Türk Bayrağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Bayrağı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2015 Perşembe

Taksim'deki TÜRK BAYRAĞI'mız Nerede?!!..


















"SİZİN İKİ İNGİLİZ ASKERİNİ İSTESEYDİK ÖLDÜREBİLİRDİK AMA ÖLDÜRMEDİK SADECE UYARDIK!"

14 Ağustos 1996'da KKTC topraklarında Türk Bayrağını yere indirmeye çalışan Rum'un başına gelen ve Türk destanı;


"11 Ağustos 1996 yılında yolculuğa Batı Almanya'dan başlayan; Batı Avrupalı, Rum ve Yunanlı motosikletliler Kıbrıs'ta sınırları delip, Türk topraklarına girerek, Türk bayrağını indirip yerine Rum bayrağı çekeceklerini açıklıyorlar.

Motosikletlilere Rum-Yunan Ortodoks kiliseleri destek veriyor. ABD Büyükelçisi de iki günde bir Hasan Kundakçı Korgeneral'e gelip, "Motosikletliler sınırınızı geçip bayrak direğinize bir bez parçası
(Rum bayrağını kastediyor) asacaklar, bundan bir şey olmaz" diyor.

Kundakçı Paşa da ABD Büyükelçisine,

"Öyleyse Rauf Denktaş Bey'den izin alın, ben sessiz kalayım"diyerek onlara zekice bir tuzak kuruyor.
Fakat bu tuzağa düşmeyen Büyükelçi de diyor ki;

"O zaman KKTC'yi tanımış oluruz". Bunun üzerine Kundakçı Paşa, "O halde bizi zorlamayın. Bizim sınırımızı geçmeye kalkan kim olursa olsun kurşunlarım.
Onun için sakın sınırda bulunan bayrak direğine çıkıp Türk Bayrağı'nı indirmeye ve Rum bayrağı çekmeye yeltenmesinler" çıkışını yapıyor.

Hasan KUNDAKÇI  Paşa, Türk askerlerine şunu söylüyor; "Eğer sınırlarımızı bir kişi geçer, Bayrağımızı indirirse ben Türkiye'ye dönmem, dönemem. Alnıma tabancayı dayar, dokunurum tetiğe".

11 Ağustos 1996 günü, işin ciddiyetini anlayan motosikletlilerden en az yarısı bu işlerden vazgeçiyor, ortada sadece Rum ve Yunanlılar kalıyor.

14 Ağustos 1996 günü 35-40 fanatik Rum ve Yunanlı, hududumuzu delip Bayrağımızı indirmeye kalkınca, bayrak direğine tırmanan bir Rum, Türk Bayrağına dokunamadan tek kurşunla yere indiriliyor. Bu fanatiklere destek veren iki İngiliz askeri de kalçalarından vuruluyor.
Korgeneral Hasan KUNDAKÇI anlatır:

- Olaydan on dakika sonra odamda oturuyordum, BM Barış Gücü Komutanı Tuğgeneral ve BM Kurmay Başkanı İngiliz Albay geldi:

- Sayın Generalim, çok kötü şeyler oldu. Bayrak direğine çıkan bir kişi öldü ve iki de İngiliz askeri kalçasından yaralı.

- Onlara dedim ki; 
"'Sizi kaç gündür uyarıyorum. Bu işe mani olabilirdiniz, olmadınız, üstelik o vurulan İngiliz askerleri de motosikletli fanatiği direğe doğru yönelttiler. Engel olabilirlerdi,
olmadılar. Merak etmeyin Albayım, biz iki sümüklü İngiliz askerini uyardık. İsteseydik öldürebilirdik, sadece uyardık, öldürmedik. Onun için kalçalarından kurşunladık."
BM Kurmay Başkanı Albay:

- Ölebilirlerdi Generalim, diye yüksek sesle konuştu. İngiliz Albay küstahlaşınca,
Kundakçı Paşa odadaki havalı tabancayı alır.
Albaya der ki;

"Yan taraftaki hedefi yenile".
Albay şaşkındır ama hedefi yeniler. Paşa, 25 metreden 5 el ateş eder,

"Oku puanları Albayım". Puanlar okunur 50 üzerinden 5 kurşun da 49'a isabet etmiştir.
Biraz önce küstahça konuşan İngiliz Albay şaşırır ve susar.

Korgeneral KUNDAKÇI devam eder, 

"Şimdi anladınız mı?.. Türk Bayrağını indirmek isteyeni şah damarından vurup öldürmek istedik, öldürdük.
Sizin iki İngiliz'i öldürmek istemedik, sadece uyardık!" 

Osman PAMUKOĞLU

Hal böyleyken...




Dün Diyarbakır'da hainler bayrağımızı indirdiler, öfke ve nefretle karşılandı... Bugün orada yöre halkımızla el ele veren Mehmetçiğimiz, al bayrağımızı ve bütünlüğümüzü tehdit eden ve emperyalist güçlerin maşalığını yapan işbirlikçi bu hainlerle savaş halinde...

Dolayısıyla...




İstanbul Taksim Meydanı'ndaki dev Türk Bayrağı'mızın aniden ve de sessiz sedasız "indirildiğini" duyuyoruz...

Bu haber doğruysa...

Uğruna dün bugün... sayısız can verdiğimiz namusumuz, onurumuz, gururumuz.. 

İçimizi ısıtan şanlı  Al Bayrağımız İstanbul'un göbeğinden indirilmiş oluyor, öyle mi?


Niye ki?!!




Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

6 Şubat 2013 Çarşamba

Utananlara, Ezilenlere...













Türk milletinin mensubu olmaktan utananlara ve bunu "ırkçı" sayanlara "sorular"ımız olacak:


Türk Kahvesi, Türk Lokumu, Türk Hamamı... gibi tescilli ifadeleri  ne yapacaksınız?!

"Yunan Lokumu", "İngiliz Kahvesi", "Amerikan hamamı" filan mı diyeceğiz?


Pekii; İnsanlarımızın (Evlâd-ı Fatihan) etnik kökenlerini "üstünlük" yarışına sokmaya çalışan ve "Kurtuluş Savaşı yok", "Ege'de Rumlara Etnik Temizlik İddiası" gibi inciler saçan "vekil"lerimizin muhteşem söylemleriyle ırkçı'lığın daniskasını yapanlara...

Toplumumuzda millî ve kültürel her alanda "algıda yanılgı" yaratanlara ve dayatanlara ne demeli?

O vakit Kurtuluş Savaş'ında Yunanlılara karşı direnişe geçen Gökçen Efe ve diğer efelerle birlikte  Hasan Tahsin, Sütçü İmam Ali... gibi öteki millî mücadele kahramanlarımız hayâl ürünü mü?

Aslında yok böyle kahramanlarımız!.. Onlara, tamamen sonradan uydurulmuş birer "masal kahramanı" filan mı diyeceksiniz?

Ya Türk bayrağı ne olacak?

İstiklâl Marşı'mızı ve millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'u ne yapacaksınız?

Onu da "olmadığı iddia edilen" Kurtuluş Savaşı'mızın olmayan hayali bir şairi mi sayacaksınız?

 Mete Han'dan bu yana kalıcı kimliğimiz olan Türk kelimesiyle birlikte bugün varlığımızı ve bağımsızlığımızı borçlu olduğumuz devletimizin ve Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Ata'TÜRK'e ne diyeceksiniz?!

Çanakkale'yi tarihten mi sileceksiniz?

Yoksa tarihi mi "yok" sayacaksınız?

N'apacaksınız?

Sahi; Fransız, "ben Fransız'ım bununla gurur duyuyorum" İngiliz, "ben İngiliz'im, bununla gurur duyuyorum..." Rus, "ben Rus'um..." İtalyan, "ben İtalyanım", Arap, "ben Arap'ım" Çinli, "ben Çinliyim.." Japon, "ben Japon'um"... diyor; hatta "hepimiz Ermeniyiz" deniliyor da, BEN TÜRK'üm demek mi utanç oluyor?!

N'oluyor?

Her ulus gibi ben de her şeyimle birlikte ulusumla, kimliğimle, tarihimle, kültürümle,  dilimle, inancımla gurur ve onur duyuyorum!

Bu ülkenin ve bu milletin ekmeğini yiyen...

Kendi kimliğinin altında ezilerek yabancı kimliklerin hayran'ı olmaktan utanmayan budala ruhsuzlara, "yuh olsun"...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

13 Kasım 2011 Pazar

Bunu Yap(a)mazlar!












"Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez." Atatürk



"HAKKARİ’nin Çukurca İlçesi yakınlarında düzenlenen operasyonda öldürülen PKK’lı 17 yaşındaki Sezer Arslan’ın Muş’un Korkut İlçesi’ne bağlı İçboğaz Köyü’nde oturan ailesi taziye evinden sonra mezarına da Türk Bayrağı dikti. Direğe asılan Türk Bayrağı’nın altında yakınlarıyla birlikte dua eden ağabeyi Hamit Arslan, kandırılarak dağa çıkarılan kardeşinin intikamını PKK’dan alacağını söyledi." 5 Kasım 2011, Hürriyet

Öte yandan;

"BDP'li Pervİn Buldan, (Iğdır/Aralık) köy mezarlığına da geçerek Mehmetçiğe silah çeken vatan haini bölücülerin mezarını ziyaret etti." 8 Kasım 2011, Yeniçağ


Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sağlamış olduğu olanaklarla...


Ve en önemlisi de, Atatürk'ün "en büyük eserim" dediği Cumhuriyet'inin milletvekili sıfatıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bölünmez bütünlüğüne kasteden hainlerin mezarına giderek "dua eden" bu hanıma sormak isterim:


Kandırılarak dağa çıkarıldığını feryat edip mezarına Türk Bayrağı diken; vatanının ve milletinin bölünmez bütünlüğüne saldıranlara karşı meydan okuyan bu ailenin mezarına da gidip, dua ettiler mi acaba?

Şüphesiz ki bunu yap(a)mamışlardır, yap(a)mazlar da...

Zira amaçları, "üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek" de onun için!!!

Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

4 Kasım 2011 Cuma

Bu Uyarıya Dikkat!















"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hepsi aynı ülkenin evlâtlarıdır ve aynı cevherin damarlarıdır..." Mustafa Kemal ATATÜRK



"HAKKÂRİ'nin Çukurca İlçesi’nde operasyonda öldürülen Sezer Arslan’ın ailesi, çocuklarının terör örgütü tarafından kandırıldığını belirterek Muş’un Korkut İlçesi’ne bağlı İçboğaz Köyü’ndeki taziye evini Türk bayraklarıyla donattı." 4 Kasım 2011, Hürriyet

Baba Mehmet Arslan,

"Oğlumu okuması için Hakkâri’ye gönderdim. Orada kandırıp dağa çıkardılar. Bizim ordumuz, bayrağımız birdir. Biz hain değiliz. Oğlumu öldürdüler, başkaları ölmesin istiyoruz. Biz Müslümanız, aynı vatan, aynı bayrak altında yaşamak istiyoruz" diyor.

Asırlardan beri devletine ve milletine sadık insanlar olduklarını belirten amca Halil Arslan da,

"Polisimizi ve askerimizi öldürerek hiçbir şey kazanamayız. Biz Çanakkale'de 7 düvelle savaştık ve devletimizi kurduk. Artık kimseyle savaşmayacağız" diye konuştu.


Demek ki neymiş?

"Kürt kökenli" vatandaşlar olarak,

Tek bayrak, tek millet olmaktan asla gocunmayan insanlarımız; birlikteliğimizin bozulmaması için FERYAT ediyorlar!

Bundan ötesini,

Sakın denemeye kalkışmasınlar!

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

2 Mart 2011 Çarşamba

Gözümüz Türk Bayrağını Aradı...
















Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne bir dönem başbakanlık ve bakanlık yaptı. Ve en önemlisi de 20 Temmuz 1974'de Kıbrıs Barış Harekatı'nın yapılmasında etkin rol oynayarak karar almasıyla tarih sayfalarında kahramanca yerini aldı.

"Türkiye Cumhuriyeti tarafından Başbakan Bülent Ecevit Kıbrıs konusunu görüşmek ve gerekirse ortak müdahele yapılabilmesi için İngiltere'ye uçtu. Bu sırada koalisyondaki MSP lideri ve Başbakan vekili Necmettin Erbakan Milli Güvenlik Kurulu'nu toplayarak Başbakan Ecevit'in talimatı ile taarruz kararını iletti."

Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN, 27 Şubat 2011 tarihinde aramızdan ayrıldı...

Ona Allah'tan rahmet diliyoruz! Ruhu şad olsun...

Merhum Erbakan'ın cenaze törenine yüzbinler katıldı..

Ne kadar anlamlı...

Ama bu müthiş tablo karşısında bir eksiklik hissettim işte.

İzninizle bu duygumu Aziz Türk Milleti ile de paylaşmak istiyorum:

Gün birlik günü....

Evet; Necmettin Erbakan, Türk Milletinin yetiştirdiği önde gelen isimlerden birisidir.

O, bu topraklarda yetişti...

Bu devletin sağlamış olduğu olanaklarla yer edindi...

İçinden geçtiğimiz fırtınalı süreçte dünya, bir şekillenme arayışı yaşıyor.

Hiç şüphe duyulmasın ki İnönü'nün söylediği üzere "Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye'de orada yerini bulur." kararlılığıyla izninizle sormak istiyorum;

Cenaze töreninde biraraya gelen insanlarımızın ellerinde neden bayrağımız yoktu acaba?

Hem de milli birlik ve bütünlüğümüzün cümle aleme gösterilmesi gereken bu çok hassas süre içerisinde!

Şayet bugün bu bütünlüğü göstermezsek, daha ne zaman göstereceğiz acaba? Yoksa yarın bizi paramparça ettikleri zaman mı?..

Eğer böyle düşünülüyorsa hepimize geçmiş olsun!

Oysa o bayrak sayesinde değil midir ki ezanlarımız gümbür gümbür okunuyor?

Ve özgürce camiilere gidiliyor?

Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un Milli Mücadele yıllarında yaşadıklarıyla esinlenip yazdığı neydi?

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!


Unutulmasın ki, o bayrak inerse ne özgürlüğümüz kalır, ne de ezanımız!

Bizi birarada tutan en önemli milli değerlerimiz arasında hiç şüphesiz al bayrağımız geliyor!

Rengini nereden alıyor?

Şehitlerimizin kanından!!!

E o zaman..?!


Sevgi ve saygılarımla!