cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ekim 2011 Cuma

Sonsuza Dek Payidar Kalacak...

cumhuriyet

"İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkincisini 'ben' kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!" Mustafa Kemal ATATÜRK



Kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyetimizin yarın 88. yılını kutlayacağız...


Her şeye rağmen...

Milletimizi biribirine düşermek gayretleri süratle devam ederken...

Doğal afetleri bile fırsat sayıp, yüce halkımızı kine, nefrete yönlendirecek söylemleri hiç utanmadan, sıkılmadan ortaya atanlara inat...

Ulusumuz Van depremi ile birlikte daha da güçlü bir şekilde milli dayanışmasını net bir şekilde ortaya koymuştur!

Bu sayede dayanışmayla beraber Cumhuriyet'imize olan bağlılıklarını ve güvenlerini cümle aleme göstermiştir!

Büyük Türk milletinin onurlu geçmişi ile;

Bu kanlı coğrafyada dimdik ayakta kalabilmesi...

Özgürlüne sahip çıkabilmesi...

Aklın ve bilimin hakim kıldığı, Atatürk'ün emaneti Cumhuriyet'imizin varlığıyla mümkün olduğunun altını önemle çizmek isterim.

Bu büyük bayramın milletimize BİRLİK, vatanımıza BÜTÜNLÜK getirmesi dileğiyle...

Büyük TÜRK milletinin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlu ve mutlu olsun...

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

18 Aralık 2010 Cumartesi

GERÇEK














"Bir gün İsa'nın cisimleşmesini anlatıyordu, ben sordukça annem bunalıyor, kızıyor, "Bunlar anlaman değil, inanman gereken şeyler." diyordu. "Ben anlamadığım şeye inanmam." şeklinde cevaplayınca kıyamet koptu. Sen de babanın ağzıyla konuşuyorsun. İkiniz de CEHENNEMLİKSİNİZ!" diye haykırdı..." GERÇEK Cilt:II (Bordo Siyah) sf:46



18 Aralık 1930'da Atatürk'ün, İstanbul'da... Türkocağı konferans salonunda gençlere seslenişi:

"... Cumhuriyeti, onun gereklerini yüksek sesle anlatınız. Cumhuriyet ilkelerini sevdiriniz. Bunu kalplere yerleştirmek için hiçbir fırsatı ihmal etmeyiniz!"


Emile ZOLA, 19. yüzyılın ortalarında gelişen ve Fransız toplumunun çöküntü yaşadığı bir dönemin içerisinde aydınlanma mücadelesi veren bir ilkokul öğretmenini, içinde bulunduğu dönemin ve sosyal şartlar gereğince, bireylerin ancak ve ancak bilim ve akıl yoluyla aktif olarak yaşama dahil olabileceğini anlatan bir eser çıkarır. Ancak bu eserde öğretmen Marc, meşruiyetini "inanç"tan alan din sömürücülerinin toplum üzerindeki hakimiyetlerine karşı verdiği amansız mücadelesini toplumsal mutluluğun akıl ve bilimden geçeceğine işaret ederek sürdürmesiyle ortaya koyacaktır...


Marc, bu uğurda yetiştirmiş olduğu öğrencilerinin kendi zamanındaki gibi insanların, "VURDUM DUYMAZLIK" ve "MENFAAT" ilişkilerinden uzak; toplumun dertlerini "dert" edinmiş ve sorumluluklarını bilen bir nesil yetiştirmeyi başarmıştır. Toplum ahlâkı bilincini nesillere eğitim aracılığıyla aktarmasını başarmıştır. Bilim ve akıl sayesinde toplumların çağdaş seviyeye ulaşılacağına dikkat çeken ZOLA, bu eserde ilkokul öğretmeni Marc'ın "eserim" dediği öğrencilerinin büyüdüklerinde doğrunun yanında olmayı, dürüstlüğü ilke edindiğini bizzat yaşarken -emeklilik yaşamında- görmesini okuyucularına göstermiştir.


Gerçekçi akımın öncülerinden sayılan Émile Zola'nın bu eserinde bahsettiği üzere; Fransız İhtilâli'den sonra iktidara gelen Cumhuriyet rejimiyle birlikte asilzadelerin, papazların ve burjuva kesiminin elinde tuttukları saray imtiyazları kaybedilmişti.


Ancak bir süre sonra din kullanılarak "YOBAZLIK" yayılmış ve eskiye dönüş hızla görülmeye başlanmıştır. Bu sayede dini kurumlar adeta ticarethaneye getirilmiş, din adamları -papazlar- güç ve iktidar hırsıyla tekrar burjuva ve asilzadeler sınıfıyla ilişki içerisine girmiştir. Nihayetinde ise Fransız Devrimi'ni gerçekleştiren işçi ve köylü sınıfı yine yoksullaşmış ve yine "halk egemenliği"nden dışlanarak uzaklaşmıştır.


ZOLA, eserinde kaleme aldığı bu dönemi anlatırken, kahramanı böyle bir ortamda küçük bir kasaba olan Maillebois'da Kardeşler Din Okulu'nda eğitim gören Zéphir; iğrenç emellere alet edilerek vahşice öldürülmesiyle olaylar gelişmeye başlar.

Şüphesiz ki bu olayın "suçlu"su olarak gericilerin işaret ettiği üzere Cumhuriyet'i savunan ilkokul öğretmeni Simon gösterilmiştir... Bu olayın aydınlanmasına yukarıda kısaca değindiğimiz kesimlerin engel olması romanın konusunu genişletmiştir.


İşte bu durumda Simon'u yakından tanıyan arkadaşı Marc ve Simon'un ağabeyi ile birlikte çok az sayıda cumhuriyet taraftarı kişi, olayın yıllar süren mücadelesini, yılmadan takipçisi olmayı üstlenmişlerdir. Tabii, başlattıkları hukuk süreciyle birlikte bir toplumsal mücadelenin ağırlığı altında sonuca zaferle ulaşmanın hazzını gözler önüne sermeyi ustaca başarmıştır. Yıllar sonra öğretmen Marc'ın öğrencilerinde gördüğü aydınlığı, çocuklarının da çocuklarına aktarmasıyla doruğa ulaştırmıştır.


Demem o ki... Mustafa Kemal ATATÜRK, Cumhuriyeti gençliğe iyi anlatmamızı istemektedir. Ve kısaca bahsetmeye çalıştığım; "Gerçek" adlı eserle birlikte zihnimde beliren en önemli nokta; Büyük Önder Atatürk'ün ifadesinde işaret ettiği akıl ve bilime dayalı Çağdaş, Modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin emanetçisi Türk gençliğinin yanı sıra, onları yetiştiren öğretmenlerin de uyarılmasının istenmesidir...

Şüphesiz ki bu sayede "Cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır."...

Sevgi ve saygılarımla!