özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Mayıs 2017 Çarşamba
Yuh Olsun, Yuhh!
"Ülkelerinde yaşanan savaştan dolayı ülkelerini terk etmek zorunda kalan yüzlerce mülteci çıktıkları umut yolculuğunda yaşamlarını yitiriyor. BM Akdeniz’de, Avrupa’ya geçmek isteyen mültecileri taşıyan iki teknenin battığını duyurdu. BM, teknelerde bulunan 250 kişinin kayıp olduğu açıklandı." 10 Mayıs 2017
Hey heeeyy...
Yuh olsun böylesi "demokrasi"ye,
Yuh olsun böylesi "özgürlük"e.
Hani "demokrasi", "özgürlük" getireceğiz diye,
Alavere dalavere,
Kim ala da kim vere...
N'aber, ülkeleri tarumar ettiler ya...
Dolayısıyla...
"Demokrasi"den, "özgürlük"ten başları dönen müslümanlar, 100'er 100'er, 250 şer 250'şer denizlerde boğula boğula ölüyorlar...
N'aber!..
Bugün Berat Kandili...
Cümleten kandilimiz mübarek olsun...
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
28 Aralık 2016 Çarşamba
"Mutluluk"tan Başımız Döndü
.
2016'da "demokrasi" ve "özgürlük" bölgemizde tavan yaptı...
Bölgemize ve coğrafyamıza ısmarlama gelen "özgürlük" ve "demokrasi"den adeta BAŞIMIZ DÖNDÜ...
Hâl böyle olunca, "mutluluk"tan olsa gerek zihnimizdeki her şey takla atmaya başladı. Dolayısıyla da doğal olarak bu durumun dışarıya yansıması, halkın birbirini boğazlaması olarak açığa çıktı.
Hani... insan beyninin vücudunu kontrol edememesi olur ya... İşte bölge ülkelerinin de kendi hakimiyetini kaybetmeye başladığı, dolayısıyla da uzaktan kumanda edildiği bir yıl oldu, 2016.
Netice itibariyle; bölge ülkelerinin şirazesinin kaydığı, kendi ayakları üzerinde duramayarak yerlerde süründüğünün kara bir yıldır, 2016.
Öte yandan...
300 bin Euro olduğu söylenen gelinlik ve 8 milyon dolarlık damada verilen hediye...
Toplamda 60 milyon TL’ye ulaştığı iddia edilen Ağaoğlu'nun kızının düğünü, "zenginliklten" başımızın dönmesinde ayrıca tavan yaptığı, yıl oldu.
Dolayısıyla da 2016 yılı, her anlamda yaşanılan sayısız olayların muhteviyatı bakımından baş döndüren KARA bir yıl olarak tarihe geçti!
Hal böyle olunca da, vallahi "mutluluktan" Vertigo'ya yakalandık...
Dolayısıyla...
2017'mi?
Atatürk'te buluşmak üzere...
:))
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
2016'da "demokrasi" ve "özgürlük" bölgemizde tavan yaptı...
Bölgemize ve coğrafyamıza ısmarlama gelen "özgürlük" ve "demokrasi"den adeta BAŞIMIZ DÖNDÜ...
Hâl böyle olunca, "mutluluk"tan olsa gerek zihnimizdeki her şey takla atmaya başladı. Dolayısıyla da doğal olarak bu durumun dışarıya yansıması, halkın birbirini boğazlaması olarak açığa çıktı.
Hani... insan beyninin vücudunu kontrol edememesi olur ya... İşte bölge ülkelerinin de kendi hakimiyetini kaybetmeye başladığı, dolayısıyla da uzaktan kumanda edildiği bir yıl oldu, 2016.
Netice itibariyle; bölge ülkelerinin şirazesinin kaydığı, kendi ayakları üzerinde duramayarak yerlerde süründüğünün kara bir yıldır, 2016.
Öte yandan...
300 bin Euro olduğu söylenen gelinlik ve 8 milyon dolarlık damada verilen hediye...
Toplamda 60 milyon TL’ye ulaştığı iddia edilen Ağaoğlu'nun kızının düğünü, "zenginliklten" başımızın dönmesinde ayrıca tavan yaptığı, yıl oldu.
Dolayısıyla da 2016 yılı, her anlamda yaşanılan sayısız olayların muhteviyatı bakımından baş döndüren KARA bir yıl olarak tarihe geçti!
Hal böyle olunca da, vallahi "mutluluktan" Vertigo'ya yakalandık...
Dolayısıyla...
2017'mi?
Atatürk'te buluşmak üzere...
:))
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
30 Ağustos 2014 Cumartesi
Yine Yazarız...

Tarihin her devresinde, her şartta ve her koşulda, başını eğmeden özgürlüğünü karakter edinen Büyük Türk Milleti...
92 yıl önce bugün;
Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün liderliğinde dünyaya meydan okuduk, destan yazdık -hiç şüphe duyulmasın- yine yazarız!
Yüce Türk Ulusunun Zafer Bayramı kutlu ve mutlu olsun...
Ne Mutlu Türk'üm Diyene!
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)
2 Ocak 2013 Çarşamba
İnsanlığa "Hasret" Gitti...

Güneydoğu Anadolu Bölgemiz...
Bu bölgenin vekillerinin başrol'de oynadıkları oyunun başoyuncuları olarak, sürekli ne diye feveran ediyorlar?
"özgürlük"
"Barış"
"Demokrasi"
Pekii; henüz 4 gün önce basına Batman'dan düşen bir haberi buradan hemen paylaşalım:
"Evlendiremeyince boğarak öldürdüler
İstemediği bir evlilik yaptı, baba ocağına döndü... İki kuzeni tecavüz etti, hamile kaldı. Evlendirilmek istendi, kuzenleri kabul etmedi. Hasret aile meclisi kararıyla öldürüldü." 28 Aralık 2012, Milliyet
Feodal zihniyetin hakim olduğu ve "ağa'lık, şeyh'lik, şıh'lık" sisteminin devamını yaşayan insanlarımızın, insanca yaşamak hakları değil mi?
"Bu" orta Çağ zihniyetini sorgulamayan bölge milletvekilleri, neyin mücadelesini veriyorlar?
Asıl sorgulanması gereken feodal zihniyetin bir parçası olan, "töre cinayeti", "namus cinayeti" değil de, nedir?!..
Küçücük kızların evlendirilmesi, kocaman kocaman insanlara "gelin" verilmesi, yetmedi "kuma" gönderilmesi, "berdel" ve daha pek çok dudak uçuklatacak geri kalmışlığın göstergesi olaylar, neden ele alınmaz?
Hasret, bu karanlık ve üstü kapatılmış dünyanın içerisinde kendi isteğiyle mi çile çekti?
Gencecik yaşında yaşama veda etmesi kimlerin suçu?
Hasret'in hayatı, yöre insanımızın özeti değil midir?
Peki o anlı şanlı vekiller, Hasret'le değil de, neyle uğraşırlar?
Şüphesiz ki...
Amaç; yöre halkının mutluluğu veya yaşam kalitesinin iyileşirilmesi filan değil..
O vakit, her fırsatta devletine kâh hakaretle, kâh parmak sallayarak, kâh kaba sözlerle taşkınlık yapan milletvekillerine sorum şu olacak:
Bu durumda ağzınızdan düşürmediğiniz "demokrasi", "özgürlük", "barış" kavramlarını kimler adına ve ne için istemiş oluyorsunuz?
"Aile meclisi" kararıyla öldürülen Hasret, bu kavramların neresinde yer alıyor?
Ya da...
"Alışılageldiği" ve işinize geldiği üzere, Güldünya ve diğerleri gibi Hasret de sadece "töre cinayeti" olarak tarihin karanlık sayfalarına mı gömülecek?
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
Ağa,
barış,
Batman,
demokrasi,
Feodal zihniyet,
Güldünya,
Hasret'in öldürülmesi,
özgürlük,
şeyh,
Şıh,
Töre Cinayeti
11 Mart 2011 Cuma
Kime Göre?!



Bu yazımda insanların yaşamlarında bireysel mutluluğun mu, yoksa toplumsal mutluluğun mu ön planda olması gerekiyor, diye bir sorgulamayla günümüze de vurgu yaparak giriş yapmak istiyorum. Öte yandan gerçek anlamda mutluluk, özgürlüğe ve toplumdaki yerleşik anlamda ahlâki eyleme bağlı...
"...Demiryolunun açılışından çok az sonraydı. Ben (o sırada sivil giyiniyordum artık) görevimin devir teslimi ve önemli işlerin yüzünden çok telaşlıydım. Birinci mevki bir bilet aldım, içeri girip oturdum, sigara içiyordum. Daha doğrusu içmeye devam ediyordum, yeni yakmıştım. İçeride yalnızdım. Sigara içmak yasak değildi, ama tam serbest de değildi. Her zamanki gibi adamına göre yarı serbestti. Pencere de açıktı. Tam düdük öterken içeri iki bayan girdi, yanlarında fino vardı, doğruca karşıma geçip oturdular. Zor yetişmişlerdi. Biri göz alıcı açık mavi, öteki ise sade pelerinle siyah bir elbise giymişti. Pek çirkin değildiler; insana tepeden bakıyorlar, İngilizce konuşuyorlardı. Ben istifimi bozmadan sigaramı içiyordum. İçmemek aklıma geldi, ama pencere de açık, duman çıkyor diye üstünde durmadım. Fino açık mavi elbiseli bayanın dizlerine oturmuştu, küçük, yumruğum kadar bir şeydi. Kapkara, pençeleri beyaz, eşine az rastlanacak güzel bir köpekti. Armalı gümüş tasması vardı. Ben hiç aldırış etmiyordum. Kadınların sigara içişime kızdıklarının da farkındaydım. Biri kaplumbağa kabuğundan yapılmış çerçeveli gözlüğünü bana doğru tutup baktı. Ben gene aldırmadım, çünkü tek söz söylemiyorlardı! Eğer söyleseler, uyarsalar, rica etseler ya... Dilleri yok muydu? Hep susuyorlardı. Birden mavilisi aklını kaybetmiş gibi, önceden tek kelime söylemeden, uyarmadan, elimden sigarayı kaptığı gibi camdan fırlattı. Tren son hızla gidiyordu, bense kalakalmıştım. Kadın çok vahşi, ilkel görünüşlü biriydi. Şişman, tombul, uzun boylu, al yanaklı (biraz fazla kırmızıydı) kadın gözlerini bana dikmişti. Ben hiç sesimi çıkarmadan hiç yapmadığım, son derece kibar bir hareketle iki parmağımla finoyu ensesinden hiç acımadan tuttuğum gibi pencereden fırlatıverdim, biraz önceki sigara gibi. Yalnızca bir cıyaklama duyuldu!Tren yoluna devam ediyordu." Dostoyevski / Budala
Özgürlük kime ve neye göre?
Kurallara uymanın ayrıcalığı olmalı mı?
Platon: "Bir eylemin iyi yada kötü olması onun iyi ideasına uygunluğu ile anlaşılır. Yani bir eylem iyi ideasına uygunsa iyi uygun değilse kötü dür. Bunu bu dünyanın bilgisi ile anlamak ve değerlendirmek mümkün değildir. Onun için her insan idealar evrenine yönelmeli ve onu kavramalıdır."
Sokrates'e göre; "sorgulanmamış bir yaşam süren insanların hayatı kendi ellerinde ya da kendi kontrollerinde değildir; onların denetimi dışarıdan gelmektedir. Bu ise, kişiyi mutsuzluğa götüreceği için, bir felaketten başka hiçbir şey olamaz. Öyleyse, insan, mutluluğu buna bağlı olduğu için ruhuna özen göstermek zorundadır. Ruha gereken özeni göstermek ise insanı insan yapan şeyin ne olduğunu, ruhun bizatihi kendisini, neyin insan doğasını tamamlayıp gerçekleştireceğini bilmektir."
Sevgi ve saygılarımla!
Etiketler:
ahlaki eylem,
Budala,
dostoyevski,
kural,
özgürlük,
Sokrates,
toplumsal mutluluk
21 Şubat 2011 Pazartesi
Tarihe Tanıklık Ediyoruz!






"Cumhuriyetler zenginlikten, diktatörler de yoksulluk yüzünden yıkılırlar." Montesquieu
Sahipsiz halklar...
Bugün Kuzey Afrika ülkelerinden başlayan ve bütün hızıyla Arap ülkelerine yayılan halk hareketi, sokaklara hakim oluyor.
Bu hareketlilik hiç şüphe duyulmasın ki özgürlüğün ve açlığın sesi!
Yani ekonomik bunalım, sosyal adaletsizlik halkın sokaklara dökülmesinin başlıca sebepleri olarak görülmeli.
İnsanoğlu özgürlüğe yazgılıdır; çünkü, bir kere dünyaya atıldıktan sonra yaptığı her şeyden sorumludur." Jean Paul Sartre
1789-1799 Fransız Devrimi'yle Fransa'da mutlak monarşi son buldu.
Bundan önce toprak sahipleri, burjuva sınıfı. Yani ayrıcalıklı bir Fransa...
Halkın yoksullaşması, adaletsizlik...
Tüm bunların neticesinde Fransızlar, "dışarıdan gelen fikir akımlarını içselleştirerek ihtilale zemin hazırladılar". Burada aydın sınıfı (filozoflar) halkı yönlendirmede etkin oldular.
Topluma yön veren,
"Aydınlanma felsefesi, mantığın, köklü gelenekleri ve siyasal rejimin mutlakıyetçi eğilimlerini ortadan kaldırmayı emrettiğine kanaat getirmiştir. Aydınlanmacılar özgürlüğün tüm alanda olması gerektiği fikrini savunmakta"ydı. (Vikipedi)
25 Ekim 1917 çarlık Rusya'ya karşı Bolşevik İhtilâli...
Bu ihtilalle birlikte Rusya'nın kaderi belirlenmiştir.
Bu sayede büyük toprak ağalarının ellerinden toprakları alındı.
Ve monarşi yönetimi sona erdi.
"Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur." Atatürk
19 Mayıs 1919-29 Ekim 1923 Türk halkının düşman işgaline karşı özgürlük direnişi...
İlk Çanakkale'de kendisini gösterdi... Bu direnişle birlikte yedi düvele baş kaldıran Mustafa Kemal'in önderliğindeki ÖZGÜRLÜK ateşi; bu sayede kendisini gösterdi.
Ardından 1919'da başlayan Kurtuluş Savaşı yeni bir dönemi işaret etmekteydi. Hem düşman işgaline karşı, hem de monarşi yönetimine karşı.
Nihayetinde Türk halkı Büyük Önder Atatürk'le birlikte başlattığı özgürlük mücadelesini kazandı. Saltanat sona erdi.
Atatürk önderliğinde gerçekleşen bu halk devrimi ile egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinin hakimiyetine geçti.
Halkların ve ülkelerin büyük acılarla elde ettiği özgürlük...
İşte şimdilerde YOKSULLUK ve ZULÜM altında ezilen milletler
Özgürlükleri için sokaklara dökülüyorlar.
Ve bizler de tarihe tanıklık ediyoruz...
Ama... Bölge halklarının birer Atatürk'ü var mı, derseniz?
Bunu zaman gösterecek!
Sevgi ve saygılarımla!
31 Aralık 2010 Cuma
Velhasıl Kelam...




"Yaratan Rabbinin adıyla oku!" Alak Sûresi, 1. Ayet
Kutsal kitabımız "oku" ile başlar... Ve dünya bu söz üstüne kuruldu...
İnsanlar aydınlığa okumayla kavuştu...
Yıl 2010;
Akıl, bilim, aydınlık... diyoruz, diyoruz da...
Valla ne bileyim, dünyamız şimdilerde hiç de aydınlığa koşuyor gibi durmuyor...
Zihniyet, "kovboy"luktan gelme bir haydutluk olduğu için; haliyle dünyanın başı belada...
E malûm... "Kovboy"lar!
Kimdi "kovboy"lar?
Hapishane kaçkınları, katiller, yankesiciler filan...
Bunlar biraraya geldiler; Kızılderilileri katlettiler!
Sonra mı?
"Beyaz adam" katlettikleri Kızılderililerin topraklarını ele geçirdi...
E tabii... "Beyaz adam," bu kadarıyla yetinmedi...
Bir de köle lazımdı, işlerini görecek...
Afrika'dan zencileri buldu, taşıdı oraya buraya...
Netice itibariyle;
Bu haydut takımı, oldu mu dünyanın başına en büyük ÇETE...
E kolay değil "kovboy"luk!..
Asacak, kesecek, gaspedecek, dolandıracak...
"Demokrasi", "özgürlük" derken... kan, gözyaşı gırla gidiyor...
Haydutluk dizboyu...
Sanırsın Tommiks, Teksas okuyorsun...
Velhasıl kelam...
2010'nun çetesi "kovboy"la dünyanın işi zor gibi görünüyor... :)
Ve... "Düşsüz büyük şeyler yapılmaz." diyerek...
Yeni yılın dünyamıza ve ülkemize aydınlık dolu yarınlar getirmesi umuduyla...
:)
Sevgi ve saygılarımla!
15 Aralık 2010 Çarşamba
Allah'ım Sen Aklıma Mukayyet Ol!!!



"Mutlu insan, hakkını bilen ve isteyen insandır."
2. Dünya Savaşı'nın bitiminin hemen akabinde 10 Aralık 1948 yılında "İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi" kabul edilerek yayınlanıyor...
İçinde bulunduğumuz süreç itibariyle dünya yeni bir savaşa ısınıyor; ve hızla yeni bir "dünya savaşı"nın alarmını veriyor... Zira bu "savaş"ı fitilleyecek kılıfın adı da "yeni dünya düzeni"ni oluşturmak olarak nitelendiriliyor. Üstelik bunun için de "demokrasi", "özgürlük", "insan hakları" kullanılarak yola çıkılıyor iyi mi?!
İyi de, dünya milletlerinin kabul ettiği zaten bir "İnsan Hakları Evrensel Bildirge"si yok mu?!..
Var; var olmasına da onu yazanlar zaten bu "hakları" ihlal edenler olduğu o kadar çok açığa çıktı ki!.. İşte bu nedenle "şapka düştü, kel göründü" hesabı bir yenisini yazmaya ihtiyaç duyuluyor sanırım...
Neyse... biz şimdi bunları bir kenara bırakalım da dün Vatan Gazetesi'nin üst manşetine çekilmiş bir haberden bahsedelim:
Zira haberi okuduğumda kanımın donduğunu hissettim! Ve galiba "dünyanın sonu geldi" diyenlere "haklı"lık payı çıkartacak düşüncelerin bir kanıtı da bu olsa gerek diye düşünmeden edemedim... Ruhumun utanç duygularıyla karışık karanlık bir bilinmezliğe sürüklendiğini de itiraf edebilirim...
Peki neden bu haberi gündemime aldığım zihinlerde yer edebilir... Hiç kuşkusuz bu haberi ne duymak ne de paylaşmak istemediğim kesin.. Ancak biz ne kadar görmezden gelsek de öte yandan bu aymazlar, ciddi anlamda konuyu "yasa"laştırmaya kararlılar... Ve yine "Dünya İnsan Hakları Günü" münasebetiyle konuyu iyi anlayabilmeme neden olan bu aşağılık bilgiyi hatırlamadan geçemedim. Çünkü;
"Tamam işte şimdi oldu! Bu haber, Batılı güçlerin tam da aradığı insan haklarına (!) çok uygun bir malzeme... Ne de olsa hastalıklı genlerine uygun bir dolgu malzemesi" diye düşündüm... Bunu düşünmenin onlar için bir haksızlık olmadığının kanıtı olarak, tarihe ve günümüze bakmak yeterli olacaktır diye düşünüyorum...
Şimdi, insanlık dışı, hastalıklı ruhun belirtisi ve açık kanıtı olan o haberin başlığına izninizle istemeden de olsa özür dileyerek yer vereceğim:
"İsviçre, ensest ilişki konusundaki yasaları demode olduğu gerekçesiyle iptal etmeye hazırlanıyor. İsviçre Senatosu'nun hazırladığı yasa taslağına göre, aynı aile üyelerinin kendi rızalarıyla cinsel ilişkiye girmesi artık suç sayılmayacak." 14.12.2010, Vatan
Haberin kaynağı yasal ve meşru zeminde hazırlanıyor...
Neredeymiş?
Hani dünyanın en "medeni" ve "demokratik" ülkelerinden örnek gösterilen İS-VİÇ-RE!!!
Hem de "medeni" ülkenin yasa yapıcı yeri olan se-na-to-da!!!
Güzel (!) ... Ne için çıkarılıyor bu yasa?
"özgürlük" olabilir mi?!..
Aferin İsviçre Senatosu'na!!! Ve tebrikler, İsviçreli yetkililer!!!
Zira insanlara insanlığı unutturmaya ve adeta insanı "hayvan"laştırmanın yolunu açmaya davetiye çıkarmak işte böyle olur!!!
Allah'ım sen aklıma mukayyet ol!!!
Neler duyuyoruz?!..
Bu insanlık adına bir onursuzluk ve insanlığın intiharına eş değerdir!!! Neler oluyor demeyin?.. Neler olduğunu iyi görün, duyun!!! Görünüz ki artık, "tek dişi kalmış canavar"lar, insanlığı bitirme noktasına kadar getirdiler!!! Bu ahlâksızlık, dünyanın sonunu hazırlamaktan öteye geçmeyecek kadar iğrenç bir sürecin habercisi olduğuna açık bir işarettir!
Anlaşıldığı üzere, dünyada milyonlarca insanın çektiği işkence, zulüm, acı ve gözyaşı... Açık sömürülerin yanında, çıkarılmaya hazırlanılan bu rezil "yasa"yı insanlık adına şiddetle lanetliyorum!!!
Yazıklar Olsun!
Sevgi ve saygılarımla!
11 Ekim 2010 Pazartesi
Has Sanatçı

.jpg)


"Ödülü hak edip sahip olamamak, sahip olup hak edememekten iyidir."
Bir televizyon kanalında "Ey özgürlük" şarkısı çalıyor... Bu şarkıyı dinlerken, şüphesiz ki herkes gibi ruhumun derinliğinde "özgürlük" coşkusunu bekliyorum; ama ne yazık ki ben, bu duyguyu ruhumda hissetmediğim gibi bilakis zihnimde tam tersi duygular oluştu...
Nasıl mı?
Bir defa benim özgürlük anlayışımda;
Anadolu insanının özgürlüğü... Temiz ve dupduru sevginin tüm insanları kucaklaması... paylaşımcı duyguların hakim kıldığı, insan vicdanının susmadığı, sorgulayıcı ve insanın insana kulluğun yok edildiği bir anlayışın egemenliği vardır! Anadolu türkülerini, ezgilerini ve halk ozanlarmızı dinlediğim zaman işte bu duyguların ruhumu sardığını hissediyorum...
Öte yandan "Ey özgürlük" gibi "özgün" şarkıların özgürlüğü hatırlatması sadece sözde kalıyor. Mesela bir takım kendilerini "aydın" diye nitelendiren kesimin özüne inildiğinde, ortada sadece ve sadece gerçek halkın gerçek yaşamından çok uzakta, kendilerince oluşturdukları yepyeni bir zümrenin varlığı görülecektir.
Sanat, toplumların yaşamlarıyla birlikte duydukları acı ve mutlulukların ortaya çıkarılması için vardır! Zira sanat, ruh ve sezinlerle ortaya çıkar. Yani ruhun dışa vurumudur sanat. Tıpkı Anadolu insanımızın hissettiği doğruluk, hürmet, ve şükran duygularını sazıyla, sözüyle dile getirdiği gibi... Doğaldır her davranışı... Ardından bir çıkar gözetmeksizin hareket eder...
O halde sanatçılar da bu duyguları dile getirirken gerçek sorunları ve bu sorunların kaynağı olan toplumun hislerini birebir anlayarak yaşamalı; ve onların acılarına, sevinçlerine ortak olmalıdırlar. Yoksa bir eğlence ortamında ya da bir konser ortamında yazılmış bir şiiri okuyarak, söyleyerek kibirle kendilerini ayrıcalıklı zümreye dahil etmekle aydın olamazlar!
Demek ki halkın gerçek sorunlarıyla birlikte insanlığın önünde bulunan tehlikelerin önce farkına varmak ve bunu da halka bir şekilde hissettirerek onların aydınlamasına, örnek olmakla sorumludur sanatçı. Onların ruhlarını yakından tanımak, onlar gibi hissedip birlikte gülüp, ağlamaktır sanatçı ve aydın olmanın özelliği...
Demem o ki... Ben has sanatçıyı hissederek anlarım... Görerek bakarak değil! Beni hiç ilgilendirmiyor "entel" giyimi, "entel" yaşamı... Beni asıl ilgilendiren şey; sanatçının halka ne kadar yakın olduğuyla ilgilidir... Şöhret ve münevver sahibi insanların, mensubu olduğu toplumların belirli düşünce ve kalıplarıyla şekillenmiş ve kendilerine bu düşünce üzerinden yer edinenlerin asıl, "bilmediklerini bilen" sade vatandaşların hislerine ortak olamayışlarıdır problem olan...
Öte yandan sanat ve sanatçı üzerindeki çeşitli görüşlerinin yanında farklı bir yaklaşım noktasına dikkat çeken Rousseau'ya göre;
"eğlendirici sanatlar ve gösteriş etkinliklerinin ülkede yaygınlaşması kralları daima hoşnut etmiştir. Bu yolla vatandaşlarını köleliğe alışkın bir şekilde doyurmuş olur ve halkın bu ihtiyaçlanma biçimlerinin kendileri için bağlayıcı birer tasma olduğunu iyi bilirler. Sözgelimi Büyük İskender, geçimini balıkçılıkla sağlayan topluluklar üzerinde tahakküm sağlamak için onların balığa olan düşkünlüğünü kırmış ve öteki kesimlerin sahip olduğu beslenme alışkanlıklarını onlara da kazandırmaya çalışmıştır."
Bilmem, sanki benim de anlatmak istediğim... tam bu noktada birleşiyor sanki.
Ne dersiniz?
Sevgi ve saygılarımla!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)