26 Ağustos Büyük TAARRUZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Ağustos Büyük TAARRUZ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ağustos 2018 Pazar

Olmazsan Olmazdık Yüce ATA'm!



Hayatını cepheden cepheye koşturarak geçiren, milleti için canı pahasına çalışan ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ümüzün ve silah arkadaşlarının, sonsuz minnet ve şükran duygularımızla  ruhları şad, mekanları cennet olsun...


28 Eylül 1922-11 Kasım 1922 

BÜTÜN Türkiye günlerdir durup durup coşuyor, bayram ediyordu. 

Bir İstanbullu anı defterine şöyle yazdı: 

"Hastalık, parasızlık, acı, düşmanlık, gelecek kaygısı, her şey, her şey unutuldu. Her yer çılgınca sevinen mutlu insanlarla dolu. Sevinçten kucaklaşıp kucaklaşıp ağlaşıyoruz. Her yanda bayraklar. Milli Mücadele karşıtı beş hocayı üniversiteden kovdurmayı başaran öğrencilerin sevinci artarak sürüyor"

Asya, Ortadoğu ve Afrika'daki bütün Müslüman topluluklar da, bu mucize zaferi coşkuyla kutlamaktaydı. Hiçbiri bağımsız değildi. Hepsi sömürgeydi, işgal ya da denetim altındaydı, esirdi, geriydi. Dünya bu talihsiz insancıkların sevinç ve gurur dolu çığlık-larıyla inliyordu: 

"Yaşasın Türkiyeeee!" 

Türkler emperyalizmi yenmişti. Bir ilkti bu. Tarihin çok önemli bir dönemeci yaşanıyordu- Türk ordusu Anadolu'yu temizlemiş, Çanakkale'yi sarmış, İstanbul kapılarına dayanmıştı. 

Kanlı oyunun son aşaması başlamıştı. 

Türkiye 1918'de yenilip teslim olduğu zaman hepsi yıkılmıştı. Türkler bile başa çıkamadığına göre 'bu beyaz efendileri' kimse yenemez diye düşünmüşlerdi. Ümitsizliğin dibine çöktükleri anda 'Türklerin İngilizlere ve ortaklarına isyan ettikleri' gibi inanılması zor haberler gelmeye başlamıştı. 

"Neee?"

İşgale, parçalanmaya, paylaştırılmaya, sömürülmeye karşı çıkmıştı Türkler... 

"Acaba doğru mu?" 

Son haçlı saldırısına direniyorlardı... 

"Direniyorlar ha!" 

İngilizlerin ortaklarını, paralı askerlerini, kiralık katillerini art arda yeniyorlardı... 

"Yarabbi bu bir rüya ise ne olur uyandırma!" 

Bu olağanüstü mücadeleyi dört yıl boyunca, Türklerin kazanmasıiçin dua ede ede, içleri titreyerek izlemişlerdi. Ezilen, sömürülen, hor görülen İslam dünyası için bu bir onur sorunuydu. Sonunda büyük haber gelmişti: Müslüman Türkler bütün beyaz efendileri, adamları, yamakları, uşakları, beslemeleri, soytarıları, alkışçıları ve çığırtkanlarıyla birlikte yenmişti! 

Milyonlarca yanık, kavruk ses göğe yükseldi: 

"Elhamdülillaaaaah!" 

Malezya'dan Nijerya'ya kadar Asya ve Afrika'daki bütün Müslüman topluluklar sevinçle dalgalandı. Birçok şehir M. Kemal Paşa'nın resimleriyle donatıldı, Gazze'de ve Nablus'ta pencerelere Türk bayraklarıasıldı. 

İngilizler Nehru ile öteki Hint liderlerini hapsetmişlerdi. Liderler kaldıkları koğuşları Türk zaferi şerefine çiçekli dallarla süs-lediler. 

Bu olay Müslüman olmayan sömürgelerde de bağımsızlık ve özgürlük ümidini yeş erte çekti. 

Tarihin akışı değişiyordu. 

Tunus'un Kairouan şehrinde yaşayan Bouhdiba Efendi haberi alır almaz şükür secdesine kapandıktan sonra duaya durdu: 

"Bize de Mustafa Kemal Paşa gibi bir serdar, Türk ordusu gibi bir ordu nasip et ey yüce Allahım."

Turgut ÖZAKMAN, CUMHURİYET Türk Mucizesi, sf:15-16


Bugün 26 Ağustos 2018

Büyük Önderimiz ve ebedi Başkomutanımız ATATÜRK'ümüzün komutasındaki TÜRK ordusu, 26 Ağustos 1922 tarihinde Türk Kurtuluş Savaşı esnasında taarruza geçerek Yunan kuvvetlerine karşı genel bir saldırı başlattı. Dolayısıyla, Türk ordusu, 26 Ağustos gecesi Ahır Dağları üzerinde yer alan Yunanların geceleri savunmadığı Ballıkaya mevkiisine ilerledi ve buradan sızarak Yunan hatlarının gerisine vardı

Ve...

Sabaha kadar süren intikalin ardından Kocatepe'de yerini alan Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk'ümüzün komutasındaki Türk ordusunun,  işgalci Yunan birliklerine karşı başlattığı Büyük Taarruz'un 96. yıl dönümü Yüce Türk ulusuna kutlu ve mutlu olsun!


Ne mutlu Türk'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


26 Ağustos 2017 Cumartesi

26 Ağustos Meydan Muharebesi ve Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK



MUSTAFA KEMAL PAŞA VE YUNAN KUVVETLERİ KOMUTAN TRİKOPİS

"Bütün bu taarruz esnasında Gazi’nin yanında bulunan arkadaşlar, Yunan kuvvetleri komutanı general Trikopis’in başkumandan çadırına nasıl getirildiğini şöyle anlatılar.

Trikopis, diğer esir kolordu ve fıkra(tümen) kumandanları ile birlikte Gazi’nin huzuruna çıkardıkları vakit, hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde, imişler. Gazi, bunları oturtmuş, kendilerini teselli için bu gibi mağlubiyetlerinin tarihte misalleri olduğunu, sevk ve idarede vazifesini bi hakkın yapmış iseler vicdanen müsterih olabileceklerini söylediği zaman Trikopis:

"-Askeri vazifemi tamamen yaptığıma eminim.Fakat asıl vazifemi maalesef yapamadım." diye intahar edemediğini anlatmak isterken Gazi:

"-O size ait bir düşüncedir." diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde:

"-Şurada bir fırkanız vardı.Niçin onu şuraya almadınız. Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere süreydiniz daha iyi olmazmıydı?" gibi bazı tenkitler yapmış, Trikopis:

"-Ben öyle hareket etmek için emir verdim.Fakat (Yanındaki kolordu komutanını gösterirken) bu yapamadı!" demiş.

Bu görüşmeler olurken esir fırka kumandanı yavaşça yanında bulunan zabitlerimizden birine:

"-Bizim ile konuşan bu general kimdir?” diye sormuş Zabit:

"-Başkumandan Mustafa Kemal" deyince adam hayrete düşmüş:

"-Şimdi anladım biz niçin mağlup olduk! Bizim başkumandan İzmir’de vapurda oturuyordu!" diyerek derdini dökmüş..."  İLGİNÇ OLAYLAR VE ANEKTODLARLA ATATÜRK,  Sf:43



26 Ağustos 1922 tarihinde, Başkomutan Büyük Önder Mustafa kemal ATATÜRK'ün komutasındaki Büyük Türk milletinin bağrından çıkardığı Türk ordusu  Yunan cephesinin en güçlü olduğu direnme merkezi olan Kocatepe'de, sabahın erken saatlerinde top atışlarıyla taarruza geçti.

Bu beklenmedik Türk taarruzuna hazırlıksız yakalanan emperyalistlerin maşası olarak yurdumuzu işgal eden Yunan ordusu panik içerisinde geri çekilmeye başladı.

Ve... 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar'da köşeye sıkışan Yunan ordusu, Türk ordusuyla karşı karşıya geldiği meydan muharebesini de kaybedip İzmir'e doğru kaçmaya başladı. Bu kaçış sırasında  Türklere ait ne varsa yağmalıyor, yağmalayamadıklarını da yakıp yıkıyordu.

Ve nihayet 9 Eylül'de Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK'ün komutasındaki Türk ordusu imkansızı başararak, düşman güçlerini emsalsiz bir zaferle  kazanmıştır! Bu sayede  vatan topraklarımız emperyalist işgalden tamamen temizlemiştir.

Dolayısıyla bugün  26 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Büyük  Taarruz'un 95. yıldönümü... 

Bize bu onur ve gurur verici tarihi canları pahasına yazan Başkomutan Mustafa Kemal ATATÜRK'ümüze  ve silah arkadaşlarıyla birlikte tüm şehitlerimize binlerce kez minnet ve şükran borçluyuz...

Ne mutlu Türk'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

31 Ocak 2017 Salı

Yunan Başkomutanı Trikopis'i Unutmayın!



"Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi AKAR, kuvvet komutanları ile birlikte 21 yıl önce Yunanistan ile savaşın eşiğine gelinen Kardak kayalıklarını krizin yıldönümünde ziyaret etti. Ziyaret esnasında Yunan botu Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın Kardak'a girmesini önlemeye çalıştı, gergin anlar yaşandı." 30 Ocak 2017


İsmet İnönü sorar : "Kemal sana göre dünyanın en zor işi nedir?"

Atatürk cevap verir : "Türk milletini ayağa kaldırmak der. Ben en çok bu noktada zorlandım."

Atatürk devam eder "İsmet şimdi bana bundan daha zor bir şey var mı" diye, sor der?

İnönü sorar, "var mı?" diye.

Atatürk cevap verir: Harekete geçince bu milleti durdurmak!

Ve...

Yunan İşgali ve Kurtuluş Savaşı

"1922, Büyük Taarruz'dan bir yıl önce, yani 1921 Ağustos ayında, Yunanlılar General Papulas'ın komutasında Ankara'ya doğru iki kol halinde ve İngilizlerin büyük desteği ile Türklere saldırırlarken; "Ankara Kalesine Yunan Bayrağını çekeceğiz.." diyerek seviniyorlardı.. "Mustafa Kemal'in boynuna bir ip geçirerek, yerlerde sürükleye sürükleye Atina'ya götürüp, orada asacağız!.." diyorlardı.. "

Ancak;

"Yunanlılar 26 Ağustos'tan önce 214.000 asker ve 30.000 kadar da yerli Rum ve Ermeni olmak üzere, toplam olarak 244.000 kişilik kuvvete sahipti.

Yunanlılar tam beş parçaya bölünmüşlerdi: Birinci kol Aydın-Söke doğrultusunda, ikincisi Uşak-İzmir doğrultusunda, üçüncüsü Murat Dağları kuzeyinde, dördüncü kol Kütahya-Simav doğrultusunda, beşincisi de Eskişehir-Bilecik-Bursa doğrultusunda savaşarak firar ediyorlardı.

Kalleş ve hain Çerkez Ethem de 2.  koldaki Yunanlılarla birlikte kaçıyordu.

Üçüncü kolu teşkil eden Murat Dağları kuzeyindeki kol; Başkomutan seçilen General Trikopis'in kumandası altında batıya kaçıyorlar...

Yunan birlikleri pek aç ve sefil, yiyecek ve içecek stoklarını, ambarlarını geride bırakmış olarak çekilirlerken; bizim ünlü 23. Tümenimizin bir koluna rastladı.. Yunan askerleri komutanlarının savaşma kararını dinlemeyerek TESLİM olmayı kararlaştırmışlardı. Beyaz bayrak çekerek esir olmayı kabullenmişlerdi.. Bizim 23. Tümenin yanına gelen 5. Tümenin yardımlarıyla Yunanlılar teslim olmaya ve silahlarını bırakmaya başlamışlardı. Yunanlılar merasim için Uşak'a getirildiler.


Askeri adet gereği, esir alınan Yunan generallerinin kılıç teslimlerine ait merasim, Uşak'taki bir konakta gerçekleştirildi.

Anılan konakta Mustafa Kemal Paşa'nın dışında Mareşal Fevzi Çakmak, İsmet Paşa ve bazı komutanlarımız ile gazete muharirleri, tarihçiler vardı.. Edebiyatçı-gazeteci yazarlarımızdan Halide Edip (Adıvar) ve Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) da hazır buluyordu.

Esirler, Trikopis ve General Dyenis başta olmak üzere, esir generaller Mustafa Kemal Paşa'nın huzuruna alındılar..

ATATÜRK, onları "hoş geldiniz" diyerek karşıladıktan sonra "yorulmuş olacaksınız, buyurun!.." diyerek onların oturmalarına izin verdi.. Hal ve hatırlarını sorarak, onları "mukadderat" diyerek teselli etti. Savaş kritiği de yaparak, yaptıkları hataları açıkladı.. Yunanlı generaller birbirlerini suçladılar ama sonuçta o hataları kabullendiler.

Tarih: 2 Eylül 1922, Yer: Uşak."

Dolayısıyla dün Ege denizinde yaşanan "gerginlik"le ilgili, Orgeneral Hulusi AKAR'ın  TSK’nın bölgesinde etkin, caydırıcı ve saygın bir güç olduğunu, nazik bir üslupla ifade etmeleri... 

Nedendir bilemiyorum ama, bana, bu  tarihi gerçekleri hatırlattı.





Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)



28 Ağustos 2016 Pazar

1000'e 20 Kala... ;)



Ulus olarak  26 Ağustos'ta  Büyük Taarruz'un başlangıcının 94. yılını coşkuyla hatırladık

Ne tesadüf ki bloğumu açtığım tarih, bu güzel güne denk gelmiş olmasıdır. Dolayısıyla,

 Bloğum 8 yaşını doldurdu...

:)

Evet 26 Ağustos 2008 yılında ilk yazımla birlikte bloğumda düzenli olarak bugüne kadar ortalama aylık 10 yazı yazdım. Bu arada çok değerli kişilerle -özel randevularla- özel söyleşilerim oldu. Tüm bunları büyük bir heyecanla ve büyük bir mutlulukla sayfamda yayınlama zevkine vardım. Dolayısıyla büyük özveriyle birlikte çok emek sarfederek bloğuma gösterdiğim özen, hani öyle karşılığında maddi bir şeyler elde etmek için değil.

Özellikle ülkemin ulusal çıkarları üzerine ve milli değerlerimizi ele aldığım konularla sorumluluk sahibi bir vatandaş olarak zamanımı, okuyup-yazarak değerlendirmekle ilgimi bloğuma yoğunlaştırdım. Doğal olarak basit anlamda keyif yapmayı, zevk almayı, bloğumda yazarak sürdürdüm. Kuşkusuz, bugün insanların bir kısmı sabahtan akşama çalışıp, sonra da yaşamak için geri kalan zamanlarını, AVM'lerde gezerek kafelerde çene çalarak veya tv'de yozlaşmış programları izleyerek, sanal ortamda boş konular peşinde gezerek harcamayı yeğlediği gibi de seçebilirdim. 


Ancak bugün ülkece içinde bulunduğumuz ağır koşulların bilinciyle hareket ettiğim düşünülürse,  sanırım  benim bu türden bir seçeneğe yönelmek gibi bir lüksüm olamayacağı ortada. Dolayısıyla bu durumdan asla şikayet etmediğim gibi, gurur duyduğumu da itiraf etmek isterim. Ki aynı zamanda öğrencilerime ve öğrenci velilerime örnek olmak istemem de göz önünde bulundurulursa, bunda haksız da değilim hani... :)

Dolayısıyla...

8 yıl boyunca -yaklaşık 1000'e 20 kala yazımla- tüm dikkatimi vererek bloğuma ayırdığım zaman, bana inanılmaz bir zevk verdi. Ve bir yandan da yaptığım araştırmalarımla kendimi sanki bir öğretmen gibi değil de, sanki araştırmacı bir öğrenci gibi hissetmeme neden oldu. Hatta  zaman zaman ülkemin yaşadığı buhranlar karşısında kendimi o kadar sorumlu hissettim ki, yaşanılan acıları dile getirmek, yerinde yaşamak ve yerinde gözlemleyebilmek için özel olarak gittiğim il dışı yer bile oldu. Son olarak çok Sevgili eşimin her alanda olduğu gibi bloğumda da bana olan desteğini paylaşmaktan gurur duyarım.


Diyeceğim, şimdi kendimi, tam bir blog yazarı olarak görüyorum...

Ve nice 8 yıllara diyerek,

"TÜLAY GÜRDAL"da, çok sevgili blog okuyucularımla ve herkesle birlikte,

Güzel günlerde ve aydınlık yarınlarda buluşmak üzere... 

Kucak dolusu sevgilerle...

:)

Sevgi ve saygılarımla!




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

25 Ağustos 2016 Perşembe

Gururumuz...





"Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir."ATATÜRK


26 Ağustos 1071 Türklere Anadolu kapısını açan Şanlı Malazgirt Savaşı

26 Ağustos 1922  Başkomutanlık Meydan Savaşı

Ve 26 Ağustos Büyük Taarruz'un 94. yıl dönümünde,


1000 Yıllık  zaferlere imza atan Büyük Türk milletinin eşsiz ordusu bugün aynı kararlılık ve azimle, Yüce Türk milletini bu topraklardan silmek ve atmak isteyenlere karşı, bir kez daha Türk'ün yenilmez gücünü bütün dünyaya göstermiştir...

Şanlı Türk Ordumuza sonsuz minnet duygumuzla selam olsun...

Ne mutlu Türk'üm diyene!




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Hallaç Pamuğu Gibi Attınız Be!






"Bir gün babama, işleri diğer insanlar gibi yapamadığım için üzüldüğümü söyledim. Babamın nasihatı: Margo koyun olma! İnsanlar koyunları sevmezler. İnsanlar koyunları yerler."
Margo KAUFMAN

"Danimarka’dan mülteci önerisi: Parasını verelim Türkiye’de kalsınlar" 25 Ağustos 2015


"Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan, sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını uzaktan izlemeye başlamış. Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş.

Buzağı bu, az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış. Buzağı yerinde debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda yular hepten çözülmüş. Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün süt yere dökülmüş. Sağdığı sütün heba olduğunu gören genç kadın, sinirlenerek eline geçirdiği odunu buzağının kafasına vurmasıyla yavru, kan içinde yere yığılmış. Yavrusuna saldırılmasına kayıtsız kalmayan inek bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.

Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp, elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş.

Silah sesini duyan koca koşup gelmiş. Karısını yerde cansız yatarken, babasını da elinde tüfekle görünce, belinden silahını çekip, tek atışta babasını öldürmüş.

Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayacağını düşünüp, bir kurşun da kendi kafasına sıkarak canına kıymış.

Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan, "Bu felaketi de bana yüklerler. Buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım şimdi?" demiş."



Dolayısıyla...

"Barış" "özgürlük" "demokrasi" söylemleriyle orayı burayı sudan sebeplerle bahane ederek işgal edenler, insanların ülkelerini talanla, yağmayla  hallaç pamuğu gibi atarak, onları yerinden yurdundan, toprağından çekip kopardılar! Evsiz barksız yurtsuz bırakılan insanlar, kâh akın akın insan tacirlerinin eline düştüler, kâh umut yolculuğuna kapılarak denizlerde sefilce ölüme mahkum oldular, kâh sınırlara yığılarak yaşama tutunmaya terk edildiler..

Dolayısıyla, özgürlük, barış, demokrasi diye diye insanlara cehennem sunuldu!

"Birleşmiş Milletler verilerine göre Ocak ayından bu yana 50 bini sadece Temmuz ayında olmak üzere, yaklaşık 160 bin kişi Yunanistan kıyılarına giriş yaptı. Birçoğu Suriye’deki iç savaştan kaçan kaçak göçmenler özellikle Yunanistan ve Makedonya üzerinden diğer Avrupa ülkelerine giriş yapmaya çalışıyor." gibi sözde "iç savaş" var filan söylemleriyle alay ediliyor, iyi mi?

 Eyyy Birleşmiş Milletler!.. Siz şimdi "durum tespiti"ni filan bırakın da asli görevinizi yapın... Sorunların temeline inerek "bu insanlar niye koloniler halinde göçüyorlar?" sorularıyla bağlı olduğunuz güçlerin suçlarını bir bir  sayın dökün... Dolayısıyla asıl durum tespiti böyle olur!!!

Ya.. bunca insan keyfinden mi bu rezillikleri göze alıyor!!!

Hani şeytan "Bu felaketi de bana yüklerler. Buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım şimdi?" diye "masumane" soruyor ya...

He canım, he he he...

Doğru valla sizin ne suçunuz var!!!

NOT:


"O, lütfuyla bizi kalınacak yurda yerleştirendir. Bize orada bir yorgunluk dokunmaz. Bize orada usanç da gelmez." Fatır Sûresi, 35. Ayet

Bugün 26 Ağustos 2015... 

Emperyalist saldırılara karşı verdiğimiz ve Kurtuluş Savaşı'mızın son evresi olan 26 Ağustos 1922'de Afyonkarahisar / Kocatepe'de başlayan Büyük Taarruz ile açılmış ve 9 Eylül 1922'de Türk Ordusu'nun İzmir'e girmesiyle sonuçlanan, Baş komutanlık Meydan Muharebesinin başlamasının 93. yıldönümüdür. Büyük Türk Ulusuna kutlu ve mutlu olsun...



Bir not'da ulus bütünlüğünü sağlayamamış, millet olamamış kitlelerin ülkelerini savunmaktan kaçınan göçmenlere, Büyük Türk Milletinin bu şanlı mücadelesi örnek olsun...


Bir mıh bir nal kurtarır,
Bir nal bir at,
Bir at bir komutan,
Bir komutan bir ordu,
Bir ordu bir devlet kurtarır.

Bir mıh demeyin işinizi iyi yapın. Benjamin Franklin



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Sarı Saçlım Mavi Gözlüm...









"ANITKABİR, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin 92′nci yıldönümünde, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün canlı portresini oluşturacak 6 bin kişiye ev sahipliği yapıyor. Rekor denemesindeki etkinliği Guinness yetkilileri de izledi." 26 Ağustos 2014

VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN!















30 Ağustos Gecesinde...


26 Ağustos gecesinde saatler iki otuzdan beş otuza kadar

Ve
İzmir rıhtımından Akdenize Bakan Nefer


Saat 2.30. 

Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
ne ağaç, ne kuş sesi,
ne toprak kokusu vardır. Gündüz güneşin,
gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için ve dünya karanlıkta daha bizim,
daha yakın, daha küçük kaldığı için ve bu vakitlerde topraktan
ve yürekten evimize, aşkımıza ve kendimize dair sesler geldiği için
kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe'den
dünyanın en yıldızlı karanlığını.

Düşman üç saatlik yerdedir ve Hıdırlık tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıklan gözükecek.
Kuzeydoğuda Güzelim dağları ve dağlarda tek tek ateşler yanıyor.

(...)



Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü ve şu türküyü duydu:

"Dörtnala gelip uzak Asya'dan Akdeniz'e
bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu, bu davet bizim.

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine bu hasret bizim..."

Sonra.

Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik ve Kayserili bir nefer
yanan şehrin kızıltısı içinde gelip öfkeden, sevinçten,
Ümitten ağlıya ağlıya,
Güneyden Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz'i.

Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
Türk halkı bağışlasın bizi,
Onlar ki toprakta karınca,
suda balık, havada kuş kadar çokturlar,
korkak, cesur, câhil, hakîm ve çocukturlar
ve kahreden yaratan ki onlardır,
kitabımızda yalnız onların maceraları vardır...

Kuvayi Milliye/Destan, Nazım Hikmet RAN





Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)