senaryo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
senaryo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Aralık 2014 Salı
Sözüm Papa'ya
Papa kısaca sözde "din" adamı değil midir?.. Zira biz sade halk öyle biliyoruz... Ancak gel gör ki durum hiç de öyle değil. Zira Vatikan ve Papa, dünya üzerindeki sömürü düzeninin önemli bir parçası... Dolayısıyla dünya siyasetinin önemli bir unsuru konumunda...
Hal böyleyken...
Hıristiyan aleminin Ruhani Lideri ve adı çocuk tecavüzleriyle ünlenen Vatikan’ın Devlet Başkanı Papa Francesco, Türkiye'ye geldi..
O halde Papa bir "din" adamı ise:
Türkiye'ye gelir gelmez ayağının tozuyla bakınız, hangi konular üzerinde duruyor;
TÜRKİYE ziyaretinde Papa Francesco, "İstanbul’daki etkinliklerine, bir süre önce kendisini Vatikan’da ziyaret eden Kırklar Meclisi üyesi, Diyarbakır Sur İlçesi Belediye eski Başkanı Abdullah Demirbaş’ı da davet etti."
Bu ne?
Yine,
Papa Türkiye gezisi dönüşü, "Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınırların açılması çağrısını yaptı."
Sana ne?
Dahası...
"Rencide olan birden fazla Müslüman 'Bunlar bizden değil, Kur' lahza bir barış eseridir" dedikten sonra "Nasıl ki 'tüm Hıristiyanlar kökten dinci' diyemiyorsak 'tüm Müslümanlar terörist' de diyemeyiz" demiş.
E, yuh yani...
Hıristiyanların aşırısı "kökten dinci" oluyor, Müslümanların aşırısı "terörist" oluyor, öyle mi?
Bu çifte standart niye?
O "terörist" dediğin, kendi adamlarınız... hatta seni "Papa"lığa taşıyan küresel çetelerin ta kendisi, bu bir! Dünyanın "jandarma"lığına soyunarak mazlum milletleri perişan eden bu çeteler, dünyayı ahlaken, vicdanen kirleterek çıkarları için yapmadıkları şeytanlık kalmadı, bu iki! Bu güçlerin bir aracı haline dönüşen Vatikan ve de dolayısıyla PAPA, coğrafyamızı karıştırarak kirletenlerle siyasi güç birliği sergiliyor, bu üç! Tarihin her döneminde kilise, dolayısıyla ruhban sınıfı tiranlar ve egemen güçlerle birlik olmuş, insanlar arasında zümre farkı yaratarak onların "din" duygularını sömürmüş... Ve tıpkı bugün olduğu üzere yeryüzünde, "Tanrı'nın kurumsal merkezi" haline dönüştürülmüş VATİKAN gibi, bu da dört!
Dolayısıyla...
Papa, senin görevin; insanlara doğruluğu, güzelliği, iyiliği, sevgiyi, saygıyı dürüstlüğü, çalışkanlığı aşılamak değil midir?
Senin siyasetle işin ne?
Sana ne, Türkiye'deki "açılım"dan?
Sana ne, Türkiye'nin siyasi kararlarından?
Sen kimsin?
Senin yapman gereken, seni Papa'lığa getiren hamilerin tarafından vahşice öldürülen ve katledilen insanları korumak, kollamak.. Allah yolunda olan kim olursa olsun, bu vahşetlere seyirci kalmaz, kalamaz!
Bak senin efendilerinin senaryoları gereği, hani Hz. Peygamberimize ve İslâm dinine dil uzatılmıştı ya.. İşte Sevgili Peygamberimizden, senin yapman gerekenleri, -yani görevlerini hatırlatacak- çok değil sadece vereceğim o iki sözüyle özetleyeyim:
Ne diyor, Hz. Muhammed?
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır."
"Komşusu açken tok yatan bizden değildir."
İşte bu..
Anlayacağın oraya buraya gidiyorsun ya.. İşte bu felsefe üzerinde vaaz vereceksin! Ve dünyayı kasıp kavuran o "efendi"lerine de bunları yapmamalarını söyleyeceksin! Din adamı bunları yapar.. Tabii gerçek Allah adamı, gerçek din adamı için bu sözler...
O sebeple.. üzerine üniforma giyip, boynuna dinsel semboller asarak olmuyor bu işler...
Hani ortalık kan gölü, hani ortalık vahşetten geçilmiyor... Bu durumu yok edecek, iyileştirecek, en azından insanların gözünü açacak söz ve eylemlerden hangisini yapıyorsun?
Vatikan "çocuk tacizi" ile çalkanalanıyor...
Dolayısıyla... hangi dinden, hangi ahlâktan, hangi insanlıktan, hangi vicdandan bahsediyorsun PAPA'Z?
Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)
Etiketler:
Abdullah DEmirbaş,
Diyarbakır Sur İlçesi,
Hz. Muhammed,
Papa Francesco,
senaryo,
Vaaz,
vatikan
31 Temmuz 2013 Çarşamba
Hatice'yi Bırak Neticeye Bak!


Mısır'da ölü sayısı artıyor
10 kişi daha hayatını kaybetti.
Diğer taraftan...
Geçtiğimiz hafta Milliyet'in haberine göre; "Irak’ta son iki günde 70 ölü"...
Mısır, Suriye, Irak... İç savaş bütün hızıyla bölgemizde yayılıyor.
Kan oluk oluk akıyor...
İnsanların yoğun olduğu saatlerde saldırıların ardı arkası kesilmeksizin bombalamaların, patlamaların haddi hesabı yok!
"Irak'da düzenlenen saldırıya tepkili Kadim Mohsen, AFP haber ajansına "Bu masum insanların suçu neydi? Her gün patlama oluyor. Orduyu ve polisi suçluyoruz" feryatları gırla gidiyor...
Çok geç...
Şimdi Mısır konuşuluyor...
Darbe mi, değil mi, yok hangi taraf haklı, hangi taraf haksız...
Ne fark eder ki?
Bu saatten sonra kimin haklı, kimin haksız olduğunun bir önemi var mı artık?
Netice de zalimin yanında olanlar, güçsüzü eziyor, yakıyor, yıkıyor..
Halk birbirine düşman olmuş, birbirini boğazlıyor!
Netice de bu boğazlaşanların hepsi de aynı ülkenin vatandaşı değil miydi?!
Dün bir arada yaşayan halk, bugün ne oldu da düşman oldu birbirine?
Mısırlı müslüman asker, Mısırlı müslüman halkı vuruyor...
Ve istenilen oldu...
Mısır'da halk ikiye bölündü...
Bölündüler... "Adeviye"ye...
Bölündüler... "Tahrir"e ...
Tahrir de, Adeviye de MISIR'ın...
Akın edenler de Mısırlı
Yani...
Hatice'ye değil, neticeye bakmak gerekiyormuş!
Peki biz bundan ders çıkarır mıyız?
Valla...
"1919" kapı gibi önümüzde duruyor! Yani tarihe bakarak,
"Bugün neler oluyor"a cevap bulmamız çok kolay...
Senaryoyu yazanlara ve oynayanlara...
Sevgi ve saygılarımla!
18 Eylül 2010 Cumartesi
Bu Ne Yaaa?!




"Etrafımda dolaşanları görüyorum, işe yarayanı yok; işe yarayanı da bulunursa benim etrafımda dolaşmaz." Kutadgu Bilig 1621. beyit; sf:349, Yusuf Has Hacib
"2023 Türkiye haritası nasıl olacak?
Kurtlar Vadisi'ndeki 3 ayrı 2023 haritası tartışma yarattı
Kurtlar Vadisi'nin yeni sezon fragmanında üç farklı 2023 yılı haritası yayınladı. ABD, AB ve İsrail'in gözünden üç farklı harita... Türkiye'nin nasıl bölüneceğini gösteren bu üç senaryoyu strateji uzmanları ve gazetecilerle konuştuk."
...
"Böyle soru duyulmadı
Kendisini görmeye gelen talibine 3 evlilik yaptığını anlatan Ayşe Hanım, bu evliliklerinin eşlerinin görevini yerine getirememesi yüzünden bittiğini söyledi. Ayşe Hanım ardından talibine 'Sizde böyle bir sıkıntı var mı' diye sorunca canlı yayında kahkahalar havada uçuştu." 17.09.10, Vatan
Uff!.. İnanılır gibi değil! Haberlere bir bakar mısınız?!.. Bunları gördüğüm zaman hem ürküyor, hem de endişe ve tedirginlik duyuyorum... Bu gibi haberlerden şüphesiz ki toplum olarak da kaygı duyuyoruz...
Bir yandan hepimizi çok yakından ilgilendiren ve hayati önem taşıyan yaşamsal varlığımız sanal alem üzerinden ele alınarak, halkın nabzı tutuluyor (ya da el altından kamuoyu oluşturuluyor)... Öte yandan kimseyi, hiç ama hiç ilgilendirmeyecek çok özel ve ahlak sınırlarını iki kişi arasında dahi zorlayan inanılmaz mahremiyet niteliği içeren konunun inanılmaz bir şekilde ve arsızca ifşa edilerek toplum, hayasızlığa terk ediliyor!..
Bu iki haberi yanyana koyduğumuz zaman, toplumdaki "akıl tutulması"nın ne boyutlarda olduğunu sanıyorum aklı başında, düşünen her insan çok net olarak görebilecektir!
Ya biz toplum olarak, "nasıl bu hale geldik?" muhakemesini yaptığım zaman, gerçekten müthiş bir sarsıntıyla karşı karşıya kalıyorum. Zira bu iki haberin neresinden konuyu ele alırsak alalım; ortada müthiş bir sıkıntı var...
Söz konusu edilen husus, üzerinde yaşadığımız toprak ve millet bütünlüğünü kapsayan vatanımızın, paramparça olmasına zemin hazırlanması gibi bir şey işte. Ve bu durumu sanıyorum öncelikle psikolojik yolla deniyorlar... Bunun için de öncelikle çeşitli senaryoları içeren masa başı üzerinden harita hazırlanarak Türk kamuoyuna dayatılıyor...
Eee, peki şimdi bu haritayı görünce ne düşünmemiz gerekiyor?
1- "Çok iyi olmuş!" mu, diyeceğiz?!
2- "Aman Allah'ım!!! Bu da ne demek oluyor, hangi cesaret ve cüretle bu haritalar ortaya sürülüyor?" diyerek tepki mi vereceğiz?
3- "Aman, bana ne! Ne halleri varsa görsünler!" mi demeliyiz?
4- "Aman canım, bu zaten bir dizi..." diye şöyle bir göz mü atmalıyız?
5- Dur bakalım, hangi ülke bizi nereden bölmüş, kim ne kadar ülkemizden pay almış... falan diye, parçalanmamızı merakla izleyelim mi?
6- Ya da "vay canına"... diye, hayret ifade edecek düşüncelere mi kapılalım?
Birinci haber üzerinden kendimce çıkardığım soruların hangisini, "toplum mühendisleri" psikolojik olarak üzerimize enjekte etmeye çalışıyor acaba? Doğrusu bu haberi yapanlara buradan sormak isterim?
Netice itibariyle diyorum ki; yani bu haberi yaparak bizlere, ne mesaj verilmek isteniyor?!..
"Ahlakı dürüst olan güzel görünür; kadının güzelliği onun tavır ve hareketleridir, bunu bilen bilir." KUTADGU BİLİG, Yusuf Has Hacib, 4500. beyit; sf: 773
Gelelim ikinci habere... "Ayşe hanım"ın yapmış olduğu evlilikler; bunların neticeleri, yok kocalarını hastaneye kendi elleri ile götürmesi, efendim bunlardan netice almaması... falan falan ve bu yöndeki endişeleri...
Bize ne yaaa!.. Bu ne REZALET?!
Bu konuların cümle alemle -televiyon ekranlarından, yetmedi gazetelerin birinci sayfalaraından- paylaşılması hastalıktan başka bir şey olamaz!!! Ve affedersiniz toplumu ahlâksızlığa ve insanları yüzgöz etmeye çalışmaktan başka bir şey değildir!
Buna göre;
1- Türk milleti doktor mu? "Ayşe hanım"ın sorunlarıyla ilgilensin!
2- Millet olarak başka işimiz gücümüz kalmadı da, bu türden mahremiyeti çiğneten ve edep sınırlarını aşarak saygısızlığa neden olacak affedersiniz "mahalle dedikodusu"nu da geçen bir seviyesizliğe mi çekilmek isteniyor?
3- Gülecek başka konu ve malzeme kalmadı da, bu seviyesizliklere kadar mı inildi?
4- "Ayşe hanım"ın başı kapalı değil mi? Valla inançlı insanlarımızı bu kadar aşağılatmak da neyin nesi oluyor?
Zira mütedeyyin insanımızın bu kadar kalitesiz ve seviyesizce davranacağını (!) mı anlatmaya çalışıyorlar acaba?
Biz toplum olarak daima edepli ve seviyemizi koruyan bir milletin çocuklarıydık! Şimdilerde toplumda bu şekilde olduğu gibi, "akıl tutulması" yaşatılıyor! Zira her toplumda olduğu gibi, bizde de "çürük", "hastalıklı" kişilikler olabilir! Asıl vahimi bu hastalıklı ruhları (bu örnekte olduğu gibi) ekrana çıkaranlar değil midir?..
Tek kelimeyle yazıklar olsun!!!
Diyeceğim o ki... Milletimize, akıllara ziyan haberleri sunarak ne elde edildiğini sorgulamaya çalıştım! Bunu da sadece birkaç soruyla dile getirmek istedim.. Gelinen nokta içler acısı... Hem insanlık, hem ahlaki, hem de toplum ve ulus bütünlüğümüz açısından ele alınmak istenen kritik ve tehlikeli konulardır!!! Ve ele alınmak istenen bu konular, bizim hem ahlâki, hem manevi, hem de milli değerlerimizin yitirilmesine olanak tanıyor! O halde ahlakımız, namusumuz ve geleceğimiz açısından yaşamsal kaygılarımızı oluşturan çok ama çok önemli bu değerleri, el birliği ile korumak ve kollamak hepimizin en birinci kutsal görevidir!!! Bunu da en önce bizim sandığımız "basın" yapmalıdır!!!
Haber konusu yapmaya çalıştıkları ve yıprattıkları değerlerimizin herbiri, bizi ayakta tutan toplumsal ortak paydalarımızdır...
Bu değerlerinin kıymetini bilmeyip kaybedenler, şu anda kan ve gözyaşı ile boğuşuyorlar!!!
Irak, Afganistan, Filistin ve diğerleri... Bizim ders almamız açısından yeterince ibret verici, acı ve canlı birer örnek değil midir?
Sevgi ve saygılarımla!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)