kaygı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaygı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2010 Cumartesi

Bu Ne Yaaa?!










"Etrafımda dolaşanları görüyorum, işe yarayanı yok; işe yarayanı da bulunursa benim etrafımda dolaşmaz." Kutadgu Bilig 1621. beyit; sf:349, Yusuf Has Hacib


"2023 Türkiye haritası nasıl olacak?

Kurtlar Vadisi'ndeki 3 ayrı 2023 haritası tartışma yarattı
Kurtlar Vadisi'nin yeni sezon fragmanında üç farklı 2023 yılı haritası yayınladı. ABD, AB ve İsrail'in gözünden üç farklı harita... Türkiye'nin nasıl bölüneceğini gösteren bu üç senaryoyu strateji uzmanları ve gazetecilerle konuştuk."

...

"Böyle soru duyulmadı

Kendisini görmeye gelen talibine 3 evlilik yaptığını anlatan Ayşe Hanım, bu evliliklerinin eşlerinin görevini yerine getirememesi yüzünden bittiğini söyledi. Ayşe Hanım ardından talibine 'Sizde böyle bir sıkıntı var mı' diye sorunca canlı yayında kahkahalar havada uçuştu." 17.09.10, Vatan



Uff!.. İnanılır gibi değil! Haberlere bir bakar mısınız?!.. Bunları gördüğüm zaman hem ürküyor, hem de endişe ve tedirginlik duyuyorum... Bu gibi haberlerden şüphesiz ki toplum olarak da kaygı duyuyoruz...


Bir yandan hepimizi çok yakından ilgilendiren ve hayati önem taşıyan yaşamsal varlığımız sanal alem üzerinden ele alınarak, halkın nabzı tutuluyor (ya da el altından kamuoyu oluşturuluyor)... Öte yandan kimseyi, hiç ama hiç ilgilendirmeyecek çok özel ve ahlak sınırlarını iki kişi arasında dahi zorlayan inanılmaz mahremiyet niteliği içeren konunun inanılmaz bir şekilde ve arsızca ifşa edilerek toplum, hayasızlığa terk ediliyor!..

Bu iki haberi yanyana koyduğumuz zaman, toplumdaki "akıl tutulması"nın ne boyutlarda olduğunu sanıyorum aklı başında, düşünen her insan çok net olarak görebilecektir!


Ya biz toplum olarak, "nasıl bu hale geldik?" muhakemesini yaptığım zaman, gerçekten müthiş bir sarsıntıyla karşı karşıya kalıyorum. Zira bu iki haberin neresinden konuyu ele alırsak alalım; ortada müthiş bir sıkıntı var...

Söz konusu edilen husus, üzerinde yaşadığımız toprak ve millet bütünlüğünü kapsayan vatanımızın, paramparça olmasına zemin hazırlanması gibi bir şey işte. Ve bu durumu sanıyorum öncelikle psikolojik yolla deniyorlar... Bunun için de öncelikle çeşitli senaryoları içeren masa başı üzerinden harita hazırlanarak Türk kamuoyuna dayatılıyor...


Eee, peki şimdi bu haritayı görünce ne düşünmemiz gerekiyor?


1- "Çok iyi olmuş!" mu, diyeceğiz?!
2- "Aman Allah'ım!!! Bu da ne demek oluyor, hangi cesaret ve cüretle bu haritalar ortaya sürülüyor?" diyerek tepki mi vereceğiz?
3- "Aman, bana ne! Ne halleri varsa görsünler!" mi demeliyiz?
4- "Aman canım, bu zaten bir dizi..." diye şöyle bir göz mü atmalıyız?
5- Dur bakalım, hangi ülke bizi nereden bölmüş, kim ne kadar ülkemizden pay almış... falan diye, parçalanmamızı merakla izleyelim mi?
6- Ya da "vay canına"... diye, hayret ifade edecek düşüncelere mi kapılalım?


Birinci haber üzerinden kendimce çıkardığım soruların hangisini, "toplum mühendisleri" psikolojik olarak üzerimize enjekte etmeye çalışıyor acaba? Doğrusu bu haberi yapanlara buradan sormak isterim?

Netice itibariyle diyorum ki; yani bu haberi yaparak bizlere, ne mesaj verilmek isteniyor?!..


"Ahlakı dürüst olan güzel görünür; kadının güzelliği onun tavır ve hareketleridir, bunu bilen bilir." KUTADGU BİLİG, Yusuf Has Hacib, 4500. beyit; sf: 773

Gelelim ikinci habere... "Ayşe hanım"ın yapmış olduğu evlilikler; bunların neticeleri, yok kocalarını hastaneye kendi elleri ile götürmesi, efendim bunlardan netice almaması... falan falan ve bu yöndeki endişeleri...

Bize ne yaaa!.. Bu ne REZALET?!

Bu konuların cümle alemle -televiyon ekranlarından, yetmedi gazetelerin birinci sayfalaraından- paylaşılması hastalıktan başka bir şey olamaz!!! Ve affedersiniz toplumu ahlâksızlığa ve insanları yüzgöz etmeye çalışmaktan başka bir şey değildir!

Buna göre;

1- Türk milleti doktor mu? "Ayşe hanım"ın sorunlarıyla ilgilensin!
2- Millet olarak başka işimiz gücümüz kalmadı da, bu türden mahremiyeti çiğneten ve edep sınırlarını aşarak saygısızlığa neden olacak affedersiniz "mahalle dedikodusu"nu da geçen bir seviyesizliğe mi çekilmek isteniyor?
3- Gülecek başka konu ve malzeme kalmadı da, bu seviyesizliklere kadar mı inildi?
4- "Ayşe hanım"ın başı kapalı değil mi? Valla inançlı insanlarımızı bu kadar aşağılatmak da neyin nesi oluyor?
Zira mütedeyyin insanımızın bu kadar kalitesiz ve seviyesizce davranacağını (!) mı anlatmaya çalışıyorlar acaba?

Biz toplum olarak daima edepli ve seviyemizi koruyan bir milletin çocuklarıydık! Şimdilerde toplumda bu şekilde olduğu gibi, "akıl tutulması" yaşatılıyor! Zira her toplumda olduğu gibi, bizde de "çürük", "hastalıklı" kişilikler olabilir! Asıl vahimi bu hastalıklı ruhları (bu örnekte olduğu gibi) ekrana çıkaranlar değil midir?..


Tek kelimeyle yazıklar olsun!!!

Diyeceğim o ki... Milletimize, akıllara ziyan haberleri sunarak ne elde edildiğini sorgulamaya çalıştım! Bunu da sadece birkaç soruyla dile getirmek istedim.. Gelinen nokta içler acısı... Hem insanlık, hem ahlaki, hem de toplum ve ulus bütünlüğümüz açısından ele alınmak istenen kritik ve tehlikeli konulardır!!! Ve ele alınmak istenen bu konular, bizim hem ahlâki, hem manevi, hem de milli değerlerimizin yitirilmesine olanak tanıyor! O halde ahlakımız, namusumuz ve geleceğimiz açısından yaşamsal kaygılarımızı oluşturan çok ama çok önemli bu değerleri, el birliği ile korumak ve kollamak hepimizin en birinci kutsal görevidir!!! Bunu da en önce bizim sandığımız "basın" yapmalıdır!!!


Haber konusu yapmaya çalıştıkları ve yıprattıkları değerlerimizin herbiri, bizi ayakta tutan toplumsal ortak paydalarımızdır...

Bu değerlerinin kıymetini bilmeyip kaybedenler, şu anda kan ve gözyaşı ile boğuşuyorlar!!!

Irak, Afganistan, Filistin ve diğerleri... Bizim ders almamız açısından yeterince ibret verici, acı ve canlı birer örnek değil midir?

Sevgi ve saygılarımla!



19 Ağustos 2010 Perşembe

"Dinamik"likten "Dinamit"liğe...

















"Nesnelerin bir ters yüzü vardı, insan aklını kaçırdığı zaman bunu görürdü…" Jean Paul SARTRE



"İsparta'nın Sütçüler İlçesi'ne bağlı Ayvalıpınar Beldesi'nde 18 yaşındaki Halil İbrahim Akkuş, 3 üvey kardeşiyle aynı odada yatan babası 48 yaşındaki Salih Akkuş'u ağrı kesicilerin karışımından oluşan serum takıp bayılttı, ardından üzerine benzin döküp ateşe verdi."


Bu haber ve benzerleri artık günlük yaşamımızın neredeyse bir parçası haline geldi... Yani toplum olarak "çıldırma" noktasına ulaşmış gibi görünüyoruz... Böylesi sosyolojik haberler öyle çok yaşanır oldu ki... Artık bunların nedenlerini düşünmenin zamanı çoktan geldi de geçiyor bile.


Peki, vahşice öldürme olayları bu kadar niye çok hayatımızda yer almaya başladı? Üzerinde düşünülecek o kadar çok sebep sıralayabiliriz ki... Mesela ben artık bu türden vukuatların nedeni olarak sanki genetik yapımızın değiştiği ya da ne bileyim, değiştirildiği kanaati taşımaktayım...


Zira biz, böyle miydik?

Bilmem; en azından hergün bu ve benzeri haberleri okudukça, inanılmayacak şeyleri, kendi insanımızda görmeyi belki de kabullenmekte zorlanıyor olabilirim işte...

Bu vesileyle diyorum ki...

Acaba küresel mutasyona mı uğradık?


Ya da bir zamanlar, dev bir kampanya ile onbinlerce kan örnekleri, bir vesileyle de olsa Amerika'ya gönderilmişti ya...


Ne dersiniz; orada genlerimizin şifresi çözülerek, ona göre çareler mi geliştirildi acaba?

olabilir mi?

Valla neden olmasın!!! Yani laboratuar ortamı üzerinden mutasyon da diyebiliriz mesela...


Bakınız, bitkilerin genleri üzerinde oynanarak, ortaya aynı ürün üzerinden değiştirilmiş yepyeni türler oluşturulmuyor mu?

Eee, o zaman?!..


Bu kaygı ve endişe verici olaylara sahne olan toplumumuzun;


DNA'sı mı değişti?

Yoksa "çıldırma" noktasına mı ulaştı?

Onu bilemem ama...

Diyeceğim şu ki... "DİNAMİK" bir toplum iken, olduk "DİNAMİT" bir toplum!


Sevgi ve saygılarımla!