suçlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
suçlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Memleketimizden Manzaralar















"Başarısızlığınız ile soylu bir şekilde yüzleşin, başarıdan farkı kalmayacaktır." Emerson


Bu ÇOCUKLAR hepimizin!.. Başarılarıyla övünerek gururlandığımız, acılarıyla kederlenip ızdırap çektiğimiz çocuklarımız. Onların umudu, hepimizin umudu olarak görülmeli ve geleceğimizi onlarla şekillendireceğimizi iyi algılamak zorundayız...

Ülkemizin çeşitli yerlerinden çocuklarımızın durumlarını özetleyecek öne çıkan başlıkları buradan değerlendirmeye almak istedim. Zira ülkemden manzaralar olarak görünen çok çarpıcı ve bir o kadar da üzerinde konuşularak, içinden ezber saydığımız önemli sorunlara dikkat çekmek istiyorum.

Öncelikle Hakkarili Hatice İNCE, Seviye Belirleme Sınavı'nda bütün sorulara doğru cevap vererek, 500 tam puanla Türkiye birincileri arasına girmeyi başarması, ezberleri bozmaya bir örnek...

Diğer yandan, İzmir'in Buca ilçesinde, Seviye Belirleme Sınavı'ndan iyi puan alamadığını öğrenen 14 yaşındaki Yalçın Gencay ÖKTEM, sonuçların açıklanmasından yarım saat sonra kendisini kapı koluna iple asarak çocuk denilecek yaşta hayatına kıymaya cesaret edebilmesi, üzerinde iyice düşünülmesi gereken vahim bir olay.

Öte yandan, insanı insanlığından utandıracak boyuttaki iğrenç bir olaya, derinden bir üzüntüyle utanarak ve nefretle bir kez daha tanık oluyoruz!!! Kimsesiz korunmaya muhtaç, yetiştirme yurdunda yaşayan 16 yaşındaki engelli kız çocuğuna, oradaki çalışan görevlilerden birinin tecavüz ettiği gün yüzüne çıkıyor...


Ama daha da vahim olanı ise, bu durumun üzerini örtbas etme telaşına düşen bazı aymazlar, korunmaya muhtaç olan bu çocuğa yapılanların ortaya çıkarılarak suçluların, en ağır bir şekilde cezalandırılması yönünde gayret edeceklerine, bilakis, suçu kamuoyundan kaçırmayı kendilerine bir görev (!) sayıyor olmalarıdır!.. Üstelik çözüm olarak da mağdur çocuğun, bulunduğu yerden uzaklaştırılmasına karar veriliyor! Yani bir an evvel çocuğu, oradan oraya nakil etmek istemeleri... Antalya'dan Kars'a oradan da Siirt'e...

Gelinen noktada ise vahim olay gizlenmek istenirken, bu defa da trafik kazasına maruz kalan talihsiz çocuğun uğradığı tecavüz ifşa oldu!!! Yani çocuğun "3,5 aylık hamile" olduğu ortaya çıktı...

Bu olayla birlikte açığa çıkan asıl gerçek: Yetiştirme yurdunda yaşanılan kepazeliklerin arkasında ne yazık ki, insanlıklarını kazanamamış fırsatçı kişiliklerin, zayıf ve korunmasızların mevcut olduğu ortamı kendilerine faydalanılcak bir alan olarak görenlerin saldırılarına karşı, kimsesiz çocukların maruz bırakılması; ve mağduriyetlerine doğuştan "KADER KURBANI" olarak görülmesi, aslında bir EZBER değil midir?!


Diğer taraftan bir başka çocuğumuzun dikkat çeken haberi ile, eğitim seviyesinin neredeyse en düşük olduğu söylenilen illerimiz arasında yer alan; ve herşeye rağmen Hakkari'den Türkiye birincisi çıkması, umutların yeşermesine vesile olmuştur...

"YARIŞ ATI" gibi davranılan ve çocukluklarını yaşamalarına izin verilmeyen sistemin kurbanlarından, yarışçı (!) İzmirli Yalçın Gencay ÖKTEM; ne yazık ki zorunlu girdiği bu yarışın sonucunda, küçük yaşta RUHSAL DENGEsini kaybedip canına kıymıştır! Herhalde sözün bittiği yer, burası olsa gerek...

Bilmem; bu ölümün sorumluluğuyla beraber, üzerinde durulması ve düşünülmesi gereken değerlendirmeleri kimler yapar?

Öte yandan bu yönde gelişebilecek ilginç ve çarpıcı bir noktayı izninizle hatırlatmak isterim:


Mesela Hakkarili Türkiye birincisi çocuğumuzun başarısını, ilgili hemen herkes sahiplenerek, kıyısından köşesinden kendilerine gururla "pay" çıkarmayı ihmal etmeyeceği gibi; İzmirli küçük ÖKTEM'in canına kıymasına neden olan gerekçelere ise bir o kadar hemen hiç kimse sahip çıkmayacaktır!!!


Zira böyle durumlarda güzel ülkemde mutat olan, topun taca atılmasıdır...


Sevgi ve saygılarımla!

16 Mayıs 2010 Pazar

Söz Savunmanın!












"Uşağım bile olsa, yanlışlarımı düzelten efendim olur." Johann Wolfgang von Goethe



Geçtiğimiz haftalarda bir televizyon kanalında izlediğim haberle, bugün izninizle yazıma konu edinmek isterim. Zira habere göre geçimlerini hırsızlık ve dolandırıcılıktan sağladıklarını anlatan kadın, ''Ne yapayım bizim geçimimiz hırsızlıktan. Hırsızlık yapar, krallar gibi yaşarım. Giderim Ankara ve İstanbul'a, vururum vurgunu, gelirim evime krallar gibi yerim. Onlar da soyulmasınlar. Bizim uyuşturucuyla işimiz olmaz. Allah uyuşturucuyu bizden uzak etsin'' diye feryat ediyor...


İnanılır gibi değil!.. Ezeldan beri hırsızlığın yüz kızartıcı bir "suç" olduğunu hepimiz biliriz! Doğal olarak da bu suçu işlemek hem yasalar önünde, hem de toplumsal bazda çeşitli yaptırımlarla karşılanır. Ne bileyim, kimse çıkıp da "ben hırsızlık yaparım, geçimimi bundan temin ederim" gibi söylemlerde normal şartlarda bulunmaz. Hatta afet zamanlarında bile toplum bunu kabul etmediği gibi, bunu yapanlara karşı neredeyse büyük bir öfke birikimiyle anında cezalandırmaya yönelir... Peki bu şaşırtıcı açıklamayı kameralar karşısında neredeyse "gurur"la ifşa etmenin arkasında yatan gerekçe ne olabilir?


Vallahi toplumun bu kadar vahim bir noktya ulaşması, akıl alır gibi değil... Zira neredeyse "ölümü gösterip sıtmaya razı etmek" anlayışının kabul görür noktasına geldik... Yani "uyuşturucu" suçu karşısında, "hırsızlık" meslek olarak ortaya atılıyor. Bu durumu gören çocuklarımız, gençlerimiz ve ekonomik sıkıntı yaşayan halkımız acaba ne der ve ne düşünürler?!..


Bu haberi okuyanlar ve görüntüleri izleyenler "güleriz ağlanacak halimize" misali bol bol güldüler!!! Şaşkınlık dolu, bu ibret verici görüntüler karşısında ne bileyim ben de gülmekten kendimi alamadım!.. Hakikaten Cono Aşireti mensubu bu kadının hakkını da kendisine teslim etmek gerekir; zira vatandaşlara da kendince "namuslu" bir davranışla hatırlatma yapıyor; "onlar da soyulmasınlar!" Helâl olsun!.. Ne diyelim "onlar da soyulmasınlar" :)

Sözün kısası, aslını inkâr eden haramzadedir...

Sevgi ve saygılarımla!