sürü psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sürü psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2010 Pazar

"Düşünen Koyun" A(O)lmayın
















"Düşünüyorum öyleyse varım" DESCARTES



Gaziantep Bölgesi Veteriner Hekimler Odası Başkanı Mehmet Satıl, "Örneğin kurbanlık seçerken düşünen, yere bakan, çevresiyle ilgisiz hayvanlardan uzak durulmalı. Bu davranışlar hayvanın sağlıklı olmadığına ilişkin işaretlerdir." diyor. 10 kasım 2010, milliyet


Bu haber, oldukça anlamlı ve bir o kadar da düşünürken güldüren, mizahi yönü ağır basan bir haber... Zira Sayın Veteriner, her ne hikmetse "kurban olarak kesime uygun" hayvanı tanımlarken "Kurbanlık satın alırken düşünen, yere bakan, çevresine ilgisiz hayvanlardan uzak durulmalı" gibi garip ifade kullanıyor...

Valla bu tanımlama bana biraz "düşünen insan"ı çağrıştırdı... Yani malum düşünen insana iyi bakılmaz hani... "Düşünüyorsan etrafa tehlike (!) saçıyorsun" algılaması gibi işte.


Öte yandan bu düşünceyi iddia eden sayın başkana sormak isterim; "hayvanın düşündüğünü" nasıl anlıyormuş?!..


Tamam anladık; sağlıklı hayvan hareketli, tepki veren vs. özellikleri sergiler; ama "düşünen"in tespiti nasıl yapılmış, orayı anlayamadım... Şayet hayvan tepkisiz ve yere bakan ise, o hayvana hastalıklı denilir!!! Hatta "durgun insanlar" için halk arasında böyle bir benzetme yapılarak, "mel mel bakma" denildiği bile olur... Hemen yeri gelmişken izninizle bir hatırlatma yapmak isterim: Zira geçtiğimiz yıllarda üstüste "sürü psikolojisiyle hareket eden" koyunların toplu ölümlerini basından öğrenmiştik hani... Bilmem nedense aklıma bu haber de geldi işte...


Neyse biz konuya tekrar dönecek olursak bu habere göre Sayın Başkan, "düşünen" teşhisini neye göre algılamış oluyor ki?.. Pes valla...

Ama yok, bu tespit insanlara gönderme ise, orada dur bakalım! Zira düşünen insan; tepki veren, hareketli, canlı, etrafına ışık saçmasıyla bellidir! Yoksa "koyun" gibi sürü halde, düşünmeden uzak, aklını bir başkasına devretmiş, sorgulama yeteneğini kaybeden, önüne ne konulursa onu yemeyi hayat felsefesi olarak kabul eden, "kurbanlık koyun"lar misali gibidir...

O halde sayın başkanın önerdiği üzere bu bayram, kurbanlarımızı alırken şüphesiz ki hareketli, tepki veren canlı hayvanları tercih edelim ama, kendimiz de tanımlanan gibi "düşünen koyun" olmayalım... :)

Ve bu münasebetle;

Ulus olarak, birlikteliğimizin her zamankinden daha güçlü olmasıyla beraberinde getireceği aydınlık dolu yarınların, nice nice Kurban Bayramlarına vesile olması temennisiyle; Kurban Bayramımız tüm ulusumuza ve Müslüman dünyasına MÜBAREK OLSUN... :)


Sevgi ve saygılarımla!


12 Haziran 2010 Cumartesi

Evliliği (de) Oyuncak Ettiler!

















“Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin.” Mü'min Sûresi, 8. Ayet


Magazin dünyasının sözde renkli yaşamı; malum, hepimizi çok yakından ilgilendiriyor (!)... Zira onlar olmazsa biz sade vatandaşlar olarak ne yaparız bilemem... Allah muhafaza!.. Sonra yolumuzu kaybeder, sudan çıkmış balık gibi, sersem bir vaziyette şaşkınlık yaşarız, haberiniz ola!..

Magazin dünyasındaki sözde ünlülerin yaşamı bize "örnek" olarak dayatılıyor; istenilen de onları takip etmemiz... Zira bir süre sonra neredeyse her yaptıklarını aynen bizler de yapıyoruz... Yoksa "ünlü" isimlerin yedi yirmi dört yaşamları, ulu orta topluma niye ifşa edilsin ki?! Hani, yediklerinden, içtiklerinden tutun da, aşk hayatları, ilişkileri ve kimlerle nasıl konuştuklarına kadar detay detay bilgilendiriliyoruz ya... Sonra, alın size aynı tip karakter ve aynı model olmaya çalışan "sürü"ler topluluğu...


Bakınız bir süre önce Van yöresinde bir koyun, kendisini uçurumdan aşağıya atmıştı; arkasından da yüzlerce koyun, aynı şeklide kendilerini uçurumdan atarak, "toplu intihar" vakıası ile dünya basınının manşetlerine taşındı. Bilmem; bu durumda da bizim bu koyunlardan "ne farkımız var?" sorgulamasını yapmadan geçemiyorum. Hani, sürü psikolojisini anlatırken, aklıma birden koyunlar geldi; ve aramızdaki farkı anlamaya çalıştım işte... Yoksa koyunlarla biz düşünen ve sorgulayan insanlar... Ne alâka!.. Kıyas göstermek bile yanlış... :(

İşte bu küçük hatırlatmadan sonra mutat bir haberle yazıma dikkat çekmek istedim:

"Petek Dinçöz, eski eşi Can Tanrıyar'dan neden boşandığını açıkladı"ğını ciddi gazetelerimize, baş sayfa haberi olarak geçmesi demek, toplum için bu haberin hayati önem taşıyor (!) anlamına gelmesi demektir... Vallahi gelişmeler o yönde :)... Oysa ciddi anlamda olayı irdelediğimizde "evlilik kurumu"nun, toplumun temel yapısı olduğunu görürüz. Şayet çekirdek yapı olan "aile" oluşumu zaafa uğrarsa, toplumun her alanında çöküş yaşanacağı kaçınılmaz olur!


Peki magazin dünyasının "şarlatan"ları, sayısız evliliklere neden imza atma ihtiyacı duyarlar derseniz, bu durum; hem kendileri için, hem de "toplum mühendisliği" yapanlar için bulunmaz bir fırsat! Zira bir bakıyorsunuz ünlü (!) isimler, evlilik için ortaya çıkıyorlar; gösterişler havada uçuşarak dillere destan, masal dünyasını aratmayacak evlilikler yapıyorlar...


Aaaa, hemen ardından bir de bakıyoruz ki, aynı evlilikler yerini boşanma davalarına bırakarak bağıra bağıra gazetelerde boy boy haber olmuş... İyi de kardeşim, ne zaman ayrılacak kadar birlikteliğiniz oldu?.. Yok şiddetli geçimsizlik, yok aldatılma vakıaları gibi sebebiyetleri bizleri çok alâkadar edermişcesine niye afişe ediliyor? Yoksa tüm bu yaşanılan kepazelikler, topluma "örnek model olmak" için mi gerçekleşiyor?..

Pekii, bu durumun neticesi nelere mâl oluyor, bakınız bir kaç cümleyle ortaya koyalım:

Ballandıra ballandıra anlatılarak ve neredeyse kırk gün kırk gece süren düğünler, balayları... Bunların finansörleri kim? Tabii ki de büyük marka ve isimler! Onlar bu sayede kendilerini reklam ediyorlar!!! Onları takip eden kesim de, haydi, bu markaların arkasına düşüyor...

Sonuç: Toplum yozlaşıyor! Evlilik kurumu yara alıyor! Bu durumu fırsata çevirenler, nemalanarak ünleniyor (!); öte yandan marka ürünlerin reklamı yapılarak alıcı çevresi genişliyor!


Diğer taraftan toplumun ahlâk ve manevi değerleri, bir anda ayaklar altına alınıyor! Ayrıca evliliği çökertmeye çalışanların ağzıyla, "evlilik aşkı öldürüyor" ifadeleri, insanların kendilerini gözden geçirir konumuna getirmesi anlamına geliyor! Ki artık yapboz tahtası gibi evlilikler, oluşmaya başladı bile!..


Böyle giderse ortada aile kalmadığı gibi, çocuklarımızın geleceği ve eğitimleri de büyük tehlike ve tehdit altına gireceği kesindir!


Sevgi ve saygılarımla!