emperyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emperyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2019 Cuma

"Not Ettik"


ABD bizim için, "sıra dışı olayları not ettik" nidalarıyla bize aleni parmak sallama küstahlığını  gösterdi, iyi mi!

"Not etmek" nedir?

Valla Irak'ta , Libya'da, Afganistan'da, Suriye'de yaşanılanlardan biz, bu "not etme"nin ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz.

Zira Amerika'nın en önemli icraatlarından olan  silah ve demokrasi ihracı aklıma geliyor. Hani nerede "demokrasi" çığırtkanlığı yapılsa vallahi orası cehennemin dibine döndü. İşte önce "demokrasi" ihraç etmenin yolları döşeniyor. Ardından her şey kıvama gelince de, "not etme"nin yolu açılmış oluyor...

Dolayısıyla hedef Atatürk Cumhuriyeti olunca, önce coğrafyamız kan gölüne dönüştürüldü ve şimdi "not ettik"! deniliyor.



Bak arkadaş, sen bize parmak sallayamazsın, bu bir! Bu işler bizim iç işlerimiz, bu iki! Siz ki göz koyduğunuz uluslara önce direktif veriyorsunuz, ardından buralara baskı yaparak abluka altına alıyorsunuz, ve nihayetinde çullanma harekatı ile her yer tarumar ediliyor.Tıpkı coğrafyamızı bugün silah deposuna çevirip namlularınızı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne çevirdiğiniz gibi! Dolayısıyla  yüz yıl önce yırtıp attığımız "SEVR"i yeniden önümüze sürerek YÜCE TÜRK MİLLETİ'ne bir dayatmanın peşindesiniz. Hâl böyle olunca da  bugün Suriye'nin kuzeyine dolayısıyla da  vatanımızın güneyine on  binlerce tır silahları yığıp tehdit üstüne tehditleri "demokrasi" için mi  yapıyorsunuz?!  Bilesiniz ki o sözde demokrasinizi bir kez daha yırtıp atmaya hazırız, bu da üç!

Demem  o ki,  tarihimize şöyle bir bakın ve asıl not etmeniz gereken şeyi hatırlamanızda fayda var derim. Zira SEVR'in sonu yedi düvele meydan okuduğumuz ve emperyalizme diz çöktürdüğümüz KURULUŞ SAVAŞI'na gider,

Anlayacağınız...

NOT EDİN!




Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

31 Ağustos 2015 Pazartesi

"Gerçek Savaşımız Bundan Sonra Başlıyor"... Güle Güle Oktay AKBAL...













BİR "30 AĞUSTOS" DAHA

Yarın Otuz Ağustos.

Bir dönüm yeri... Türk ulusunun yazgısının değiştiği an...

(...)

30 Ağustos 1922'ye dek Mustafa Kemal ve bir avuç inançlı devrimici arkadaşı, bir bayrak açtılar Ankara'da... Emperyalizm, kapitalizm, iç ve dış düşmanlar, bilgisizlikten, akılsızlıktan o düşmanlara araç olan gafiller ulusumuzu batırma çabasına girişen iç hainler, yurt içinde ilerleyen düşman orduları bir yandaydı; halkımıza, halkın gücüne inanan yurtseverler bir yanda... Ulusal bağımsızlığın tek dayanağı, Türk askerleri, Türk ordusuydu. Daha doğrusu Mustafa Kemal yeni bir ordu kurmuş, örgütlemişti, ulusal bağımsızlığımızın bekçisi, koruyucusu, dayanağı bir büyük güçtü bu... Önce düşmanları yurttan söküp atacak, sonra da Türkiye'yi yeni bir anlayışla kurup yüceltecek tek güçtü bu ordu...

Elli beş yıl geçti aradan... Bugün iç ve dış düşmanlar, emperyalist ve kapitalist güçlerle, onlarla işbirliği yapan hainlerle savaşıyoruz. Çoğu zaman gizli yapılıyor bu savaş, kimi zaman açık... Ulusal bağımsızlığımızın simgesi, dayanağı Türk ordusu elli beş yıldan beri karşılaştığı tüm güçlükleri yenmeyi bilmiştir. Atatürk'ün ordusudur bu. Atatürk devriminin, ilkelerinin sürdürücüsü, koruyucusu... Zaman zaman "milleti aldatmaya ve bozmaya çalışan" birtakım gafiller gözlerimiz boyuyorlar, yalan yanlış düşlerle hepimiz aldatmaya, yönümüzü, yolumuzu değiştirmeye kalkışıyorlar. Ama emperyalizme, kapitalizme bu güçlerin aracı dış ve iç düşmanlara karşı savaş veren, hep de verecek olan ordumuz, askerimiz 30 Ağustos ruhunu, Atatürk devriminin bayrağını dimdik tutuyor elinde...

Yarın 30 Ağustos... Bir Otuz Ağustos daha yaşıyoruz. Türlü umutsuzluklar, acılar, sıkıntılar içindeyiz yeniden... Emperyalizm, kapitalizm, milleti aldatmaya kalkışan iç ve dış hainler hortlamış, bir kez daha, karşımıza dikilmiştir. 30 Ağustos bayramını işte böyle bir ruh hali içinde kutluyor, elli beş yıl öncesinin gazilerini, şehitlerini anıyoruz. Atatürk'ün 1922'de, Yunan'ı denize döktükten, en büyük yengiyi kazandıktan sonra söylediği sözlerin anlamını daha derinden duyuyoruz:

"Gerçek savaşımız bundan sonra başlıyor." (1977)Oktay AKBAL, Atatürk Bir Gün Gelecek, sf: 26-28


Cumhuriyetimizin  "yazmayı hayata, hayatı yazmaya" dönüştürmüş aydınlarımızdan yazar-gazeteci Oktay AKBAL30 Ağustos'tan hemen önce kaybettik... "Atatürk Bir Gün Gelecek" adlı kitabında günün anlam ve önemine uygun geldiğini düşündüğüm bir yazısıyla Yazarımız Oktay AKBAL'a ve  Atatürk'ün "Gerçek savaşımız bundan sonra başlıyor." sözünün derinliğine vurgu yapan dolayısıyla bu anlamda her gün şehit verdiğimiz kınalı kuzularımıza  da Allah'tan rahmet diliyorum...




Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

20 Ağustos 2015 Perşembe

Kan Ağlıyoruz...




Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Büyük Türk Milleti büyük tehdit ve tehlike altında... emperyalizmle SAVAŞ YAŞIYOR!

Burnunun direği sızlamak...

Tıpkı böyle acılar gibi bedenimizde, artık asla yerine gelmeyecek olan şeylere duyulan özleme  tepkidir burun direğinin sızlaması...

Vatan evlatlarımız, kınalı kuzularımız alçakça, kalleşçe arkadan vurularak  şehit düşüyorlar...

Art arda gelen şehit tabutları hepimizin burnunun direğini sızım sızım sızlatıyor, yüreğini kan ağlatıyor...





Büyük Türk Milleti var olsun, 

Vatan sağ olsun...



Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

29 Ağustos 2013 Perşembe

Bu Zafer BambAŞKa Zafer





Yurtta Sulh cihanda sulh


Emperyalizme baş kaldıran Yüce Ata'mızın önderliğindeki Büyük Türk milletinin  bağımsızlığını kazandığı gurur günü,

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI Yüce Türk ulusuna kutlu ve mutlu olsun...

Bu vesileyle bir kez daha onurla ve saygıyla,

Sadece Türkiye'nin değil bütün dünyanın hayranlıkla  saygı duyduğu Eşsiz Komutan  ve Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu  Devlet Adamı  Büyük Atatürk  ve Aziz Şehitlerimize  sonsuz şükran, minnet ve sevgi duygularımızla...

Ne mutlu Türk'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

16 Temmuz 2012 Pazartesi

"An Azadi, An Azadi" ???















Bu vatan için canlarını feda eden şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum...



Haftasonu Diyarbakır ilimizde yaşanan olaylarla başlayan gerginlikler, hat safhaya tırmandı...

Ortalık "savaş alanı" gibi

Çıkan olaylarda kimler yokmuş ki,


Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ekmeğiyle ve olanaklarıya palazlanan ve kaymağını yiyen, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kimliğine sahip milletin sözde "vekil"leri baş rolde...


Hem de devlete ve millete meydan okurcasına.

Ne istiyorlar?

"An azadi, an azadi" (Selahattin Demirtaş, BDP Genel Başkanı)

Türkçesi, "Ya özgürlük, ya özgürlük"

İnanılır gibi değil...

Nasıl bir "özgürlük" isteniyor, orayı bir türlü anlayamadık!!!

Hangi devlet sizin bu yaptığınız(ki buna düpedüz devlete baş kaldırı demektir) fütursuzluklara göz yumar ya da izin verir?



"Selahattin Demirtaş, "Buradan ancak benim cenazemi çıkarabilirsiniz lan!" diye bağırdı. Bunun üzerine polisler ve BDP’liler arasında gerginlik tırmandı. BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, polislere dönerek, "O emniyet amirini bana getirin kafasına sıkacağım" diye bağırınca, kısa süreli itiş-kakış yaşandı." 14 Temmuz 2012, Vatan


Milletin ve devletin can ve mal güvenliğini sağlayan bütün güvenlik güçlerine ağız dolusu hakaretler edilebiliyor, kurşun sıkılabiliyor, kamu mallarına olanca kin ve nefretle zarar verebilebiliyorsa,


O zaman orada bir dakika durun lütfen!

Ve biraz düşünün...

Zira daha hangi özgürlükten bahsediyorsunuz?!

Yazık vallahi yazık...

Bu güzelim ülkede, iç savaşı çağrıştıran adımlar...

Her geçen gün daha fazla kan ve gözyaşına sahne oluyor.

Nitekim, hergün birer ikişer şehit veriyoruz.

Anlamıyor musunuz?

Emperyalizmle bölgemizde ve ülkemizde savaş var!!!



"ŞIRNAK'ın Irak sınırında yer alan Kato Dağı'nda düzenlenen operasyonda şehit olan Uzman Çavuş 27 yaşındaki Cevdet Deniz Özdemir'in, sosyal paylaşım sitesindeki "Sen rahat uyuyasın diye sırtımda 40 kilo yük, aklımda vatanım dağlarda geziyorum" yazan sitemkar yazısı yürek burktu." 15 Temmuz 2012


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Ben Neyim?






















"Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz." Al-i İmran Sûresi, 103. Ayet




Emperyalizmin beslendiği iki hassas nokta...

Etnik ayrımcılığa dayanan mezhepsel ve ırksal köken.

Şimdi ise ülkemiz ve milletimiz üzerinden malûm hızlı bir ayrıştırma seferberliği devrede.

Hâl böyle olunca da insanlar saflarını belirlemeye, oradan da keskinleşmeye doğru yol alıyorlar...

Durum böyle olunca...

Kendi kendime sorular sormaya başlıyorum...

Ben neyim?

Şüphesiz ki bu soruya, insanım diye başlıyoruz,

Aidiyet duygum, vatandaşlık bilincim hiç kuşkusuz yüce milletimizin bu topraklar üzerinde sürdürdüğü binlerce yıllık mücadele ve geleneğini taşıyan Türklükten gelme...

Peki inancım şüphesiz ki elhamdülillah müslümanım diyebildiğim yüce dinimiz İslam...

Kutsal kitabımız,

Kur'an-ı Kerim.

İyi.

Kur'an'da mezhepleşme üzerinden bir ayrım var mı?

Yok!

Peki, İslam'da "dört büyük mezhep" var...

Bu ibare Kur'an'da yer alıyor mu?

Hayır!!!

Kimler eliyle çıkarılmış bu "iddia"..

İslâm âlimleri söylüyor...


İyi de "elhamdülillah müslümanım" demek yetmez mi?

Kur'an'da bize emredilenlere uymak bize, farz değil mi?

O halde,

Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi.
Dördü de İslâm yaşayışı ve anlayışı ise, nedir bunun aslı?

İslâm.

Kur'an kelâmı böyle bir ayrımı yazmış mı?

Yok!

N'ooldu?..

Kitabımız da olmayan şeyler,


İnsan eliyle adeta kavgaya davetiye çıkaracak kadar hassas ayrışmanın adresi,

Mezhep...

İyi o zaman... Peki bu kavga, bu üstünlük tartışmaları ne?


Öte yandan,


"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına Türk milleti denir" diyen büyük Atatürk, çok şey ifade eden bu sözle,

Kimlik ayrımı yapmış mı?

Hayır!

Etnik anlamda ayrım yapmış mı?

Hayır!

Niye?

Çünkü, bu millet kavramının içerisinde her türlü "ırk"dan insanımız var, ve de bunları ayrıştırmadan bir şemsiye altında toplayarak zenginliklerin ve hakların eşit paylaşımı esasına uygun ulus bilinci yaratmış...


Yani kısaca bu, ırksal olgu değil!

Ya...

Dünya üzerinde,


Aynı gelenek ve görenekleri taşıyan, aynı dili konuşan, aynı inancı yaşayan, ortak kaderi paylaşan, ortak tarihi ve ülküsü olan, beraberce gülebilen, beraberce ağlayabilen duygulara sahip insanları aynı çatıda toplayarak, onların haklarını korumda, zenginliklerini paylaşmada kardeşlik duygularını aşılamada ve kollamada...


Kısaca dışarıdan gelebilecek kötülüklere karşı, art niyetli insanların, toplulukların, milletlerin gazabından korunabilmenin yollarından birisidir Atatürk'ün Türklük bilinci ve aidiyeti...

O vakit nedir bu kavga,

Kürt, Türk, Laz...

Alevi, Sünni...

Varvarası sürsüresi...

Aşık Veysel'in dediği gibi,

"Dava insanlık davası..."

Biz bu ayrışmanın peşini bırakmazsak


Biline ki...

Tek kelimeyle,

Allah kelâmıyla,

Üzerimize "pislik yağacak"...

Ki, "aklınızı kullanın" diyor Yüce Allah

O halde,

Çok uzaklara gitmeden,

Sorgulamadan yoksun, bilimden hızla ayrılan,

Irak, Afganistan, Libya...

Akıllarını kullanmadılar ya da kullanmaları engellendi...


Üzerlerine ne yağdı?


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

18 Mart 2012 Pazar

Şerefimiz












"Türkler, Çanakkale'yi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir." Winston Churchill



Emperyalizmi yerden yere vurduğumuz...

Ve Türkiye Cumhriyeti'nin temelinin atıldığı...

Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk'ü, ATATÜRK yapan üstün başarısıyla birlikte...

Türk tarihinin şeref günü 18 Mart 1915...



Dün verdiğimiz şehitlerimizin kanlarıyla çizilen vatan topraklarımızın sınırları,

Bugün de şehitlerimizin kanlarıyla korunmaya devam ediyor...

Onları minnetle, şükranla ve saygıyla anıyoruz...

Geçmişten bugüne verdiğimiz bütün şehit, vatan evlatlarımızın ruhları şad olsun...



Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

8 Mart 2010 Pazartesi

Kadınlar "Günü"nü Gördü!
















Bugün "Kadınlar Günü". Büyük Atatürk'ün, Türk kadının velâyetini kocasından alıp kadına vermesiyle başlayan bu onurlu mücadele, yasalar önünde kadına yurttaş olma hakkı tanımasıyla devam etmiştir. Zira Türk kadınının siyasi alanda bazı Avrupa devletlerinden önce kendilerine tanınan hakların, "bir mücadele vermeden kolayca elde ettikleri" yönünde düşünce belirtenlerin aksine Atatürk'ün cevabı bakınız nasıl olmuştur:


“Türk kadınına bu hakkın bir lütuf olarak verildiği kanaatinde değiliz. Kimse bu kanaatte olamaz. Bir memlekette ki, yurdun her tarafı istilâya uğradığı zaman, kadınlar ateş altında erkeklerle beraber omuz omuza çalışırlar, memleketin geri kalan kısmını korumak ve beslemek için tarlanın kara toprağından yiyecek çıkarmaya çalışırlar, elbette bu varlıkların yurdun her köşesinde ve her tabakasında söz söylemeye hakları vardır”.


Bu yoldan çıkarak gelinen noktada kadının, bırakınız hakkını aramaya devam etmesi, yaşaması bile bir lütûf haline dönüştü. Zira gün geçmiyor ki kadına yönelik şiddetin de ötesinde vahşice öldürülüp boğazlandığına tanıklık etmeyelim! Üstelik bu boğazlanmaların da nedeni "Sevmek"ten geçiyor... İşte en son öğrendiğimize göre sevdiği kadının, önce tabancayla, ardından yetmiyor kör bıçakla boğazını kesen öğretmen Ekrem ŞARVAN; bunu "sevgisini göstermek" için yaptığını dile getiriyor! Vallahi pes..!

Münevver Karabulut cinayeti ile aylarca vahşeti takip ettiğimizi düşündüğümde, o günden bu yana buna benzer şekilde, insanın "kanını donduracak" bir dizi olaylara seri şekilde tanık olduğumuzu görüyorum! Oysa bugün, 25 yaşındaki öğretmen Derya ÇAKIR gibi, diğerlerinin de kadın olmanın haklı gururunu yaşamaya en az bizler kadar hakkı vardı!

Yine diri diri gömülmeye mahkûm edilen Medinelerin yanında, töre cinayetlerine kurban giden kadınlarımızın içler acısı haberleriyle millet olarak sarsıla duralım; öte yandan aile içi ensest ilişkilerin inanılmaz boyutuna, yine inanılmaz haberlerle tanıklık ediyoruz... Hâl böyle olunca da; "ölümü gösterip sıtmaya razı olmak" babında, neredeyse hak aramayı bir kenara bırakarak "orta çağ" karanlığını aratmayacak vahşetlerin peşine düşer olduk! Sevmek, ne zamandan beri öldürmeye dönüştü? Olaylara, nereden bakarak değerlendirmek gerekir diye düşünmeden edemiyorum!!!


Konuyu bir de evrensel boyutta değerlendirelim:

Bölgemizde ve kıtamızda yaşanan acı savaşlar, ne yazık ki tüm hızıyla sürüyor... Yüz binlerce kadın, öldürülüyor; yüz binlercesi işkence, tecavüze uğruyor ve fuhuş bataklığına saplanıyor... Bunların hepsi de kadın! Ve hepsi de onurlu bir yaşam sürmek ister... Hani evrensel boyutta "Kadınlar Günü"nü allayıp pullayan Birleşmiş Milletler, nerede acaba?! Bu korumasız masum kadınların haklarını aramak bir yana; en doğal olması gereken yaşama hakkını gasp edenlere yönelik neler yapıyor?.. Duyan, bilen, gören var mı?!


Demek oluyor ki, bu türden sözde evrensellik boyutuyla anlam kazandırılmaya çalışılan özel günler, göstermelikten öteye geçmemektedir! Zira bir yazıma konu ettiğim üzere "ihtiyaçtan doğan" yaptırımlar olduğu gibi, yine ihtiyaçtan doğan özel günler de olabiliyormuş! Tıpkı "Kadınlar Günü" ile kadınları, taçlandırmaya yönelik ifadelerin arkasından aynı güçlerce, savaşların odağı haline gelen de yine kadınlar değil mi? Bir taraftan taçlandır, öte yandan öldür... İşte, emperyalizm ve kapitalizmin iş birliği, bu olsa gerek!


Sevgi ve saygılarımla!