
Günlerce gazete manşetlerinden düşmeyen, hepimizin yüreğini dağlayan fakat bir o kadar da, toplum olarak düşünülmesi gereken sorularla dolu hazin bir ölüm olayını ülkemizde yaşadık. Bunun devamı olan ölümlerin arka arkaya denk gelmesi de, kafamızda ki soruları daha bir pekiştirdi. Olayın analizini yaparken, asıl ürkütücü olan üst düzey eğitimli bir ailenin çocuğunun, böyle bir vahşeti yapabilmesidir. Profesör Olcay TİRYAKİ'nin tüyler ürpertici inanılmaz ölümü bizlere kuşak olarak, kendimizi sorgulamanın gerçeğini ortaya çıkartmıştır. Evet, ben bir anneyim. Aynı zamanda, bir eğitimciyim. İşte bu kimliklerimle olayın, çok yönlü ele alınması gerekliliğini düşünüyorum. Asıl düşündürücü kısmı ise, kapitalzmin elinde oyuncak olan, yarınlarımızın teminatı çocuklarımızın, göz göre göre nasıl heba olduğudur.
Özellikle 1980 sonrası ülke halkımız, hızla siyasetten uzaklaştırılarak, kültürel değerlerimizin yozlaştırılmasını da beraberinde getiren, hedefleri olmayan, ülküsünü kaybeden adeta ruhsuz bir kuşağın yetiştirilmesini toplum olarak beraberce sağladık. Tabii, bu kuşağın önceside, yani bizim anne ve babalarımızın bizlere naklettiği sorunlarda bu problemin unsurlarından bir tanesidir. Yıllar önce ülkemizin masum, temiz yürekli insanlarının işsizliği karşısında, Anadolu'nun yiğit delikanlıları Avrupa kapılarında çalışmaya gönderildiler. Öyle ki, bu insanların büyük bir çoğunluğu kasaba dışını dahi görmeden Avrupa'nın en büyük kentlerinde yapayalnız çalışılmaya terk edildiler.
Her yönüyle ele alınması gereken bu büyük olay belkide, Büyük Türk Milleti'ne ve Atatürk Cumhuriyetine yakışmayacak kadar ağır işlerde çalıştırılmasına izin verilmesidir. Bu sayede ezilmişliği, boyun eymeyi, yaban ellerde maraba muamelesi görmeyi, 2. sınıf vatandaşlık statüsünü, ruhlarına sindiremeyecek kadar ağırlıktaki sorunlarıyla yapayalnız kalarak, kimlik bunalımına adım atıldığının tarihidir. Sonrası ise bugünlerimizin yani, kültürümüzün, kimliğimizin, aile mefhumunun kutsallığının, saygı ve sevgnin, hoşgörünün, geleneklerimizin, müziğimizin, dilimizin, dinimizin birer birer yok oluşunun habercisiydi. Evet, bizler, çocuklarımıza, her dediğini yapmayı bırakın, kendi egomuzu tatmin adına inanılmaz bir tavizle, ihtimamla, kollayıcılkla şımartılmasına müsaade ettik. Bütün yaptığı hareketlerini, eleştirmeksizin görmezden geldik! İstedikleri her birşeyi bize uyar mı uymaz mı? Sorgulamasını yapmadan bulup buluşturup anında fazlasıyla yerine getirdik! Reklamların, markaların, yabancıların esiri ettik! Gözümüz hep daha daha yüksekleri aradı! Geleceğini şekillendirmede sadece yüksek okullarda, mümkünse yurt dışında eğitim almalarını sağlamak adına yine nedenlerini hiç düşünmeden bir yarış atı gibi hizaya sokarak, okuldan dersaneye, dersaneden, sınava, oradan bizim kültürümüze uysun uymasın bir gösteriş merakıyla sosyal faaliyetler adına kurslara o da yetmedi, küçük yaşta dil öğrenme sevdalarına derken çocuğumuz kaybettiğimizi göremedik bile. Bu olanakları olmayanlara da, futbol ve mankenlik adreslerini gösterdik.
Televizyonlar, kitlesel halde halkımızı uyuşturup, reklamlar, uçuk dizler ve yaşamları, lüks hayatlar, magazin dünyası adı altında kalitesizliği, basitliği kısacası aşağılık duygusuyla beraber verilen eğitimin kurbanları, gözbebeğimiz olan çocuklarımız! İşte kapitalizmin çılgın tüketiminin esiri edilen çocuklarımız! Ruhları alınan, bencilliği ilke edinen, doyumsuz çocuklarımız! Zamanından önce her bir şeyi yaşamayı öğrettiğimiz, paylaşmayı bilmeyen çocuklarımız! Kendi ayakları üzerinde durmasına izin vermediğimiz, neredeyse lokmalarını dahi çiğneyerek ağızlarına verdiğimiz çocuklarımız! onlara yaşamın hep güzel yanını verdiğimiz çocuklarımız! Yokluğu mümkün olduğunca göstermediğimiz, çocuklarımız! Tarihimizi, geçmişimizi, değerlerimizi, inancımızı kültürümüzü, öğretemediğimiz çocuklarımız! Kısacası kendisiyle birlikte herşeyiyle gurur duyan öz güveni tam, kişilikli, hedefi olan, hayatı sorgulayarak büyütmeyi, toplum olarak galiba yapamadık.
Tüm bu eksiklerimiz, izlenen siyasetin belirleyicisi yine kapitalizm vesilesiyle oldu. Vahşete gelince her anlamda doygunluğu yaşayan, gelecekten bir beklentisi olmayan, sadece tüketimi gözeten lüksü özleyen, hatta Medeniyetin adresi olarak gösterilen Batı'nın müzik adı altında, civcivleri sahneye salarak, çivili ayakkabılarıyla onların ölümünü zevkle dansederek klipler hazılayan sanatçı(!) kılklı şahsiyet Ozzy OFBOURNE gibileriyle eğlenmeyi, affedersiniz edepsizliğin her boyutunu duygusallık gibi gösterip, inanılmaz kliplerin etkisiyle sapıklıkları cinsellikmiş gibi işlenen ve beyinleri doldurulan çocuklarımızın sonunun nasıl olmasını bekliyoruz? Sakın! Anne baba ayrılığı, maneviyat eksikliği gibi gerekçelerin bahane gösterilerek işin içinden çıkma ya da durumdan vazife çıkarma yolunu ve kolaylığını seçmeyelim. Bu faktörler insanlığın var olduğundan bu yana vardır. Ve yine bu elim olayın, münferit gibi algılanılmasını da izin vermeyelim.
Bence sorgulanması gereken çok şeyler var. Toplum ve ülke olarak neler yaptık? Ne bekliyoruz? Derhal düşünüp, nedenleri üzerinde önce kendimizi sonra diğer halkaları sorgulayarak durum değerlendirilmesi yapılmasını, bir bakış açısı olarak sizlere sunmak isterim. Artık gerçek dünyaya dönmenin bence zamanı geldi. Sevgi ve saygılarımla!