sanatçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanatçı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2019 Çarşamba

Bir Yıldız Kaydı


Tiyatro ve sinema sanatçısı Ayşen GRUDA’nın  torunu ile arasında geçen bir anısıyla  yazıma başlamak istiyorum:

"Bir gün setten dönmüşüm, torunum Emre aradı: 

"Anneanne, yolda araba çarpmış bir kedi gördüm, veterinere götürdüm, tedavisini yaptırdım. Anneme götürdüm, o da temizledi eve aldı" dedi.

"Peki getir bakalım" dedim. Kediyi gördüm, bayağı çirkin bir şey, "Ay niye aldın bunu, pek de çirkinmiş" dedim.

"Anneanne sen de çirkinsin, sana da araba çarpsa bakmayacak mıyız?" dedi.

Ne faşist kadınmışım dedim kendime. Güzeli kurban ediyoruz ama çirkini dışlıyoruz, asıl onları almak lazım."


Yeri doldurulamayacak bir sanatçımızı daha kaybettik... 

Cumhuriyet'imizin yetiştirdiği nadide sanatçılarımızın yerini,

Hiç şüpheniz olmasın ki, hırs, kıskançlık, entrika, cinsellik, vahşet gibi pek çok olumsuzluklarıyla çarpık dizilerde boy gösteren şarlatanlar aldı.

Zira yozlaşan kahkahalarımızla birlikte,

Her şeyin içinin boşaldığı gibi sanatın da içi boşaldı. 

Ve her şey görsellikten ibaret oldu.

İçerik yok...

Biz de ağzımız açık, öylece seyrediyoruz.

Amaç da bu değil miydi?!

Dolayısıyla iyi bilirdik...  

Güzel hatıralarla ve yüzümüzde gülümseme ile  anacağız kendisini.

Işıklar içinde uyu güzel insan.





Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

16 Eylül 2016 Cuma

Efsaneydi...

"Büyük devlet adamı Atatürk'ün manevi değerlerine hemen her gün hakaret ediliyor, kahroluyorum. Atatürk'ü özlüyorum. Eminim ki benim gibi düşünen milyonlarca insan var. Onun felsefesini, kudretini, devlet adamlığını özlüyorum. O büyük bir dünya lideriydi." 14 Ekim 2012, Tarık AKAN

Türk sinemasında  toplumsal acıları dile getiren filmleriyle Türk toplumunun kalbinde  hak ettiği yeri alan efsane sanatçı Tarık AKAN'ı  kaybettik...
Bu Cumhuriyet'in imkanlarıyla modern, çağdaş Türkiye'de kendine yer edinen, sanatçılığını icra eden, bu milletin ekmeğiyle-aşıyla büyüyen halk insanı Tarık AKAN, "Tam bağımsız Türkiye" sevdasıyla ülkesine ve milletine ihanet etmeyen gerçek bir aydın, gerçek  bir vatanseverdi...

Ruhun şad, mekanın cennet olsun güzel insan Tarık AKAN... 




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

25 Mayıs 2012 Cuma

Bunlar mı Bize Örnek..?











"Onlar başka milletlerin miskin yurttaşlarının bütün yaşamlarını iyi-kötü kavgası ve erdem üzerine laf yaparak geçirdiklerinden haberdardı; yalan konuşan ve bilgiçlik taslayan birçok kibirli insanın kendilerini erdemli olarak tanıtıp öteki ulusları barbar kalmakla suçladıklarından da haberdardı; ne zaman ki onların ahlâk anlayışlarını incelediler, o zaman aşağılık olanın aslında kimler olduğunu gördüler." Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev, Jean Jacques Rousseau, sf:42




"Bir yazar, bir banka reklamında yer alıp, kitlesini kredi kartı kullanmaya, tüketime teşvik eder mi..
Taraf'ın sivri dilli televizyon eleştirmeni Telesiyej "kredi kartı reklamında oynayan yazar Elif Şafak"ı yerden yere vurdu. "Bir yazar, bir banka reklamında yer alıp, kitlesini kredi kartı kullanmaya, tüketime teşvik eder mi yavu?" 23 Mayıs 2012, Vatan


"Deniz Seki, uyuşturucu ticareti yapmaktan aldığı bu ceza Yargıtay’da onaylanırsa 3 yıl 7 ay daha hapiste yatacak" 23 Mayıs 2012, Vatan


Valla bunlara "sanatçı" diyorlar, "edebiyatçı" diyorlar...


Siz hiç gerçek bir sanatçının bu tür kirli işlerle uğraştığını duydunuz mu?

Ve gerçek anlamda bir edebiyatçının insanlara hayatı sorgulamaya teşvik etmek yerine, tüketime, halkın sorunlarından uzak bir yaşama sevk ettiğini gördünüz mü?


Tabii ki de hiç kuşkusuz,

Hayır!

Topluma örnek olacaklara bakar mısınız?

Birisi uyuşturucu ticareti yapmakla suçlanmış,

Ötekisi de toplumu tüketim çılgınlığına sürüklemenin reklamıyla meşgul...

Valla ne âlâ...


Birilerinin teşvikiyle ve arkalarına aldıkları "güç"le "ünlü" olan sözde "sanatçı"ların olacağı bu işte...


Toplumda belli başlı aşırılıklar ve kimi kötü alışkanlıkları gözden düşürme yerine onları erdem haline getirip ve insanlara da bu "erdem"leri taşımaya mecbur eden sistemin sözde sanatçılarıdır bunlar.

Yanılmıyorsam Türklüğe küfür ederek adından söz ettiren ve "yazarlığını kanıtlayan"lardan birisi de Elif Şafak.


Bu sözde sanatçılar, milletin ortak değerlerine sahip çıkmak yerine onları aşağılayıp, değersizleştirerek topluma yepyeni bir kimlik kazandırmayı kendilerine görev edinmişlerdir. Zira başka türlü onların oralarda barınmaları mümkün değil!!!

Bu vesileyle becerdikleri bu mükemmel (!) işe karşılık, kendilerinin oluşturdukları sınıfsal ayırım üzerinden halkdan kopuk yaşamayı da bir marifet, bir üstünlükmüş gibi sunmayı da ihmal etmiyorlar!


Apaçık etkilerinin hissedildiği ve bir toplumun aleni yozlaştırıldığını görerek yaşadığımız bu süreçte ne yazık ki, ahlaki bozulma dediğimiz namuslu yaşamın yerini vicdansızlığın, zalimliğin aldığını üzüntüyle görüyoruz...


Bir yanda sersefil, bir lokma ekmeğe muhtaç yaşayanlar...


Öte yandan, arsızca ve umarsızca yaşayanlar...


Demem o ki...

Gerçek anlamda sanatçı, işte bu çelişkiyi eleştirel üslûptaki sanatıyla halka sunarak hayatın mânasına dikkat çekmeyi başaran; ve mütevazı yaşamıyla halkın içinde olabilen kimselerdir... Çok uzağa gitmeden bunu hemencecik izninizle örneklendirelim;


Sazıyla, sözüyle, mütevazı yaşamıyla pekçok örnek sanatçımızdan bir tanesi,

Neşet ERTAŞ...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

11 Ekim 2010 Pazartesi

Has Sanatçı
















"Ödülü hak edip sahip olamamak, sahip olup hak edememekten iyidir."


Bir televizyon kanalında "Ey özgürlük" şarkısı çalıyor... Bu şarkıyı dinlerken, şüphesiz ki herkes gibi ruhumun derinliğinde "özgürlük" coşkusunu bekliyorum; ama ne yazık ki ben, bu duyguyu ruhumda hissetmediğim gibi bilakis zihnimde tam tersi duygular oluştu...

Nasıl mı?

Bir defa benim özgürlük anlayışımda;

Anadolu insanının özgürlüğü... Temiz ve dupduru sevginin tüm insanları kucaklaması... paylaşımcı duyguların hakim kıldığı, insan vicdanının susmadığı, sorgulayıcı ve insanın insana kulluğun yok edildiği bir anlayışın egemenliği vardır! Anadolu türkülerini, ezgilerini ve halk ozanlarmızı dinlediğim zaman işte bu duyguların ruhumu sardığını hissediyorum...

Öte yandan "Ey özgürlük" gibi "özgün" şarkıların özgürlüğü hatırlatması sadece sözde kalıyor. Mesela bir takım kendilerini "aydın" diye nitelendiren kesimin özüne inildiğinde, ortada sadece ve sadece gerçek halkın gerçek yaşamından çok uzakta, kendilerince oluşturdukları yepyeni bir zümrenin varlığı görülecektir.


Sanat, toplumların yaşamlarıyla birlikte duydukları acı ve mutlulukların ortaya çıkarılması için vardır! Zira sanat, ruh ve sezinlerle ortaya çıkar. Yani ruhun dışa vurumudur sanat. Tıpkı Anadolu insanımızın hissettiği doğruluk, hürmet, ve şükran duygularını sazıyla, sözüyle dile getirdiği gibi... Doğaldır her davranışı... Ardından bir çıkar gözetmeksizin hareket eder...


O halde sanatçılar da bu duyguları dile getirirken gerçek sorunları ve bu sorunların kaynağı olan toplumun hislerini birebir anlayarak yaşamalı; ve onların acılarına, sevinçlerine ortak olmalıdırlar. Yoksa bir eğlence ortamında ya da bir konser ortamında yazılmış bir şiiri okuyarak, söyleyerek kibirle kendilerini ayrıcalıklı zümreye dahil etmekle aydın olamazlar!


Demek ki halkın gerçek sorunlarıyla birlikte insanlığın önünde bulunan tehlikelerin önce farkına varmak ve bunu da halka bir şekilde hissettirerek onların aydınlamasına, örnek olmakla sorumludur sanatçı. Onların ruhlarını yakından tanımak, onlar gibi hissedip birlikte gülüp, ağlamaktır sanatçı ve aydın olmanın özelliği...


Demem o ki... Ben has sanatçıhissederek anlarım... Görerek bakarak değil! Beni hiç ilgilendirmiyor "entel" giyimi, "entel" yaşamı... Beni asıl ilgilendiren şey; sanatçının halka ne kadar yakın olduğuyla ilgilidir... Şöhret ve münevver sahibi insanların, mensubu olduğu toplumların belirli düşünce ve kalıplarıyla şekillenmiş ve kendilerine bu düşünce üzerinden yer edinenlerin asıl, "bilmediklerini bilen" sade vatandaşların hislerine ortak olamayışlarıdır problem olan...


Öte yandan sanat ve sanatçı üzerindeki çeşitli görüşlerinin yanında farklı bir yaklaşım noktasına dikkat çeken Rousseau'ya göre;

"eğlendirici sanatlar ve gösteriş etkinliklerinin ülkede yaygınlaşması kralları daima hoşnut etmiştir. Bu yolla vatandaşlarını köleliğe alışkın bir şekilde doyurmuş olur ve halkın bu ihtiyaçlanma biçimlerinin kendileri için bağlayıcı birer tasma olduğunu iyi bilirler. Sözgelimi Büyük İskender, geçimini balıkçılıkla sağlayan topluluklar üzerinde tahakküm sağlamak için onların balığa olan düşkünlüğünü kırmış ve öteki kesimlerin sahip olduğu beslenme alışkanlıklarını onlara da kazandırmaya çalışmıştır."

Bilmem, sanki benim de anlatmak istediğim... tam bu noktada birleşiyor sanki.

Ne dersiniz?


Sevgi ve saygılarımla!

25 Eylül 2010 Cumartesi

Yaşamak Direnmektir...















"Gözlemle, dinle, sus, az yargıla, çok sor!" Eflatun




"Tophane'de beş sanat sergisi açılışının eli sopalı kişiler tarafından basılması büyük tartışma yarattı."


Bu haberin hemen ardından saldırıya neden olarak, açılıştaki içki kullanımını göstermek oldu... Tabi bu olayın arka planında ise, vatandaşlarımız arasında tehlikeli kutuplaşmaya yol açılmak istenilmesi vardır... Oysa ki Tophane sakinleri, "tutucu" bir görünüme sahip olmakla birlikte, İstanbul gibi bir şehirde yaşamlarını sürdürmek isteyen ve ezici hayat şartlarının altında yok olmamak için direnerek, ayakta kalabilmenin mücadelesiyle karşı karşıyalar... Bu ruh hali içerisinde, hiç arzu edilmeyen bir öfke birikimine yenik düşmenin vehameti üzerinde biraz durmak isterim:


Hiç kimse tarafından istenilmeyen faşizan saldırının altında yatan asıl neden; bence, yaşamak için direnmekten gelmektedir... Tophane esnafının ve halkının, bir şekilde yabancı kimliklerin yaşam alanlarına el atmasıyla birlikte, ruhlarının ezilme kaygısı altında işlerinden ve evlerinden olmak korkusudur; bu olayın altında yatan gerçek ruh hali...


Ekonomik endişenin asıl neden olduğu bu korkunç olay için, Tophane'yi sözde "sanat merkezi"ne kavuşturarak, kültürel açıdan üst düzeye çıkarılmaya çalışılıyormuş...

Aman ha!..Sakın, bu sözde "asalet"i, halkımıza bulaştırmayın!!! Zira sanat dediğimiz; bizim anladığımız türden edebiyat ve gerçek anlamda metafizik algılamasının dışındaki yaşam biçimini bir dayatmayla "sanat"ı, sanat olarak sunup, kavram kargaşası yaratılıyor! Nedir bu anlayış derseniz, Rousseau'dan anlatmak isterim:


"Bilim ve sanatların ilerlemesi ahlâkın ilerlemesine katkı sağladı mı?" sorusunu ortaya atan Rousseau, bu doğrultudaki görüşlerine haklılık kazandırdığını, işte bugün bu yaşadıklarımızla çok daha iyi anlamamıza neden oluyor. O görüşlerden birini buradan paylaşalım:

"... sanatçı dediğimiz kişi; bilgelerin itibar gördüğü, eğlence meraklısı bir gençliğin zevkler içinde yaşadığı, insanların zevklerini kendilerini özgür kılan tiranlara feda ettikleri, erkek ve kadınların sırf birbirlerinin zevk duygularını karşılamak uğruna gösterdikleri cesaret için drama başyapıtlarını ve mucizevi müzik eserlerini sahipsiz bıraktıkları bir çağda ve ülkede dünyaya gelmek gibi bir talihsizlik yaşasa kendini kabul ettirmek için hangi yolu denerdi nazik beyler? Elbette o akılalmaz yeteneğini dönemin seviyesizliğine uydurmak amacıyla, hayranlık veren ölümsüz başyapıtlar ortaya koymak yerine, dönemindeki insanların beğenisini toplayabilmek için son derece sıradan eserler üretirdi."

Pekii, bu durumda Tophane'ye ne getirilmek isteniyor?


Gerçekten sanatçı ve sanatın Tophane halkına asıl kazandırması gereken yaşamsal anlayışın ne kadarı verilebilir?

Yani semt sakinleriyle beraber olduklarını söyleyen bu kesim, onların, gerçek ruhunu ezmekten başka ne verebildi?

Mesela onlarla beraber olmaya geldiklerini ifade edenler, gerçekten ne kadar onlarla yanyana olabildiler?

Ya da bu hissi, verebildiler mi acaba?

Bu anlamda, bugüne kadar görülen şu ki; "entel"lik altında insanlarımızı ezmek, onları aşağılamaktan öteye geçmeyen bir zihniyetin ezici baskısı, vatandaşlarımızı ayrışmaktan öteye ne yazık geçemedi!.. Üstelik bu zihniyeti yerleştirmeye çalışanlar, bu hedeflerini "çağdaşlaşma" ve Batılılaşma söyleminin arkasına gizlenerek, "Laiklik elden gidiyor!" görüntüsünü ön plana çıkarmışlardır.


Bu durumda Tophane gibi "muhafazakar" toplum yapısına sahip bir çevrede, elinde içki kadehiyle uluorta sanat galerisi açılışı adıyla, "göstere göstere" içmenin alemi de ne oluyor?!..

Bu davranışla, Tophane halkına, "kültürlü" olmayı mı öğretiyorsunuz?

Aman ne kadar entellerimiz varmış diye, insanların zihinlerine heyecan mı katıyorsunuz?

İnsanlar ekmek kaygısı çekerken; adeta onları "aşağılarca"sına bir takım kişilerin bir araya gelerek, "salon yaşamı" gösterişiyle, kimlerin ruhlarını ezmeye çalışıyorsunuz?

Bunun adına ister, "jakoben"lik deyin, ister "elit tabaka" deyin, ama ne derseniz deyin; ben, bu durumu aynen Fransa Kraliçesi Marie Antoinette'in açlık ve yoksulluktan isyan eden Fransız halkına, söylediği iddia edilen "ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin" lafına benzettim. İnsanlar orada işlerini ve evlerini kaybetme korkusuna kapılırken, birileri de oralara gelip, kendilerince "üstün sınıf"ı yerleştirmeye çalışırsa, olacağı budur işte!!!


Şüphesiz ki yapılanın tasvip edilecek ve haklılık payı çıkarılacak hiçbir yanı yoktur... Bunu şiddetle kınıyoruz! Suçluların da biran önce adaletin önüne çıkarılmasını bekliyoruz!

Kısaca... Tophane'ye "sanat" getirilemedi; zira sanat "galeri" diye bir yere sıkıştırılamayacak kadar geniş; ve insanlar üzerinde ayrışmayı değil, onlara insanların her çeşit yaşamını hissetmelerine katkıda bulunacak, çeşitli yöntemlerin buluştuğu bir alandır.

O halde önce insanlarımıza ve Tophane halkına bu duyguyu hissettirmenin yollarını, sahip olduğumuz gelenek ve töreler, tavır ve davranışlarımızı sanat tarafından değiştirilmeden ve hislerimize bir yapaylık inmeden anlatmanın çarelerine bakalım diyorum.

Yani;

Bir şeyleri yakıp yıkmadan!

İnsanlarımızı incitmeden!

Ve de en önemlisi, "Toplum sanat için değil de, sanat toplum için vardır!" anlayışını temel esas alarak...


Sevgi ve saygılarımla!