Cengiz Özakıncı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cengiz Özakıncı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2017 Cumartesi

Mir-i Liva Mustafa Kemal


"Mustafa Kemal (Atatürk)'ün
Alman Komutanlara İsyanı

Friedrich Bronsart von Schellendorff'un Osmanlı Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde, 7. Ordu kumandanı olarak Suriye-Filistin-Irak cephesinde Alman Mareşal Falkenhayn'ın komutası altında bulunmaktan rahatsız olan Tuğgeneral Mustafa Kemal, İstanbul'a, Enver Paşa'ya ve Sadrazam Talat Paşa'ya bir rapor göndererek bu durumun sakıncalarını apaçık gösterecekti. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı (ATASE) Atatürk Arşivi, Klasör 33, Dosya 12-16/A, F. 19-38'de tam metni bulunan 20 Eylül 1917 tarihli raporunda özetle şöyle diyordu Mustafa Kemal:



(...) İçinde bulunduğumuz bataklıktan Almanlarla birlikte kurtulmak zorunlu ise de, Almanların bu zorunluluktan ve savaşın uzamasından yararlanarak bizi sömürge şekline sokma ve ülkemizin bütün kaynaklarını kendi ellerine alma siyasetinin karşısındayım. Ve devlet adamlarının bu konuda hiç olmazsa Bulgarlar ölçüsünde bağımsız ve kıskanç olmalarını gerekli görürüm. Ayrı ve bağımsız  olma konusunda kıskanç olduğumuz, Almanlar'ca gereği gibi anlaşıldığı gün, onların bizi Bulgarlardan daha önemli ve saygı değer göreceklerine size temin ederim. İyi idare edeceğim diye durmadan ödünler vermek, herhangi bir müttefike ve özellikle Almanlara merhamet ve ihsan telkin etmeyip, onları belki verdiklerimizden yüz kat fazlasını elde etmeye hırslandırır ve teşvik eder. Bugün Falkenhayn her vesilede herkese karşı Alman olduğunu ve elbette Alman çıkarını en fazla düşüneceğini söyleyecek kadar cesaretlidir. Halep'te, Fırat'ta ve Suriye'de Alman siyasetinin ve Alman çıkarının ne demek olduğunu ve özellikle bu sözü kullanan bir Alman konsolosu olmayıp, yüz binlerce Türk'ün kanı için karar vermek mevkiinde bulunan bir kumandan olursa, işin tümüyle ülke çıkarlarımıza karşı cereyan edeceğini anlamamak mümkün değildir. Falkenhayn, geldiği günden beri aşiretlerin reislerine Alman teğmenleri göndererek doğrudan doğruya temas kurmaktadır ve "Araplar, Türklere düşmandır, biz Almanlar tarafsız olduğumuzdan onları kazanabiliriz" sözünü bizzat bana, yani bir ordu kumandanına söyleyebilmiştir. Irak harekâtını, (Almanların) ülkeye yerleşmesi için bir araç olarak gördü. Gerçekte, amacı, bütün Arabistan'ı Alman idaresine almaktı. Nitekim tasarısının ikinci evresini uygulamaya başlamıştır. Irak hedefi doğal olarak değişince Sina cephesinde bir saldırıya girişmeyi söz konusu etti. İki ay sonra saldırı mı yoksa savunma mı gerekiyor olduğunun şimdiden kestirilemeyeceği, herkes gibi, onun gözünde de açıktı. Fakat bugün saldırıdan söz etmesi, bütün Suriye'nin -Arabistan'ın- Alman egemenliği altına girmesi için çekici bir araçtan başka bir şey değildir. İki ay sonra durum, saldırıya elvermeyip bütün güçlerle Filistin'in savunulması mümkün olursa, General Falkenhayn'ın dünyaya ve ülkemize karşı en büyük başarıyı kazanmış pozunda ortaya çıkacağına kuşku yoktur. Fakat bu durumda, hükümeti ve ülkeyi güçlendirmek koşulu şöyle dursun, ülke tümüyle bizim elimizden çıkarak bir Alman sömürgesi haline girmiş olacaktır. Ve General Falkenhayn, bu amaç için bizim borcumuz olan altınları ve Anadolu'dan getirdiğimiz son Türk kanlarını kullanmış olacaktır. Kısacası, gerek mülki hükümet ve gerek halk içinde yapılacak işlerin sıradan bir ülke sorunu değil, en birinci bir yurt savunması konusu olduğu bu dönemde; yurdun herhangi bir köşesinin herhangi bir yabancı etkisi ve yönetimi altına verilmesi, Osmanlı saltanatının varlığını kesin olarak bozar ve ortadan kaldırır. İşte benim görüşlerim bundan ibarettir. Bulunduğunuz konum nedeniyle bunları anlatmakta vicdanım üzerindeki bir yükü kaldırmış olduğuma inanıyorum.

Yedinci Ordu Kumandanı 
Mir-i  Liva Mustafa Kemal

Mustafa Kemal (ATATÜRK)
Alman Komutan Görevden Alınmazsa 
İstifa edeceğini bildiriyor." Cengiz ÖZAKINCI, Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı, sf:220-222


Dolayısıyla... 

Büyük Atatürk'ün daha 1917 yılında gözlemlediği, Alman emellerini açığa çıkaran bu belge bize gösteriyor ki, Almanların ülkemiz ve bölge üzerindeki geçmişe dayalı emellerinin  ne yazık ki aradan geçen 100 yıl içerisinde en ufak bir sapma olmaksızın değişmemesidir. Dolayısıyla bugün yaşadıklarımızı göz önüne alacak olursak bu rapor, günümüze ışık tutacak tarihsel öneme sahip bir belgedir.

Bu vesileyle demem o ki... 

Bugün yeni bir savaşın içinde olduğumuzun bilinciyle...

İzmir'in düşman işgalinden kurtuluşunun 95. yıl dönümü, 

Yüce Türk milletine kutlu olsun!



Ne mutlu Türk'üm diyene!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

6 Kasım 2010 Cumartesi

Eyvah..! "Haşmetmeab" Geliyor!!!














"Ne gördüğümüz, büyük ölçüde ne için baktığımıza bağlıdır" John Lubbock




"Hindistan cevizlerini bile topladılar

Başkan’ın Hindistan gezisinde rahat etmesi için 500 Amerikalı ajan çalışıyor. Obama’nın müze ziyareti için bombaya dayanıklı tünel inşa edildi

ABD Başkanı Barack Obama’nın bugün Hindistan’la başlayan Asya turuna olağanüstü güvenlik önlemleri ve harcamalar damgasını vurdu. İşadamları, Beyaz Saray çalışanları, gizli servis ajanları, gazeteciler, aşçılar ve doktorların aralarında bulunduğu yaklaşık 900 kişilik bir ekibin eşlik ettiği Obama, donanma gemileri ve savaş uçaklarıyla korunacak. Gemilerin sayısının onlarca olabileceği belirtiliyor." 6 Kasım 2010, Milliyet


Bu haberi okurken, okumakta olduğum (Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni-Osmanlı Tuzağı, Cengiz ÖZAKINCI) kitaptan, tarihe not düşmüş bazı olaylar aklıma geldi... Aralarında çok yakın bir benzerlik kurduğum olayların bu haberle birlikte bir karşılaştırmasını izninizle yapmak isterim:


"29 Ekim 1898 günü II. Wilhelm, II. Abdülhamid'in Kudüs'üne kuzeyden at üstünde bir "fatih" tavrıyla girmişti." sf. 121


"II. Wilhelm, II. Abdülhamid'in Kudüs'üne kendi imparatorluk koruma birliğiyle girmiş, her yere kendisine eşlik eden Alman askerlerinin arasında gidiyor ve böylece Alman askeri varlığını abartılı biçimde vurguluyordu." sf: 122


"II. Wilhem Kudüs caddelerinden geçerken, Alman askeri birliği onu izliyor, Osmanlı askerleriyse ancak Alman askerlerinin arkasından geliyordu." sf: 123


"II. Wilhelm'in "kutsal yerler"i görme isteğinin ardında son derece yalın bir amaç saklıydı. Amaç, Almanya'nın Yakın Doğu'daki etkinliğini Avrupalı hasımların aleyhine genişletmek ve Osmanlı İmparatorluğu'nu Alman emperyalizminin yarı-sömürgelerinden biri durumuna dönüştürme sürecini hızlandırmak; Alman etkisinden önce Osmanlı tahtına geçen II. Abdülhamid'i, Alman emperyalizmine daha sıkı bir biçimde bağlamak ve onu istilacı Alman Yakın Doğu politikasının salt iradesiz bir oyuncağı haline dönüştürmekti." sf:135


Evet; dün olduğu gibi bugün de, tarihten gelen bir süreç işliyor... Şimdi de günümüz koşullarına uygun olarak sürdürülen politikalar, aslında bir nevi geçmişle aynı yöntemi takip ediyor sayılır; yani sayısız korumalar... emsali görülmemiş tedbirler... Ve netice itibariyle tabii ki de sahneye konulan "güç", yerini "gövde" gösterisine bırakıyor!


Diyeceğim... Bu kadar "koruma" çabası, "güç" gösterisi ve "tedbir" almak niye ki?..

Zira dünyanın neresinde bir tedhiş olsa altında zaten bu "güç"lerin parmağı yok mu?

Eee, o zaman kimi kimden koruyup, etrafa panik yaratarak endişe ve korku salıyorlar, anlamış değilim (!) doğrusu...


Sevgi ve saygılarımla!



3 Kasım 2010 Çarşamba

Pes Valla!
















1 Kasım 1914'te Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı'na katılmasıyla birlikte Fransa, İngiltere ve Rusya Türkiye'ye savaş açtı.

Ve 3 Kasım 1914'te İngiliz-Fransız donanması Çanakkale'nin dış tabyalarını bombaladı...


"(...) Başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleri Rusya'ya karşı Osmanlı devletini koruyormuş gibi görünüyorsa da, gerçekte aralarında Osmanlı'yı yok etmeye amaçlayan bir işbölümü olduğu anlaşılıyordu. Bu işbölümünde Rusya'nın işi Osmanlı devletinde ayrılıkçı ayaklanmalar çıkartmaktı. Başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletlerinin işi ise; Rusların örgütleyip kışkırttığı ayaklanmaları bastırmaya davranan Osmanlı'yı "askeri çözüm" yerine "siyasi çözüm"e sürükleyerek -yoksa dış borç musluklarını kapatırız diye gözdağı vererek- anlaşma masasına oturup, ayrılıkçıların istemlerini Osmanlı'ya kabul ettirmek..."


"Çocuk eğlendirenler bir elin beş parmağını uzatıp her parmağın görevini tek tek tanımlarken baş parmağa "bu, tutmuş"; işaret parmağına "bu, kesmiş", orta parmağına "bu pişirmiş"; yüzük parmağına "bu, yemiş"; serçe parmağına "bu da hani bana mamacık, mamacık, mamacık!" diye ağlamış" diyerek çocuğu güldürürler. İşte Avrupa devletleri ve Rusya, tıpkı bir elin beş parmağı gibi, kimi Osmanlı'yı tutmak, kimi kesmeki kimi pişirmek, kimi de yemek görevini üstlenerek aralarında bir işbölümü yapmışlardı." Cengiz ÖZAKINCI, Türkiye'nin Siyasi Tarihi Yeni Osmanlı Tuzağı sf:87-88


Evet; tüm planlar, Osmanlı'yı yok edip parçalamak üzere kurgulanıp hayata geçirilmişti... Nihayet başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Osmanlı'nın müttefiki gibi görünüp ama bunun tam tersi yönünde hareket ettiğini en nihayetinde de Çanakkale'ye donanmalarını sokarak bombalamaya başlaması...


Ve... 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması ile başlayan işgaller...


Dün akşam bir televizyon kanalında Çanakkale ile ilgili, bir belgesel izliyorum... Tören Çanakkale'de gerçekleşiyor. Zira Çanakkale'ye dünyanın dört bir yanından gelerek canlarını vermiş düşman kuvvetlerinin yakınları ve bağlı oldukları milletlerinin halkları, bir ağıt töreni yaparak, saygı duruşunda bulunuyorlar...


Şehitlerimiz adına yüreğim sızlayarak ve bir o kadar da ruhumdaki isyanla birlikte izlediğim bu görüntülerden aldığım mesaj ise; dünya kamuoyuna ve özellikle de bizlere, Çanakkale'yi işgal için gelerek orada ölen askerlerini adeta savunup, "haklılık payı" verircesine insani duyguların sömürülmesi yönünde bir başka politikanın hayata geçirilmesi olarak algıladım.


Zira oraya gelen yabancı heyete en önce sorulması gereken şu soru olmalı; "Buralarda niye ağıt yakıyorsunuz ki? Askerlerinizin ne işi vardı, yabancı el topraklarında?! İlla da ağlayıp, dövünecekseniz (ki bu da senaryonun bir parçası) kendi ülkenizde dövünün ve oraya onları gönderen politikaları sorgulayarak, insanlık önünde hesaplaşmalarını sağlayın!!!"


"Buralara ne amaçla asker gönderip, savaş başlattınız?"


Sonra da tüm bunlar sanki "masumane" bir durummuş gibi, gelip buralarda kendi deyimleriyle "seramoni" yapılsın, ağıtlar dökülsün... Pes valla!!!

Bu durumdan da anlıyorum ki; ileriki tarihlerde de aynı şovlar, diğer işgal edilmek istenilen ülkeler için de yapılacak; ve vicdanlar rahatlatılacak (!) herhalde... Yani mesela Irak'a gidilerek, orada ölen işgalci güçlerin yakınları, halkı ve yönetimleri Irak'a gelerek aynı Çanakkale'de olduğu üzere, ağıtlar yakıp, "seramoni"ler düzenleyecekler!!!

Vay vay vay...

Pekii, böyle bir davranış sizce Allah'tan reva mıdır?!

Ve bu davranış, masum milyonlarca insanın kemiklerini sızlatıp, vicdanları kanatmaz mı?

Sevgi ve saygılarımla!