla uzaklaştığımız  bir yılı daha geride bırakıyoruz...

Dolayısıyla...

"Okuldaki beden eğitimi dersine çıkarak kız öğrencileri görünce tahrik" olan varmış ya...

Hani, "Ya benim çok sapık duygularım var ya da şeytan onlara uğramıyor... Bir genç kızın vücut hatlarını gördükten sonra şeytan size üflemiyorsa ya erkekliğinizi ya da imanınızı kaybetmişsiniz demektir..." denilmiş ya...

Galiba o bahsedilen  "üfleme", 

Esmeralda'nın "vücut hatlarını" gördükten sonra şeytanın, Rahip Claude Frollo'yu üflemesi gibi bir şey olsa gerek



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

19 Şubat 2011 Cumartesi

Yuh Yani..!















"Onlar hâlâ cahiliye devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kesin olarak inanacak bir toplum için, kimin hükmü Allah'ınkinden daha güzeldir?" Mâide Sûresi, 50. Ayet



Tahrik; diğer adıyla kışkırtmak...


"Kurtuluşa ulaşmanın tek yolu bu günahkar şehvetin kaynağını ortadan kaldırmak ve yok etmektir." 16. yüzyıl, Notre Dame'ın Kamburu- Victor HUGO

Evet; profesör ünvanı taşıyan bir akdemisyenimiz inanılmaz ağır bir açıklamada bulundu...

"Kadın tahrik edici şekilde giyinmişse, erkek de kendini tutamadıysa suç ortaktır" ve "Kadın normal giyinmiş ve vakur davranmış, buna karşın tacize uğramışsa erkek yüzde yüz suçludur" Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Prof. Dr. Orhan ÇEKER


Bu açıklamayı duyduğumda şüphesiz ki aklıbaşında herkes gibi ben de kendimi kötü hissettim. Hem de "aşağılanmış" olarak...


Ne bileyim... İçinde yaşadığımız çağın gereksinimi doğrultusunda yaşamımızı sürdürmenin kaçınılmaz zorunluluk olduğunu düşünmekteyim. Bu konu çoğu zaman inancımız üzerinden gerek dış güçlerin, gerekse menfaat çevrelerinin istismar ettiği çok güçlü ve bir o kadar da insanlarımızın zihnini karıştıran önemli noktalardan birisi diye düşünüyorum işte...


Neyse bu konulara girecek ve üzerinde konuşacak kadar bilimsel birikimim ve çalışmam yok tabii. Ancak aklımı kullanarak araştırmalarım doğrultusunda ve Kur'an-ı Kerim'in her şart ve zamana uyan yüceliği sebebiyle kutsallık taşımasından yola çıkarak inanıyorum ki insanlar, çağın gereksinimleri doğrultusunda yaşamalı...


Şimdi bir kaç örnekleme ile sayın profesörün düşüncesi üzerinde izninizle durmaya çalışalım:

"Kadının vakur durması ve normal giyinmesi"nin ölçütü nedir acaba? Zira bu ölçütü kime göre ayarlayacaklar? Ve bu durumda kadının "vakur" olması için peçeli olması mı gerekiyor?

Öyleyse... Bizlere geçmiş olsun!

Hepimizin ahlâkı ve namusu sorgulanır durumdaymış da haberimiz yok!!! Hatta türbanlı hanımlarımız da "kışkırtıcı" konuma gelmiş... Eyvahlar Olsun!

Öte yandan Müslüman bir erkeğin kendi iradesine hakim olması konusunda nedense hiç konuşulmadığı gibi, üzerinde duran da yok.


Buradan yola çıkarak benzer bir yaklaşımı izninizle dile getirmek isterim; oruç tutarken insanların, yiyecek içecek gördüğünde kendisine hakim olmasını bildiği gibi... O halde bu durumda gördüğü yiyecekler karşısında tahrik olup orucu bozarsa suçlu yiyecek mi?

Yine insan saldırgan ruhluysa o vakit ortada bir silah gördüğünde hemen ona sarılıp etrafı yaylım ateşine mi tutması gerekiyor? Yani suçlu silah mı olacak?


Bu örnekleri çoğaltabiliriz... Demek ki yapılan bir yanlışta ortada tahrik unsuru aramaya kalkmak, kişinin eğitilmemiş ve kontrol altına alamadığı duygularını bastıramamasına bir kılıf olarak düşünüyorum...

Hâl böyle olunca bireysel yükümlülüğümüzle birlikte ahlâklı davranmayı bir kenara atmak suretiyle, kabahatlerimizi işte böyle "din"le örtbas etmeye kalkanlar da olacaktır.

Oysa yüce dinimizin asıl hedefi; toplum düzenini korumaya yönelik davranışları sağlamak değil midir?

Şüphesiz ki, burada bireysel anlamda kişilerin dini yükümlülüklerinin yanında, ahlâki ve vicdani sorumlulukları da vardır. Bu da ancak ve ancak kalp temizliğiyle, ruhun kötülüklerden arınmasıyla gerçekleşir. Ki buna biz aynı zaman da inancımız gereği mü'min olmak diyoruz değil mi?

Bu durumda kadın, "dekolte giymiş" hadi bakalım içimden ona saldırmak geliyor... Sayın hocanın demesi gibi, "nasılsa kadın kışkırtıcı davranıyor; günah bizde değil SALDIR!!!" anlayışına sahip olmayı hem çağ dışı, hem de insanlıktan nasibini alamayanlara yönelik olarak değerlendiriyorum. Hayvanlar aleminde bile dişilere saldırma söz konusu değil! Kaldı ki hayvanlar içgüdüsel davranıyor...


Orta çağdan kalma bu düşünceyle birlikte bir çağrışımı da buradan paylaşmak istiyorum: Zira Victor HUGO'nin "Notre Dame'ın Kamburu"unda roman kahramanı Esmeralda'yı elde edemediği için, ona "kışkırtıcı" ve "büyücü" suçlamasının bizzat kilise papazı tarafından geldiğini okumuşuzdur.

Hoca'nın bu açıklamaları da sanki cahiliye ve karanlık dönemin kurbanı, kadınları hatırlatıyor...

Kısaca bugün de kadını "kışkırtıcı" olarak ilan etmekle, o dönemin ne farkı var ki?

İslâmiyet bu mudur?

Kadının giysisinin ne ölçüde tahrik olduğuna bir "komisyon kurarak belirlenebileceği" ifade ediliyor...

İnanılır gibi değil!!! "Tahrik" edici kıyafetleri neye ve kime göre belirleyecekler acaba?

Bu nasıl bir din anlayışı?

Kişiler ne zamandan beri inanç konusunu komisyonlara havale eder oldu? Böyle bir olgu beraberinde din çatışmasını getirmez mi?


Kadının giyimi üzerinden din anlayışını toplum üzerine hakim kılmak doğru bir yaklaşım mı?

Bu durum bizi nereye götürür, hiç düşünüldü mü?

Bugün Afganistan'da burka giyen hanımlara mı özeniliyor acaba?

O zaman da Yunus Sûresi, 99. Ayet'ti hatırlatmak isterim. Ve yine sevap-günah haklarının kullanımı da yine kişilerin özgür iradesine bırakılmıştır değil mi?

Öncelikle insanların nefsine ve iradesine hakim olması esas alınması gerekmez mi? Zira Adem ile Havva'nın cennetten kovulması da bir yerde Allah'ın insanları kendi iradelerine teslim etmesi anlamı taşımıyor mu?

Valla ne diyelim... Bu durumda "dekolte" giyen hanımları görüp de "tahrik" olmayan erkekleri ayrıca kutlamak gerekecek herhalde...

Ya da ne bileyim... Bundan sonra dekoltenin durumuna göre her an saldırıya hazır beklemek mi gerekecek diye düşünmeden edemiyorum!


Özetle... Sayın hocanın bizleri derinden yaralayan sözlerinden dolayı kendisini şiddetle kınıyoruz! Umut ediyorum ki, amacını aşan bir söylem olarak zihinlerde kalması yönünde bir özürleriyle milletimizin gönlü ivedilkle alınmış olsun!

Sevgi ve saygılarımla!