Albert Camus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Albert Camus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2017 Pazartesi

Sisifos'un Kayası...



Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiştir, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır.

"Bir mutluluk kitabı yazma isteğine kapılmadıkça, uyumsuzu bulamaz insan. "Daha neler! Böylesine dar yollardan mı?.." Ama bir tek dünya var yalnızca. Mutluluk ve uyumsuz aynı yeryüzünün iki oğlu. Birbirlerinden ayrılamazlar. Yanlışlık mutluluğun ille de uyumsuzun bulunuşundan doğduğunu söylemek olurdu. Uyumsuz duygusunun mutluluktan doğduğu da olur. "Her şeyin iyi olduğu yargısına varıyorum," der Oidipus, bu söz kutsaldır. İnsanın vahşi ve sınırlı evreninde çınlar. Her şeyin tükenmediğini, tüketilmediğini öğretir. Bu dünyaya doyumsuzluğumuz ve yararsız acılardan hoşlanmamız yüzünden gelmiş bir tanrıyı kovar bu dünyadan.Yazgıyı bir insan işi yapar, insanlar arasında sonuçlandırılacak bir işe dönüştürür. 

(...)

İnsanın kendi yaşamına yöneldiği bu yüce anda, Sisifos, kayasına dönerken, kendsince yaratılan, belleğinin bakışı altında birleşen, hemen sonra da ölümüyle kapanan yazgısı olan bu bağsız eylemler dizisini seyreder. Böylece, insansal olan her şeyin tümüyle insan kaynaklı olduğuna inandığını gösterir, görmek isteyen ve karanlığın sonu olmadığını bilen kördür, hep yürümektedir. Kaya hâlâ yuvarlanır durur.

Sisifos'u dağın eteğinde bırakıyorum! Kişi yükünü önünde sonunda bulur. Ama Sisifos tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün bağlılığı öğretir.  O da her şeyin iyi olduğu yargısına varır. Bundan böyle, efendisiz olan bu evren ona ne kısır görünür ne de değersiz. Bu taşın ufacık parçalarının her biri, bu karanlık dağın her madensel parıltısı, tek başına bir dünya oluşturur. Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos'u mutlu olarak tasarlamak gerekir." Albert CAMUS, Sisifos Söyleni sf:140-141


Dolayısıyla... 

"Camus saçma kavramını işte bu noktada tanımlar: boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir."  Sisifos Söyleni, Can Yayınları arka kapak yazısından.

Dün  Büyük Türk milleti vatandaşlık görevini yapmak üzere  sandığa gitti...

Aydınlık yarınlar ve mutlu günler Büyük Türk milleti ile  olsun...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

25 Ocak 2016 Pazartesi

Kısa Kısa...



22 Ocak 2016 günü, buz gibi bir havada  şeker çocuklarıma karnelerini verdim, ardından ver elini tatil...

Bu yıl Millî Eğitim Bakanlığı'nın aldığı bir kararla öğrenciler için, ödevsiz bir tatilin yerini, sorumluluğun aldığını düşünüyorum... Zira kendi adıma sevgili çocuklarımın ruhu ve aklı, hiç şüphe yok ki kitap okumak, bir ödev değil, bilinçli olmanın gereği olan bir sorumluluk olarak algıladıkları kanaatindeyim.



Dolayısıyla.. benim tatlı şekerlerin, kitap okumak konusunda bilinçli oldukları gibi, çevrelerinde olup biten her şeyi sorgulayarak anlama gayreti içinde olduklarından da hiç şüphe duymuyorum.


Onlara sonsuz sevgilerimle...



Ayrıca...

"Ne Mutlu Türküm Diyene!" Blog yazarı Sayın Mehmet Bilgehan MERKİ'nin yıllık blog değerlendirmesiyle ilgili olacak. Zira Mehmet Bey, nazik ve kararlı bir şekilde okuma tutkusunu etrafıyla paylaşmayı heyecanla sürdürüyor. Dolayısıyla  bu bağlamda ben de nasibimi almışım...

Mehmet Bey'e buradan saygılarımla birlikte teşekkürlerimi sunarım.

Öte yandan, "yorumlar" konusunda benim de söyleyeceğim birkaç cümlem var:

 Malum yaptığım yorumlar sebebiyle ödüllendirildim. :)

Evet.. blog yazarı olarak yazılarımızın okunması ve de ardından yorum yapılması gerçekten bizleri çok sevindirip heyecanlandırdığı bir gerçektir. Mehmet Bey'in de bahsettiği gibi yazılarımıza hep olumlu yönde eleştiriler beklemek haksızlık olur. Zaten bu da işin doğasına  aykırıdır. Zira asıl olan olaylara eleştirel gözle bakmaktır. Dolayısıyla bu anlamda yapılan eleştiriler kişilik haklarına zarar vermeden yapılmalıdır. O sebeple sayfama çok sayıda -yayınlamaktan utanç duyduğum- HAKARETLER oluyor.. Bu kişilere söylemek istediğim, hakaretten uzak her türlü eleştiriye açık olduğumdur...

Saygılarımla duyurulur...

Öte yandan...

Orhan PAMUK'un "Kara Kitap" adlı romanıyla birlikte, onu Türkçe yazmayı bilmemekle  eleştiren dil devriminin yılmaz savunucusu Tahsin YÜCEL, konu üzerinde yazmış olduğu bir makalesinde;

"Kötü bir yazar iyi bir romancı olabilir mi? İlk bakışta olmazmış gibi geliyor insana. Ama bunca yıldır Orhan Pamuk’un yapıtlarını göklere çıkaran ünlü eleştirmenlerimize..." diyerek sürdürdükten sonra,

"Peki, bunca baskı yapan, bunca eleştirmeni hayran bırakan bu kitapta tutarlı sayılabilecek hiçbir şey yok mudur?" diyeceksiniz. Olmaz olur mu? Örneğin iki yarım tümcesi vardır ki, kurgusuyla da, içeriğiyle de gerçekten doğru görünür: "Ne tuhaf okurlarsınız siz, ne tuhaf ülke burası?" (s.128)

Hürriyet Gösteri – Kasım 1990 – Sayı:120 sf:45-46-47-48

Ve...



Albert CAMUS'nün hemen hemen bütün romanlarını Türkçe'ye kazandıran yazar, çevirmen ve Türk Edebiyatı'nın önemi bir şahsiyeti olan Tahsin YÜCEL'i kaybettik.. 


Ruhu şad olsun...





Sevgi ve saygılarımla!




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

10 Mayıs 2012 Perşembe

Caligula'dan Günümüze...
















"Halkla hükümet arasında uzaklık ne kadar artarsa, vergiler de o ölçüde ağırlaşır. Bundan ötürü halk, demokrasilerde en hafif vergi yükü altındadır; aristokraside daha ağır, monarşideyse en ağır yükü taşır" J. J. Rousseau, Toplum Sözleşmesi, sf:75




"El öpenleri çok oldu!

Fas Kralı Muhammed’in oğlu Hasan’ın katıldığı her resmi törende devlet erkanına el öptürmesi olay oldu." 09 Mayıs 2012, Vatan


"Kraliyet ailesi hükümete, ''Her şeyden elimi ayağımı çekerim'' diyerek meydan okudu
Avrupa’nın en küçük ülkelerinden Liechtenstein’da kraliyet ailesi, veto yetkisini kaldırmak isteyen hükümete, “900 yıldır bu ülkeyi ailem ayakta tutuyor.


Demokratik parlamenter monarşiyle idare edilen Liechtenstein’da parlamento 25 milletvekilinden oluşuyor. Devlet başkanı resmi olarak Prens II. Hans Adam. Ancak prensin siyasi yetkileri hayli geniştir. Kanunları veto edebilir, referanduma sunabilir, parlamentoyu dağıtarak seçimlere gidebilir. Kraliyet ailesi ekonominin her alanında rol alıyor. Forbes dergisine göre Liechtenstein ailesinin serveti 4 milyar dolar " 28 Nisan 2012, Vatan


Avrupa...


Batı'nın demokrasi anlayışı, sözde laikliğin merkezi Batılı devletler ve sınıf ve zümreye dayalı meşruti demokrasileri.


Öte yandan kendilerinden olmayan ve krallıkla yönetilen,

Doğu ülkeleri...


"Başlangıçta insanların tanrılarından başka kralları, dine dayanan yönetimden başka yönetimleri yoktu. Tıpkı Caligula gibi düşünmüşlerdi ve o zaman için düşünceleri yerindeydi. İnsanın, benzerini kendine efendi diye kabul edebilmesi ve bunun yararlı olacağı umuduna kapılabilmesi için, düşünce ve duygularında uzun bir değişiklik olması gerekir.

Her politik toplumun başına bir tanrının konulmuş olması, ortaya ulus sayısı kadar tanrı çıkarmasına yol açmıştır. Birbirine yabancı ve hemen her zaman düşman olan iki ulus, uzun süre aynı varlığı efendi olarak tanıyamamışlardır. Birbiriyle çarpışan iki ordu da aynı başın buyruğunda olamazlardı. Böylece ulus ayrılığından çoktanrıcılık doğdu, dinsel ve toplumsal hoşgörüsüzlük doğdu ki, bunların ikisi de aynı kapıya çıkar.

(...)

Bununla birlikte, her zaman ortada bir hükümdar ve toplum yasaları bulunduğu için, bu iki güçten, yargılama bakımından, sonsuz bir anlaşmazlık doğdu ve bu Hıristiyan devletlerde her türlü iyi politika olanağını ortadan kaldırdı; öyle ki, artık kimse krala mı, yoksa papaya mı boyun eğeceğini kestiremez oldu.

Ama birçok ulus, hatta Avrupa'dakiler ve Avrupa çevresindekiler eski düzeni elde tutmak ya da yeniden kurmak istedilerse de bunu başaramadılar; Hıristiyanlık ruhu her şeyi sardı." Toplum Sözleşmesi, J. J. Rousseau, sf:124-125/127



Aşırı savurganlığı, tuhaflığı, ahlâksızlığı ve acımasızlığıyla tanınan ve despotluğuyla bilnen Caligula(37 - 41) Julio-Claudian Hanedanı mensubu ve Roma İmparatorluğunun üçüncü imparatoru. Kendi muhafızlarının birkaçı tarafından 41 yılında öldürüldü.


"Caligula Scipon’a; "yaşamak zor, neyse ki elimizin altında din, sanat ve bize beslenen sevgi var" diye sürekli hatırlatmalarda bulunurdu. Ona göre kendini avutmanın en iyi yolu başkalarına eziyet etmekti." Albert Camus, Caligula



Küresel güçler de aynen Caligula’nın izinden gitmektedirler. Bunu yaparken de hem gücü elde etmeyi, hem de bu gücü sonsuza dek ellerinde bulundurmayı sürdürmek istemektedirler. Tabii bunları elde etmenin tek yolu da bugün için dünya düzenini değiştirerek "demokrasi, özgürlük" kavramlarının arkasına sığınmalarıdır. Bu sayede tüm insanlara mutluluk getirmeyi, insanlar arasında eşitliği oluşturmayı ileri sürmek en büyük kozları.


Oysa ileri sürdükleri düzen içerisinde insanlar arasındaki eşitsizlik hergeçen gün daha da artmakta ve kutuplaşmalara sebebiyet vermekte...


Bugün dünyanın her yerinde bütün insanlar, insanca yaşamak için uğraş veriyor.












Demokrasinin Avrupa'dan çıktığını iddia ediyorlar ama...

Liechtenstein’da kadınlar 1984'de referanduma katılabilmişlerdir. İsviçre'de 1971'de...


"280 milyonluk Arap dünyasında her 2 kadından 1'i okuma yazma bilmiyor.
Suudi Arabistan'da kadının oy hakkı 2011 yılında verildi, araba kullanması yasak!"

Oysa Atatürk Cumhuriyeti'nin kadınları, seçme ve seçilme hakkına 1930-1934'te ulaşmıştır!














Demem o ki...

Doğulu insanların zenginliklerini gasp eden "Küresel çeteler", sözde laik demokratik yönetimlerce yönetilen halklarını, bugüne değin mutlu mesut ve refah içerisinde yaşattılar...

Ancak yönetimlerini bu vakte kadar sorgulama gereği bile duymadan

Umarsızca yaşayan bu halklar, şimdi uyanmaya başladılar...

Ve görülen o ki...

Bu zenginliğin bittiğinin işareti çoktaaan verilmeye başladı bile...


Zira Yunanistan'da iflas bayrağı çekildi!


"Mutlu mesut" (!) Batılı halklar,

Ve

Sersefalet içerisinde...

Kan ve gözyaşıyla boğuşan Doğulu halklar,


Saklanamaz tek gerçek ise;

Zümre ve sınıf ayırımına dayalı,


MONARŞİK YÖNETİMLER...

Kral çıplak!


Sevgi ve saygılarımla!



NOT:

Günümüzde Monarşi İle Yönetilen Ülkeler:


Avusturalya (Federal Meşruti Monarşi)
Antiller ve Barbados ((Meşruti Monarşi)
Bahamalar (Meşruti Monarşi)
Bahreyn (Mutlak Monarşi)
Belçika (Meşruti Krallık)
Belize (Meşruti Monarşi)
Bhutan (Parlementer Monarşi)
Birleşik Arap Emirlikleri (Monarşi ile yönetilen 7 emirlikten oluşan federasyon)
Brunei (Meşruti Monarşi)
Büyük Britanya (İngiltere) (Meşruti Krallık)
Danimarka (Meşruti Krallık)
Fas (Meşruti Krallık)
Grenada (Meşruti Monarşi)
Hollanda (Meşruti Krallık)
İspanya (Meşruti Krallık)
İsveç (Meşruti Krallık)
Jamaika (Meşruti Monarşi)
Japonya (Meşruti Monarşi)
Kanada (Meşruti Monarşi)
Kuveyt (Meşruti Monarşi)
Lesotho (Monarşi)
Liechtenstein (Parlementer Monarşi)
Lüksemburg (Meşruti Monarşi)
Monako (Meşruti Monarşi)
Malezya (Federal Meşruti Monarşi)
Nepal (Meşruti Monarşi)
Norveç (Meşruti Krallık)
Papua Yeni Gine (Meşruti Monarşi)
Solomon Adaları (Meşruti Monarşi)
Suudi Arabistan (Mutlak Monarşi)
Svaziland (Meşruti Monarşi)
Tayland (Meşruti Monarşi)
Tonga (Meşruti Monarşi)
Umman (Meşruti Monarşi)
Ürdün (Parlementer Monarşi)
Vatikan (Seçime Dayalı Mutlak Monarşi)
Yeni Zelanda (Meşruti Monarşi)


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)