kadına yönelik şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadına yönelik şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2011 Pazartesi

Haklanmak İstemiyoruz! Hakkımızı İstiyoruz!
















İETT otobüsünde TECAVÜZ dehşeti!
Durakta otobüs beklemeye başlayan kadının önünde, üzerinde "İETT Personel Servisi" yazılı tabela bulunan otobüs durdu ve... 4 Mart 2011, Vatan


Bir kadın daha öldürüldü!
Daha önce yumrukladığı için ceza aldığı 25 yıllık eşini bu kez pompalı tüfekle öldürüldü. 4 Mart 2011, Vatan


Evet; bu haberler, kadına yönelik son birkaç gün içerisinde yurdumuzda meydana gelen şiddete birkaç örnek...


Kadına yönelik şiddetin tam anlamıyla önlenebilmesi için, önlemlerin hukuk alanıyla sınırlı kalması, şüphesiz ki yeterli değildir. Bu konuda toplumun geniş şekilde aydınlatılması ve eğitilmesi şarttır!

Ülkemizde durum böyle de, pekii dış ülkelerde ve özellikle kendilerini "çağdaş" gören Batılı devletlerde durum nasıl derseniz, orada da kadına yönelik şiddet tüm hızıyla devam ediyor...

"Boksör sevgilinin gazabı
Galler’de 23 yaşındaki boksör kız arkadaşını ormanlık alana götürüp tekme tokat dövdü. Kızı komaya sokan adam mahkemede "Kızı dövmemi şeytan söyledi" dedi." Vatan Dış Haberler, 6 Mart 2011



Diğer taraftan bizce asıl önemli ve bir o kadar da vahim olan bir konu üzerinde izninizle durmak istiyorum;

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Libya'ya askeri saldırı niteliğinde "derhal müdahaleyi" savunuyor...

Yarın, "8 Mart Dünya Kadınlar Günü"...

Peki... Hillary Clinton'un kendisi de kadın değil mi?

O vakit, -ki "Kadınlar Günü"nün asıl çıkış yerinin de Amerika olduğuna göre- hanımefendinin içinde bulunduğu ruh halini nasıl karşılamak gerekiyor acaba?!..

Bir kadının şiddet yolunu tercih etmesi doğasına aykırı bir yaklaşım olarak düşünüyorum.

Ve bu sayede çıkabilecek olası bir savaşta ölecek ve mağdur olacak insanların baş sorumlusu Bayan Clinton olmayacak mıdır?

Bunu bize kim ve nasıl açıklayabilir ki?!

Bir yandan kadın haklarını savunacak, onların incinmemesi yönünde çaba sarfedeceksiniz, öte yandan zorunlu olmadıkça kaçınılması gereken katliamların en büyüğü savaşı bir yöntem olarak kabul göreceksiniz, öyle mi?!


Bırakınız bunu... Arap Yarımadası'nı kan gölüne çevirip, on binlerce kadına tecavüz edilerek fuhuş bataklığına sürükleyenler kimlerdi acaba, diye sormadan da geçemeyeceğim!

O zavallıların "kadınlar günü"nü kim, ne yüzle kutlayacak?

Onlar insan değil mi? Onların hakları, gururları nice oldu?

O sebeple buradan Bayan CLİNTON'u şiddetle kınıyor ve tessüflerimizi iletiyorum!

Demem o ki kadınların koruyucuları yine kendileri olacaklardır! Zira onlar, bütün insanlar için hem anne, hem de ilk eğitmenlerdir! Canavar ruhlu insanı da, melek ruhlu insanı da onlar doğuruyor işte!

Yapılması gereken sadece ve sadece vicdan ve ahlak sahibi bireyler yetiştirmede öncü kuvvet olmalarıdır.

Bu vesileyle tüm kadınlarımızın ve dünya kadınlarının gözyaşından uzak, onurlu bir yaşama sahip olabilmelerini diliyorum.

Her şeye rağmen günleri kutlu ve mutlu olsun...

Sevgi ve saygılarımla!

Image "HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (s.a.v.)




8 Mart 2010 Pazartesi

Kadınlar "Günü"nü Gördü!
















Bugün "Kadınlar Günü". Büyük Atatürk'ün, Türk kadının velâyetini kocasından alıp kadına vermesiyle başlayan bu onurlu mücadele, yasalar önünde kadına yurttaş olma hakkı tanımasıyla devam etmiştir. Zira Türk kadınının siyasi alanda bazı Avrupa devletlerinden önce kendilerine tanınan hakların, "bir mücadele vermeden kolayca elde ettikleri" yönünde düşünce belirtenlerin aksine Atatürk'ün cevabı bakınız nasıl olmuştur:


“Türk kadınına bu hakkın bir lütuf olarak verildiği kanaatinde değiliz. Kimse bu kanaatte olamaz. Bir memlekette ki, yurdun her tarafı istilâya uğradığı zaman, kadınlar ateş altında erkeklerle beraber omuz omuza çalışırlar, memleketin geri kalan kısmını korumak ve beslemek için tarlanın kara toprağından yiyecek çıkarmaya çalışırlar, elbette bu varlıkların yurdun her köşesinde ve her tabakasında söz söylemeye hakları vardır”.


Bu yoldan çıkarak gelinen noktada kadının, bırakınız hakkını aramaya devam etmesi, yaşaması bile bir lütûf haline dönüştü. Zira gün geçmiyor ki kadına yönelik şiddetin de ötesinde vahşice öldürülüp boğazlandığına tanıklık etmeyelim! Üstelik bu boğazlanmaların da nedeni "Sevmek"ten geçiyor... İşte en son öğrendiğimize göre sevdiği kadının, önce tabancayla, ardından yetmiyor kör bıçakla boğazını kesen öğretmen Ekrem ŞARVAN; bunu "sevgisini göstermek" için yaptığını dile getiriyor! Vallahi pes..!

Münevver Karabulut cinayeti ile aylarca vahşeti takip ettiğimizi düşündüğümde, o günden bu yana buna benzer şekilde, insanın "kanını donduracak" bir dizi olaylara seri şekilde tanık olduğumuzu görüyorum! Oysa bugün, 25 yaşındaki öğretmen Derya ÇAKIR gibi, diğerlerinin de kadın olmanın haklı gururunu yaşamaya en az bizler kadar hakkı vardı!

Yine diri diri gömülmeye mahkûm edilen Medinelerin yanında, töre cinayetlerine kurban giden kadınlarımızın içler acısı haberleriyle millet olarak sarsıla duralım; öte yandan aile içi ensest ilişkilerin inanılmaz boyutuna, yine inanılmaz haberlerle tanıklık ediyoruz... Hâl böyle olunca da; "ölümü gösterip sıtmaya razı olmak" babında, neredeyse hak aramayı bir kenara bırakarak "orta çağ" karanlığını aratmayacak vahşetlerin peşine düşer olduk! Sevmek, ne zamandan beri öldürmeye dönüştü? Olaylara, nereden bakarak değerlendirmek gerekir diye düşünmeden edemiyorum!!!


Konuyu bir de evrensel boyutta değerlendirelim:

Bölgemizde ve kıtamızda yaşanan acı savaşlar, ne yazık ki tüm hızıyla sürüyor... Yüz binlerce kadın, öldürülüyor; yüz binlercesi işkence, tecavüze uğruyor ve fuhuş bataklığına saplanıyor... Bunların hepsi de kadın! Ve hepsi de onurlu bir yaşam sürmek ister... Hani evrensel boyutta "Kadınlar Günü"nü allayıp pullayan Birleşmiş Milletler, nerede acaba?! Bu korumasız masum kadınların haklarını aramak bir yana; en doğal olması gereken yaşama hakkını gasp edenlere yönelik neler yapıyor?.. Duyan, bilen, gören var mı?!


Demek oluyor ki, bu türden sözde evrensellik boyutuyla anlam kazandırılmaya çalışılan özel günler, göstermelikten öteye geçmemektedir! Zira bir yazıma konu ettiğim üzere "ihtiyaçtan doğan" yaptırımlar olduğu gibi, yine ihtiyaçtan doğan özel günler de olabiliyormuş! Tıpkı "Kadınlar Günü" ile kadınları, taçlandırmaya yönelik ifadelerin arkasından aynı güçlerce, savaşların odağı haline gelen de yine kadınlar değil mi? Bir taraftan taçlandır, öte yandan öldür... İşte, emperyalizm ve kapitalizmin iş birliği, bu olsa gerek!


Sevgi ve saygılarımla!