iç savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iç savaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2016 Cumartesi

"Burası Atatürk'ün Ülkesi..."



O korkunç darbe girişimi  olayından  sonra, telefonuma bir mesaj geliyor...

"Öğretmenim merhaba... yarın size gelebilir miyiz?"

Evet kuzucuklarımdan, yaşanılan bu korkunç olayın zihinlerini allak bullak ettiğinin endişesini yaşarken gelen bu mesaj, düşüncelerimi sanki netleştirir gibi oldu. Dolayısıyla... asker, vatan, millet, bayrak sevgisiyle yürekleri coşan çocuklarımızı sarsacak, ekranlardan sergilenen asker'imizi karalayacak tüm olumsuzlukların, çok iyi tahlil edilmesini buradan paylaşmak istiyorum.

Evet.. dediğim gibi, kuzucuklarım evime geldiklerinde daha oturmadan sessizce akıttıkları gözyaşları arasında,

"Öğretmenim ben bir şey anlayamadım... Ne oluyor?!.."

Onlara, "Kırmızı başlıklı kız" masalını hatırlatarak gözbebeğimiz ordumuza sızan "kurt"ları anlatmaya çalıştım. Tabii  yürekleri asker sevgisi dolu bu çocuklar, konuyu detaylı olmasa da anladıklarını, gözlerinin parlamasından anladım... :)




Kamuoyuna saygıyla duyurulur:

"Söz konusu vatan ise gerisi teferruattır" dolayısıyla dünyada eşi benzeri zor görülen  vatan sevgisi taşıyan milletimizin ordusunu, askerimizi yıpratacak, onların morallerini bozacak en ufak bir olumsuzluğa bile imkan tanımamalıyız! Unutulmamalıdır ki... ordumuz var olduğu sürece biz varız!

Öte yandan...

Sevgili arkadaşım
ın olay günü, memleketi Fas'tan, Faslıların ülkemiz ve milletimiz üzerindeki düşüncelerini ve yapılan yorumları aynen paylaşmak istiyorum:

Öncelikle olayı duyar duymaz yaşadığı endişeyi bir kenara bırakarak duyduğu gururu anlatıyor. Dahası, Türk milletinin o özel ayrıcalığını bakın nasıl aktarıyor:

"Tülay inan ki burada -Fas'ta- herkes, Türk milletine gerçekten övünçle ve gıptayla bakıyor. Türklerin direncine, vatan sevgisine, ülkelerini canları pahasına korumalarına burada inanamadılar.. İşte Araplarla Türk milleti arasındaki fark, bu." diyor.

Ve yine darbe gününü an be an Fransız kanallarından takip eden sevgili arkadaşım, "vallahi ben Türkiye'de yaşamasaydım Fransız kanalının verdiklerine dayanarak söylenilenlere inanır, Türkiye'yi Irak gibi zannederdim. Yani algılatılmak istenen, Irak'ın eski devlet başkanı devrik lider Saddam gibi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Cumhurbaşkanı'nı da aynı şekilde özleştirerek yayınlar yapılıyor,  ve bu doğrultuda algı yaratıldığını dehşetle izledim."

Yine uçakta birlikte yolculuk yaptığı Fas asıllı İsrailli yolcuların konuşmaları.... Kısmen Arapça konuşmalarından anladığı kadarıyla sevgili arkadaşımın duydukları, gerçekten bir Türk olarak bana sonsuz gurur yaşattı...

İşte o konuşma:

Türkiye'de yaşanılan darbe girişimine direnen Türk halkı için; "Evet burası Atatürk'ün ülkesi... Türkiye'yi ve Türkleri parçalamak çok zor..."

Demem o ki... 

Batılı emperyalist güçlerin tek isteği; Türk halkını birbirine düşürmek, parçalara ayırmak,   halkı boğazlaştırmak. Ve en büyük isteklerinden birisi de Türk ordusunu aynı şekilde dağıtmak. Halkın gözünde askerimizi küçük düşürmek, "darbeci" göstermek, halk düşmanı ilan etmek. Yani bir iç savaş  çıkarmak...

Gün birlik günü...

Bizim yaşayacak başka bir ülkemiz yok!

Vatanımızı Irak'a, Suriye'ye, Afganistan'a çevirmeyi hayal edenlere karşı gerçekten, gün birlik günü!



Sevgi ve saygılarımla!

NOT: Hâl böyleyken, basın yayın kuruluşları bilerek ya da bilmeyerek, ortak noktaları sadece askerimizin elbisesi olan bu alçakları "darbeci asker" olarak nitelendiriyor. Bu tanımlamayı şiddetle reddediyoruz. Zira bu alçaklar, "asker" değil, tedhişçi çete üyesidir! T.G.



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Hatice'yi Bırak Neticeye Bak!
















Mısır'da ölü sayısı artıyor
10 kişi daha hayatını kaybetti.

Diğer taraftan...

Geçtiğimiz hafta Milliyet'in haberine göre; "Irak’ta son iki günde 70 ölü"...


Mısır, Suriye, Irak... İç savaş bütün hızıyla bölgemizde yayılıyor.

Kan oluk oluk akıyor...

İnsanların yoğun olduğu saatlerde saldırıların ardı arkası kesilmeksizin bombalamaların, patlamaların haddi hesabı yok!

"Irak'da düzenlenen saldırıya tepkili Kadim Mohsen, AFP haber ajansına "Bu masum insanların suçu neydi? Her gün patlama oluyor. Orduyu ve polisi suçluyoruz"  feryatları gırla gidiyor...

Çok geç...

Şimdi Mısır konuşuluyor...

Darbe mi, değil mi, yok hangi taraf haklı, hangi taraf haksız...

Ne fark eder ki?

Bu saatten sonra kimin haklı, kimin haksız olduğunun bir önemi  var mı artık?

Netice de zalimin yanında olanlar, güçsüzü eziyor, yakıyor, yıkıyor..

Halk birbirine düşman olmuş, birbirini boğazlıyor!

Netice de bu boğazlaşanların hepsi de aynı ülkenin vatandaşı değil miydi?!

Dün bir arada yaşayan halk, bugün  ne oldu da düşman oldu birbirine?

Mısırlı müslüman asker, Mısırlı müslüman halkı vuruyor...

Ve istenilen oldu...

Mısır'da halk ikiye bölündü...

Bölündüler... "Adeviye"ye...

Bölündüler... "Tahrir"e ...

Tahrir de, Adeviye de MISIR'ın...

Akın edenler de Mısırlı

Yani...


Hatice'ye değil, neticeye bakmak gerekiyormuş!

Peki biz bundan ders çıkarır mıyız?

Valla...

"1919" kapı gibi önümüzde duruyor! Yani tarihe bakarak,

"Bugün neler oluyor"a cevap bulmamız çok kolay...

Senaryoyu yazanlara ve oynayanlara...


Sevgi ve saygılarımla!


Image"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

4 Ocak 2011 Salı

"Yeni Bir Ülke Doğuyor" (!)



















Günlerden bir gün ormandaki toplantıda bütün hayvanlar bir araya gelmiş.
Konuşuyorlarmış.
Kendini beğenmiş bir ayı söze karışmış.
"Ben insanların dostuyum. Sırtlanlar gibi onların ölülerini yemem" diyerek böbürlenmiş.
Tilki bunu duyar da sözünü esirger mi?..
Hemen atılıp:
"Evet ölülerini yemezsin ama keşke ölülerini yesen de dirilerine dokunmasan. Herhalde böylesi daha iyidir. Değil mi?.." demiş.

Sudan'da Hıristiyan kesim ayrılmak için referanduma gidiyor...

"Dünya 2011 yılı ile birlikte yeni bir devletin doğuşuna hazırlanıyor. 2 milyon kişinin katledildiği iç savaştan sonra Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılan Sudan’da Güney kesimde yaşayan Hristiyan halk, referanduma gidiyor..." 02.01.2011, Vatan


Bu haberin içeriği, gerçekten hepimizi çok yakından ilgilendiriyor. Zira Batılı güçlerce ülkeler, çeşitli bahanelerle önce karıştırılıp ardından hiçbir şeyden "habersiz" gibi görünerek milletlerin bölünmesini sağlıyorlar. Hemen ardından da iç savaşlar kendisini baş gösteriyor... Bu sayede parçaladıkları milletlerin yeraltı ve yerüstü toprak zenginliklerini kontrolleri altına almayı başarıyorlar. Ve böylece de küresel zenginliklerine zenginlik kattıklarına, işte bu şekilde hep birlikte tanık oluyoruz...

Öte yandan hep bir çifte standart ortaya çıkıyor... Aynı toprakların kardeş insanlarını işlerine geldiği şekilde isterlerse ayırıyorlar; işlerine gelmezse birbirleriyle hiç âlâkası olmayan iki ayrı milleti birleştirmeye gidiyorlar!


Mesela Kıbrıs'ı ele alalım: Her bakımdan birbirleriyle hiç uyuşmayan iki ayrı toplumu ısrarla birleştirme yönünde baskıya maruz bırakmak ta neyin nesi oluyor?!.. Kuzey Kıbrıs Türk kesimi üzerinde uyguladıkları "ambargo" ile Güney Kıbrıs Rum kesimini birleştirmeye zorlanması bu düşüncemi açıkca doğrulamaz mı? Zira nasıl oluyor da dilleri, inançları, kültürleri, ırkları ayrı olan bu milletleri birleştirmeye çalışılır? Vallahi hiç anlayamıyorum! Zira istedikleri bu "birliktelik" tarihte defalarca uygulanmaya çalışıldı! Ama her dafesında ortalık kan gölüne döndü...

E o zaman, bu istekler ve dayatmalar kimin işine yarıyor diye sormadan geçemiyoruz!

Kıssadan hisse; durum çok vahim!.. Ve bir o kadar da millet olarak hepimizi yakından ilgilendiriyor! Yani hayat memat meselesi işte... Zira hesaplarında bizi de bölerek parçalamak var...

Oysa bir elmanın yarısı gibiyiz... Şayet elmanın doğal yapısı içerisinde bir yüzü kırmızı, diğer yüzü beyaz olma özelliği taşıyabiliyorsa...

O halde bizim de millet olarak temel noktada o kadar çok beraberliğimiz var ki... Ortada birbirimize düşecek önemli hiç bir sorun yok! Olamaz da! Birileri istiyor diye birbirimize "düşman" olmanın hiç birimize faydası olmayacağı gibi...

Demem o ki... Üzerimizde plânladıkları oyunun çok kirli ve çok acımasızca olduğunu farketmek için, daha ne olmalı?!..

Sevgi ve saygılarımla!


2 Aralık 2010 Perşembe

Vay Vay Vay...















"Sorunlu dünyamızda uyumlu yaşamamızın dayanağı kimliklerimizin çoğulluğudur."



Belçika devlet televizyonunda düzenlenen bir yarışmada Türklere hakaret edildi.


Yarışmada Fransız düşünür Voltaire'in, "Dünya yüzündeki en iğrenç halk" olarak hangi milleti tanımladığı sorusunda itiraf ettiği doğru seçenek "Yahudiler" yerine "Türkler" seçeneğini tercih etti...

Peki bu rezaletin yaşanmasına izin veren Belçika devlet televizyonuna mı, yarışma sorularını hazırlayanların böyle "iğrenç" bir soruya seçenek olarak "Türkler"in yerleştirilmesine mi, yoksa bu soruya yanıt olarak "Türkler"i işaret eden sefil yarışmacıya mı kızıp söylenelim?!..

Gelin isterseniz bu sorgulamayı bir kenara bırakarak, bu rezalet soruyu hazırlayan Belçika'nın siciline bir bakalım:



1. Dünya Savaşı'nın hemen sonrasında Ruanda'nın yönetimini alan ve İnsan haklarının yılmaz savunucusu (!) Belçikalılar, "Ruandalılara kahve tarlalarında çalışma zorunluluğu ve çalışmayanlar için kırbaçla cezalandırma" yasası getiriyor!

Ancak Belçikalılar Ruandalıları kontol altında tutmak için etnik ayrıştırmaya giriştiler. "Koloni güçlerine kolaylık olması amacıyla, herkese ırkını gösteren kimlikler dağıtıldı. Aslında ortak olan dil-gelenek-etnik geçmişleri ve kültürleri yok sayılarak, bir tür yapay ırksal ayrımcılığa başlandı.

Belçikalı yöneticiler ayrımcılığı körüklemek amacıyla, işe alımlardan hastane kabullerine kadar bütün kararları ırksal farklılıklara göre almaya başladılar... İnsanların hangi ırktan olduğuna karar verilirken bazı objektiflikten uzak ve akıl dışı kriterler kullanılmıştır...

2. Dünya Savaşı'nın sonlanmasınıyla birlikte bağımsızlığa hazırlanan Ruanda yönetimi, Birleşmiş Milletlere verildi. Belçikalıların desteğini alan Ruanda yönetimi, eski yönetimin devamı sayılan faaliyetlerle çıkartılan kargaşalarda on binlerce kardeşin birbirlerini öldürmelerine vesile oldular. 160 bin kişi Tanzanya ve Uganda'ya sığındı..."

1 Ocak 1990'dan 1992'ye kadar bir iç savaş yaşandı...

Lütfen bu kısmı dikkatle okuyunuz!!!

"En ücra köylere kadar her yerde Interahamwe adı verilen yerel yarı-askeri örgütler kurularak Tutsiler ve ılımlı Hutular (hepsi de Ruandalı!) fişlendi. Ülkenin ekonomisi silah alımına uygun olmadığı için Çin'e yüzbinlerce satır siparişi verildi. Satır verilemeyenlere ise, sivri uçlu sopalar verilerek bunları yakında başlayacak olan "böcek" avında kullanmaları söylendi. Bütün bu hazırlıkların farkında olan Hutu hükümeti önlem olarak hiçbir şey yapmamıştır."

Ve nihayet 6 Nisan 1994'te en kanlı tarih yaşandı! Katliam başlamıştı... Interahamwe üyeleri ellerindeki listelere bakarak, kıyıma başladılar...

Sonuç;

100 gün içinde bölgede 800.000'e yakın insan öldürülmüş, 2.000.000 kişi komşu ülkelere mülteci olarak sığınmıştır. Tüm devlet kurumları çökmüş, ekili alan kalmamıştır...

31 Mart 2005'te iç savaş sona ermiştir.


Bu iğrenç tezgahın sahipleri ve işbirlikçileri olayı sadece seyretmekle yetinmişlerdir..

İnsan haklarının yılmaz bir başka savunucusu (!) olan Fransa Eski Cumhurbaşkanı François Mitterand gelişmeler üzerine;

"O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil." (Le Figaro, 12 Ocak 1998) şeklinde bir açıklama yapmıştır. Hakikaten bu açıklama gözlerimi yaşarttı... İnsan haklarını bu denli onurlu (!) savunacak başka bir ifade düşünemiyorum, TEBRİKLER Mitterand!!!

Şimdi buradan Belçikalılara izninizle bir sorum olacak:

Bütün yaşanılan bu acı gerçekler karşısında, acaba hangi "millet" "iğrenç" oluyormuş?!..


Sevgi ve saygılarımla!

16 Haziran 2010 Çarşamba

Birlik Olmazsa Kavga Haklı Olmuyor!..












"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep aynı cevherin damarlarıdır. " ATATÜRK



Dörtnala gelip uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi
Uzanan bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde,
Dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu,
Bu davet bizim... Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine,
Bu hasret bizim...

Evet; Nazım Hikmet, Kurtuluş Savaşı destanını böyle dile getiriyor...

Bugün ise Türk coğrafyası parçalanma aşamasında... Yani tarihte neler yaşandıysa bugün aynıları bir bir tekrar sahnelenmeye çalışılıyor!.. Türkler yeryüzü coğrafyasından sökülüp atılmak isteniyor!..


"Kırgızistan felaketi yaşıyor. Ülkenin güneyindeki Oş ve Calalabad eyaletlerinde başlayan iç çatışmaların planlı olduğu ortaya çıktı. Yaşanan kardeş kavgasında can verenlerin sayısı 100’ü geçti. Yaralı sayısı ise binlerle ifade ediliyor. " 14.06.2010, Yeniçağ

"Kardeşi kardeşe kırdırtan" kanlı olayların "yurt dışından yönetiliyor" olduğuna dikkat çekilerek devam eden haberde, binlerece ev ve işyerinin yakılıp yağmalandığının altı çiziliyor! Yani Kırgızlar, Özbekler, Ahıska Türkleri gibi etnik kökene mensup halklar birbirine düşürülerek boğazlatılıyor!.. Kırgızistan'da "can pazarı" yaşanıyor!..

Türk coğrafyasının paramparça edilme plânları emperyalist güçlerce hızla uygulanmaya konuldu! Bütün bölge üzerinde önceleri kültürel alanda ve dilde yıkım sürecine başlayanlar, bugün kardeşi kardeşe kırdırarak hain emellerini gerçekleştirmeyi amaçlıyorlar! Adını "etnik ayırımcılık" olarak göstermeye çalıştıkları asıl gerçek, içeriden ayrıştırmak sonra paramparça ederek bölgeyi kontroleri altına almak... Haritadan silinen Yugoslavya, bölünme aşamasındaki Irak bu planın bir parçası ve en yakın canlı örnekleri olarak tarihe geçti bile...

Bize gelince; ulus olarak buralardan ders alır mıyız?.. Orasını zaman gösterecek... Pekii, biz yine de bizi ilgilendiren ve yakın tarihimizin onurlu, ibret ve hayranlık uyandıran mücadelesini tekrarlayalım: Kurtuluş Savaşı esnasında cepheye silah taşıyan halkı, anlatan bir ifadeyi buradan hatırlatmak isterim:


"Kavganın haklı olanı erkek dişi bilmiyor
Bütün halk birlik olmazsa kavga haklı olmuyor" Kavga, Cem Karaca


Demek ki kavganın haklı olması için o ülke toprakları üzerinde yaşayan bütün bir ulusun dışarıdan gelen açık ya da gizli saldırılara karşı birlik olması gerekiyor! Kurtuluş Savaşı örneğinde olduğu gibi! Zira Türk milletinin vermiş olduğu kavgada, yediden yetmişe bütün halk birlik olmuştu... Bu haklı bir kavgaydı... Özgürlüğün, kavgasıydı... Ahlâkın ve vicdanın kavgasıydı... Mazlumların kavgasıydı... Onurlu olmanın, dik duruşun kavgasıydı... Kardeşin kardeşe düşman edilmesine "hayır" demenin kavgasıydı...

Netice itibariyle, Kırgızistan'da yaşanılanlar kardeş kavgasıdır! Bu kavgada haklı olan taraf olamayacağı gibi kaybeden de bütün bir halk olacaktır!!! Hâl böyle olunca da "iç savaş" kaçınılmaz demektir! Nitekim, olaylara tanıklık eden bir kişi, Kırgızistan'da yaşanılanları şöyle anlatıyor:

“Toplu kıyım yapılıyor, evler ateşe veriliyor. Cesetler kokmaya başlamıştı. Ortam cehennem gibiydi. Kırgız gençler, çılgına dönmüş gibi her yakaladığı Özbek’i öldürüyor.”... 16.06.2010, Vatan


Demem o ki... Canım ülkemin gençleri, yaşlıları, kadını erkeği, çocuğu demeden bütün herkesin bu durumu iyi anlaması ve geçmişte neler yaşadığımızı çok iyi hatırlaması gerekiyor!.. Ki o vakit, bugün Kırgızistan'da yaşanılan ve kardeşi kardeşe boğazlatanların arka plânda neleri hesap ettiklerini iyi okumalarına vesile olacaktır.


Sevgi ve saygılarımla!