UNESCO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UNESCO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2012 Perşembe

Beytüllahim Nativity ve Mescid-i Nebevi


















"Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO), Filistin topraklarındaki Doğuş Kilisesi’ni (Nativity) Tehlikedeki Dünya Mirası listesine aldı.

Hıristiyanlar, Beytüllahim’de bulunan Doğuş Kilisesi’nin Hz. İsa’nın doğduğu yerde yapıldığına inanıyor."29 Hairan 2012, tr.euronews.com


Öte yandan,


"Hz. Muhammed'in kabriyle birlikte  Hz. Ebubekir ve Hz.Ömer'in de kabirlerinin içnde bulunduğu Mescid-i Nebevi'nin yıkılarak yerine daha büyük bir cami inşa edileceği iddia edildi. Uzmanlar, Mescid-i Nebevi'yi genişletme çalışmaları sırasında Hz. Muhammed'in kabrine zarar verilmesinden endişe ediyor." 31 Ekim 2012, Sabah



Öncelikle bir müslüman olarak, bu haberi okuduğumda içim "cız" etti... Zira kutsalımız ve değerimiz olan bir mekanın hoyratça ve pervasızca "yıkılma kararı" alınması insanlığa ve medeniyete yapılacak  saygısızlıktan öteye, kocaman bir İHANETtir!


Madem ki "UNESCO" diye bir oluşum var.. Ve de "Dünya Mirası listesi" adıyla değerlere sahip çıkılıyor(!);

Doğuş Kilisesi de, Mescid-i Nebevi de aynı coğrafya da iki ayrı hak dinin kutsalları değil midir?

O vakit "Doğuş Kilisesi" korunuyor da "Mescid-i Nebevi" neden korunmuyor?!

"Mescid-i Nebevi" Müslümanların değeri değil mi? Tarih mirası değil mi?

Yoksa tüm bu koruma kılıfı, Haçlılardan yana bir manipülasyon mu?


Tabii...


Sözde müslüman görünen Suudilerin yaptığı bu davranış, aslında haçlı emperyalizme ve kapitalizme hizmetten öteye geçemeyecek kadar, aşağılıkça bir oyunun ta kendisi...


İnanılır gibi değil!


Hem müslümanım diyeceksiniz, hem de İslam Peygamberi Hz. Muhammed'e sahiplenmeyeceksiniz, öyle mi?

Bakar mısınız, Suudi yetkililerce "gerekçe" olarak ne gösterilmiş:

"Mescid-i Nebevi'yi genişletme çalışmalarına gerekçe olarak, her geçen gün artan hacı sayısını gösteriyor. Şu anda kutsal kentler Mekke ve Medine'yi her yıl 12 milyon hacı ziyaret ediyor. 2025 yılında hacı sayısının 17 milyona çıkacağı, İslam dininin kutsal mekanlarının bugünkü şekliyle ihtiyaca cevap veremeyeceği belirtiliyor."


Valla şahane(!)...


Pekii; hıristiyanların Hz. İsa’nın doğduğu yerde yapıldığına inandıkları Doğuş Kilisesi’ni de milyonlar ziyaret ediyor...

N'ooluyor şimdi?


Yazık, vallahi çok yazık...


Ha; bu arada

Washington merkezli düşünce kuruluşu Gulf Institute araştırmasına göre, son 20 yıl içerisinde Mekke ve Medine'deki tarihi eserlerin yüzde 95'i yıkılarak, yerine yeni binaların  yapıldığı ve bu suretle "kutsal değerler"in yok edildiğini de yazıyor..


"Suudi Arabistan, 2002 yılında Osmanlı döneminde Kabe'yi korumak amacıyla inşa edilen Ecyad Kalesi'ni yıkarak, yerine lüks oteller inşa etti. Mekke'de inşa edilen "Jabal Ömer Kompleksi"nde 520 restorant ve 4 bin 360 dükkan bulunuyor. Kabe manzaralı odaların geceliği ise 500 dolardan başlıyor"


SÖZÜM; çifte standartlarıyla tanıdığımız ve bildiğimiz Haçlı zihniyetin bir uzantısı olduğunu hissettiğim UNESCO'ya ve sözde "müslüman" olduğunu iddia eden ikiyüzlü maskeli Suudi hanedanına:


YAZIKLAR OLSUN!!!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

14 Nisan 2011 Perşembe

Sevimsiz Algılamadan... "Sevimli Bir Anı"


















"ABD’de yayımlanan dış politika ve siyaset dergisi Foreign Policy büyük bir rezalete imza attı. Dergi, internet sitesinde yer alan "bıyıklı diktatörler" konulu bir listede, Hitler, Franco gibi isimlerin arasına Atatürk’ü de dahil etti." 31 Mart 2011, Hürriyet Dış Haberler


"Diktatör" sıfatı "verilen" Büyük Önder ATATÜRK için Amerika'nın kurucusu ve ilk Başkanı, George Washington'un bile Mustafa Kemal Atatürk'e layık görülen bir tanımlamaya mazhar olamadığı ortada iken,

Ve de...

UNESCO, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kuruluşu(B.M.E.K.Ö.)'nun 152 ülkesinin oybirliği ile yapmış ve dünyaya dağıtmış olduğu Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK tanımlamasına dikkat çekmek isterim:

Atatürk;

Uluslarası anlayış işbirliği ve barış yolunda çaba göstermiş üstün bir kişi,

Olağanüstü yenilikler gerçekleştirmiş bir devrimci,

Sömürgecilik ve emperyalizme karşı savaşan ilk lider,

İnsan haklarına saygılı dünya barışının öncüsü,

Bütün hayatı boyunca insanlar arasında renk, din ve ırk ayırımı gözetmeyen eşsiz bir devlet adamı,

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu.



Hâl böyleyken, Atatürk'e fütursuzca dil uzatma cüretkarlığı gösteren Washington Post grubuna bağlı Foreign Policy dergisine buradan sormak istiyorum:


Amerika Birleşik Devletleri devlet başkanlarının Washington'da bulunan ve resmî ikametgâhı olan Beyaz Saray(The White House)ı mesela ele alalım; burada neden "beyaz" sıfatı kullanımış ki?..

Üstelik de o dönemlere (1800'lü yılların başı) zenciler korkunç şekilde aşağılanırken...

O halde niye ısrarla ve faşistçe "beyaz" sıfatı kullanılıyor?

Yoksa beyazlara ithafen bir isimlendirme olarak mı düşünüldü?!..

Şüphesiz ki o dönemin içinde bulunduğu hassasiyeti dikkate alarak düşünürsek, "beyaz" yerine başka isimlendirme yapılması gerekirdi...

O halde "faşist" tanımlaması belki de ABD'nin kendisini yeniden gözden geçirmesi açısından önemli bir tartışma olarak düşünüyorum...

Ama bu değerlendirmeyi Büyük Önder Atatürk'e çirkin hakaretlerde ve iftiralarda bulunarak değilde, kendi geçmişleri ve sinsi ruh yapılarını gözden geçirerek...

Söz hazır sakal, bıyık üzerinden açılmışken; konuyla ne kadar alakalı bilemem ama... "Atatürk'le Çoban" anısına izninizle değinmek isterim:


"Atatürk arada bir güzel güzel havalarda kırlara çıkmayı severdi. Bir arabaya atlar, bir süre gittikten sonra arabadan iner, biraz da yaya dolaşırdı.

Böyle bir gezinti sırasında dağ başında, kendisini tanımayan bir çobanla ahbaplığa girişmiş, sürüden, koyundan söz ettikten sonra aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:

- Sen Atatürk'ü bilir misin?

- Bilmez miyim efendi? Ona Gazi Paşa da derler.

- Peki, ne yapmış Gazi Paşa?

- Efendi, onun neler yaptığını sen benden iyi bileceğin.

- Onu görmek ister misin?

Ah, Efendi, istemem mi, ama ben onu nerden göreyim?

-Öyleyse bana bak, o bana benzer.

Çoban övünme saydığı bu söz üzerine dudak bükerek:

- Haydi ordan! Senin kılığında Atatürk mü olur?

Sakalın bıyığın bile yok, karşılığını vermiş.

Ata, çobanın bu küçümsemesini sevimli bir anı diye anlatır ve şöyle bitirirdi:

- Çobanın masum hayalini bozmadan ve onun kafasında bıyıklı sakallı kalmaya razı oldum." Mehmet Ali AĞAKAY

:)

"Faşist" algılaması "yaratan" bıyık üzerinden Ata'mıza kinayeli bir şekilde dil uzatan küstahlara... Bu da kapak olsun!


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)