Sokrates etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sokrates etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2015 Perşembe

Midem Bulandı








Filozof Agrippa'ya göre;

* Dogmatik filozoflar, önermeler dizisinde sonsuza değin geriye gitmekten kaçındıkları için kanıtlayamayacakları varsayımlar ileri sürerler.

* Filozoflar, duyularla ilgili olanları akılla, akılla ilgili olanı ise duyularla kanıtlamaya çalıştıklarından çifte tuzağa düşerler.


Ve...


Yaşadığı dönemde kavram kargaşasının yoğun şekilde hüküm sürmesini ahlâk alanıyla birlikte ilişkilendirerek  düşünen SOKRATES,

"Bilgeliğin, adaletin, cesaretin anlamının ne olduğu bilinmedikçe, bilgece, adil ya da cesurca eylemekten söz edilemeyeceğini iddia etmiştir. Çünkü aynı sözcükleri ya da kavramları kullanan insanlar, bu sözcük ya da kavramlarla farklı şeyleri kastediyorlarsa eğer; SOKRATES'e göre bu, insanların anlaştıklarını sanarak anlaşmadan konuştukları anlamına gelir ve sonuç, kargaşadan başka hiçbir şey olmaz.

Kargaşa, SOKRATES'e göre, hem entellektüel ve hem de ahlâki yönden olur. Ona göre, entellektüel olarak sözcük ve kavramları, sizin kullandığınız anlamdan farklı bir anlamda kullanan biriyle tartışarak, bir kavga dışında hiçbir yere varamazsınız ve ahlâki olarak da, söz konusu sözcükler ahlâki fikirlere karşılık geldiği zaman, sonuç bir anarşiden başka bir şey olmaz." 




"12 Eylül darbesinden sonra Diyarbakır Cezaevi'nde işkence gören ve dışkı yedirilen Dr. Sinan OLCAN, "Dışkı yedirmek işkence değil" diyen Prof. Celal ŞENGÖR'e, "Herkes diploma alır ama diploma sadece mesleğini kullanmak içindir. İnsanlık ise farklı bir şey" sözleriyle yanıt verdi." 23 Kasım 2015




Dolayısıyla...


Bizim dünya çapında bilim insanı olarak bildiğimiz Jeolog Prof. Celal ŞENGÖR, bundan kısa bir süre önce de Kurucu Önderimiz ATATÜRK için, "Dahi Diktatör" deme cüretinde bulunmuştu.

Daha bu ifadelerinin şokunu üzerimizden atamazken, beter açıklamalarına devam eden sayın hocamız bir adım öteye geçerek,  "dışkı" muhabbetlerine imza  atmayı herhalde kendilerine çok yakıştırıyorlar...

Oysa ki bizler kendilerinden dünyanın yapısı, oluşumu, fosilleşme, deprem filan gibi uzmanlık alanını yakından ilgilendiren konularda bilgilenmeyi beklerken,  kendileri tarih, "diktatörün dahi'si kimdir?",  dışkı yemek "faydalı mı, değil mi", işkence, toplum bilimi gibi konularda garip açıklamalar da bulunuyorlar.

Dahası  hocamız ne yazık ki, üstüne elzem olmayan konularda "ahkam" kesmek, herkesi cehaletle suçlamak, insanlara tepeden bakmakla aslında insanın "ne bilmediğini bilmemek" durumuna örnek oluyor...

Demem o ki...

Makam, mevkî, ünvan ile bilgelik olmuyormuş. Zira bilgelik, yaşamdaki olayları ve sonuçlarını güçlü  kavrayışla, hayatı derin bir bakış açısıyla gözlemleyerek düşünebilmektir

Ne diyor Yunus Emre; 

"İlim ilim bilmektir ilim kendini bilmektir sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır"





Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

17 Ekim 2015 Cumartesi

Doğu PERİNÇEK Yedi Düvele Karşı...




Yedi düvele meydan okuyan,

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu PERİNÇEK, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görülen davada haklı çıkarak Türkiye'nin "soykırım"cılıkla suçlanmasına karşı bir zafer kazandı.

Bu durumda,

Eyyy Avrupa... hani kendini medeni ülkeler arasında en baş görüyordun ya...

Hani medeniyetin en, en beşiği ulaşılmaz İsviçre, kendinizi o kadar yukarılarda gördünüz ki.. burnunuz kâf dağına çıktı...

Dolayısıyla o ruh haline girmiş siyasetçileriniz var ya.. İşte bu güruhlar tarihi kendi çıkarları doğrultusunda değiştirerek yalan kararlarla düşünceyi suç saydılar, iyi mi!

Yani... savunma yasaklandı...

Eyyy, Avrupa!

Hani... 



Sorgulayıcılığı ve eleştirileriyle kazandığı düşmanlarca "gençlerin ahlâkını bozmak ve dinsizlik" suçlamalarına maruz kalarak, açılan dava neticesinde, filozof SOKRATES'in ölüme mahkum ettirildiği gibi siz de çıkarınıza dokunan tarihsel olayları bile,  işinize gelecek şekilde yalanlarla tarihi çarpıtmaya başladınız!

Dolayısıyla SOKRATES gibi duruş sergileyen Doğu PERİNÇEK, Avrupa'nın eski hikmetlerini çürüten duruşu ve sorularıyla ve İsviçre meclisinin çıkardığı yasa(k)larına baş kaldırdı...

Ve..

Sokrates'in ölüme çarptırıldığı mahkemede suçlayıcılara son sözü; "onlara kızgın olmadığını ve onlardan bir şey rica eder. Eğer gelecekte oğlulları erdem yerine paraya daha çok değer verir ya da sahte bir bilgelik hissine kapılırlarsa, kendilerini bilmezlerse, yapmaları gerekeni yapmazlarsa; oğullarına, kendisinin suçlayıcılarına davrandığı gibi davranmalarını öğütler." olmuştur.

Dolayısıyla...

15 Ekim 2015 tarihinde İsviçre'de, "erdem yerine paraya (çıkarlara T.G.) daha çok değer veren" Batı'nın sözde demokratik ülkeleri ve kendisini bilge gören İsviçre meclisi'nin aldığı utanç kararına karşı AİHM, SOKRATES'in öğütlediği gibi davranarak "erdem"i seçti ve "Avrupa Hukuku"nun onurunu kurtardı!!! 



Evet...

Doğu PERİNÇEK'in, bu iftiralara  ve tiranlık dönemlerinde bile rastlanması zor olan böylesi bir  faşizme karşı hukuk mücadelesi   AİHM'de yerini buldu. Dolayısıyla AİHM'in aldığı bu kararla  siyasi anlamda Batı'nın TÜRKİYE'yi bölme plânı da çökmüş oldu!


Sayın PERİNÇEK'e, kararlı duruşları ve kazanmış oldukları milî davamızla birlikte ulusal çıkarlarımıza hizmetlerinden dolayı minettarız...




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

11 Mart 2011 Cuma

Kime Göre?!





















Bu yazımda insanların yaşamlarında bireysel mutluluğun mu, yoksa toplumsal mutluluğun mu ön planda olması gerekiyor, diye bir sorgulamayla günümüze de vurgu yaparak giriş yapmak istiyorum. Öte yandan gerçek anlamda mutluluk, özgürlüğe ve toplumdaki yerleşik anlamda ahlâki eyleme bağlı...



"...Demiryolunun açılışından çok az sonraydı. Ben (o sırada sivil giyiniyordum artık) görevimin devir teslimi ve önemli işlerin yüzünden çok telaşlıydım. Birinci mevki bir bilet aldım, içeri girip oturdum, sigara içiyordum. Daha doğrusu içmeye devam ediyordum, yeni yakmıştım. İçeride yalnızdım. Sigara içmak yasak değildi, ama tam serbest de değildi. Her zamanki gibi adamına göre yarı serbestti. Pencere de açıktı. Tam düdük öterken içeri iki bayan girdi, yanlarında fino vardı, doğruca karşıma geçip oturdular. Zor yetişmişlerdi. Biri göz alıcı açık mavi, öteki ise sade pelerinle siyah bir elbise giymişti. Pek çirkin değildiler; insana tepeden bakıyorlar, İngilizce konuşuyorlardı. Ben istifimi bozmadan sigaramı içiyordum. İçmemek aklıma geldi, ama pencere de açık, duman çıkyor diye üstünde durmadım. Fino açık mavi elbiseli bayanın dizlerine oturmuştu, küçük, yumruğum kadar bir şeydi. Kapkara, pençeleri beyaz, eşine az rastlanacak güzel bir köpekti. Armalı gümüş tasması vardı. Ben hiç aldırış etmiyordum. Kadınların sigara içişime kızdıklarının da farkındaydım. Biri kaplumbağa kabuğundan yapılmış çerçeveli gözlüğünü bana doğru tutup baktı. Ben gene aldırmadım, çünkü tek söz söylemiyorlardı! Eğer söyleseler, uyarsalar, rica etseler ya... Dilleri yok muydu? Hep susuyorlardı. Birden mavilisi aklını kaybetmiş gibi, önceden tek kelime söylemeden, uyarmadan, elimden sigarayı kaptığı gibi camdan fırlattı. Tren son hızla gidiyordu, bense kalakalmıştım. Kadın çok vahşi, ilkel görünüşlü biriydi. Şişman, tombul, uzun boylu, al yanaklı (biraz fazla kırmızıydı) kadın gözlerini bana dikmişti. Ben hiç sesimi çıkarmadan hiç yapmadığım, son derece kibar bir hareketle iki parmağımla finoyu ensesinden hiç acımadan tuttuğum gibi pencereden fırlatıverdim, biraz önceki sigara gibi. Yalnızca bir cıyaklama duyuldu!Tren yoluna devam ediyordu." Dostoyevski / Budala


Özgürlük kime ve neye göre?

Kurallara uymanın ayrıcalığı olmalı mı?


Platon: "Bir eylemin iyi yada kötü olması onun iyi ideasına uygunluğu ile anlaşılır. Yani bir eylem iyi ideasına uygunsa iyi uygun değilse kötü dür. Bunu bu dünyanın bilgisi ile anlamak ve değerlendirmek mümkün değildir. Onun için her insan idealar evrenine yönelmeli ve onu kavramalıdır."


Sokrates'e göre; "sorgulanmamış bir yaşam süren insanların hayatı kendi ellerinde ya da kendi kontrollerinde değildir; onların denetimi dışarıdan gelmektedir. Bu ise, kişiyi mutsuzluğa götüreceği için, bir felaketten başka hiçbir şey olamaz. Öyleyse, insan, mutluluğu buna bağlı olduğu için ruhuna özen göstermek zorundadır. Ruha gereken özeni göstermek ise insanı insan yapan şeyin ne olduğunu, ruhun bizatihi kendisini, neyin insan doğasını tamamlayıp gerçekleştireceğini bilmektir."


Sevgi ve saygılarımla!

Image "HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (s.a.v.)