Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2014 Perşembe

Hani Temizlik İmandandı?




Haftasonu eşimin "Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi" buluşması münasebetiyle Diyarbakır'daydık... Harika bir gezi oldu. Gezi kapsamında Mardin, Midyat, Hasankeyf de vardı.

Müthiş güzelliklere ve zenginliklere sahip bu bölgeye yakışmayan bir kaç nokta üzerinde durmak istiyorum:

"Neredeyse tamamen yıkılmış olduğu için, günümüzde Dicle'nin iki yakasını bağlayamayan ama, buna karsın güzelliğini yitirmeyen simgeleşmiş Roma Köprüsü ile de görülmeye değer," aynı zamanda "dünya mirası kapsamında" da olan tarihi  miraslarımızdan birisidir Hasankeyf.

 Mardin'in 5 km. kadar dışında bulunan çok eski bir Süryani manastırı olan Deyrulzafaran Manastırı  terasından doğa harikası  bir Mezopotamya ovası manzarası ile avlusunda gerçekten huzurla oturabileceğiniz,  muhteşem  bir yer... kapıdan içeri girdiğiniz anda o bölgeden başka bir coğrafyaya çıkıyor gibisiniz... Zira bölgenin sıcak havasına rağmen üfül üfül esen bir yerde...

Oradan ayrıldıktan sonra Hasankeyf'e geldik. Kaleye çıkmak yasak.  Dolayısıyla  aşağıda bulunan camiinin bulunduğu mekana hep birlikte girdik.

Ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığıyla birlikte ezilen ve isyan eden ruhumu tarifsiz bir sızı kapladı...

"İnsana huzur verecek  şeyler yok bizim camiimizin bulunduğu alanda. Ne bir temizlik, ne bir intizam ne de çevre düzeni...

Bakımsızlık diz boyu...

Nerede otursam diye düşünmekten üzerime korku bastı. Sonra biraz önce ziyaret ettiğim manastırı düşündüm. İkisi arasında yaptığım mukayeseyle birlikte gördüğüm manzara korkunç bir uçurum  çıkardı karşıma. İkisi de ibadet yeri... Üstelik ikisi de aynı coğrafyada neredeyse bitişik sayılacak kadar birbirine yakın topraklar üzerinde.. Zira birisi "cennet" gibi çiçeklerle bezenmiş, bir diğeri yemyeşil bir ağacın gölgesinde inşa edilmesine karşın zerre kadar, insanda huzur bırakmayan bir tablo vardı. Yani gördüğüm şu ki; her yer çöp, havada da,  inanılmaz keskin tuvalet kokusu vardı. Kötü kokularda, sinekler sıcakla boğuşur gibiydi... Camiinin karşısı tuvalet ve abdest alma yeri.. buralar çırılçıplak ortada.. Diğer tarafta manastırda ise tuvaletler öyle uluorta yerde değil.. Camiinin kapısı düzensiz şekilde ayakkabılarla dolu, sinekler vızır vızır.. Camiinin içerisindeki, uzaktan görebildiğim kadarıyla, dikkatimi ilk çeken, tavandaki inanılmaz örümcek ağları ve kirliliği oldu..

Pes vallahi, pes!!! 

Allah aşkına.. "temizlik imandan gelir" diyoruz ama, camiinin durumu ortada.. Üstelik turistik ve dünyaca tanınmış bölgenin bir  camiisi bu... Ruhum daraldı. Kendi kendime söylendim öfkeyle... Zira hiç olmadık yerlere teee, dışarılardan lale filan getirtilip oraya buraya dokusu uysun uymasın ekenler, yine dokusu coğrafyasına uyar mı uymaz mı hiç düşünülmeden  -yurt dışından- "görgüsüzce" ağaçlar getirtilerek dikmeye kalkanlar, nedense söz konusu camii olunca bunların hiçbirisini aklına dahi getirmemiş. Öte yandan bu  içler acısı manzara İslam dinini "aşağılatmaktan" öteye geçemeyecek kadar "zavallı" hale düşürüyor...

 Bu duruma sebebiyet olarak düşündüğüm acı gerçek; acaba "sahipsiz" bırakılmaktan mıdır? Zira aynı topraklarda iki ayrı ibadet yeri. E, o zaman niye aralarında uçurum var?

Bu işlerin, sadece halkın koruması ya da ne bileyim yöre halkının anlayışına teslim edilemeyecek kadar önemli olduğu ortada değil mi? İnsan camiiye girdiği zaman oradan çıkmak istememeli! Burada ise, bir an önce o mekandan ne yazık ki çıkma hissine kapılıyor insan..

Üzülerek ifade edeceğim ama,  ben, manastırın güzelliğine büyülenirken ne yazık ki kendi ibadethanemin bulunduğu mekandan çıkmak için sabırsızlandım!!!

O vakit..

Bu durumda insanı görüntü itibariyle cezbeden hangisi olacaktır? 

İslam coğrafyasında İslam dinini yaşayan insanların, sahip olduğu kendi topraklarında ibadetini yaptığı mekanlarının bu kadar ucuz ve kalitesizliği barındırması, bizlere reva mı?

En özel, en kutsal yerlerimizi alt yapısı hazırlanmadan, iyi düşünülmeden alelade bir şekilde  dünyaya açmak, bölgenin örnek gösterildiği Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yakışıyor mu?

Milletler tarihleri ve kültürleriyle varlıklarını sürdürürler... İslâm dini ve İslam anlayışını yerle bir etmeye maruz bırakacak bu yaklaşımlar gerek ülkemize, gerek inancımıza gerekse köklü tarihimize ve geçmişimize büyük bir ihanettir!!!

Ki o sebeple olsa gerek, camiinin sözde avlusuna girdiğim andan  itibaren ruhum acı ve sıkıntıya büründü. Dahası kendimi inanılmaz aşağılanmış hissettiğimden olsa gerek, rehber arkadaşın bir kaç adım ileride, tarihi mekanın anlatımlarını bile dinlemeyi reddettim!

Bu aşağılanmayı kendime ve ülkeme yakıştıramadım. 
Orası "yol geçen hanı" filan değil! 
Orası sıradan bir yer değil! 
Orası "kuş uçmaz, kervan geçmez" misali  ıssız bir yer hiç değil! 


Manastır örgütlü ve kurumsal bir yapıyla işliyor, dolayısıyla maddi olanağı o sebeple var diyenlere,

Bizim de bırakın halktan toplanan hayır paralarını, koskocaman bir Diyanet'imiz var... Dahalarını saymaya bilmem gerek var mı?

Diyeceğim...

Bu ayıptan öte neredeyse 3. dünya ülkelerini aratmayacak görüntülerin bir an evvel ortadan kaldırılması için Diyanet'in ve Turizm Bakanlık yetkililerinin derhal harekete geçerek orada bulunan camiinin en az yanıbaşındaki manastır kadar temiz, iç açıcı, ferah bir konuma getirecek çalışmaların ivedilikle başlatılması kaçınılmaz olmuştur!!!

İlgili kurum ve sayın yetkililere duyurulur!


Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

12 Ağustos 2013 Pazartesi

"İsyan Eden" Diyanet İşleri Başkanı Mehmet GÖRMEZ ve Roger WATERS







"Diyanet İşleri Başkanı Görmez, İslâm alemindeki savaşların ramazanda da sürmesine isyan etti..." 11 Ağustos 2013


Kendini "aktivist" olarak gören Roger Waters, Amerikan dış politikasıyla ilgili ne hissettiğini şöyle anlatıyor:

"Onlara göre yabancı ülkelere gidip insanları paramparça etmekte sorun yok...

Savaşın ne olduğunu Lahey Sözleşmesi tanımlamalı. Bu, halk tarafından anlaşılmalı ve onaylanmalı. Tepki de Cenevre Sözleşmesi’ne uygun olmalı. Ama bu ekip bunları takmıyor. Dehşet verici. Neyse ki iyi gazeteciler ve avukatlar var. Çok yakın bir arkadaşım Guantanamo’da savunma avukatı. Müthiş mücadele veriyorlar. Gizli kapaklı Beyaz Saray’da, gizli hükümetin, gizli polisinin gizli örgütüyle mücadele ediyorlar. Kafalarına esen her yere bomba atmasınlar diye."


Roger Waters denildiği zaman "savaş karşıtı, toplumsal müzik yapan" sanatçı aklıma gelir. Şüphesiz Pink Floyd denilince de "despot öğretmenlere karşı isyan eden öğrenciler" aklıma geliyor.


4 Ağustos 2013 günü İstanbul'a konser için gelen Roger WATERS bir kez daha duvarları yıktı...


Gerçek bir sanatçı olarak gördüğüm Roger WATERS'ın Hürriyet gazetesinde, Çınar OSKAY'la yapmış olduğu  söyleşisini okudum...

Müthiş sorular, muhteşem cevaplar...


Müziğiyle dünyayı değiştirmeye yeltenen Roger WATERS, Irak  ve diğer müslüman ülke halklarına yaşatılan zulme karşı çıkıyor...

Babasını ve dedesini savaşlarda kaybeden WATERS, acılarını toplumsal duyarlılığıyla sanatına yansıtarak, savaşın  kötü yüzüne başarıyla dikkat çekmeyi sağlamıştır.


Hatta bugünün (büyük kurumlarca, şirketlerce "kontrolü iyice ele geçirilen" R.W.) müzik sanatçılarına adeta ders veriyor!

"Tanrı'nın cevap vermesi gereken çok soru var" R.W. 

Batılıların tarihte (16. yüzyılda)  sekiz iç savaş yaptığını, birbirlerini kestiğini... R.W.

Neticede; "Peki biz ne öğrendik?" diyerek, sorgulamaya devam ediyor...

Şu anda,

"Irak’ta Şiiler ve Sünniler birbirlerinin arabalarına bomba koyuyor. Onları bölen ne? Peygamberin ailesiyle ilgili yüzlerce yıl önce yaşanmış sorun mu? Bunun için mi birbirlerini öldürüyorlar? Hayır, daha temel bir sebebi olmalı. Kuzenle kuzeni birbirine bu şekilde öldürten nedir?" R.W.


İşte bu noktada, bugün internet üzerinden okuduğum haberin tam da karşılığı gibi duruyor...

Ne diye "isyan ediyor" Diyanet İşleri Başkanı Sn. Mehmet GÖRMEZ?

"Barıştan çok uzaktayız"

Ramazan'da "dost ve kardeş İslam ülkelerinde akan kan ve göz yaşının herkesin yüreğini dağladığı"na...

Aslında Sn GÖRMEZ'in "isyanı"na... Roger WATERS kendi tarihlerinden  ders çıkararak bugün, müslüman coğrafyayı karıştıran, müslümanları birbirine kırdıran güçlere karşı, duyduğu acıyla ve isyanla atıfta bulunuyor

"Temel soru"nun,

"Biz insanlarda hukukun üstünlüğüne teslim olacak cesaret var mı? İnsanlar geri alınamaz haklarla doğar. 1789 Fransız Devrimi, Amerikan Anayasası, 1948 Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi bu hakları onayladı. Ben bunlara kökten bağlı olmak gerektiğine inandım. ABD’de şu anda yapılan tartışma bu. Kendilerini savaşta oldukları fikrine inandırmışlar. Hukuku manipüle ediyorlar.

Bir fikirle savaş halindeler: Terörizm fikriyle. Anayasayı askıya alıyorlar, hukuk ortadan kalkıyor. Yürütme istediği her şeyi yapıyor." diye açıklıyor WATERS.

"İsyan eden" açıklamalarıyla Diyanet İşleri Başkanı Sn. Mehmet GÖRMEZ'i aynı noktada buluşturan Roger WATERS'i ben de yürekten destekliyor ve teşekkür ediyorum... 


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

2 Haziran 2011 Perşembe

"Çok Eşliliğe Destek"miş...









"Düşüncelerle karşılaşınca, zayıflar korkar, aptallar karşı gelir, akıllılar karar verir." J.Roland


"ABD'de yapılan bir araştırmaya göre, Amerikalıların çoğu, eşin aldatmasındansa, çok eşliliğin daha 'kabul edilebilir' olduğunu düşünüyor." 02.06.2011, Vatan


Bizde ise "Çok eşlilik yasal olmalı" diyebilen bir hanım aydınımız da çok yakın bir tarihte çok eşliliğin dinde olduğunu savunmuştu...

Ne güzel (!) değil mi? İnsanlar kendi şahsi çıkarları uğruna dini anında, istekleri doğrultusunda yorumlayabiliyorlar... Bu sayede de istedikleri gibi toplumu şekillendirmeyi kendilerine vazife sayıyorlar...


Gelinen noktayı kısaca tanımlamamıza yardımcı olacak bir görüşü izninizle aynen aktarmak isterim:

"Hurafeler diz boyu. İnsanlar doğruları değil bu hurafeleri kabul ediyor. Cübbeliler ve bilmem kimler her gün insanların kafasına hurafe püskürtüyor ama 20 bin kişi onları dinliyor. Peygamberimiz, "Nasıl olursanız öyle yönetilirsiniz" buyurmuş. Kimileri de var ki kendini aydın (!) sanıp dini tamamen dışlıyor, Kur’ân ile alay ediyor." Süleyman ATEŞ


Hâl böyleyken, "ABD'den destek" başlığıyla gazeteye yansıyan yukarıdaki haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şey; insanların ahlaki zaafiyetlerinin toplumda yer bulması için, ortaya atılan saçma sapan açıklamalardan işte bir tane daha, demek oldu.

Ne zamandan beri Kur'ân'da insanların keyfe keder ihtiraslarına ve ahlâksızlıklarına haklılık veren ayetler olmuş? Zira hepimizin bildiği ve anladığı üzere Bedir ve Uhud savaşlarının yaşandığı o dönemde ortada birçok dul kadın kalmasıyla gelişen evlililklerin yapılması; ve hatta Hz. Peygamberimizin yapmış olduğu evliliklerin de bu anlamda, siyasi nedenleri olduğu bilinen bir gerçek iken... Nasıl oluyor da o dönemin koşulları bugünle örtüştürülebiliyor?


Şüphesiz ki bu konuyu aydınlatan pekçok gerçek aydınlarımız var...

O zaman her aklına gelen, istediği gibi birilerinin çıkarlarına hizmet etmek amacıyla, Kur'ân'a kendi istedikleri gibi şekil vermeye kalkışmasınlar!!! Hele hele İslam'ı ve Kur'ân'ı reddeden Hıristiyanların başı, bu işe hiç mi hiç! Dolaylı şekilde dahi bulaşarak "fetva" vermeye kalkmasın. Dinimizi ve ne yapacaklarımızı onlardan öğrenecek değiliz. Eğer çok biliyorlarsa otursunlar kendileri bir yasa çıkarsın ve kendi ülke insanlarına bu şekildeki ahlaksızlıklarını kanunlaştırarak toplumlarına sunsunlar.

Dolayısıyla oralardan bize akıl vermeye sakın kalkmasınlar!

Zira bizim dinimiz ve kitabımız bu türden ahlâksızlıklara ve zaafiyetlere yer vermediği gibi, bu türden uydurma ve hurafeleri de kesin şekilde reddetmektedir! "ŞEHVET, ŞÖHRET, SERVET Kur'ân'ın reddettiği..." Araştırmacı YAZAR Eren ERDEM


Şu anda yaşadıklarımız ise, insan ahlakının yerlerde süründüğü dönemin ta kendisidir... Bu gidişin iyileştirilmesi için topyekün uğraş verileceği düşüncesi şöyle dursun, ahlâksızlığı hem kabullenip, hem de alkışlarcasına suçu övme ve hatta suça teşvik anlamına gelecek her gelişmeyi toplumsal kabule zorlamanın yollarını din üzerinden gerçekleştirmek, adeta mübah sayılır hale getiriliyor... Bu da hem insanlık adına, hem de ahlâk adına utanç verici...

Tüm bu çirkin gelişmelerin hiçbir dinde yeri olmadığı da açık bir gerçektir. Zira hangi din var ki, ahlaksızlığı övüp, ona mazeret yaratan düşüncelere yer vermiş olsun?

Yazıklar olsun!!!

Öte yandan bu gece Regaip Kandili.. Ve bu doğrultuda Diyanet İşleri Başkanımızın açıklamalarında da görüleceği üzere, vermek istediği mesaj tam da konumuza ışık tutacak nitelikte...

"Regaib, geleceğe yönelik arzu ve isteklerimizi, emel ve tutkularımızı gözden geçirme imkânı veren mübarek bir gecedir. Bugün insanoğlunun en büyük sorunlarından birisi hiçbir arzusuna gem vuramaması, isteklerini dizginleyememesi, tutkularını terbiye edememesi, güç, servet, şehvet tutkusunu frenleyememesi, kısaca rağbetini, içten isteğini, regaibini Rabbine yöneltememesidir.

İşte Regaib kandili, bitmeyen arzularımızın, tükenmek bilmeyen isteklerimizin, bizi esir alan aşırı tutkularımızın ve bütün bu arzular doğrultusunda ortaya koyduğumuz çaba ve gayretlerimizin muhasebesini yapmamız için Rabbimizin her yıl bize lütfettiği mübarek bir gecedir." Prof. Dr. Mehmet GÖRMEZ

Bu vesileyle bu gece, yüce milletimizle birlikte tüm inananlara ve insanlığa kutlu olsun...

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)