Diyap Ağa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diyap Ağa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2013 Cumartesi

Üç Kuruş'luk Çıkar İçin...


















"Sizin tarihiniz katliam tarihidir"

"Sizin" denilen bizim oluyor yani... Vekil Sırrı SAKIK öyle söylüyor...

"sizin tarihiniz katliam tarihidir"

Tarihi'mizi tutup, çekiştiren çekiştirene...

"Ermenilere soykırım..."

"Kürtleri  kestiniz"

"Tunceli'de katliam..."

"Yunanlılara katliam..."

Ya.. Bunu söyleyen vekile sormak lâzım;

Bu ülkede çoluk çocuk asker sivil demeden 40 bin masum vatandaşımız şakır şakır öldürüldü!!! Hem de kalleşçe öldürüldü... Bunun adı ne oluyor?


Ermeni Asala Tedhiş Örgütü bir dönem Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin diplomatlarını hunharca katletti! Bu uğurda onlarca ocak söndü... Bunun adı ne oluyor?

Van'da insanları kazığa oturtarak katliamın âlâ'sını yapan Ermeni çeteleri değil de kim?


Fransızlar, İngilizler, Yunanlılar, İtalyanlar ülkemizi şakır şakır işgal ettiler... Yetmedi katliamlar gırla gitti... Hasan Tahsinler, Sütçü İmam Aliler, Karayılanlar, Antepli Şahin Beyler, Şerife Bacılar... Kim bunlar?


Bugün, PKK ne ise, dün Tunceli'de İngilizlerin desteği ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne baş kaldıran ve "derebeylik" yapan  eller, aynı kirli ellerdir!


Türk müsün? "vurun abalıya"...

Gelen vuruyor, giden vuruyor...

Sözüm Sırrı Sakık ve onun gibi düşünenlere:

Biz bu hesaplaşmayı  ulus olarak 1919'da bedel ödeyerek yaptık!


Bunu elin İngiliz'i ve haçlısıyla işbirliği yapmış Seyit Rızalarla değil, Kürt Diyap Ağa gibi ulusuyla, ülkesiyle, vatanın bölünmez bütünlüğüne sahip çıkan Kürt, Türk kardeşliğiyle Çanakkale'de omuz omuza savaşmış gerçek vatansever insanlarımızla el ele, gönül gönüle birlik olarak yaptık!

Şimdi bu birlikteliğe göz koyanlar, dünün işgalci haçlıları ve içimizdeki kişisel menfaatleri için gözüdönmüş işbirlikçileri değil miydi?

Bugün dünden hiç farklı değil...

Derdiniz ne?

Üç kuruşluk çıkar için  bu millete acı çektirmek, çocuklarımıza gün yüzü göstermemek hangi vicdana, hangi müslümanlığa yakışıyor?

 "Din", "etnik köken" gibi unsurlar dün olduğu gibi bugün de birer araç olarak kullanılarak üzeri sürekli kaşınmaktadır.


Sahi; tarih dediniz de aklıma geldi:


Dün; "Kürt Teali  Cemiyeti, Teali İslam Cemiyeti, Mavri Mira Cemiyeti, Pontus Rum Cemiyeti, Hınçak-Taşnak Cemiyeti, İngiliz Muhipleri Cemiyeti..." gibi pek çok cemiyetleri tarih derslerimizde okumuştuk...

Hatırladınız değil mi?

Ve yine dün, dış güçlerin desteği ve içimizdeki işbirlikçilerin eliyle Türk milletini parçalamak için bu cemiyetler iş başındaydılar...

Bugün ise bu tür cemiyetleri karşılayan aynı kirli ellerin emelleriyle kurulmuş ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni parçalamak üzere tekrar iş başındalar...



Bana sorarsanız bu konuyu ayrıntılarıyla ve belgeleriyle anlatan  Mustafa YILDIRIM'ın "Sivil Örümceğin Ağında" adlı "araştırma" kitabından pek çok detayı öğrenebileceğinizi izninizle hatırlatmak isterim...


Bu talihsiz sözü sarf eden Vekil sn. Sırrı SAKIK ve arkadaşlarına da bu kitabı okumalarını ivedilikle tavsiye ederim...



Sevgi ve saygılarımla!



Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

31 Temmuz 2011 Pazar

Demek ki Neymiş?!















"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye Halkına Türk milleti denir." Mustafa Kemal ATATÜRK



1919'un İşgal günlerindeki yaşanılan ızdırap dolu kahırlı günlerini çok şükür geride bıraktık. Yani en azından görüntü itibariyle durum böyle gibi... Oysa durum hiç de öyle değil işte... Zira bilinen asıl gerçek; Batılı güçler niyetlerini saklamadan ülkemiz ve milletimiz üzerindeki fütursuzca emellerini ısrarla gerçekleştirmenin yollarını, o gün bugündür sürdürmekte; ve önlerine çıkabilecek hiçbir engeli tanımamakta kararlı duruyorlar...


Bize gelince düşüncemi bir atasözümüzle özetlemek isterim:

"Arı kahrını çekmeyen balın kadrini ne bilir"

Evet; şimdilerde dışarıdan destekli ve güdümlü bölücü güçlerin dayatma ve zorlamaları ile vatanın bölünmez bütünlüğüne ve birliğine kastedenler, sanıyorlar ki "gelecekte mutlu günler" onları bekliyor... Gülerim gaflet içindeki bu aymazlara... Ve galiba bu aymazlar, sahip oldukları özgürlüğün kıymetini anlamaları için atalarının çektikleri acıları ya bilmiyorlar, ya da bilmezden geliyorlar...


Pekii;


Lozan görüşmeleri yapılırken Batılı devletlerin Kürtleri "azınlık" olarak görmekte ısrar etmeleri üzerine, Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey Meclis kürsüsünden şöyle sesleniyor:

"Avrupalılar diyorlar ki, 'Türkiye'de yaşayan akalliyetlerin (azınlıkların) en büyüğü, en kesretlisi (kalabalığı) Kürtlerdir.' Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm. Binaenaleyh bir Kürt mensubu olmak sıfatiyle sizi temin ederim ki Kürtler hiç bir şey istemiyorlar. Biz Kürtler vaktiyle Avrupa'nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyla bize hak vermek isteyenlere iade ettik... Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz." 3 Kasım 1922, TBMM

Demek ki neymiş?!

"Ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz." denilmiş!!!

Devam edelim,

Tunceli Milletvekili Diyap Ağa'nın konuşması:


"Efendiler, kusura bakmayınız, ben ihtiyarım. Hepimiz biliyor ve söylüyoruz ki; dinimiz ve diyanetimiz, aslımız, neslimiz hep birdir. Bizim içimizde ayrılık, gayrılık yoktur. İsmimiz de, dinimiz de Allahımız da birdir. Başka ne diyeyim. Hepinize söz yetiştirmeye ben takat getiremem. Hepimizin halimize göre söyleyeceğimiz sözlerimiz vardır. Hele bu haller bir düzelsin de ondan sonra daha çok konuşuruz. Bendeniz ihtiyarım, kusura bakmayınız. Murahhaslarımız haklarımızı kurtarmaya Avrupa'ya gidiyorlar. Allah yardımcıları olsun. Hamdolsun gidenler dinini diyanetini bilen adamlardır. Zaten hepimiz biriz ve kardeşiz. Ama düşmanlar bizi birbirimize saldırtmak için tuzaklar yapıyorlar. Sen şöyle, ben böyleyim diye. Ne yaparlarsa nafile, biz hep kardeşiz. Birisinin beş, bir diğerinin on oğlu olur. Biri Hasan, biri Mehmet, biri Ahmet, bir Abdullah'tır. Fakat hepsi insandırlar. La İlahe illallah, Muhammedün Resulullah... İşte bu... hepsi bu..." 3 Kasım 1922, TBMM

Demek ki neymiş?!

"Ne yaparlarsa nafile, biz hep kardeşiz... La İlahe illallah, Muhammedün Resulullah..."

Öte yandan...


Tıpkı Milli Mücadele Kahramanımız Sütçü İmam'ın Maraş'ta gavur kahrına karşılık başlattığı özgürlük mücadelesini unutan aymazların dün Kahramanmaraş'ta bir askerimizi şehit ettiği gibi...

"Arı kahrını çekmeyen balın kadrini ne bilir"

Diyeceğim;

Çekilen kahırlar unutulmuşsa... Ya da ne bileyim hatırlanmak istenmiyorsa...


İşgal yılları ve Milli Mücadele azmimiz küçümseniyor ve Mondoros ve Sevr paçavraları yok sayılıyorsa...

E o zaman...

Bugün "özgürlük" diye kıyamet koparanlar!

Sahi; siz, gerçek anlamda özgürlük nedir, bilir misiniz?!


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)

20 Kasım 2009 Cuma

"He Ya."...













“Doğruları söylediği için” Serez Çarşısı’nda sabah vakti yağmur çiselerken padişahın celladı idam ipini boynuna geçirdiği vakit;

“Madem ki, bu kerre mağlubuz

Netsek, neylesek zait

Madem ki fetva bize ait

Verin ki basak bağrına mührümüzü” Şeyh Bedrettin "Vâridât"


**** **** ****


Günümüzde yaratılmaya çalışılan Türk- Kürt çatışmasına en güzel örnek olacak şahıslardan biri Diyap Ağa. (Diyap YILDIRIM 1852, Gözlüçayır / Çemişgezek, Tunceli)

Kurtuluş savaşı sırasında vatanın birliği ve kurtuluşu için mensup olduğu Ferhatuşağı aşireti ile birlikte işgale karşı koyan bir halk kahramanı olan Diyap Ağa, 1. Millet Meclisi Tunceli Mebusu. Yunan ordusu Polatlı'ya kadar ilerlemiştir. Top sesleri Ankara'dan duyulmaktadır. Meclis'te yapılan gizli görüşmede Fevzi Paşa, Ankara'nın bir hafta içinde boşaltılması gerektiğini ve Meclis'in Kayseri'ye taşınmasına karar verildiğini açıklar.


"Bir şaşkınlık sessizliğinden sonra Meclis patladı:

"Hayırr! Aslaaa! Olmaz öyle şey!!!"

Çoğu ayağa kalkmıştı. Bazıları sıraları yumrukluyordu. Fevzi Paşa konuşmasını gürültüler arasında sürdürerek sözünü zorlukla tamamlayabildi:

"Bu iki hususun görüşülerek karara bağlanmasını rica ediyorum." Kürsüden indi. Erzurum Milletvekili Durak Bey (Sakarya) kürsüye yürüken bağırdı:
"Söz istiyorum!"

Oturumu yöneten Dr. Adnan Bey'in cevabını beklemeden kürsiye çıktı:

"Efendiler! Biz bu davaya başladığımız gün, elimizde ne böyle bir ordu vardı, ne bu kadar silah. Bugün eskiye nispetle çok kuvvetliyiz. Bu sebeple Bakanlar Kurulu'nun önerisini reddediyorum..."

Alkışlar yükseldi.

"..Halk gidebilir. Ailelerimiz gidebilir. Memurlar gidebilir. Herkes gidebilir..."
Cebinden silahını çıkarıp kürsünün üstüne koydu:

"..Ama biz, elimizde silah, burada öleceğiz. Hiçbirimiz şehitlerimizden daha büyük değiliz."
Meclis ayağa fırlayıp Durak Bey'i alkışlamaya başladı. Bakanlar Kurulu'nun önerisini hep reddeden yoğun alkışla destekleniyordu. Ama birkaç milletvekilinin telaşa kapıldığı da gözleniyordu. Son olarak beklenilmez bir şey oldu; o güne kadar hiç söz alıp konuşmamış olan Tunceli Milletvekili Diyap Ağa'nın elini kaldırdığı görüldü. Dr. Adnan Bey inanamadı, sordu:

"Söz mü istiyorsunuz Diyap Ağa?"

"He ya."

"Buyrun."

Meclis sustu. Sakalı göğsüne inen Diyap Ağa, ağır ağır kürsiye geldi. Gözlerini kısarak Meclis'i süzdü. "Lafım kısadır.." dedi, "..biz buraya kaçmaya mı geldik, yoksa kavga ederek ölmeye mi?"
Kürsüden indi.

Meclis alkıştan yıkılacaktı." Şu Çılgın Türkler, sf: 210-211 / Turgut ÖZAKMAN



Diyap Ağa, Sivas Kongresi sırasında Atatürk ile ilişki kurmuş ve ona karşı eylemde bulunan Elazığ Valisi Ali Galip Bey’e karşı gelmiştir.
Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Tunceli Mebusu olarak yer almış ve Atatürk’ün takdirlerini kazanmıştır.

3 Kasım 1922 tarihinde mecliste yapmış olduğu konuşma ;


"-Efendiler, kusura bakmayınız, ben ihtiyarım. Hepimiz biliyor ve söylüyoruz ki; dinimiz ve diyanetimiz, aslımız, neslimiz hep birdir. Bizim içimizde ayrılık, gayrılık yoktur. İsmimiz de, dinimiz de Allahımız da birdir. Başka ne diyeyim. Hepinize söz yetiştirmeye ben takat getiremem. Hepimizin halimize göre söyleyeceğimiz sözlerimiz vardır. Hele bu haller bir düzelsin de ondan sonra daha çok konuşuruz. Bendeniz ihtiyarım, kusura bakmayınız. Murahhaslarımız haklarımızı kurtarmaya Avrupa'ya gidiyorlar. Allah yardımcıları olsun. Hamdolsun gidenler dinini diyanetini bilen adamlardır. Zaten hepimiz biriz ve kardeşiz. Ama düşmanlar bizi birbirimize saldırtmak için tuzaklar yapıyorlar. Sen söyle, ben böyleyim diye. Ne yaparlarsa nafile, biz hep kardeşiz. Birisinin beş, bir diğerinin on oğlu olur. Biri Hasan, biri Mehmet, biri Ahmet, bir Abdullah'tır. Fakat hepsi insandırlar. La İlahe illallah, Muhammedün Resulullah... İşte bu... hepsi bu..."


İşte üzerinde yaşadığımız bu topraklar böyle vatansever ve kahramanlar tarafından "ırk, mezhep" ayrımı gözetmeden bir yumruk olarak sahiplenilip kazanılmıştır. Tarihimiz bu örneklerle doludur. Bugün olduğu gibi dün ve ondan önce de aynı bölücülük ve ayrımcılık plânları üzerinden milletimiz, ayrıştırılmak istenmiştir! Fakat buna geçit vermeyen aziz milletimiz, bu planı bozarak halkı ile vatanın bölünmez bütünlüğü etrafında toplanmayı kararlılıkla sürdürmesini başarmıştır. O halde, bizler de atalarımızın genlerini taşıdığımız ve onların soyundan geldiğimize göre; bu durumu muhafaza edeceğimiz kesin! Bu böyle biline!..

Sevgi ve saygılarımla!