2 Şubat 2018 Cuma
"Namus Günüdür"
"Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın."
Josip Broz Tito, ölümünden 2 yıl önce, 12 Mart 1978’de, Yugoslavya’nın kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmasında,
"Ülkemiz kristal bir küredir. Ben Joseph Broz Tito, bu küreyi ellerimle tutarak değil, alttan nefesimle üfleyerek havada tutuyorum. Umarım benim nefesim tükendiğinde de birisi gelip bu görevi benden devralır. Yoksa kristal küremiz yere düşer ve tuzla buz olur. İşte o zaman dünyanın kaderinin korunması görevi başka bağlantısız ülkelere kalır. Dünyanın geleceğinin korunması Anadolu’ya düşer. Anadolu’da Kemalistler tarafından kurulan devletin temel özelliği bağımsızlıktır. Bu yüzden Anadolu, dünyanın kaderini kurtarma görevini omuzlarına alır" demiştir.
"Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!"
2018 itibariyle, "Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir." diyen Kurucu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün askerleri ve bu ruhla mazlum milletlere örnek olmuş Yüce Türk Ulusu, "dünyanın kaderini kurtarma görevini" bir kez daha yedi düvele karşı kanı ve canı pahasına rağmen üstlenmiştir!
Dolayısıyla...
Emperyalizmin sömürüsü altında inim inim inleyen halkların örnek aldığı Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun kurmuş olduğu ve felsefesi tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dün olduğu gibi bugün de emperyalist güçlerin hedefindedir...
Bu minvalde hedef alınan ülkemiz ve ulusumuz başta olmak üzere ezilen ulusları ve ülkelerini, etnik ve mezhepsel kökenler üzerinden kan gölüne çevirdiler. Hal böyle olunca tarihe not düşen Tito'nun "Anadolu" ve "Kemalistler" tespiti şu anda yaşadığımız savaşla bire bir örtüşmüyor mu?
Öte yandan...
"Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak."
Vatan topraklarımıza -Kilis'e, Reyhanlı'ya- düşen bombalara rağmen; Yüce Türk ulusu vatanını canı pahasına koruyarak asla terk etmeyeceklerini tıpkı 1919'da Kurtuluş Savaşı'nda, düşmana aman vermeyen Gaziantepliler, Şanlıurfalılar, Kahramanmaraşlılar... gibi sahip çıkacaklarını, bir kez daha dünyaya gösteriyorlar.
"Karayılan der ki, harbe oturak
Kilis yollarından kelle getirek
Nerde düşman varsa orda bitirek
Vurun Antepliler namus günüdür."
Bu şanlı ruhu gururla yazmanın mutluluğunu yaşıyorum...
Hani Milli şairimiz Mehmet Akif'in Milli Marş'ımız için yazdığı dizelerin hakkını veren Yüce Türk ulusumuzla ve onun bağrından çıkan Şanlı Türk ordumuzla ne kadar gurur duysak azdır!
Demem o ki...
"Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal."
Dolayısıyla İstiklal Marşımızın her bir dizesiyle Yüce Türk milletinin ruhunu yansıtan, karakterini harfiyen anlatan ve dünyada eşi benzeri olmayan bir kahramanlık destanı olduğunu, bir kez daha kanıtlamıştır...
Bu vesileyle,
Yedi düvele hatırlatılır...
Ne mutlu Türk'üm diyene!
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
2 Mart 2011 Çarşamba
Gözümüz Türk Bayrağını Aradı...




11 Mart 2009 Çarşamba
"Allah Bir Daha Bu Millete İstiklâl Marşı Yazdırmasın!"

Millet olarak kutlanacak özel günlerimiz, belki de diğer ulusları kıskandıracak boyutta çok olması münasebetiyle, haklı gururu yaşamanın keyfiyle düşüncelerimi yazmaya koyuldum. Zira bu güzel ve özel günlerimizden İstiklâl Marşı'nın kabûlünün, yıldönümünü büyük onur ve gururla kutlayacağımıza değinmeden önce, söylemek istediğim bir kaç cümlem daha olacak.
*
*****
*
Her geçen gün, kendi değerlerimizden kaybettiğimiz bir dönemi iyi anlayıp görmek gerekliliğinin yılmaz savunucusu olarak, gördüğüm çok önemli olaylardan birisi de, millî ve manevî bayramlarımız yanında bizlerin geçmişini, tarihini ve kültürel birliğimizi temsil eden özel günlerimizi ne yazık ki, unutturulmaya çalışılırken ve dolaysıyla da kuşaktan kuşağa aktarmada zayıf kalmamıza ramak kalan tehditler karşısında, yerini sözde "evrensellik" adıyla ortaya atılan ve menşeî Batı kaynaklı günlerin aldığını, üzüntüyle ifade etmek isterim.
*
*****
*
İyi bilinmelidir ki, kendi bağrımızdan ve özümüzden çıkan bu anlamlı her bir günün, tek tek bir hikâyesi ve tarihi değeri olduğu kesindir. İşte millet olarak; tasada, kıvançta, mutlulukta, hüzünde ve kederde birleştiğimiz bu günlerin temsiliyeti diye tanımladığımız özel ve anlamlı günlerimizi saymakla bitiremeyiz. Tarihimizde yer alan Türk büyüklerinin kişiliklerini hayatlarını, hatıralarını,eserlerini ve barışlarını öğrencilerimizin zihinlerinde ve gönüllerinde canlı olarak yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla ,okullarımızda TÜRK Büyüklerini Anma günleri düzenlenir. Böylelikle çocuklarımızın; fikir,ahlâk, millî duygu bakımından gelişmelerine katkıda bulunulmuş olunur.
*
*****
*
İstiklâl Marşımız; 12 Mart 1921 yılında TBMM tarafından alkışlarla kabûl edildi. Osmanlı'nın son dönemlerindeki yazılan marşlar, ihtiyaç duyulan millî süreci karşılayamıyordu. Türk milleti. bu ruhu hep birlikte hissedecek, yaşayacak ve hatta yaşatacak millî birlikteliği ayakta tutacak o dizeleri en güzel şekilde anlatacak birisini aramaktaydı. Nitekim Millî şairimiz Mehmet Âkif ERSOY'un, bu isteğe en güzel şekilde cevap verecek on kıtalık şiiri TBMM tarafından seçilerek kabul edilmiştir.
*
*****
*
12 Mart 1921'de kabul edilen İstiklâl Marşı Hamdullah Suphi tarafından okunmuş ve marş ayakta dinlenmiştir.
"Doğacaktır sana vâdettiği günler Hakkın, Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın."
İşte bu ruh ve îmân ile Türk Ordusu Sakarya boylarında, İzmir yollarında büyük iman ve kahramanlıklarını göstermiştir. 9 Eylül 1922 tarihinde Hakk'ın vaat ettiği o parlak güneş, İzmir ufuklarında doğmuş, Müslüman Türk'ün saffet ve kudreti karşısında düşman büyük bir hezimete uğramış ve denize dökülmüştür."
Aziz ve mübarek vatanımızın her karış toprağı şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış, zaferin doruğuna ulaşmıştır. Nitekim İstiklâl Marşında:
"Korkma ! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.O, benim milletimin yıldızıdır, parlayacak,O, benimdir; o, benim milletimindir ancak!" mısraları ne derin bir mânâ taşımaktadır."
*
*****
*
Yakın arkadaşlarından; "Mehmed Âkif'in giyecek bir paltosu yoktu. Tâceddin Dergâhi'ndan Büyük Millet Meclisi'ne kadar paltosuz olarak yaya giderdi. O zamanlar Ankara'nın soğuğu çok şiddetli idi. Ben daireme gelir, paltomu Mehmed Âkif'e gönderirdim. O da giyer Meclise giderdi, İstiklâl Marşı için verilen parayı geri vermesinden dolayı kendisine, Mehmed Âkif üzerinde bir palton yok, verilen parayı da almazsın, dedim. Bunun üzerine, bana darıldı, paltomu da kabul etmedi. O soğuklarda paltosuz olarak Büyük Millet Meclisine gitti, geldi.
Mehmed Akif'in buna benzer şahsına has daha birçok meziyetleri vardır. Dürüsttür, hattâ Harb-i Umûmî içinde kardeşinin evinde çayı şekerle içtiklerini görünce, milletin yemediğini siz nasıl yiyorsunuz, demiş ve bir müddet kardeşinin evine bile gitmemiştir." İnternetten alıntıdır.
*
*****
*
Mehmed Âkif ERSOY, hasta yatağında yatarken kendisine sorulan bir soruya; "Allah bir daha bu millete İstiklâl Marşı yazdırmasın!" cevabıyla karşılık vermiştir. Evet, Allah bir daha bu millete, bir istiklâl mücadelesi yaşatmasın! Ulusal birlikteliğimizi, topyekün tüm dünyaya göstermiş ve yedi düvele meydan okumuş millet olarak, bu destanımızı anlatan, bizlerin okurken göğsünü kabartıp, tüylerimizi diken diken eden ulusal marşımızın varlığıyla ne kadar GURUR duysak azdır! Sevgi ve saygılarımla!