türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2018 Perşembe

Biz Millîyiz, Adımız Türk!


Almanya da nazilerden kaçıp 1940-60’larda İstanbul Üniversitesinde görev yapan Türk dostu Prof. Neumark'ın Türk milleti hakkında söylediği düşüncesi,

"Sizler farkında değilsiniz; ama onlar şu gerçeğin farkındadırlar. Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz." 

Dolayısıyla...

Milletimizin adı ne?

Türk Milleti.

Devletimizin adı ne?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti.

Meclisimizin adı ne?

Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Bayrağımızın adı ne?

Türk Bayrağı.

Ordumuzun adı ne?

Türk Ordusu.

Silahlı kuvvetlerimizin adı ne?

Türk Silahlı Kuvvetleri.

Emniyet güçlerimizin adı ne?

Türk polisi.

Kızılay'ın adı ne?

Türk Kızılayı.

...

Gelenek ve göereneklerimizden bahsederken nasıl adlandırıyoruz?

Türk adetleri...

Dilimiz ne?

Türkçe.

Edebiyatımız?

Türk edebiyatı.

Sanatımız?

Türk filmi, Türk sanatçıları.

Türk tiyatroları...

Müziğimiz?

Türk müziği.

Türk sanat müziği,

Türk halk müziği...

Bankalarımız?

Türk bankaları.

Dünyada marka olmuş, hava yolumuz?

Türk Hava Yolları.

Yine marka olmuş haberleşme sistemimiz?

TÜRK Telekom.

Dünyaya marka olmuş lezzetlerimizin başında ne geliyor?

Türk lokumu, Türk baklavası, Türk kahvesi...

Dünya mutfağında yerimiz?

Türk mutfağı.

Marka olmuş isimlerden,

Türk hamamı.

Tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızın başına hangi kelime geliyor?

TÜRK.

Meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları kendilerini nasıl tanımlar?

Türkiye Futbol Federasyonu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Yazarlar Birliği....

Dışarıda nasıl tanımlanıyoruz?

TÜRK.

Nüfus cüzdanlarımız, evlilik cüzdanlarımız ve diğer kimliklerimizin tabiiyeti nedir?

TÜRK.

Türk milleti ne diyor?

Varlığım TÜRK varlığına armağan olsun...

O sebeple... 

"Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına TÜRK milleti denir." tanımıyla birliğimizi, bütünlüğümüzü simgeleyen TÜRK adı ile gurur duyuyoruz!

Ne mutlu Türk'üm diyene!




Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

14 Ocak 2014 Salı

Her Şey Para Değil!















Vallahi düne kadar "yalan" konuşmuşum, haberim yok! Zira bu zamana kadar kendimi Türk olarak biliyordum... Meğerse ben, "sentez"mişim... iyi mi?

Öte yandan, tarihte Çinlilerin Türk akınlarına karşı yaptığı ve bugün uzaydan dahi görünebilen koskoca "Çin Seddi"nin varlık sebebi bile bu durumda "sentez" oldu... Dolayısıyla tarih "yalan", tarihçiler de oldu yalancı!

Hâl böyleyken, durumdan vazife çıkaran ve varlığını ATA'TÜRK'e borçlu olan KIZILAY gibi bir kurum, kimliğinin "sentez" olduğuna karar kılmış ki... anında, "Türk Kızılayı maden sularındaki" Türk adını çıkarmış!  Değişiklikle ilgili açıklamada bulunan Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar, "Türk ismi satmıyordu, kaldırdık" demiş...

Tebrikler (!) Sayın AKAR...


TÜRK; koskoca bir  milletin şan ve şerefle taşıdığı, tarihe ve dünyaya marka olmuş, çağ kapatan çağ açan bir ecdadın tarihe kök salmış asil adıdır!


Bu durumda sorum çok açık:

Koskoca bir milletin adı, ne zamandan beri ticari sayılıp paraya tahvil edildi?! 




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

2 Aralık 2013 Pazartesi

Yuhh Artık! "TÜRK Yok"






















"Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir." ATATÜRK


 1272-1333 yılları arasında yaşayan Âşık Paşa, "Türkçenin küçümsendiği ve Fars şovenizminin etkisinde kalınarak halkın konuştuğu dil olan Türkçenin sarayda konuşulmadığı bir dönemde Garibname adlı eserini yazarak Türkçenin önemini vurgulamış ve saray’ da Türkçe konuşulması gerektiğini vurgulamıştır. Arapça ve Farsça’ nın resmi dil olarak kullanılmasına ilk tepki Karamanoğlu Mehmet bey tarafından gösterilmiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey’in öncülüğünü ettiği "Türkçeci hareketine" Mevlana Celaleddin-i Rûmi’nin oğlu Sultan Veled ve ünlü düşünür Yunus Emre de destek vermiştir. Ancak en ateşli destek Aşık Paşa tarafından verilmiştir. 12.000 beyitten oluşan Garibname adlı eserinde büyük ölçüde Türkçe dilini kullanmış ve Türklükle alakalı tasavvufi şiirler yazmıştır. Garibname adlı eseri "Türkiye Türkçesi İle Yazılmış İlk Edebi Eser" olarak tarihte yerini almıştır." Alıntıdır.

"Türk dediğin bir sentezdir zaten. Türk diye bir ırk yok" Prof. Dr. Yasin AKTAY

* Kimyada kimyasal sentez, birden fazla maddenin bir olayda kendi özelliklerini kaybedip, yeni özellikte bir madde meydana getirmeleri özelliğine denir.

* TDK'ya göre sentez: Ayrı ayrı parçaları veya ögeleri bir araya getirerek bir bütün oluşturma.


Evet sonunda bunu da duyduk... Hem de "profesör" unvanlı "bizim" kendi insanımızdan...

İnanılır gibi değil...

"Türk yok" öyle mi?

Pekii o zaman;

Ermeni var, İngiliz var, Fransız var, İtalyan var, İspanyol var, Alman var, Japon var... Ama "Türk yok"...

Vallahi kendimi bildim bileli "Ben Türk’üm" dedim.. Soyumun uzantılarını derin derin  araştırmayacak kadar da "kafatası"ından uzak ulus anlayışıyla,  "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" felsefesine sahip bir Türk olarak! Son tahlilde ulusumuzun yüzde 99’unun da aynı duygularla Türklük bilincine sahip oldukları kesin...

O vakit, tarihin yazdığı, Allah'ın bildiği bu gerçeği nasıl inkar edeceksiniz?!

Bu bağlamda Türkçeyi de mi, "yok" sayacaksınız?

Ya, Türk şair Âşık Paşa? 

Onu da "yok" mu sayacaksınız?

Tarihi inkar eden Sayın "Hoca"ya Büyük Atatürk'ün sözüyle karşılık verelim:


"Taş kırılır, tunç erir; ama Türklük ebedidir!" 


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

30 Eylül 2013 Pazartesi

Tarihçilerimiz Neredeler?...



Hocamız Sayın Halûk TARCAN'ın bildirisini, kendilerinden aldığım izinle sayfamda aynen paylaşmak istedim:

TARİHÇİLERİMİZ NEREDELER?...


OSMANLI’DA BİR KÜRDİSTAN EYALETİ VARDI…

 Evet doğrudur ama Osmanlı kendini Türk saymıyordu ve tarihini, atalarının kim olduğunu aramıyordu: Türk için Etrak-ı bî İdrâk, idrak sahibi olmayan Türkler diyorlardı.

 Kâzım Mirşan’dan öğreniyoruz;
 Ëlegeş anıtında  okunuyor : bir  aşîret reisi 

• Alpurungu ( Alpertunga değil- Orta Asya Türkçelerini bilmeyenler tarafından yanlış okunmuştur)Han’dan,

• ÖKÜ-ERT yâni aşiretini yönetme yetkisi ister Bu sıfat zamanla sıkışarak KÜRT’e dönüşür demek ki,

• Kürt bir etnik, budunsal ad değil ,

• Aşiretini yönetme iznidir.

• Kürt kelimesi gene Bedirhanlı bir gençten öğreniyoruz Kürtçede yoktur.
Kürd/İSTAN adına bakalım:

• Orta Asya Türkçelerinden yedisini ana dili gibi okuyan, yazan,  konuşan ve oradan da yazıtlar yoluyla Ön-Türkçeye varmış olan Kazım Mirşan’ın verdiği açıklamayı görelim:

• Halkına iyi hizmet etmiş olan bey,’in vücudu ateşe verilir. Vücudu yanar külleri yeryüzünde kalır ve toprak kaplara konup ateş evinde gömülür

• Can’ı, Ruh’u Tanrıya uçar Tanrı katında

• ASQAN yâni Asılı olur. Artık cennette bulunmaktadır. Tanrı buyruğuyla yeniden doğacak ve yeryüzüne gönderilecektir.

• ASQAN, zamanla, Aspan, Astan Asüman olmuştur.

Bu iki noktadan hareketle Kürdistan kelimesini inşa edebiliriz :

• Öküert-astan…Kürt/astan…Kürdistan olmuştur.
Bu ad Kürtlerin Ön-Türklerden olduklarının  bilimsel ispatıdır.
 Kürtlerin kullandıkları( Q ile W) harfleri onların Ön-Türklerden olduklarının bir  öteki delilidirler. Her iki şekil harf değil birer damgadırlar:

OQ…UW…ilki, günahsız olma , yeryüzü kişisi, öteki kutsal, anlamını anlamını  verirler. (Kâzım Mirşan) Damgaların başındaki sesli harfler gitmiş damgalar sessiz harf haline dönüşmüşlerdir.
Halûk Tarcan (CNRS-Paris)

Not: Astan , bugün Kazakistanın yeni başkentinin adıdır, Orta Asya ve güney Anadolu’da iki yerde bu isim mevcuttur.





Sevgi ve saygılarımla!

Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


10 Nisan 2013 Çarşamba

Yaşasın Türk Milleti! Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!









Atatürk'e göre Anadolu, en aşağı 7000 yıllık Türk yurdu! 


"Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği, bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en az 7000 senelik Türk beşiğidir! Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı, onların oğlu oldu! Bugün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu! Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünayayı aydınlatan güneştir!"


"Adınızı değiştirin yoksa ceza var

Artık bu kelimeleri kullanmak da yasak!

Adında "Türk, Türkiye ve Cumhuriyet" kelimesi bulunan şirketlere, "İsminizi değiştirin" biçiminde uyarılar gönderilmeye başlandı." 9 Nisan 2013 http://haber.gazetevatan.com/adinizi-degistirin-yoksa/528522/1/gundem


Bir yandan "Türkiye Cumhuriyeti" ifadesi kalkıyor söylemleri ortada geziyor...

Öte yandan  ABD’nin Dışişleri Bakanı, "Türk Halkı" ifadesini "Türkiye Halkları" ifadesi ile değiştirmeye kalkıyor...



Tüm bu gelişmeler karşısında insanın içi acıyor...

Nasıl acımasın ki?


Tarih boyu defalarca başlatılan "Haçlı Seferleri"yle bile yok etmeyi başaramadıkları  kimliğimiz  ve TÜRKlüğümüzün bugün bir şekilde elimizden alınmaya çalışıldığını görüyorum... 

Kimliğimizin sembolü bayrağımız, andımız, İstiklâl Marşımız, devletimizin adı, Cumhuriyetimiz, dilimiz, milliyetimiz, kültürümüz ağır  saldırı karşısında,  tehdit ve tehlike altında... 

"Nasıl yani?" demeye kalmadan, her biri tek tek itina ve özenle değersizleştirilip, itibarsızlaştırılmaya varacak boyuta getiriliyor...

Elin Amerikalısına bakar mısınız? Daha kıtaları keşfedilmemişken biz, çağ atlatıp, tarih yazıyorduk!!!

Mazileri, tarihi şunun şurasında 2-3 yüz yıllık var yok! Eee... Gelmiş binlerce yıllık birikimi, deneyimi ve devlet geleneği, tecrübesi olan milletimize "TÜRK diye bir şey yok, siz Türkiyelisiniz" demeye kalkıyor, iyi mi?!

Sen kimsin?!.. 

72 milleti bir araya getirmiş kovboy çeteden gelen, oradan buradan toplama bir maziye sahip değil misin? Hangi hakla ve de küstahça bize "soyunu sopunu unut..." demeye cüret edebiliyorsun?

Bir diğer  yandan da... insanlığa ders vermeye kalkan kirli, eli kanlı Avrupa, bu gelişmelere adeta "ağzının suyunu akıtarak"  bakıyor... Ki bu anlı şanlı(!) Avrupa'yı yakın tarihteki Türklere yapmış olduğu zulmüyle birden hatırladım:


"Türk olmak suçtu!
Son bir kaç haftadan beri Bulgaristan Komünist Partisi'nin aldığı bir kararla artık bu ülkede Türk ismi ve Türk varlığı diye bir şey kalmayacaktı. Edinilen bilgiye göre devlet bu sorunu çözmeye o kadar kararlıymış ki, Türk nüfusun yüzde onunun imha edilmesi bile göze alınmış. Yirminci yüzyılın sonunda böyle bir vahşetle karşı karşıya kalan Bulgaristan Türkleri için varoluşlarının en kötü günleri gelip çatmıştı. Bu asrın sonunda bu tutuklamalar, kurşuna dizme olayları Patagonya'da değil, bir Avrupa ülkesi Bulgaristan'da yaşanıyordu. Bundan böyle ben Mehmet, ağabeyim Ahmet, kız kardeşlerim de Emine, Fatma, Hayriye olmayacaklardı!? Bunları düşünmek bile insanı kahrediyor." http://www.gocmenizbiz.com/belene-kampi.html



Bu yazı 1989 yılında Türk oldukları için Belene Kampı'nda, Bulgar zulmüne maruz kalan...

Peki; bugün Belene Kampı'ndan kaçarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne sığınılan güzel ve yalnız ülkemde, "Türk'üm" demek "suç" oldu,  öyle mi?

O vakit burası neresi?!


Sevgi ve saygılarımla!



NOT: Sayfama üyeliği ve yazılarıma yapmış olduğu samimi yorumlarıyla tanıdığım ÇAĞATAY Bey'in geçirmiş olduğu elim kaza neticesinde, vefatını büyük bir üzüntüyle öğrendim. Çok üzgünüm...  Duyduğum derin acıyla kendisine Allah'tan rahmet diliyorum... 

Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

21 Eylül 2010 Salı

RTÜK Görev Başına!
















Eğitim, her yerde, her zaman, her dakika yaşanılarak bir şekilde, davranış kazandıran bir süreçtir. Günümüzde televizyonlar daha çok eğitim (!) amaçlı, toplum üzerinde etkili olan bir araç olarak hayatımıza girdi; ve bu sayede de insanlara yön vererek toplumlar istenildiği gibi şekillendiriliyor... Bu nedenle televizyonlarda yayınlanan her türlü sunumların toplumların eğitimi ve yaşamları üzerinde çok büyük katkısı vardır.


Gelelim bizim televizyon yayınlarımıza; üzerinden şekillendirilmeye çalışılan insanlarımızın akıl almaz şekilde nerelere sürüklenmek istendiği artık, açık açık ortada. Zira "Türk Malı" diye bir dizimiz var! Yayınlanmaya başlandığı günden bu yana sürekli ters giden bir durum var ortada... RTÜK tarafından birkaç kez incelenmeye alınsa da bu dizi, ısrarla yayınını her geçen gün biraz daha "rezil"leştirerek sürdürmeye tam gayret devam ediyor!!!


İnanılır gibi değil; dün akşam bu diziyi izledim; her sahnesi ayrı ayrı ele alınacak kadar sorgulanmaya muhtaç bir yapımdı diyebilirim. Ahlaksızlıkta sınır tanımayan mesajlarıyla, akıl hastası kişilerin davranışlarına eşdeğer dengesiz hareketlerin boy gösterisiyle dolu sözde espiriler gırla gidiyor... Şiddetin akıl almaz boyutunu zihinlere yerleştiren; mesela, aleni odunla insana saldırarak dövme eylemini ifşa etmek gibi... Öte yandan anneannenin kendinden oldukça küçük birisine ilgi duyması, sayısız evlilik yapması, evdeki dayının odasında sürekli ve değişik kadınlarla birlikte olmaları... bunun sonucunda "cünup" ifadesinin sık sık kullanılması... yine büyük dayının yabancı ve oldukça genç bir kadınla birlikteliklerinin konu edilmesi...


Bütün bunlar yetmiyormuş gibi "mutluluk çayı" adıyla insanlarımıza uyuşturucuyu empoze etmesi; "mutluluk çayından çok az konulması" yönündeki yönlendirmelerle birlikte uçuk, boş ve ucuz bir hayatın konu edilmesi!..

Bu durumda ilk olarak aklıma gelen şey: "herhalde bundan sonra ülkemizde bir de, "mutluluk çayı" adı altında yeni bir uyuşturucu sektörü yerleştirilmeye çalışılıyor" düşüncesi oldu.

Öte yandan bu inanılmaz kötü örneklerle konu edilmeye çalışılan dizi, tamamen içi boş niteliksiz ve affedersiniz "ahlaksızlık" içermekten öteye geçmemektedir! Üstelik de yayınlanan saatler bütün bir ailenin televizyon başında olduğu saatlerden ibaret!!! Hem de tam üç saat (20.00-23.00)!!!


Peki bu durumda bu yayınları kontrol eden bir mekanizma var değil mi? Üstelik de yasalar çerçevesinde denetlenen bu kurumun kuralları çok açık ortada iken...

O vakit şimdi bu dizinin Türk toplumunu yozlaştıran ve toplumumuzu apaçık ahlaksızlığa sevk eden içeriğinin RTÜK'deki karşılığına, hep beraber bir bakalım:

"İkinci Bölüm,

Yayın ilkeleri" doğrultusunda;


"b) Toplumun milli ve manevi değerlerine," (Bu dizinin adı "Türk" kelimesiyle başlıyor ve insan zihni ister istemez geçen tüm olumsuzlukları bu kelimeyle özdeşleştirmeye psikolojik olarak yatkın olduğunun gerçeğiyle düşünürsek, durum hem vahim hem de çok ciddi...)

"d) Genel ahlak, toplum huzuru ve Türk aile yapısına," (Yapım, başlı başına Türk aile yapısına ve genel ahlakımıza aykırı şekilde işlenmiş...)

"f) İnsanların ırk, cinsiyet, sosyal sınıf veya dini inançları dolayısıyla hiç bir şekilde kınanmaması ilkesine, (Burada özellikle insanlar arasında sosyal ve sınıf farkı yaratılarak aşağılamaya yönelik gayretlerin sergilenmesi bulunmaktadır)

"g) Toplumu şiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevk eden ve toplumda nefret duyguları oluşturacak yayınlara imkân verilmemesi ilkesine, aykırı olmamak;" (Burada da öfkelenmenin karşılığında sopayla -kaba kuvvetin kullanılmasını- şiddet göstermeyi zihinlere yerleştirmeyi hedef saymıştır)

"h) Türk milli eğitiminin genel amaçlarına, temel ilkelerine ve milli kültürün geliştirilmesi ilkesine," (Kullanılan yanlış sözcükler, atasözlerimizin tamamen çarpıtılması ve anlamının yitirilmesine zemin hazırlanması gibi...)

"m) Çocukların ve gençlerin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve ahlaki gelişimini olumsuz yönde etkileyebilecek yayın yapılmaması esasına," ( "Yarcan" kimliğinin sürekli olarak, çocuklarımıza ve gençlerimize "cinsellik" aşılaması, insanlarımızın aklının fikrinin bu noktaya odaklaması gibi...)


Netice itibariyle, bu dizi kesinlikle "gülmek" için falan çekilmiş değildir!

Gülmek için bu denli seviyesizliği izlemek zorunda olmadığımız gibi, güldürmek için de hazırlanılmış olmadığı gayet açık ortada... Özellikle de gençlerimizin ve çocuklarımızın geleceğe yönelik şekil alması sözkonusu ise buradan sormak isterim:

Hangi hak ve cesaretle toplumumuz bu kadar seviyesizleştirilmeye layık görülüyor? Bu dizi "sanat" falan da olamaz!!! Orada oynayanlar sanatçı olabilirler; ancak sanatçılar oynadıkları ve sergiledikleri rollerle hafızalarda yer edinirler!!! Mesela, Erol TAŞ karakter oyuncusuydu ve sırf oynadığı karakteri yüzünden insanlar tarafından sokakta dövülecek kadar da hafızalarda yer edinmişti...


Bu dizi, insanların ruh sağlığını olumsuz etkileyeceği gibi, toplumumuzu ayrıca da yanlış davranışlara sevk ediyor!!! Özellikle okul çağı çocuklarımızın hedeflerini şaşırtıp, boş ve seviyesiz bir yaşamı örnek model olarak sunuyor! Yine en son olarak da uyuşturucuya özenmeyi ve sevdirmeyi teşvik ediyor!!!

Bu durumun acilen ele alınarak çözümlenmesini bir eğitimci ve toplum bilincini yakından hisseden vatandaş olarak, ortaya koymak istedim.

O halde "Türk malı" dizisi, bizlere ne kazandırıyor?..

Ve en önemlisi de bu diziyle birlikte, "neler kaybediyoruz?" sorgulamasının üzerinde biraz durmak istedim...

Sevgi ve saygılarımla!

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Habil'le Kabil















"Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz." ATATÜRK



Ertuğrul ÖZKÖK, bugünkü yazısında, "Biz ayrılmayız" diyerek devamında "Habil ve Kabil" benzetmesiyle "birbirinin boğazını sıkmaya devam eden iki kardeş" ifadesine yer veriyor.

O vakit biz de hemen Mâide Sûresi'nden yola çıkarak, "Allahü Teâlâ iki Adem oğlu ile bir mesel darb etti, bunun hayrını tutun, şerrini bırakın." hatırlatmasıyla kendilerine, Kur'an-ı Kerim'in Mâide Sûresi 27’den 32'ye kadar olan bölümünü tekrar tekrar okumasını öneririz.



"Sevgili Pat,
Tahtadan küçük bir heykel yontarken, yanıma yaklaşmıştın ve bana:
"Neden bana da bir şey yapmıyorsun?" demiştin.
Sana ne istediğini sormuştum.
"Bir kasa yap" diye yanıt vermiştin.
"Ne yapacaksın?"
"İçine bir şeyler koyacağım."
"Neler"
"Senin bütün şeylerini."
Kasan işte burada. İçine bütün varımı yoğumu ya da çoğunu koydum. Ama hâlâ dolmadı. Acılar ve tutkular, iyi ve kötü günler, iyi ve kötü düşünceler, umut ve birkaç umutsuzluk, yaratmanın anlatılmaz sevinci var içinde.
Bunların üstünde de sana karşı duyduğum sevgi ve minnettarlık var.
Ama kasa hala dolmadı. JOHN" Cennetin Doğusu / STEINBECK



Evet; bu ölümsüz ve mükemmel eserin önsözü niteliğindeki bu yazı çok şey ifade ediyor... Biz de günlerdir bir köşe yazarının kaleme aldığı konu üzerindeki yazısını hayretler içerisinde ve ibretle okuduğumuzu dile getirerek, düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Zira bu zevatın yazdıkları bir millete yapılabilecek en büyük ihanet olsa gerek diye düşünüyorum. Hatta asıl önemlisi de bu türden söylemlerin yasal olarak da suç teşkil ettiği kanısındayım. Yani bölünmez bütünlüğüyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni oluşturan Türk milleti arasına "nifak" sokmaktan başka bir amaca hizmet etmeyeceği kesin olan, bir çağrı...


Ertuğrul Özkök'ün -6 Temmuzdan bu yana- kaleme aldığı yazılar dizisinde döktürmüş olduğu inciler, şüphesiz ki tüm yarttaşlarımızın içlerinin sızlayarak, nefretle tepkilerine yol açıyor... Zira bu ülkenin insanları hiçbir zaman birbirinden ayrılmayı düşünmedikleri gibi, birlikteliğimizi sorgulatmaya çalışmalarını da şiddetle reddediyor!


Bunu, daha nasıl göstermeli bu halk? Zira saymakla bitiremeyeceğimiz onca içeride yapılan fitne fecir olaylara rağmen, halkımızın sağduyusunu serinkanlılıkla koruyarak, yaşanılan her türlü acıyı, kederi bağırlarına basmayı başarmasını bilmiştir. Buna rağmen emperyalizmin odak noktaları tarafından beslenen içimizdeki hainler -kuzu kılığına girmiş kurtlar- durmak bilmeksizin milleti birbirine düşürecek metodları üretmeye devam ediyor!!!


Yukarıda John Steinbeck'in, "iyi ile kötünün içimizdeki bitmez tükenmez kavgası" üzerine yazılmış ve Habil'le Kabil'e gönderme yapan romanından alınmış bir yazıydı... Ne var orada? İyi kötü, sevinç, minnettarlık ve en önemlisi SEVGİ...

İşte biz de bütün şeylerimizi birbirimize verek paylaşmayı 1000 yıldır sürdürüyoruz... Bu paylaşımın içerisinde sevgi her zaman öncelikli olarak yerini aldı.. Şayet öyle olmasaydı ayırmaya çalıştıkları Türk-Kürt kardeşliğinde evlilikler devam eder miydi? Bu evliliklerden oluşan çocuklar, ayrılmaz birlikteliğimizin bir kanıtı değil midir? Güzel ülkemizin herbir köşesi bu birliktelikleri üzerinde barındırmıyor mu? Devletimizin yönetim kademesi bu birlikteliğin idaresi altında değil mi? Peki, zenginliklerin dağılımı yine bu birliktelikle paylaşılmıyor mu?..


Anlıyorum ki bu zevat, amaç edindiği yazısını Türk milletinin çıkarlarını gözetmekten uzak, ortalığı bulandırmaya yönelik, birilerinin dümen suyuna hizmet olarak kaleme almış... Bir de yazdıklarını eleştirenlere, "alaylı" bir üslûpla, kendisini ve döktürdüğü incilerine arka çıkanları "üstün" ve gerçek "aydın" sıralamasına koyarak, aşağılamayı sürdürüyor... Emperyalist işbirlikçilerini ve tedhişçileri muhatap alarak onlara çağrılarda bulunmayı sürdürüyor...


Ne kadar acı değil mi? Demek ki bu ülkenin en güzel yerlerinde oturup, en üst fırsat ve olanaklarından faydalanmanın karşılığı böyle olmalı (!)... Bu vatan için kan dökmüş ve hâlâ da dökmekte olan şehitlerimizin ruhuna yapılmış en büyük sadakatsizlik olarak gördüğümüz bu söylemlerin hepsi, bir kez daha tarihin karanlıklarına gömülmeye mahkum olduğunun altını kıvançla çizmeyi bir vatandaşlık görevi sayıyorum!!!


Ancak bir hatırlatmayı da yazmadan geçemeyeceğim:


Milletinin bütünlüğüne ve ülkesinin bekaasına rağmen, şahsi menfaatlerini gözeterek, kendi çıkarlarını her şeyden üstün gördüğünü düşündüğüm böyle zevatlardan her ülkeye lâzım... Benden söylemesi.. Darısı diğer dost (!) ülkelerin başına!


Sevgi ve saygılarımla!