aşık veysel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşık veysel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2011 Salı

İzmir Bükşehir Belediye Başkan Sn. Aziz KOCAOĞLU, Dil Bayramınız Kutlu Olsun!
















"Türkçe giderse Türkiye gider." Prof. Oktay SİNANOĞLU



"Bornova Aşık Veysel Rekreasyon Alanı'nın yapımıda tamamlandı." İzmir Büyükşehir Belediyesi, 27 Eylül 2011


"Başkan’dan davet var
Aşık Veysel Rekreasyon Alanı’nın İzmir’in yeni çekim merkezi olacağını vurgulayan Başkan Aziz Kocaoğlu, içinde buz hokeyi oynanmasına da imkan verecek olan buz pateni salonu, amfitiyatro, yürüyüş parkurları, spor alanları bulunan rekreasyon alanının, Eylül ayı sonunda hizmete gireceğini müjdeledi. Yapılan heykelin bu alana çok yakışacağını belirten Başkan Kocaoğlu, halk ozanının adına yaraşır bir şekilde hazırlanan Aşık Veysel Rekreasyon Alanı’na tüm İzmirliler’i davet etti." İzmir Kent Rehberi



Dün 26 Eylül 2011, Dil Bayramımızın 79. yılını kutladığımız gündü...


İzmir Büyükşehir Belediyesi'ni valla bu haberle çifte kutlamak isterim. Zira birincisi, ünlü ozanımıza verdiği değeri gösterip heykelini dikmesi münasebetiyle... Bir diğeri ve en önemlisi ise, ozanımızın isminin yanını İNGİLİZCE ile tamamlayıp, şenlendirdiği (!) için!!!

Büyük Ozan Aşık Veysel, bugünleri dünya gözü ile görseydi herhalde yüreği sızlar, gören gözlerden daha iyi hisseden "görmeyen" gözlerini İzmir büyükşehir Belediyesi'nin bu acayip "isimlendirmesi" ile gerçek anlamda yaşlara boğacağından hiç endişe duymuyorum!!!

Neymiş efendim?

"Aşık Veysel Rekreasyon Alanı"

Allah aşkına söyler misiniz, o "rekreasyon"da ne oluyor?

Sahi ne zamandan beri İngilizleştik?!

Böyle daha mı havalı oluyor? Ya da ne bileyim bir "aydın" havası mı verilmiş olunuyor, ne oluyor?!

"Dinlenme" demeye diliniz varmadı mı?

Utandınız mı?

Aşağılandınız mı?

Ne oldu?

Hadi "park" diyelim, zira onu kabullendik (!)...

"REKREASYON" yeni moda mı? Sayenizde bunu da öğrenmeye başlarız gari...

Yazıklar olsun sizlere!!!

Bir de Atatürk'ün ilkelerini takip ediyorsunuz öyle mi?!

N'oldu Ata'mızın 12 Temmuz 1932'de kurduğu Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ne?

Dün kutladığımız bayram ne içindi?!

Yoksa bunları rafa mı kaldırdınız?

Vah halinize...

İzmir halkı bu durumu farkeder mi, orasını bilemem ama ben, bu durumu şiddetle ve nefretle kınıyorum!!!


Öte yandan, bu alanda "buz hokeyi", "buz pateni"de bulunuyormuş... Ve de "heykelin bu alana çok yakışacağını" belirtmiş sayın başkan.

Valla haklı (!), ne diyelim...

Zira bilindiği üzere merhum ozanımız Aşık VEYSEL bol kışı ve bol "kar"ı olan Sivas /Şarkışla memleketiydi.

E artık...

Ozanımız Merhum Aşık VEYSEL'in bol bol "buz hokeyi" oynadığını ve "artistik buz pateni" yaptığını düşünüyor ki Sayın Başkan, böyle bir kanaate ulaşmış.

Demem o ki...

Batı hayranı olmayı kendilerine görev edinenleri bir kenara bırakıyorum... Ancak Atatürkçü geçinen bu kimseleri, eminim ki zeybeklerin şehri İzmirliler asla içlerinde barındırmayacaklardır!!!

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

10 Ağustos 2010 Salı

Yeter Gayrı Yumma Gözün...















"Hiçbir şey şu gerçeği değiştiremez: Bilgileriniz geçmişe mahsus, kararlarınız ise geleceğe yöneliktir."




Bugün 10 Ağustos... Bu tarih, bize Kurtuluş Savaşı döneminde -10 Ağustos 1920 yılında- İtilaf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan ve Osmanlı'nın paylaşımını ortaya koyan, KARA bir antlaşmayı hatırlatmaktadır!

Bu antlaşma ve içeriği ne yazık ki bugün de hâlâ canlı tutulmak isteniliyor... Zira gelişmeler ve yaşanılanlar bu antlaşmanın hayata geçirilme çabalarının canlı örnekleridir!

Pekii, biz şimdi bu durumu bir kenara bırakarak, halk ozanımız Aşık Veysel'den bir şiirle konumuza izninizle vurgu yapmak isterim:


Allah birdir Peygamber Hak
Rabbül Alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyim geldi sırası
Kuran'a bak İncil'e bak
Dört kitabın dördü de Hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası
Binbir ismin birinden tut
Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git
Yoldan çıkıp olma asi
Yezit nedir, ne kızıl baş
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ateş
Söndürmektir tek çaresi
Şu alemi yaratan bir
Odur külli şeye kadir
Alevi Sünnilik nedir
Menfaattir varvarası
Cümle canlı hep topraktan
Var olmuşuz emir Haktan
Rahmet dile sen Allah'tan
Tükenmez rahmet deryası
Veysel sapma sağa sola
Sen Allah'tan birlik dile
İkilikten gelir bela;
Dava insanlık davası…


Demek ki bela, ikilik yaratmaktan geliyormuş... Zira aramıza sokulmak istenilen bu ikilik, yıllardır bizi bize kırdırtmadı mı?

Mesela sağ-sol dediler; binlerce insanımızın kanı aktı... Olmadı Alevi-Sünni dediler; yine yüzlerce vatandaşımızın kanı aktı... Olmadı şimdi de etnik köken ayırımcılığı ortaya atılarak birbirmize düşürülmek isteniyoruz!!!

Yani aynı davanın kader birliğini yapmış insanlarını, birbirine kırdırtmak istiyorlar...


Yine "ikilik" yeryüzünde mutlaka olacak; ve biz, bu ikiliği ancak ve ancak aklımızla, irademizle yeneceğimizi anlatmaya çalışan; ve hem Hak'kı anlatan, hem de sır gibi saklanıyor diyerek, Allah'a kendince sitemini dile getiren halk ozanımız Aşık Veysel. Görünürde âmâ gözleriyle bizim göremediklerimizi görerek, hakikatte asıl âmâ olanın bizlerin olduğunu düşündüğüm şairimiz, bakınız ne diyor:

...

Kimine at vermiş estirir gezer
Kimine aşk vermiş coşturur gezer
Kimine mal vermez koşturur gezer
Sanki bunu zengin etmek zor gibi.
Birinin aklı yok deli divane
Bir kısmı muhtaçtır acı soğana
Bir kısmını zengin etmiş yan yana
Şimdi kendi saklanıyor sır gibi
Kimine saz vermiş çalar eğlenir
Kimi zevk içinde güler eğlenir
Veysel gözyaşlarını siler eğlenir
Yeter gayrı yumma gözün kör gibi

...

Evet; ben buradan "Yeter gayrı yumma gözün kör gibi" ifadesinden esinlenmek istiyorum...
Zira "kıssadan hisse" algılamasıyla ulus olarak, durumdan vazife çıkarmamız, acilen gerekmektedir!


Bu vesileyle, yeter gayrı yumma gözün kör gibi; tarihten ders alma zamanı gelmedi mi?!

Sevgi ve saygılarımla!

27 Ağustos 2008 Çarşamba

SEVGİ














Bu iç açıcı sözcük her insanın, yüzünde tebessüm, kalbinde mutluluk, ruhunda ise coşkunun açık adresidir. Bildiğimiz kadarıyla, evrende bir gerçek vardır ki o da insana verilen büyük değerdir. İnancımıza göre de insan, evrenin özü olarak kabul edilir. Her şey biz insanlar içindir. Yer yüzünde bulunan tüm insanların ortak duyguları vardır. İşte SEVGİ sözcüğü belki insanlara mahsus olarak düşünülebilinir ama gerçek şu ki var olan her şey sevgiyle beslenip, sevgiyle varlığını sürdürmektedir. Ruhlarımızın açlığını doyuran bu güzel duygunun soyut olarak, yaşamımızda olmazsa nasıl bir yara ile karşılaştığımızı hissettiren belirtilerini, izninizle ele almaya çalışacağım:



Sevgi, insanlar arasında dostluğu, dayanışmayı, birlikteliği oluşturan en önemli bağdır. Sevgi varsa samimiyet vardır. samimiyet varsa hoşgörü vardır. Hoşgörü varsa, barış vardır. Barış varsa huzur vardır. Huzurun olduğu her yer mutluluğu beraberinde getirir. Mutluluk ise her alanda ki, güzelliğin yüze yansımasıyla ifade edilebilir. Mesela mı? Bebeğini emziren bir annenin duyduğu huzur gibidir. Bu tablo, hiç bir şekilde karşılığı olmayan manevi bir doygunluktur.



Sevgi insanın gönlünün saflığı demektir. İnanıyorum ki, gönülden sevilen her bir şey bir o kadar da koruma altındadır demektir. Anadolunun bir ruhu vardır. Evlerimizde gönülden baktığımız saksı çiçekleri. Onları nerelere koyacağımızı bilemeyiz. Hatta onlarla konuşup, öyle sularız. Sonrasında o güzel çiçeklerin adeta coşarcasına büyüdüklerini gözlemler, kendimizce de adlandırırız. İşte o güzel rengarenk çiçeklerin çokluğuyla bezenmiş balkonlar, pencere kenarlerı, belki merdiven basamaklarında sıra sıra yerlerini alarak insanlara huzur veren görüntülerin altında "SEVGİ" nin özü bulunmaktadır.


Hiç düşündünüz mü acaba, bu sıcak havayı o kocaman süs bitkilerinde bulabilyor muyuz? Ben bulamıyorum. Salon bitkileri denen devasa büyüklükteki bitkiler belki güzel bir hava veriyordur ama ne bileyim, o sımsıcak, sevgiyle bezenmiş buram buram Anadolu kokan insanlığın özünü asla yansıtmıyor. Bunu ancak gönül sevgisini hissedenlerin daha iyi anlayacaklarını düşünüyorum. İşte bu da bizim ruhumuzda var olduğunu söylemenin mutluluğuyla, hani hepimiz söylemez miyiz "Tam bir Anadolu insanı!" temizliği, saflığı, içtenliği işte tüm bunların altında SEVGİ yatmaktadır. O yüzdendir ki, o saksı çiçeklerimizin güzelliği, hatta belki plastik bir şişede dahi o güzelliği veren ruh bizlerin gösterdiği ihtimamdan kaynaklanmaktadır.




Sevgiyle baktığımız her şeyin güzelliğini yakalayabiliriz. Bunların arasında elbette yaban otları karışmış olabilecektir. İşte onları ayıklamak ve temizlemek bizlerin, alçakgönüllüğü, erdemliliği, ahlakın kemali ile gerçekleşecektir. Tıpkı, bahçelerimizi düzenlerken arada ki yaban otlarını temizlediğimiz gibi. Sevgisiz hayatın bizleri ruhsuz edebileceğini hepimiz biliyoruz. Zira günümüz insanlarının, bu türden bir sıkıntının içerisinde olduğu kesin. Sevgiden o kadar yoksun kaldık ki, gözümüz hiç bir şeyi görmez oldu. Tek yapabildiğimiz, bencilce davranarak, önümüze menfaatlerimiz uğruna, engel olarak takılan herşeyin kıyımına el birliğiyle neden oluşumuzdur.



Bakmaya kıyamadığımız ve doyamadığımız, o güzelim koylarımız, devasa büyüklükte nadide ağaçlarımızı nasıl da bir çırpıda yok edebiliyoruz! Bizlere sadece güzellik sunmakla kalmayıp, bereketiyle karnımızın doymasına ve cömertce bizlere hep veren bu güzelliklere, nasıl da vahşice kıyabiliyoruz! İşte size sevgisizlik örneği! O güzelim ormanlarımızla birlikte beraberinde yaşayan hayvanları nasıl katlediyorsak, yaşamımıza şımarıkça ve hoyratça zevk almayı katmanın ağırlığı altında, kendimizden, insanlığımızdan UTANÇ duyuyorum!



İşte burada büyük ozanımız Aşık Veysel'i hatırlamadan ve hatırlatmadan geçemeyeceğim. Ne güzel anlatıyor, "Kara Toprak" şiiriyle inanılmaz güzellikte bizlere toprağın istemeden hep verici olduğunu . Hangi bir dizesine baksam, sevginin yüceliğini, almadan vermenin cömertliğini görüyorum. Ozanımızın, bu anlatımını nereye oturtmak gerekir diye sorguluyorum. Herhalde sonsuz sevgisini, doya doya hem veriyor hem ilmek ilmek yaşıyor. Bakınız seçmekte zorlandığım bir kaç dizesini hatırlatmak istiyorum:



Karnın yardım kazmaynan, belinen
Yüzün yırttım tırnağınan, elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır.



Aşık Veysel, SEVGİ yi bu kadar güzel anlatıyor, Çünkü, her yönüyle Sevgiyi tanıyor ve biliyor. Yaşamın her alanında kullandığı sevgiyi, inanıyorum ki, onun görmeyen gözlerine ışık olmuştur. Oysa bizler gören gözlerimizle adeta karanlığı yaşıyor ve yaşatıyoruz! Bakınız, gözümüzün önünde hunharca ve alçakca öldürülen insanlara duyarsızlığımızla, bananecilğimizle bakar körlüğü yaşamıyor muyuz? Bunun adı SEVGİ midir? İnsanlığın özü olan kalpler ve vicdanlara ne oldu dersiniz? Yitirdiğimiz gözlerimiz mi, kulaklarımız mı, kalplerimiz mi, yoksa ruhsuzluğumuzla birlikte sevgisizliğimiz mi? Ne dersiniz, hangi kefede bunları sorgulamak gerekiyor?


Duygu ve düşüncelerime ilham olan büyük halk ozanımız Aşık Veysel'e buradan bizlere sevgiyi hatırlattığı ve sevginin felsefesini yaşattığı için sonsuz sevgiyle, rahmetle bir kez daha anmanın gururunu , onurunu yaşayarak, sizlere SEVGİLERİMİ iletiyorum. Mutlu ve esen kalınız!