yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yunanistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2019 Çarşamba

"Vururuz!"




Sevgili arkadaşım anlatıyor: 

"Babamın vefatı münasebetiyle, "Royale Air Moroc" -Fas Kraliyet Havayolları- ile İstanbul'dan Fas'a gitmek üzere uçağa bindik. Uçağımız, Yunanistan'a yakıt almak için acil iniş yapmak zorunda kaldı... Bir baktım ki, eli silahlı Yunan askerleri,  gözlerini bile kırpmadan elleri tetikte uçağımızı hedefe almış. Sanırsınız uçağımız düşman dolu... Oysa uçaktan bildiğim kadarıyla pilotlar ve uçuş ekibi dışında kimse dışarıya çıkmamıştı. 

Korku dolu tüyler ürpertici o anları hiç ama hiç unutamam. Zira uçağımız,  namluları bize yönelmiş Yunan askerleri tarafından kuşatılmıştı. Ne olduğunu anlayamadık bile... Yaşadığımız o rezilliğin tek mesajı vardı: 

Uçaktan bir yolcu  dahi dışarı çıkarsa,  

'Vu-ru-ruz!' "

Dolayısıyla... 

Hani şu sıralar  bizi, komşu Kürt kardeşlerimize  karşı, "katliamcı" diye suçlamaya kalkıyorlar ya...

İşte bu küstah suçlamaya  ortak olanlardan birisi de,  hani iki yüz yıldan bu yana  horlanan, aşağılanan mücadele ruhlarından asla vazgeçmeyen Afrikalılara gösterdikleri sevgi ve saygıyı en güzel (!) şekilde  kanıtlayan ve de  insan haklarına derinden bağlı (!) olan Yunanistan, iyi mi!

Gözlerim yaşardı...


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

31 Ocak 2017 Salı

Yunan Başkomutanı Trikopis'i Unutmayın!



"Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi AKAR, kuvvet komutanları ile birlikte 21 yıl önce Yunanistan ile savaşın eşiğine gelinen Kardak kayalıklarını krizin yıldönümünde ziyaret etti. Ziyaret esnasında Yunan botu Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın Kardak'a girmesini önlemeye çalıştı, gergin anlar yaşandı." 30 Ocak 2017


İsmet İnönü sorar : "Kemal sana göre dünyanın en zor işi nedir?"

Atatürk cevap verir : "Türk milletini ayağa kaldırmak der. Ben en çok bu noktada zorlandım."

Atatürk devam eder "İsmet şimdi bana bundan daha zor bir şey var mı" diye, sor der?

İnönü sorar, "var mı?" diye.

Atatürk cevap verir: Harekete geçince bu milleti durdurmak!

Ve...

Yunan İşgali ve Kurtuluş Savaşı

"1922, Büyük Taarruz'dan bir yıl önce, yani 1921 Ağustos ayında, Yunanlılar General Papulas'ın komutasında Ankara'ya doğru iki kol halinde ve İngilizlerin büyük desteği ile Türklere saldırırlarken; "Ankara Kalesine Yunan Bayrağını çekeceğiz.." diyerek seviniyorlardı.. "Mustafa Kemal'in boynuna bir ip geçirerek, yerlerde sürükleye sürükleye Atina'ya götürüp, orada asacağız!.." diyorlardı.. "

Ancak;

"Yunanlılar 26 Ağustos'tan önce 214.000 asker ve 30.000 kadar da yerli Rum ve Ermeni olmak üzere, toplam olarak 244.000 kişilik kuvvete sahipti.

Yunanlılar tam beş parçaya bölünmüşlerdi: Birinci kol Aydın-Söke doğrultusunda, ikincisi Uşak-İzmir doğrultusunda, üçüncüsü Murat Dağları kuzeyinde, dördüncü kol Kütahya-Simav doğrultusunda, beşincisi de Eskişehir-Bilecik-Bursa doğrultusunda savaşarak firar ediyorlardı.

Kalleş ve hain Çerkez Ethem de 2.  koldaki Yunanlılarla birlikte kaçıyordu.

Üçüncü kolu teşkil eden Murat Dağları kuzeyindeki kol; Başkomutan seçilen General Trikopis'in kumandası altında batıya kaçıyorlar...

Yunan birlikleri pek aç ve sefil, yiyecek ve içecek stoklarını, ambarlarını geride bırakmış olarak çekilirlerken; bizim ünlü 23. Tümenimizin bir koluna rastladı.. Yunan askerleri komutanlarının savaşma kararını dinlemeyerek TESLİM olmayı kararlaştırmışlardı. Beyaz bayrak çekerek esir olmayı kabullenmişlerdi.. Bizim 23. Tümenin yanına gelen 5. Tümenin yardımlarıyla Yunanlılar teslim olmaya ve silahlarını bırakmaya başlamışlardı. Yunanlılar merasim için Uşak'a getirildiler.


Askeri adet gereği, esir alınan Yunan generallerinin kılıç teslimlerine ait merasim, Uşak'taki bir konakta gerçekleştirildi.

Anılan konakta Mustafa Kemal Paşa'nın dışında Mareşal Fevzi Çakmak, İsmet Paşa ve bazı komutanlarımız ile gazete muharirleri, tarihçiler vardı.. Edebiyatçı-gazeteci yazarlarımızdan Halide Edip (Adıvar) ve Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) da hazır buluyordu.

Esirler, Trikopis ve General Dyenis başta olmak üzere, esir generaller Mustafa Kemal Paşa'nın huzuruna alındılar..

ATATÜRK, onları "hoş geldiniz" diyerek karşıladıktan sonra "yorulmuş olacaksınız, buyurun!.." diyerek onların oturmalarına izin verdi.. Hal ve hatırlarını sorarak, onları "mukadderat" diyerek teselli etti. Savaş kritiği de yaparak, yaptıkları hataları açıkladı.. Yunanlı generaller birbirlerini suçladılar ama sonuçta o hataları kabullendiler.

Tarih: 2 Eylül 1922, Yer: Uşak."

Dolayısıyla dün Ege denizinde yaşanan "gerginlik"le ilgili, Orgeneral Hulusi AKAR'ın  TSK’nın bölgesinde etkin, caydırıcı ve saygın bir güç olduğunu, nazik bir üslupla ifade etmeleri... 

Nedendir bilemiyorum ama, bana, bu  tarihi gerçekleri hatırlattı.





Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)



31 Ocak 2015 Cumartesi

Kargalar Bile Güler...











Milleti sağ-sol diye kamplaştıranlara sormak istiyorum:

Sağ ne?

Sol ne?

Sağcı olsak ne olur? 

Solcu olsak ne olur?

Milletçe amacımız, ülkümüz bir değil mi? 

Ve hepimizin tek isteği:

Karnımız doysun, huzur içerisinde işimize bakalım..

Alınterimizin hakkını alalım...

Kimse kimseye muhtaç olmadan, gözü kalmadan insanca yaşayalım, hepsi bu.

Hakkın, hukukun, adaletin olduğu bir düzende, aydınlık yarınlarımızı umutla birlik ve beraberlik içerisinde hazırlayalım, başka bir şey istemiyoruz. 

Çocuklarımızdan emanet aldığımız dünyamıza, vatanımıza, ülkemize, değerlerimize düşmanlık yapmadan,  hıyanet etmeden koruyup kollayalım..

Bundan başka ne istenir ki!

Neyse... 

Malum komşumuz Yunanistan iflasla boğuşmakta... "Gözün Aydın Yunanistan" yazımın konusuydu komşumuzun başına gelenler...

Dolayısıyla yok sağmış, yok solmuş bunlar boş işler... milleti birbirine düşman etmekten başka bir şey değil. Zira 1980 öncesi yaşananların acısını üzerimizden atamadan, yine aynı teraneler dolanıyor dillerde...  O yıllarda 5 bine yakın pırıl pırıl okumuş gençlerimiz, çocuklarımız ne uğruna öldüler, öldürüldüler?

Diyeceğim, 

Komşumuz Yunanistan'da Syriza kazandı..

Anında kulis başladı...

Güya... 

HDP "sol" parti.. E,  Syriza'da "sol"..

HDP ve Selahattin Demirtaş ile SYRIZA ve Aleksis Tsipras arasında "benzerlik" kuran kurana.. 

Nasıl yani? 

Syriza ülkesini ve halkını ayrıştıracak hangi eylemden veya söylemden bahsediyor ki?

Valla araştırdım, ayrıştırmaya-bölmeye  yönelik bir tek söylem bulamadım.  Dahası Syrıza- Tsipras  ülkesinde ırkçı ve ayrılıkçı yaklaşımlarda hiç mi hiç bulunmuyor..

Dolayısıyla...

HDP, ırkçılığı ve ayrılıkçılığı temel politika edinmiş.. SYRIZA ulusal değerlerine sahip çıkarak milli olmanın yanında duruyor. 

HDP'nin Kıbrıs'ta,

Dilleri ayrı, kültürleri ayrı, inançları ayrı, kısaca her şeyiyle  apayrı ve bu anlamda iki halk arasında kanlı çatışmalara giden,  dolayısıyla bağımsız iki devletten oluşan Kıbrıs'ı "birleştirme", ülkesinde ise her şeyiyle bir, et tırnak olmuş ulusunu  ayrıştırma derdine düşmüş...

Daha da ileriye giden HDP,  Kıbrıs'ta kendi askerine "yabancı", "işgalci" deme fütursuzluğuna, ülkesinde ise aynı Mehmetçiğe el kaldırma cüretine giriyor..

Vallahi  baktım Syriza'nın böyle bir derdi yok.. Zira Syriza halkını yoksullaştıran ve bitirme noktasına getiren   IMF ve AB ile hesaplaşma derdinde.. Onun için  Avrupa tedirgin Syriza'dan..

Anlayacağımız...

Syriza ülkesinin bütünlüğünden yana, bizimkisi bölünmeden...

Syriza tek bayrak tek dilden şaşmadan ülkesini düzlüğe çıkarma peşinde,

Bizim HDP, iki dil, iki bayrak diyerek, memleketini bölme peşinde..

Hülâsa...

Emperyalistlerle  birlikte askerine taş, polisine tokat atarak ekmeğini yediği devletine hakaret etmeyi kendine görev edinmiş, öte yandan bölge halkının ağa'lığa, gericiliğe (şeyhlere, şıhlara) teslim edilmesine de göz yummuş HDP...

AB'ye mesafeli ve karşı duran, İsrail'le işbirliğini bitireceklerini, Gazze ambargosunun kalkması gerektiğini savunan  millici duruşuyla Aleksis Tsipras,  laik yönetim olmazsa olmaz diyerek, inanç işlerinin  devlet yönetiminden ayrılmasının farkındalığıyla, İncil üzerine yemin etmeyi reddetmiş SYRİZA

Hâl böyleyken...

Bir yanda kendi ulusunu ve ülkesini savunmaktan yana SYRİZA, 

Öte yandan  kendi ulusunu ve ülkesini  bölmek isteyen HDP

Şimdi bunlar aynı kefeye konuyor, iyi mi?

Kargalar bile güler...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

14 Şubat 2012 Salı

Kayyum












"Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." Atatürk




"9 Avrupa ülkesine kredi notu şoku

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's aralarında İtalya, İspanya ve Portekiz'in de bulunduğu altı Avrupa ülkesinin notunu indirirken, Fransa, İngiltere ve Avusturya'nın ise not görünümünü negatife çevirdi. Karar sonrası euro, dolar karşısında güç kaybederek..." 14 Şubat 2012, Vatan



Kayyum sözcüğü TDK'nın tanımına göre;

"Belli bir malın yönetilmesi veya belli bir işin yapılması için görevlendirilen kimse."

Demek ki neymiş?

Görevlendirilen kimse..

Peki o zaman çok değil yakın bir geçmişte, o "çok demokratik" Avrupa'da neler oldu?

İtalya.. Seçimle gelen iktidar, istifaya zorlandı ve hile ile kayyuma devredildi!

İspanya... Seçimle gelen iktidar, istifaya zorlandı ve hile ile kayyuma devredildi!

Yunanistan... Seçimle gelen iktidar, istifaya zorlandı ve hile ile kayyuma devredildi!

Portekiz...

O halde yere göğe sığdırılamayan Avrupa'nın sözde demokrasi'si nerede?

Valla işlerine geldi mi demokrat, işlerine gelmediği zaman teknokrat.

Gelinen nokta;

Avrupa Birliği çöktü!

Yunanistan iflas bayrağını çekiyor...

Diğerleri sırada.

Öte yandan Afrika, Arap Yarımadası, Asya... da yönetimler ne durumda?

Ha buralarda Avrupa gibi sessiz sedasız yürümüyor işler...

Önce kanlı iç savaşlar sahneye konuluyor. Ardından herkese "insanlık dersi" veren dış güçlerin insanlık ayıbı müdahaleleriyle yönetimler, bu defa cebren kayyuma devrediliyor.


Cebren ve hile ile devredilen kayyum kimleri temsil ediyor?

İşte burası çok önemli...

Ezeli, Türk ve müslüman düşmanı haçlı...

Dünyaya musallat olan küresel çeteler...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

6 Eylül 2011 Salı

Sorum Çok Açık
















"Düşmanlarınızı affedin bu bir büyüklüktür. Ama onları unutmak büyük bir aptallıktır." John F. Kennedy



"Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, tüm dünya çapında sayıları 12 milyonu bulan ve hiçbir ülkenin vatandaşı olmadıkları gerekçesiyle temel insan haklarından mahrum bırakılan ‘vatansızlar’ için üye devletlere adım atma çağrısında bulundu." 26 Ağustos 2011, Radikal



Haberin devamında ise Türkiye'den de beklenti olduğu anlaşılıyor... "Nedir o?" derseniz, "Vatandaşlık haklarından yararlanamayan, mülk edinemeyen, seçme ve seçilme hakkını kullanamayan vatansızların" yani ülkemize hile ve düzenbazlıkla göç ettirilen Türklerin sorunları...


Peki kim bu vatansızlar?


Yunanistan'ın, Batı Trakya'da Türk nüfusunu azaltma politikaları doğrultusunda vatandaşlıktan çıkardıkları ("1955 tarihli 3370 sayılı yurttaşlık Yasası'nın 19. maddesine dayanılarak") Batı Trakya Türkleri... Ve bunlar, ne yazık ki kendilerine hiçbir tebligat yapılmadan keyfi bir biçimde Yunanistan tarafından vatandaşlıktan çıkarılmıştır. Bu doğrultuda pekçok azınlık mensubu Türk, vatandaşlıktan çıkarıldıklarını sınır kapılarında öğrenmişlerdir. Bu kişilerin haklarını aramak için dahi Yunanistan’a girmelerine izin verilmemiştir. Vatandaşlık hakkını yitiren bir azınlığın bu hakkı tekrar kazanması neredeyse imkansızdır. Zira geriye dönük hiçbir işlem yapılmamaktadır.


Öte yandan, 1948 yılında ve savaş sonrası İsrail Devleti'nin kuruluşunun ilan edilmesiyle ve BM eliyle desteklenen bu ilanın hemen ardından toprakları işgal edilerek evsiz yurtsuz kalan çok sayıdaki Filistinli vatansız söz konusu...

İsrail sürdürdüğü politiklar nedeniyle işgal ettiği Filistin topraklarını Yahudi nüfusunu artırmak için daha da baskıcı kılarak her geçen gün Filistinlilerin topraklarını gasp etti... Vatansız kalan Filistinliler sefil bir şekilde mülteci kamplarında yaşamlarını sürdürmeye gayret ede dursunlar; konuya sahip çıkıyormuş gibi varlığını gösteren Birleşmiş Milletler Mültecilere Yardım ve Yerleştirme Ajansı, sözde bu kamplarda Filistinlilere yardım ediyor... Ama bu göstermelik çabalar, onların, İsrail Devletine sorun çıkarmama adına ölmeden yaşamalarını sağlamaya yönelik... Amiyane tabirle "dostlar bizi alışverişte görsün" anlayışı hüküm sürüyor. Bu arada mülteci kamplarının yanısıra, başta Ürdün olmak üzere çeşitli Arap ülkelerine göçü zorlayan politikaların hüküm sürmesi nedeniyle direnen Filistinliler de vatansız edilmeye çalışılıyor!

Hâl böyleyken;

BM'nin göstermelik, yanlı uygulamaları ortadayken...

İkiyüzlülük havada uçuşurken...

Kâh savaşarak, kâh keyfi uygulanan yasalar aracılığıyla etnik anlamda göçe zorlanarak, insanların vatansız kalmalarına terkeden politikalara destek çıkan Birleşmiş Milletler'e sorum şu olacak:


İkiyüzlü uygulamalarınızla bırakınız mevcut vatansızlara "çare arama"yı da, bundan sonrası için üzerine daha kaç milyon ilaveyi öngörüyorsunuz?!

Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

16 Eylül 2010 Perşembe

Besleme Çocuk Yunanistan!
















Mevlânâ’nın bir sözü var; "Çakal boya küpüne düşmüş, kendisini tavus kuşu zannetmiş" diyor.



Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflaması sürecinde, 19. yüzyılın emperyalist güçlerince Osmanlı'nın egemenliğinden çıkarılarak kurulan yirmi sekiz yeni devletten biri olan Yunanistan...

Mora'daki Yunan ayaklanmasını destekleyen İngiltere, Fransa ve Rusya'nın tek hedefi orada bir devlet idaresi kurulmasını sağlamaktı.... Nitekim Yunanlılar, Mora'da büyük bir isyan başlattılar...

1821 yılında Osmanlı'nın idaresinden koparılan Mora Yarımadası ve Atina'dan ibaret çok küçük bir bölgede "Yunan Krallığı"böylelikle kurulmuş oldu...


İleri yıllarda,özellikle Fransızlar ve İngilizler, Rumları o günden bugüne himayeleri altına alarak bugünlere taşıdılar. Zira bugün Batı'nın "ŞIMARIK ÇOCUĞU" olarak da bilinen Yunanistan, biliyor ki; her şartta kendilerine destek yine Batılı "anne baba"larından gelecek...

Osmanlı'nın yorgun ve güçsüz durumundan yararlanılarak Yunanlılara bir bir verilmeye zorlanılan topraklarımız....

"1877-1878, Osmanlı-Rus Savaşı sonucu verilen bölge: Tesalya, Orta Yunanistan

1912-1913, Balkan Savaşları, verilen bölge: Epir, Makedonya (Selânik), Girit, Bozcaada ve Gökçeada dışındaki adalar .

1918, 1. Dünya Savaşı'nın ardından verilen bölge : Batı Trakya

Ege adalarının geleceği güçlü devletlerin kontrolüne bırakıldı ve 1946'da, İtalya'nın 1912'de Osmanlı Devleti'nden almış olduğu 12 adanın, İngiltere'nin desteğiyle, bu adalar da Yunanistan'a bırakıldı."


Netice itibariyle; Bugünkü Yunanistan, 1821-1946 yılları arasındaki 125 senede, çeşitli oyunlarla ve hilelerle, yani emperyalist güçlerin ince ince planlarıyla Osmanlı aleyhine, topraklarının yüzölçümünü yaklaşık on katına çıkarmayı başarmıştır!

Bugün, Yunanistan'ın To Vima (To BHMA) Gazetesi'nin haberine göre;

"Tek tehdit TÜRKİYE" başlığıyla deniliyor ki;

"Yunanistan’ın, “kırmızı kitap” olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde diğer tehditleri çıkararak tek tehdit olarak Türkiye’yi tanımlayacağı bildirildi."


Eee, bu haberi nasıl yorumlamak gerekir sizce?

Yunanistan mı Türkiye'ye tehdit?

Yoksa Türkiye mi Yunanistan için tehdit sayılıyor?


Vallahi ne diyelim, bilemiyorum...

Allah ıslah etsin!

Görünen köy kılavuz ister mi?


Sevgi ve saygılarımla!