mahalli sanatçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mahalli sanatçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2011 Perşembe

"Bayan Yoh Yoh" Artık Yoh..














Sanatçımız Esin AFŞAR'ı kaybettik...


Türkiye sevdalısı ve dünyanın en genç profesörlük ünvanını alan Oktay SİNANOĞLU'nun kızkardeşi...


Sanatçı Esin AFŞAR, 1993 yılında ''Mevlana-Yunus'' ve 1995'te Atatürk şiirlerinden bestelenmiş albümlerini çıkardı.


Ve sanatını toplum için kullanan gerçek anlamda bir sanatçıydı Esin AFŞAR. Sanatçıyı son yolculuğuna uğurlarken ağabeyi Oktay SİNANOĞLU'nun verdiği mesaj onun nasıl bir insan olduğunu kısa ve net olarak özetleyecek nitelikte:


"Esin de, ben de nerede olursak öbür dünyada da olsa, ülkemiz için mücadele edeceğiz!" Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU, 17 Kasım 2011


Sanatçımız Esin AFŞAR'a Allah'tan rahmet diliyorum...


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

23 Eylül 2011 Cuma

Tamam... Bizce Sakıncası Yok... :)























Bir zamanların "minik serçe"si, şimdilerin üzgünüm ama "şişman serçe"si Sezen AKSU, bakınız birkaç gün önce Açıkhava Tiyatrosu'nda verdiği konserde izleyenlerine ne inciler saçmış:


"Sevilmek, bunun onaylanmasını istemek. Hayvanlarda ve insanlarda farklıdır. Ben köpek olmak, kuyruğumu sallayınca ne demek istediğimi anlatmak isterdim. Artık sevilmek isteyince kuyruk sallamak istiyorum. Anlarsa anlar, anlamazsa onun hıyarlığı olacak" Habertürk


Nasıl yani?!..


"Şişman Serçe", "köpek olmak isterim" diyor...

Valla ne diyelim; birileri "köpek olma" arzusunu açıkça ifade ediyor; doğrusu bu durumda bize söz söylemek düşmez...

Kendi tercihleri... :)


Ancak benim ayıbıma giden ve inanamadığım nokta çok açık; zira gerçek anlamda sanatçı kimlikler, topluma örnek ve önder olma özelliğini de beraberinde taşır! Sanatçılar saygın insanlardır! Bu saygınlıkları gerek davranışlarından, gerekse hitaplarından ve en önemlisi de sanatlarını icra edişlerinden açık ve net olarak kendisini hissettirir.


"Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, ezgi ile olursa müzik, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltraşlık, bina ile olursa mimarlık olur" diyen Atatürk, sanatçıya verdiği değeri şöyle ifade eder;

"Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız" 1930


Demek ki, sanatçı olmak o kadar basit ve ucuz değilmiş...


Ve Atatürk'ün sanatçıya verdiği önemi anlatan bir anısıyla kıssadan hisseye varmak isterim;


"Bir temsil sonrasında Çankaya'ya davet edilen sanatçılardan, bir zaman Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan Dr. Reşit Galip, Atatürk'ün elini öperek veda etmelerini ister. Bunun üzerine Atatürk;

"Hayır; sanatkar el öpmez, sanatkarın eli öpülür" yanıtını verir." (Prof. Dr. Fikri AKDENİZ, Çukurova Üniversitesi)


İyi de o "eli öpülecek" sanatçılar, herhalde topluma estetiği ve zerafeti yansıtan, öğreten zarif kişiler için ifade edilmiş olsa gerek. Yoksa affedersiniz, "hıyar" benzetmesini topluma layık gören; ve de "kuyruk sallama"yı kendisine yakıştıran "köpek olma"yı sevgiyle eşleştiren zerafetten yoksun kalitesizliği, bayalığı toplumumuza aşılayan kişiler için değil herhalde!


Bilmem anlatabildim mi, "Şişman Serçe"!

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

21 Mart 2010 Pazar

Mücadelenin Estetiği Şiirle...














"Bu dünya düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir trajedidir."



"New York’un Brooklyn Köprüsü’nde dilenen bir kör dilenci varmış. Köprüden gelip geçenlerden biri adamcağıza günlük gelirinin ne kadar olduğunu sormuş. Dilenci iki dolara zar zor ulaştığını söylemiş. Yabancı bunun üzerine kör dilencinin göğsünde taşıdığı ve sakatlığını belirten tabelayı almış, tersini çevirip üzerine bir şeyler yazdıktan sonra dilencinin boyuna asmış ve şöyle demiş: “Tabelaya gelirinizi arttıracak bir şeyler yazdım. Bir hafta sonra uğradığımda sonucu söylersiniz bana”. Dediği gibi bir hafta sonra gelmiş. Kör dilenci:
“Bayım size nasıl teşekkür etsem azdır. Şimdi günde on-on beş kadar topluyorum. Olağanüstü bir şey. Tabelaya ne yazdınız da bu kadar sadaka vermelerini sağladınız?” demiş.
“Çok basit, diye yanıtlamış adam, tabelanızda ‘Doğuştan kör’ yazıyordu, onun yerine ‘Bahar geliyor ama ben göremeyeceğim’ diye yazdım.” Özdemir İNCE, Hürriyet 21.03.2010



Bugün -21 Mart- "dünya şiir günü" olarak kutlanmakta... Şiir denilince yoğun yaşanan duyguların, manzum anlatım biçimi aklıma geliyor. Zira duygu ve düşüncelerin sanata dönüşmüş halidir şiir. Hiç farkında olmadan bolca yaşadığımız bu yönümüzün sanata dönüşmesi aslında, insanın duygularının ruh ve sezinlerle açığa çıkmasıdır. Anadolu insanı bu yönüyle oldukça yetenekli. Zira doğal süreçte ortaya çıkardıkları ağıtlar, türküler, ninniler, maniler bunu gösteriyor.


Mahalli sanatçıların zenginliği ise, Anadolu'ya ayrı bir tat, ayrı bir özellik katmaktadır. Anadolu insanının duygularını, düşüncelerini ağıtlarla, türkülerle, manîlerle ve ninnilerle dile getirmesi, onun ne kadar birikimli ve zengin bir kültüre sahip olduğunun göstergesidir. O yüzdendir ki Anadolu insanın, duygularını yoğun yaşadığı için duygusal yönü ön plana çıkmıştır. Öte yandan yaşamak ve varlığını sürdürebilmek için her alanda topyekûn mücadele vermesini bilen bir özelliğe de sahiptir. Bu özelliğini ince ince, motif motif işleyen Anadolu halkı; yeri ve zamanı gelince de aynı zariflikte mücadelesinin estetiğini şiirleştirip, destana dönüştürmeyi de başarmıştır!


Sevgisini, aşkını, üzüntüsünü, kederini, savaşını, askerine ağıtını, bebeğine ninnisini, mutlu gününü manileriyle ve türküleriyle ifade edebilen yeteneğini saymakla bitiremeyiz. Anadolu toprakları gerçekten çok mukaddes.. Dolayısıyla duygu ve vicdan sahibi insanları bağrından çıkarmıştır... İnsanlığın ortak sorunlarına beraberce çözüm arayanların, ortak duygularını dile getirmede kullandıkları söz sanatının gücü, şiirlerle, manilerle bütünleşmiştir.


O vakit şiirin güzelliğini temelden hissederek yaşayan ve ortaya çıkaran bu toplumun bireyleri olarak, şimdilerde kaybolmaya yüz tutmuş değerlerimizin tekrar kazanılması için, toplumsal mücadelelerimizin neresindeyiz, diye bir değerlendirme yapabiliriz... Zira bencil yaşamaktan biran evvel çıkmak zorundayız!


Bunun için de insani duygularımızı yeniden harekete geçirmekle başlayabiliriz. Bu çok zor değil... Karşılık beklemeden yapılacak bir iyilik mesela... Samimiyetin yaşandığı gerçek sevgi; ve vicadanımızı harekete geçirecek duygu yoğunlukları... İşte bunları gerçekleştirmek, şiiri yaşamak olacaktır bence... Zira şiir, duygularla birlikte ortaya çıkar.


Yaşamınızın her alanını şiir gibi yaşamanız ümidiyle...

Sevgi ve saygılarımla!