akıl ve bilime dayalı toplum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akıl ve bilime dayalı toplum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2012 Salı

Bu Ne Ya?!













Profesörlük ünvanına sahip ve de koskoca üniversite rektörü olan şahıs, bakınız ne demiş:


"Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay, oruç tutmanın cinselliği canlandırdığını belirtirken, “Cinsellikten uzaklaşmanın ruhi birçok faydasının yanında cinsel sistemimizin de aynı diğer sistemlerde olduğu gibi yenilenmesi, canlanması, ’mutasyon’ dediğimiz, genetik hataların olduğu, hücrelerini yenilemesi, spermlerin bu hatalardan temizlenmesi için bir zaman kazanması gibi faydaları var" dedi" Vatan


Allah bu zihniyetleri ıslah etsin!

Ne diyelim...

Demek ki bu zihniyetler orucu bunun için tutuyorlarmış!


Yanlış anlaşılmasın... hani sayın Hoca'mızın kendileri insanlığa hizmet için, bilime ve akla dayalı toplumsal mutluluğun ve bilincin oluşmasını sağlayan akademik kurumlardan birinin rektörlüğünü yapıyorlar ya, o bakımdan konuyu buraya taşıma ihtiyacı hissettim. Zira bu cümleleri söyleyen kişiyi sırandan bir "hoca" falan zannetmeyiniz...


İnanılır gibi değil...


Dünyanın hangi toplumuna giderseniz gidin, bilimsel uğraşı veren herkese büyük bir saygınlık duyulur.

"Bilimsel" akla dayalı eğitimin karşısında yer alan ve meşruiyetini cehaletin varlığından besleyerek, kaynağını sözde "din"den inançtan alan çeşitli çıkarcıların sözlerini çağrıştıran söylemler gibi inciler saçıyor sayın Hoca'mız.

Bu haberle birlikte...

Biz de sn. Hoca'mıza hayretler içerisinde bakıyor,

Toplumu bu şekilde yönlendirmesini de şiddetle reddediyoruz...


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

18 Aralık 2010 Cumartesi

GERÇEK














"Bir gün İsa'nın cisimleşmesini anlatıyordu, ben sordukça annem bunalıyor, kızıyor, "Bunlar anlaman değil, inanman gereken şeyler." diyordu. "Ben anlamadığım şeye inanmam." şeklinde cevaplayınca kıyamet koptu. Sen de babanın ağzıyla konuşuyorsun. İkiniz de CEHENNEMLİKSİNİZ!" diye haykırdı..." GERÇEK Cilt:II (Bordo Siyah) sf:46



18 Aralık 1930'da Atatürk'ün, İstanbul'da... Türkocağı konferans salonunda gençlere seslenişi:

"... Cumhuriyeti, onun gereklerini yüksek sesle anlatınız. Cumhuriyet ilkelerini sevdiriniz. Bunu kalplere yerleştirmek için hiçbir fırsatı ihmal etmeyiniz!"


Emile ZOLA, 19. yüzyılın ortalarında gelişen ve Fransız toplumunun çöküntü yaşadığı bir dönemin içerisinde aydınlanma mücadelesi veren bir ilkokul öğretmenini, içinde bulunduğu dönemin ve sosyal şartlar gereğince, bireylerin ancak ve ancak bilim ve akıl yoluyla aktif olarak yaşama dahil olabileceğini anlatan bir eser çıkarır. Ancak bu eserde öğretmen Marc, meşruiyetini "inanç"tan alan din sömürücülerinin toplum üzerindeki hakimiyetlerine karşı verdiği amansız mücadelesini toplumsal mutluluğun akıl ve bilimden geçeceğine işaret ederek sürdürmesiyle ortaya koyacaktır...


Marc, bu uğurda yetiştirmiş olduğu öğrencilerinin kendi zamanındaki gibi insanların, "VURDUM DUYMAZLIK" ve "MENFAAT" ilişkilerinden uzak; toplumun dertlerini "dert" edinmiş ve sorumluluklarını bilen bir nesil yetiştirmeyi başarmıştır. Toplum ahlâkı bilincini nesillere eğitim aracılığıyla aktarmasını başarmıştır. Bilim ve akıl sayesinde toplumların çağdaş seviyeye ulaşılacağına dikkat çeken ZOLA, bu eserde ilkokul öğretmeni Marc'ın "eserim" dediği öğrencilerinin büyüdüklerinde doğrunun yanında olmayı, dürüstlüğü ilke edindiğini bizzat yaşarken -emeklilik yaşamında- görmesini okuyucularına göstermiştir.


Gerçekçi akımın öncülerinden sayılan Émile Zola'nın bu eserinde bahsettiği üzere; Fransız İhtilâli'den sonra iktidara gelen Cumhuriyet rejimiyle birlikte asilzadelerin, papazların ve burjuva kesiminin elinde tuttukları saray imtiyazları kaybedilmişti.


Ancak bir süre sonra din kullanılarak "YOBAZLIK" yayılmış ve eskiye dönüş hızla görülmeye başlanmıştır. Bu sayede dini kurumlar adeta ticarethaneye getirilmiş, din adamları -papazlar- güç ve iktidar hırsıyla tekrar burjuva ve asilzadeler sınıfıyla ilişki içerisine girmiştir. Nihayetinde ise Fransız Devrimi'ni gerçekleştiren işçi ve köylü sınıfı yine yoksullaşmış ve yine "halk egemenliği"nden dışlanarak uzaklaşmıştır.


ZOLA, eserinde kaleme aldığı bu dönemi anlatırken, kahramanı böyle bir ortamda küçük bir kasaba olan Maillebois'da Kardeşler Din Okulu'nda eğitim gören Zéphir; iğrenç emellere alet edilerek vahşice öldürülmesiyle olaylar gelişmeye başlar.

Şüphesiz ki bu olayın "suçlu"su olarak gericilerin işaret ettiği üzere Cumhuriyet'i savunan ilkokul öğretmeni Simon gösterilmiştir... Bu olayın aydınlanmasına yukarıda kısaca değindiğimiz kesimlerin engel olması romanın konusunu genişletmiştir.


İşte bu durumda Simon'u yakından tanıyan arkadaşı Marc ve Simon'un ağabeyi ile birlikte çok az sayıda cumhuriyet taraftarı kişi, olayın yıllar süren mücadelesini, yılmadan takipçisi olmayı üstlenmişlerdir. Tabii, başlattıkları hukuk süreciyle birlikte bir toplumsal mücadelenin ağırlığı altında sonuca zaferle ulaşmanın hazzını gözler önüne sermeyi ustaca başarmıştır. Yıllar sonra öğretmen Marc'ın öğrencilerinde gördüğü aydınlığı, çocuklarının da çocuklarına aktarmasıyla doruğa ulaştırmıştır.


Demem o ki... Mustafa Kemal ATATÜRK, Cumhuriyeti gençliğe iyi anlatmamızı istemektedir. Ve kısaca bahsetmeye çalıştığım; "Gerçek" adlı eserle birlikte zihnimde beliren en önemli nokta; Büyük Önder Atatürk'ün ifadesinde işaret ettiği akıl ve bilime dayalı Çağdaş, Modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin emanetçisi Türk gençliğinin yanı sıra, onları yetiştiren öğretmenlerin de uyarılmasının istenmesidir...

Şüphesiz ki bu sayede "Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır."...

Sevgi ve saygılarımla!