16 Mayıs 2016 Pazartesi

16 Mayıs 1919


Bugün 16 Mayıs 2016...


"Atatürk Suriye Cephesinden ayrılarak 13 Kasım 1918 de İstanbul'a gelmiş ve Perapalas Otelinde bir daireye yerleşmişti. Bir kaç gün sonra bu otelden ayrılan Atatürk önce yakın dostu Salih Fansa'nın Beyoğlu'ndaki evinde misafir kalmış, sonra da Şişli'de Madam Kasabyan'ın üç katlı evini kiralamıştı. O günlerde annesi Zübeyde Hanımla kız kardeşi Makbule, Beşiktaş'ta Akaretler mahallesindeki bir evde oturuyorlardı. Atatürk, Şişli'ye taşınınca annesi ve kız kardeşini de yanına almış, evin üçüncü katını onlara ayırmıştı. Kendisi orta katta oturuyor, bu katın arka bahçeye bakan odasını da yatak odası olarak kullanıyordu. Büyük salonu, toplantı odası olarak ayırmıştı. Alt katta ise yaveri bulunuyordu. Atatürk, İstanbul'un düşman işgali altında bulunduğu bu karanlık günlerde, evinde arkadaşlarıyla birlikte sık sık gizli toplantılar yapmış, 16 Mayıs 1919 tarihine yani Samsun'a hareketine kadar bu evde oturmuştur. 




Öte yandan...

1919 yılı başlarında İngilizler, Türklerin Pontusçulara karşı geliştirmiş oldukları direnişlerden rahatsız olmaya başlamışlardı. Damat Ferit Paşa, Sadrazam olduktan sonra sorunun çözümü için yollar aramaya başlamıştı. 30 Nisan 1919'da 9. Ordu Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal, Samsun'a, görev bölgesindeki iç huzuru sağlamak, silah ve cephaneleri toplamak, vatandaşlara silah dağıtılmasını engellemek ve bunu yapan kuruluşları ortadan kaldırmak üzere gönderildi. 16 Mayıs 1919'da Samsun'a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı.




MUSTAFA KEMAL PAŞA İLE SAMSUN'A ÇIKANLAR

1. Kurmay Albay Kazım Dirik Müfettişlik Kurmay Başkanı 
2. Kurmay Albay Mehmet Arif Ayıcı Kurmay Başkanı Yardımcısı 
3. Kurmay Binbaşı Hüsrev Gerede Birinci şube müdürü 
4. Binbaşı Kemal Doğan Müfettişlik Topçu Kumandanı 
5. Dr. Albay İbrahim Tali Öngören Ordu Sıhhiye Başkanı 
6. Dr. Binbaşı Refik Saydam Sıhhiye Başkan Yardımcısı 
7. Yüzbaşı Cevat Abbas Gürer Müfettişlik Başyaveri 
8. Üsteğmen Muzaffer Kılıç Müfettişlik ikinci Yaveri 
9. Yüzbaşı Ali Şevket Öndersev Müfettişlik Emir Subayı 
10. Üsteğmen Hayati, Kurmay Başkanı Emir Subayı 
11. Yüzbaşı Mümtaz Tünay 
12. Yüzbaşı İsmail Hakkı 
13. Yüzbaşı Mustafa Süsoy Karargah komutanı 
14. Üsteğmen Abdullah, İaşe Subayı 
15. Birinci Sınıf Katip Faik Aybars Şifre Katibi 
16. Dördüncü Sınıf Katip Memduh Şifre Katibi Yardımcısı 
17. 3.Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bele 
18. Üsteğmen Hikmet Gerçekçi Alb. Rafet Bey'in yaveri"

www.ataturk.net/




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)



15 Mayıs 2016 Pazar

Sodom ve Gomorra










Kur'an'da;

"Ve Lût, toplumuna şöyle demişti: Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı bir iğrençliğe mi girişiyorsunuz?" A'raf Sûresi, 80. Ayet

"Derken güneşin doğuşu sırasında o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi. Hicr Sûresi, 73.Ayet


Tevrat'ta:

"Abram, Kenan diyarında oturdu, ve Lût, havza şehirlerinde oturdu. Ve Sodom'a doğru çadır kurardı. Ve Sodom halkı kötü ve Rabb'e karşı çok günahkardılar." Kitabı Mukaddes sf:11, Tekvin 13: 12,13


"Ve Lut, Tsoara geldiği zaman, güneş yer üzerinde doğmuştu. Ve Rab, Sodom ve Gomorra üzerine, göklerden kükürt ve ateş yağdırdı; ve o şehirleri, ve bütün havzayı; şehirlerde oturanların hepsini ve toprağın nebatını "altüst etti." Fakat karısı, onun arkasından geriye baktı ve bir "tuz direği" oldu. Ve İbrahim sabahleyin erkenden kalkıp, RABBİN önünde durduğu yere gitti; Ve Sodom ve Gomorra'ya ve bütün Havza memleketine doğru baktı, ve gördü, ve işte yerin dumanı, ocak dumanı gibi çıkıyordu." Kitabı Mukaddes sf:17, Tekvin 19: 23, 28

Bilimsel bakış:

"Sodom tepesi, Ölü Deniz'e doğru yükselir. Hiç kimse şimdiye dek yok olan şehirler Sodom ve Gomora'yı bulamadı. Ancak bilim adamlarına göre bu şehirler kayalıkların karşısındaki Siddim Vadisi'nde duruyorlar. Büyük ihtimalle Ölü Deniz'in taşkın suları ve depremin altında kaldılar." National Geographic


"Bu bölgede ortaya çıkan çok büyük bir çökmede; patlamalar, yıldırımlar, yangınlar ve doğal gazlarla birlikte korkunç bir deprem olmuş ve Siddim Vadisi ile birlikte Sodom-Gomora, yerin derinliklerine gömülmüştür. Bu deprem sırasında, yerkabuğunun çatlayıp çöküşü, kabuğun altında uyuyan volkanları harekete geçirmiştir." Alman Arkeolog Werner KELLER



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

13 Mayıs 2016 Cuma

Hangi Yüzle...






"Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık avlandığında, işte o zaman paranın yenmediğini anlayacaksınız" Kızılderili Atasözü

"Aydın'da dikilen incirler kesilerek jeotermal santral yapılıyor. Böyle giderse, 15 yıl sonra çölleşecek duruma gelir."

"Burdur-Yarışlı Gölü, flamingo ve başka birçok kuş türüne ev sahipliği yapıyor. Ancak Burdur’daki bu gölün etrafındaki dağları mermer ocakları kuşatmış durumda. Etrafında 50’nin üzerinde mermer ocağı bulunan göl, tozlar nedeniyle kirlendi ve bu nedenle her sene bir aylığına misafirliğe gelen flamingolar bu sene göle uğramadı."

"Güney Amerika kıtasının üçte birini kaplayan Amazon Ormanları’ndaki talan giderek artıyor"


Dağlar taşlar dereler, ormanlar...

Birer birer talan ediliyor, kirletiliyor, yok ediliyor...

"Ziya paşa’nın Adana Valiliğini sürdürdüğü 1879 yılında Çukurova’da ortalığı kasıp kavuran bir kuraklık hüküm sürüyormuş. Ekinler kurumuş, sebze ve meyve bahçeleri kuraklıktan ürün vermez olmuş. Çiftçi, tüccar bir grup Adanalı perişan bir durumda müftüye giderek yağmur duasına çıkılmasını istemişler. Müftü, durumu arz etmek ve izin almak üzere Vali Ziya Paşaya sormuş.
"Paşa hazretleri nasip olursa yarın cuma namazını eda eyledikten sonra cemaatle birlikte topluca duaya gideceğiz. Zat-ı devletleri de buna iştirak etmeyi düşünürler mi?"

Ziya Paşa, müftünün bu teklifini alır almaz ayağa kalkmış ve konağın penceresinden aşağıda gürül gürül akan Seyhan Nehri’ni seyre dalmış. Sonra müftüye dönüp söylenmiş; "Bak müftü efendi, ben cenab-ı hakkın huzuruna yağmur istemek için çıkmaya hayâ ederim. Utanırım. Hemen yanı başımızda koca bir ırmak akıyorken, onun kenarında durup yağmur duası yapmak ne ola ki. Hak teâlâ benden bunun hesabını sormaz mı? Yarın ruz-i mahşerde bana ey Ziya, önündeki nimeti görmezden gelip sen ne yüzle karşıma çıkıp yağmur dilersin demez mi? Yok müftü efendi yok. Beni mazur gör. Rabb-ül aleminin huzurunda beni rüsva eyleme."

Dolayısıyla...

Duydunuz mu...

"NASA, Kepler Uzay Teleskobu ile 1284 yeni gezegen keşfedildiğini açıkladı. Gezegenlerin 9’unun ‘yaşanabilir bölge’ içerisinde olduğu" belirlenmiş...

"Yaşanabilir" yeni dünyalar öyle mi?! 

Hangi yüzle?!..

Elindekini görme...

Allah'ım lütfen...

Bu gözü dönmüş caniler ve aklını kullanmayanların  (Ey iman edenler, "Raina-Bizi güt, bize bak" demeyin, "Unzurna-Bizi gözet" deyin ve dinleyin.  Bakara Suresi , 104. Ayet) eliyle mavi dünyamız griye dönüştü. Dolayısıyla elimizdeki nimeti harap ettik... bir yenisini biz kullarına nasip eyleme Allah'ım,

Amin!


Sevgi ve saygılarımla!


NOT: Bugün Hakkari'de sekiz Kahraman Mehmetçiğimiz ŞEHİT oldu...

Türk ulusunun vatan savunmasındaki haklı kararlılığıyla bilikte, yüreğimiz yanıyor...



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Uyan Türkiye'm Uyan!...



Uyan Türkiye'm uyan!!!

Duydunuz mu?

 "Survivor" yarışmadan Yılmaz MORGÜL elenmiş,  bizim haberimiz yok!

Vayyyy...

Biz ne zaman bu kadar duyarsız bir millet olduk!

Biz nasıl böyle vurdumduymaz bir toplum haline  geldik!

Bize n'oldu böyle!

Bu ne?!




Hergün beşer onar ŞEHİT'imizi toprağa veriyoruz,

Bir ülkenin Genelkurmay Başkanı önemli açıklamalar yapıyor...

Sen hâlâ burada mısın?

:((


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

8 Mayıs 2016 Pazar

Kadın: Hizmetçi



"Oysa en güzel emek insanın kendisi
Kolay mı kan uykularda kalkıp
Ninniler söylemesi" Ruhi Su

"Cennet anaların ayakları altındadır" hadis'ini fırsat bulduğu her konumda dile getiren güzel ülkemdeki güzel insanlarımıza inat edercesine TDK gibi bir kurum, sözde bilimsel yaklaşımla kadına layık gördüğü tanımlama ne yazık ki,

"kadın: Hizmetçi bayan." tdk.gov.tr

Dolayısıyla bu tuhaf zihniyetle birlikte...

Hergün beşer onar kahraman vatan evlatlarımızı toprağa verdiğimiz bugünlerde, elleri öpülesi, yüreği dağlı, gözü yaşlı  şehit annelerimizin dayanılmaz acılarını yürekten paylaşarak onlara sonsuz minnet, şükran, sevgi  ve saygılarımı iletmekten onur duyarım...




"Anneler  Günü" kutlu olsun...

Sevgi ve saygılarımla!


NOT: 




"Güneydoğu'da vatani görevini yaparken sol bacağını diz altından kaybeden 42 yaşındaki Abdurrahman Doğan'a, işçi olarak çalıştığı Tekirdağ'ın Saray İlçesi'ndeki Karayolları şantiyesinde bir gün işe geç gidince tuvalet temizleme cezası verildi." 07 Mayıs 2016

Bu rezilliğin sorumlularına diyecek bir şey bulamıyorum...

YAZIKLAR OLSUN!..

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


4 Mayıs 2016 Çarşamba

Halk İsterse...



"Halk isterse birden fazla parlamento kurar"

Evet halk isterse ...

O halk istedi "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!" diyerek TBMM'ni kurdu, bu bir!

"Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" tanımlamasıyla etnik köken ve mezhepsel ayrımcılığa "hayır" dedi,  bu  iki!

Dolayısıyla..

Senin arkana aldığın, masum vatandaşlarımız olan halk değil, dünün "SEVR"cileri olan emperyalist güçlerin ta kendisidir, bu üç!

O vakit hani "halk" diyorsun ya...

Bak o masum halk ekmeğinin peşinde. Yoksa sizin gibi devletini yıkmak, milletini parçalamak peşinde hiç değil...

Zira  hani senin partinden olan ve dünün milletvekili bugün Diyarbakır Belediye Başkanı Gültan Kışanak var ya... Hani hatırlatayım, daha çiçeği burnunda başkanlık koltuğuna oturur oturmaz çocukları dağa kaçırılan masum anaların saçlarından sürükleterek, yaptıkları eylemlere son verdirmeye çalışan...


İşte şimdi de aynı Gültan KIŞANAK, halkın elinden merasını yani ekmeğini  almaya çalışıyor... 

Ve o  masum vatandaşlarımız nasıl feryat ediyor:

"En baştan beri sahte imzalarla bizi aldatmışlardır. İlk olarak 200 dönün arazi dediler şimdi ise 2000 dönümü geçmiş durumda inşaat alanı hatta bu bile yetmiyor" 

Demek ki ne yapılmış?

"Sahte imzalarla" aldatılmışlar!

Dahası,

"Biz bu çöpü istemiyoruz, bize yazıktır, günahtır biz 1500 kişilik bir köyüz burada yaşıyoruz. Yaklaşık 15 bin hayvanımız bulunmaktadır, bizleri kandırdılar, bize sadece küçük bir alan tesisi yapacağız dediler. Ama şimdi tüm toprağımızı elimizden almaya çalışıyorlar. Biz bunu istemiyoruz. Ya bizi öldürecekler ya da biz izin vermeyeceğiz. Bu belediye bizi yaktı. Küçük bir alan değil gördüğünüz gibi büyük bir alanı işgal ettiler. Biz hayvancılıkla uğraşıyoruz, başka bir geçim kaynağımız yok. Komşu köyler bizleri istemiyorlar. Çünkü hayvanlarımız onların otlak alanlarına gidiyor diye onlarda haklı bir durumda. Biz burada bunu istemiyoruz izin vermeyeceğiz." 24 Mart 2016, diyarbakır.söz.com

Diyeceğim o ki...

Selo Bey bırak "yeni parlemento" filan kurmayı da, Türkiye Cumhuriyeti Devletine salladığın o parmağı,  masum halkın ekmeğine göz dikenlere  salla!!!

Zira ne diyor o halk:

"Bize yazıktır, günahtır biz 1500 kişilik bir köyüz burada yaşıyoruz."

Emperyalistlerin yanında durmayı  bırak,

Kendi  halkını dinle ve  duy, bu da dört!!!





Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

29 Nisan 2016 Cuma

LAİKLİK




"Bizler toplumsal yaraların sabeplerini araştırıyoruz. Bundan dolayı çoğu zaman kokuşmuşlukları ele almak, insanın sefaletinin, çılgınlıklarının bulunduğu yerin dibine kadar inmek zorundayız." Emile ZOLA


"Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, 23 Nisan Çocuk Bayramı törenleri için ağır sözler söyledi, "Şarkılarla türkülerle yetişen nesil eşkiya oldu.

Biz size diyoruz ki; siz bu milleti uyuttunuz, uyuşturdunuz. Senelerdir balelerle, danslarla, çoluk çocuğun baldır bacak çıplak vaziyette stadyumlarda dolaştırarak, bütün erkekleri onlara baktırarak, kimin oğlu, kimin kızı belli değil, sarmaş dolaş dans yaptırarak yetiştirdiniz." 23 Nisan 2016



19. Yüzyılın ikinci yarısında Fransa'daki toplumsal çöküntüyle başlayan ve toplumda gericiliğin hızla yayılmasıyla birlikte yobazlar, dini kullanarak insanları sömürmeye başlamışlardır. Dolayısıyla din adamları güç ve iktidar yolunda burjuva ile birlik olmuş yoksul halkı eskiden olduğu gibi yine hayatın dışına itmişlerdir.

Emile Zola'nın olağanüstü yazmış olduğu ve unutmama imkan olmayan, ve de her cümlesini okurken Büyük ATATÜRK'ü minnetle andığım "GERÇEK" adlı romanından dikkat çeken birkaç paragrafı, aynen paylaşmak istiyorum:


"Yatağın önünde Zéphirin'in boğulmuş küçük bedeni duruyordu. Yüzü kireç gibi, çıplak boynunda katilin iğrenç parmak izleri olan çocuk, iççamaşırıylaydı. Kirletilmiş, yırtılmış uzun gece gömleğinin altından iğrenç bir biçimde ırzına geçildiğini açıkça gösteren vahşice ayrılmış ince bacakları görünüyordu. Yapılan sapık saldırı her haliyle belliydi.

Alana yığılan işçi ve köylülerin ağzında ... iğrenç şeyler dolaşıyordu. Geçen yıl gene bu okulda, iğrenç bir olay olmuş olaya adı karışan rahibi, üstleri hemen gözden uzaklaştırmışlar, olayı hasıraltı etmişlerdi. Bu okulda daha nice iğrenç şeyler döndüğü halde, baskı ve korku yüzünden kimse ağzını açıp bir tek şey açıklayamıyordu.

***

Doğanın, sağduyunun dışında yaşayan bu insanlar günah düşüncesiyle bayağılaşmış düş güçlerine tutsak olmuşlar, kadın ve erkeği başka türlü düşünmüyorlar. Kadın bir iblistir, onunla en küçük bir ilişki bile ahlâksızlıktır, kadına karşı kardeşçe bir sevgi duyulamaz, kadınla dostluk kurulamaz...

Din ve devletin birbirinden ayrılması, bir zamanların pek gözde "din" okuluna son tokadı indirmişti.

Kilise, ulusal eğitimin önünde sancağını indirmiş, din adamlarının zehirlediği milyonlarca çocuk bir yasayla kurtarılmıştı. İlkokulu, ortaokulu, lisesi, üniversiteyle öğretim ve eğitim devletin; laik devletin tekeli altına alınıyordu.

***

Bu çocukları eğitmek, onları bütün özgürlüklere, insan mutluluğuna düşman din dogmalarından, saçmalıklardan kurtarmak, bilgili, özgür yurttaşlar şeklinde yetiştirmek gerekiyordu. Mutluluk için bilgi başta gelirdi. İncil'deki o söz, "Ne mutlu yoksul kafalara" sözü, insanlığı çağlar boyunca yoksulluk ve köleliğe sürükleyen, dünyanın en korkunç yalanlarından biriydi. Hayır hayır yoksul kafalar sözü insanın hayvanlığa, tenin köleliğe ve ıstıraba zorlanmasıdır. Yoksul kafalar çoğaldıkça yoksulluk da çoğalacak, çoğunluk bir hırsızlar ve eşkıyalar azınlığınca soyulacak, sömürülecektir. Mutlu insan hakkını bilen ve isteyen insandır. İki bin yıldan beri ezilen, korku içinde kıvranan insanlığı, yalnız öbür dünya için yaşayan insanlığı Tevrat'ın kara kötümserliğinden kurtarmak gerekiyordu.

"Ne mutlu yoksul kafalara" sözü sökülüp atılmalıydı. Ne mutlu bilenlere, ne mutlu aydınlık kafalara, eylem adamlarına, istemesini bilenlere. Çünkü yeryüzü bilen, isteyen insanın, eylem adamının olacak!

***

Eğitimin yalnızca ilköğretim derecesinde değil, hemen her devrede ücretsiz olması  görüşü gittikçe üstünlük kazanıyordu. Paralı eğitim Fransa'yı ikiye bölmüyor muydu? Okumak, burjuvaların olduğu kadar, yoksulların, işçilerin de hakkıydı. Asıl demokrasi, herkese okuma imkanının verilmesidir. Bir ulus böyle güçlenir, bunun tersini yapmak ulusu tehlikeye atmak değil de nedir?"

***

Burjuva ve kilise eğitimin genelleştirilmesinden, aslında kendi çıkarları için korkuyordu. Eğitim tekellerinden çıkarsa toplumu sömüremezlerdi. " Emile ZOLA GERÇEK, 1.ve 2. Ciltten.



Dolayısıyla...

Hani soylularla kilisenin el ele verip iktidarı elde tutmak için kendilerini Allah'ın gölgesi gibi gösteren krallara karşı, dini devlet işlerinden ayrı tutmaktır LAİKLİK ilkesi.


Atatürk bugünleri görerek LAİK'liği Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ayrılmaz bir felsefesi ve anayasal bir zorunluluk haline getirmiştir. Eskiden milletimiz olayları cehaletleri nedeniyle iyi bilmiyordu, iyi değerlendiremiyordu, yalanlarla aldatılmıştı. Oysa şimdi durum çok değişti. ATATÜRK Cumhuriyeti sayesinde, LAİKLİK ilkesiyle gerçekler gün ışığında... O vakit neden hâlâ derin bir kaygı ve uyku içindeyiz! Yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk halkı bu bölgenin ve  İslam dünyasının örnek aldığı ve hayranlıkla baktığı  ülke, mazlum milletlere örnek bir ülke değil mi!!!

Diyeceğim..

Güzel ülkemin güzel insanları laikliğin aydınlığı altında gerçeği göreceğinden hiçbir kuşku duymuyorum!

Ve...

Gerçeğe  sırtını dönmüş, adalete gözlerini yummuş Allah'ın kitabını kirletmeye çalışanlara laikliğin esasını -onların bakışına- Kur'an ayetiyle  noktalayalım sözümüzü:

1-De ki: "Ey Kâfirler!"

2-Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk etmem."
3-"Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz."
4-"Ben sizin kulluk ettiklerinize kulluk edecek değilim."
5-"Siz de benim kulluk ettiğime kulluk edecek değilsiniz."
6-"Sizin dininiz size, benim dinim de banadır." Kafirun Suresi


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)