Nazım Hikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nazım Hikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2018 Pazartesi

Mutlu, Mes'ut Kutlanıyor



"… VE DÖVÜŞEBİLİRİM.

DOĞRU BULDUĞUM, HAKLI BULDUĞUM

GÜZEL BULDUĞUM HER ŞEY VE HERKES İÇİN

YAŞIM BAŞIM BUNA ENGEL DEĞİL…" Nazım Hikmet


Daha bir hafta öncesinde Yunan polisi göçmenleri soyup dövdü, ölüme terk etti. Dolayısıyla  göçmenlerin, sıfırın altına düşen soğuk havada donarak hayatlarını kaybettikleri haberleri havada uçuşurken, "insan hakları" görmezden gelinerek ihlal edilip insanlık dramı haberlerinin duyulmasından 7 gün sonra, hiç bir şey olmamışcasına yüzsüzce "İnsan hakları" kutlanılması kadar rezilce bir durum olamaz...

Ve ne yazık ki  aynı yüzsüzlerin, başta üzerinde yaşadığımız coğrafya olmak üzere dünyanın dört bir tarafında bugüne kadar yaptıkları ihlaller ve sömürülerden sonra, arsızca mutlu mes'ut kutladıkları gündür.



 "Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut kocaman gözlüklerin, 
beyaz gömleğinle bir laboratuarda
insanlar için ölebileceksin, 
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde." Nazım Hikmet, 1948


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

23 Temmuz 2015 Perşembe

"Ey Zavallı Vatanım"





Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran ve sahibi olan Türk halkı kimlerden oluşuyor?

Bu vatanın köylüsü, kentlisi, memuru, esnafı, işçisi, çalışanı çalışmayanı bu ülkenin sahibi, yani Türk halkı.

Dolayısıyla... 

Şimdi tarlada çalışan Mehmet Ağa; işinde gücünde devletin işlerini yürüterek halka hizmet veren memur Ayşe hanım; evini geçindirmek, karnını doyurmak peşinde olan, alın teri döken işçi, esnaf, sanatkâr..

O halde bunlar mı ülkemin orasına burasına bomba koyup kendi halkını, çoluğunu çocuğunu öldürüyor?

Bunlar mı kendi lokmasını teperek huzurunu bozuyor?

Irak parçalandı!..

Libya parçalandı!..

Suriye parçalanmaya çalışılıyor!..

Sıra geldi Türkiye'ye ve ardından İran'a

Ve...

PJAK, PYD, PKK, IŞİD...  "Tavşana kaç tazıya tut" misali... Yok aslında birbirlerinden farkı. Hepsi de Haçlı güçlerin paralı maşaları. Bölgemiz Batı'nın silahlandırıp donattığı bu tedhiş örgütlerince şekillendirilmeye çalışılıyor...

Peki ne zamana kadar sürecek bu tedhiş (savaş)?

Taa ki, Sevr'i yeniden kabul edene kadar!

Taa ki, ülkemiz paramparça olana kadar!

Taa ki, Türk halkı mezhepsel ve etnik köken anlamında ayrışıp birbirine düşman edilene kadar!

Taa ki, bu ülkenin ve bölge coğrafyasının yeraltı ve yerüstü zenginliklerini bu Haçlı güçlerin kontrolü altına geçene kadar!

Taa ki, güzel ülkem Yugoslavya gibi haritadan tümden silinip, parça parça kabile devletçikleri haline getirilene kadar!

E, dolayısıyla...

Hani dün Reyhanlı'da bugün Suruç'ta bombalar patlayıp insanlarımız öldü ya...

Hani dünyadan bu olaylara "tepki" olarak sözde "çok üzgünüz" filan cümleleri geldi ya..

Hani timsah gözyaşı döke döke helâk olan sözde "dost"larımız var ya..

Hepsi de ellerini ovuştura ovuştura bugünleri yaşamanın keyfiyle, masa başında çizdikleri haritayı kabul ettirmenin savaşını veriyorlar.


 Bize gelince... 

"Ey zavallı vatanım
Neden böyle ağlıyor
Neden midir, çünkü ona
Evlatları bakmıyor" Nazım Hikmet


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Sarı Saçlım Mavi Gözlüm...









"ANITKABİR, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin 92′nci yıldönümünde, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün canlı portresini oluşturacak 6 bin kişiye ev sahipliği yapıyor. Rekor denemesindeki etkinliği Guinness yetkilileri de izledi." 26 Ağustos 2014

VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!















30 Ağustos Gecesinde...


26 Ağustos gecesinde saatler iki otuzdan beş otuza kadar

Ve
İzmir rıhtımından Akdenize Bakan Nefer


Saat 2.30. 

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi,
ne toprak kokusu vardır. Gündüz güneşin,
gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın, daha küçük kaldığı için ve bu vakitlerde topraktan
ve yürekten evimize, aşkımıza ve kendimize dair sesler geldiği için
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.

Düşman üç saatlik yerdedir ve Hıdırlık tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıklan gözükecek.
Kuzeydoğuda Güzelim dağları ve dağlarda tek tek ateşler yanıyor.

(...)



Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü ve şu türküyü duydu:

"Dörtnala gelip uzak Asya'dan Akdeniz'e
bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine bu hasret bizim..."

Sonra.

Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik ve Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinde gelip öfkeden, sevinçten,
Ümitten ağlıya ağlıya,
Güneyden Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.

Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
Türk halkı bağışlasın bizi,
Onlar ki toprakta karınca,
suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
korkak, cesur, câhil, hakîm ve çocukturlar
ve kahreden yaratan ki onlardır,
kitabımızda yalnız onların maceraları vardır...

Kuvayi Milliye/Destan, Nazım Hikmet RAN





Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

29 Mart 2014 Cumartesi

Haydi Sandığa...














Bu Memleket Bizim


Dört nala gelip uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim

Kapansın el kapıları
Bir daha açılmasın
Yok edin insanın insana kulluğunu
Bu davet bizim

Bilekler kan içinde dişler kenetli
Bilekler kan içinde ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak
Bu cehennem, bu cennet bizim

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine
Bu hasret bizim

                                                  Nazım Hikmet


Yarın seçime gidiyoruz...

Hani vatandaş olduğumuzun bilincine vardığımız o çok önemli asli görevimiz...

Demokrasi adına herkesin sandık başında olması dileğiyle,

Mutlu huzurlu ve en önemlisi de aydınlık yarınlarımız için

Kazanan TÜRKİYE Cumhuriyeti Devleti ve Yüce TÜRK milleti olsun...


Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

9 Mayıs 2010 Pazar

Türk Milletinden Şehit Analarına Selam Olsun!














"İki şey var ancak ölümle unutulur, anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü" Nazım Hikmet


Bizi hayata hazırlayan, sevgi ve şefkati karşılık beklemeden cömertçe sunan annelere...


Onlar, bugün sevinç ve gururla çocuklarının varlıklarını hissetmenin mutluluğunu şüphesiz ki hakederek yaşıyor olacaklardır... Zira bu anlamlı günlerini yürekten paylaşıyor sonsuz şefkat ve sevgilerine minnettar olduğumuzu bütün annelere, buradan belirtmek isterim.


Ancak madem bugünü, haklarını ödeyemeyeceğimiz fedakar annelere ayırıyoruz, o vakit acı bir gerçeği de paylaşmadan geçemeyeceğim:

Sayılarını artık sayamadığımız "vatan sağolsun" nidalarıyla kara topraklara verdiğimiz ve hâlâ da vermeye devam ettiğimiz vatan evlatlarımızın, yürekleri dağlı, gözleri yaşlı fedakar şehit analarımızın haklarını nasıl ödeyeceğiz? Bugün, mutlu mutlu çocuklarıyla sarmaş dolaş olan annelerin yanısıra, bir köşede "ateş düştüğü yeri yakar" anlayışını hakim kılmak isteyen duyarsız basın yayın organları mı onların evlat acılarını dindirecek?.. Yoksa kendinden geçercesine o kanal benim, bu kanal senin sütüdyo sütüdyo dolaşıp "vur patlasın çal oynasın" bilinçsizlğiyle oynayarak sahte mutluluğu yaratan kişiler mi?..


Şehit düşen "MEHMETÇİK"lerin anısına, bu yürekli, kahraman şehit annelerimizin öpülesi ellerinden, milyonlarca kez SAYGI ve MİNNET duygularıyla öpüyor, onların, acılarını yürekten paylaşıyorum!!! Biliniz ki bu millet size çok şey borçlu..!


Sevgi ve saygılarımla!