Tunceli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tunceli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2017 Cuma

Şeyhülislam Mustafa Sabri'den, Seyit Rızalara...





"Cehaletin de bir sınırı var! İdam fetvalarını Dürrizâde vermiştir!

İki gün önce, bir "Mustafa Sabri Efendi tartışması” çıktı: Tokat’taki bir imam-hatip lisesine Tokatlı Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’nin ismi verilmiş ama gelen tepkiler üzerine vazgeçilmiş ve okulun ismi “Tokat Şehit Yakup Akdağ Anadolu İmam Hatip Lisesi" yapılmış.

Tepkilerin gerekçesi ise, mâlûm: Mustafa Kemal Paşa, arkadaşları ve Kuvâ-yı Milliye aleyhindeki meşhur idam fetvalarını Mustafa Sabri Efendi’nin verdiği iddiası.

Tartışma işte bundan çıkıyor ama sâbık Şeyhülislâm’ı savunanların da, veryansın edenlerin de söylediklerinin hemen hepsi yanlış!

- Mustafa Kemal ve Kuvâ-yı Milliye hakkındaki idam fetvasını Mustafa Sabri Efendi vermişmiş...

Yanlış! Tarihimizin yüzkarası olan o fetvayı veren Mustafa Sabri değil bir başka şeyhülislâmdır: Dürrizâde Abdullah Beyefendi!" Murat BARDAKÇI, 16 Kasım 2017

  
Dolayısıyla...

Şimdi o "yanlış" denilen bilgileri, Tarihçi Yazar Sinan MEYDAN'ın belgelere dayalı "El-Cevap" kitabından konuya ilişkin kısmını olduğu gibi nakledelim:

"Örneğin o tarihte Şeyhülislamlığa getirilen Haydarizade İbrahim Efendi, Mustafa Sabri’nin kaleme aldığı fetvayı okuyunca imzalamayı reddedip istifasını vermiştir. Peki, İskilipli Atıf Hoca bu ihanet fetvasını hazırlayan Mustafa Sabri ile ilişkilerine neden son vermemiştir? Neden hâlâ o "hain" din adamı müsvettesiyle aynı cemiyet çatısı altında yer almıştır? 

Sorular, sorular, sorular! 

İskilipli Atıf’ın Yol Arkadaşı Şeyhülislam Mustafa Sabri 

İskilipli Atıf Hoca'nın dava arkadaşlarından, yol arkadaşlarından -11 Nisan 1920 tarihli "ihanet fetvasının" yazarı- Şeyhülislam Mustafa Sabri, mason locasına üyedir. Sırf İngilizlere yaranmak için sözde Ermeni soykırımından sorumlu tutulan Boğazlayan Kaymakamı Kemal Bey’in idam fetvasını hazırlamıştır. Sevr Antlaşması’nın imzalanmasını savunmuştur. Kitabında Kurtuluş Savaşı’nı çarpıtmış, yalanı gerçek, gerçeği yalan göstermeye çalışmıştır. Atatürk’ün İngilizlerle anlaştığını, İzmir’i Yunanlıların kendiliğinden  Türklere geri verdiğini iddia etmiştir. 

Şeyhülislam Mustafa Sabri de İskilipli Atıf Hoca’yı aratmayacak kadar "bağnaz" bir din anlayışına sahiptir. İslamiyetin "zorlaştırmayın, kolaylaştırın" hükmüne karşın bin dereden su getirip dini zorlaştırmanın peşindedir." sf:598

"Celal Bayar, onun hakkında şunları yazmıştır: 

"Mustafa Sabri Efendi, İngiliz himayesine girmekten başka kurtuluş yolu olmadığını iddia edenlerdendir. Milli Mücadele’nin şiddetli düşmanıdır. Kürdistan Cemiyeti adındaki siyasi bir kurul ile müşterek vatanın parçalanmasına yol açan bir anlaşmayı reisi olduğu Hürriyet ve İtilaf Partisi Umum Merkezi adına imzalamıştır. Yakın tarihimizin gizli kalmış bu büyük ihanetine 9. cildimizde belgeleriyle temas edeceğim. Sadrazam Vekili olduğu sırada Ali Galip’i Sivas Kongresi üzerine yürümeye teşvik edenler arasındadır. "Kuvâyi Milliyecilerin katli vaciptir" fetvasını yazan odur, imza eden Dürrizade'dir." sf:599

"Mustafa Sabri, kitabında Kurtuluş Savaşı, Türklük ve Atatürk hakkında hakaretamiz ifadeler kullanmıştır.
Atatürk’ten şöyle söz etmiştir: 

"Yani bütün hareketlerini hilafet makamına hizmet şeklinde gös termiş iken, nasıl kahpelik ve hayasızlıktır ki hilafetin en çirkin tezyif ler ve tahkirler altında birdenbire ilgasına cesaret etmiştir." 

"Mustafa Kemal’in ve Ankara Hiikümeti’nin kahpeliklerini, sahtekârlıklarını şu ufacık mukaddime’ye sığdıracak değilim. Demek isterim ki bu şekil değiştirmeler, bu zıtlıkları işleyebilmek için insan utanmamazlıkta da kahraman olmalıdır. Hele dinsizlik olmadan hak sızlığın, hayasızlığın bu derecesi tasavvur olamaz." 

"İki paralık Mustafa Kemal kuvvetinin baskısına boyun eğerek İngilizlerin, Fransızların ve sair devletlerin İstanbul’dan çekilip gitme lerini ancak Kemalistlerin idam ettiği Türk aklı kabul edebilir."


Türklüğe bakışı da şöyledir:

"Benim elimden gelse Türkleri Arap yaparım, diğer Müslümanları da. Bunların vaktiyle Araplaşmadığına da çok eseflenirim. Arap dili, ne Türk diliyle ne de Çerkez diliyle kıyas kabul etmeyecek derecede üstünlüğe sahip olduğundan, insanın, milliyetin küçüğüne sahip olup da onunla iftihar edeceğine büyüğüne sahip olarak onunla iftihar etmesi daha kârlı ve makul olur."

Kurtuluş Savaşı düşmanı “hain” Mustafa Sabri zamanla daha da ileri gidip
Yarın gazetesinde  Türklükten istifa ettiğini yazmıştır: 

"Yalnız Müslüman ve insan olarak kalmak üzere, Türklükten Şeref  ve izzetimle istifa ediyorum Allah'ım huzurunda... Tövbe Yarabbi, tövbe Türklüğüme! Beni  Türk milletinden addetme...

Mustafa Sabri, Kurtuluş Savaşı'nda “vatana ihanet” ettiği için 150'Iikler listesine alınmıştır." Atatürk’ün başkomutanlığındaki Türk ordularının zaferinden sonra diğer hainlerle birlikte İngiliz Elçiliği’ne sığınmıştır. Ailesini de yanına alarak İngilizlerin bulduğu bir yük gemisiyle önce Mısır'a, sonra Yunanistan’a gitmiştir. Oradan İtalya’ya geçerek kaçak Padişah Vahdettin’i ziyaret edip Türkiye Cumhuriyeti karşıtı bazı tertiplerin içine girmiştir. Papa’dan bile yardım istemiştir." sf:599/600


"İşte İskilipli Atıf Hoca, 1919-1920 yılları arasında hem “Cemiyeti Müderrisin"de hem de "Teali İslam Cemyeti"nde bu "hain" Mustafa Sabri ile birliktedir.

Nitekim Atıf Hoca, 1926’da Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yargılanırken, mahkeme başkanı bu duruma şu sözlerle dikkat çekmiştir:

"(...) Sen en karanlık günlerde Teali İslamcılık yap, Mustafa Sabri'nin yanında yer al da sonra karşımızda şöyle böyle söyle. Sözleriniz hiçbir gerçeğe uygun değildir." Sinan MEYDAN, El-Cevap, sf:601

Dolayısıyla...

Şeyh Saitler, İskilipli Atıf Hocalar, Mustafa Sabriler, Seyit Rızalar...

Ne yazık ki emperyalistlerle işbirliği içinde Genç CUMHURİYET'e isyan eden, ATATÜRK ve TÜRK düşmanlığı yapan bu çete başları vatan hainleridir.

Hal böyle olunca da...

"1924’te, halifeliğin kaldırılması, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun kabul edilmesi, Osmanlı hanedanının yurtdışına sürgün edilmesi gibi laiklik ağırlıklı devrimlerin yoğunluk kazanması ve genç Cumhuriyetin ağaların, şeyhlerin, şıhların “marabaları” durumundaki halkı, devletin özgür “bireyleri” haline getirmek için çalışmalar  yapması, öteden beri dinden geçinen sahte hocalar ve asırlardır halkın kanını emen ağalar ile şeyhlerin tepkisini çekmiştir." sf:601



"Cinnet" öyle mi?! 

CHP Tunceli İl Başkanın "1938 Dersim, Türkiye Cumhuriyeti'nin cinnetidir" 16 Kasım 2017 tarihli ifadesine karşılık bu satırlar, 

Böyle düşünenlere aynen ithaf olunur!!!




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

7 Ocak 2015 Çarşamba

Buzz Gibi...






Hava çok ama çok soğuk memleketimde...

Dolayısıyla...

1919'da emperyalistlerle işbirliği içerisine giren; İngiliz işbirlikçileri Şeyh Said ve  Seyit Rızaların bugün meydanlara heykellerini dikip, onları  birer "kahraman" gibi göstermeye çalışanlar, dün başaramadıklarını bugüne saklayarak halkları birbirine kırdırma gayretindeler.

Ve...

Selahattin DEMİRTAŞ, "Geldiğimiz nokta artık bu mücadelede dananın kuyruğunun kopacağı noktadır" ve "Dananın kuyruğu kopacaksa bugün, 100 yıl önceki gibi, kuyruk değil dana bizde kalacak" dedi...

Evet dün bin bir hileye rağmen bu milleti birbirinden ayıramadılar..

Bugün bunun intikamı ile yanıp tutuşanlara sormak lâzım:

Tek bayrak, tek dil'den ne zarar gördünüz?

Mademki dananın kuyruğu senin elinde kalmış, gövdesi Türkiye Cumhuriyeti Devletinde..

Senin beğenmediğin, hani o, neredeyse "100 yıllık" diyerek burnunu kıvırdığın  -1924 Anayasası'nın 88. maddesi: Türkiye’de din ve ırk ayırdedilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese "TÜRK" denir. 

1961 Anayasası'nın 54. maddesi: Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür.

1982 Anayasa'nın 66. Maddesine göre: Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür.-

"Tek dil, tek bayrak" anlayışı bu.. 

O sebeple, işte sen bu felsefeyle yönetilen Türkiye Cumhuriyeti Devleti sayesinde okudun... üstelik devletin en üst makamlarına gelerek halkının ödediği vergiyle onların gözünü oyma peşine kadar düştün..

Yetmedi  devletine parmak sallayan, ağız dolusu hakaret ve tehditler  savurmaya varan sözlerle, ülkeyi bölme derdine düştün..

O çok söylediğin demokrasi, özgürlük, insan hakları  söylemlerini neden feodal-ağalık  sistemini yok etmek üzerine olmuyor?..

Hani kadınların ezildiği, aşiretlerin hakimiyeti altındaki insanların  özgürlüğü için niye kılın kıpırdamaz?

Küçük yaşta "kuma" giden çocuk gelinler için niye parmak sallamıyorsun?

Gücün ağalığa değil de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne mi yetiyor?

Ağalarına başkaldıramayanlar, ekmeğini yediği devletine baş kaldırıyor öyle mi? 

Seyid Rızalar da ağalığı savunarak elin gavuruyla işbirliğine girip, Tunceli halkını Genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne karşı isyana zorlamıştı...

Dolayısıyla..

Tek millet, tek dil söyleminde ısrar eden Kürt kardeşlerimizi gördükçe onlar gibi yapmaktan kendisini alıkoyan bir utanç duygusuna kapılma yerine büyük buhran yaratacak ve buhran sayesinde ülkemizi emperyalistlerin tuzağı içerisinde kan gölüne çevirmenin tehdidinde bulunmayı kendisine lâyık görüyor DEMİRTAŞ ve şürekası.

Hâl böyleyken,

Emperyalistlerle işbirliği yaparak,  yeni yeni Şeyh Saidlerle Seyit Rızaları arkalarına alıp, askerine taş, polisine tokat atmayı "marifet" sayıyor,  memleketini  kan gölüne çevirmeyi de zafer kazanmış komutan edası ile savunuyorsunuz ya...


Asıl zafer kazanan, dün olduğu gibi bugün de Yüce Türk Milleti olacaktır.. 

Sakın bunu unutma...



Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

5 Ocak 2013 Cumartesi

Üç Kuruş'luk Çıkar İçin...


















"Sizin tarihiniz katliam tarihidir"

"Sizin" denilen bizim oluyor yani... Vekil Sırrı SAKIK öyle söylüyor...

"sizin tarihiniz katliam tarihidir"

Tarihi'mizi tutup, çekiştiren çekiştirene...

"Ermenilere soykırım..."

"Kürtleri  kestiniz"

"Tunceli'de katliam..."

"Yunanlılara katliam..."

Ya.. Bunu söyleyen vekile sormak lâzım;

Bu ülkede çoluk çocuk asker sivil demeden 40 bin masum vatandaşımız şakır şakır öldürüldü!!! Hem de kalleşçe öldürüldü... Bunun adı ne oluyor?


Ermeni Asala Tedhiş Örgütü bir dönem Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin diplomatlarını hunharca katletti! Bu uğurda onlarca ocak söndü... Bunun adı ne oluyor?

Van'da insanları kazığa oturtarak katliamın âlâ'sını yapan Ermeni çeteleri değil de kim?


Fransızlar, İngilizler, Yunanlılar, İtalyanlar ülkemizi şakır şakır işgal ettiler... Yetmedi katliamlar gırla gitti... Hasan Tahsinler, Sütçü İmam Aliler, Karayılanlar, Antepli Şahin Beyler, Şerife Bacılar... Kim bunlar?


Bugün, PKK ne ise, dün Tunceli'de İngilizlerin desteği ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne baş kaldıran ve "derebeylik" yapan  eller, aynı kirli ellerdir!


Türk müsün? "vurun abalıya"...

Gelen vuruyor, giden vuruyor...

Sözüm Sırrı Sakık ve onun gibi düşünenlere:

Biz bu hesaplaşmayı  ulus olarak 1919'da bedel ödeyerek yaptık!


Bunu elin İngiliz'i ve haçlısıyla işbirliği yapmış Seyit Rızalarla değil, Kürt Diyap Ağa gibi ulusuyla, ülkesiyle, vatanın bölünmez bütünlüğüne sahip çıkan Kürt, Türk kardeşliğiyle Çanakkale'de omuz omuza savaşmış gerçek vatansever insanlarımızla el ele, gönül gönüle birlik olarak yaptık!

Şimdi bu birlikteliğe göz koyanlar, dünün işgalci haçlıları ve içimizdeki kişisel menfaatleri için gözüdönmüş işbirlikçileri değil miydi?

Bugün dünden hiç farklı değil...

Derdiniz ne?

Üç kuruşluk çıkar için  bu millete acı çektirmek, çocuklarımıza gün yüzü göstermemek hangi vicdana, hangi müslümanlığa yakışıyor?

 "Din", "etnik köken" gibi unsurlar dün olduğu gibi bugün de birer araç olarak kullanılarak üzeri sürekli kaşınmaktadır.


Sahi; tarih dediniz de aklıma geldi:


Dün; "Kürt Teali  Cemiyeti, Teali İslam Cemiyeti, Mavri Mira Cemiyeti, Pontus Rum Cemiyeti, Hınçak-Taşnak Cemiyeti, İngiliz Muhipleri Cemiyeti..." gibi pek çok cemiyetleri tarih derslerimizde okumuştuk...

Hatırladınız değil mi?

Ve yine dün, dış güçlerin desteği ve içimizdeki işbirlikçilerin eliyle Türk milletini parçalamak için bu cemiyetler iş başındaydılar...

Bugün ise bu tür cemiyetleri karşılayan aynı kirli ellerin emelleriyle kurulmuş ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni parçalamak üzere tekrar iş başındalar...



Bana sorarsanız bu konuyu ayrıntılarıyla ve belgeleriyle anlatan  Mustafa YILDIRIM'ın "Sivil Örümceğin Ağında" adlı "araştırma" kitabından pek çok detayı öğrenebileceğinizi izninizle hatırlatmak isterim...


Bu talihsiz sözü sarf eden Vekil sn. Sırrı SAKIK ve arkadaşlarına da bu kitabı okumalarını ivedilikle tavsiye ederim...



Sevgi ve saygılarımla!



Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

16 Ağustos 2012 Perşembe

Bi Sus Artık...























Basından edindiğimiz bilgilere göre, PKK'lı çeteler tarafından kaçırılan CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, kendisini kaçıran PKK'lılardan şikayetçi olmamış, iyi mi?


Sayın Aygün, kendi adına mı şikayetçi olmamış acaba?


Şayet öyleyse, vekillik sıfatıyla "kaçırıldığı" 48 saat süresince, millet olarak niye tedirgin olduk ki? Zira konu şahısla ilgili ise, PKK'lıların kaçırdığı bir tek "şahıs" Aygün değil, onlarca olduğu ifade edilenlerin arasında, kahraman mehmetçiklerimiz de bulunuyor...

Ha, yok milletin vekili olarak şikayetçi olmamışsa, orada bir dursun bakalım!!!


Zira millet kendisi gibi düşünmüyor, bilakis şikayeti bizzat milletin ta kendisi, yani aslı istiyor...


Gelelim olayın özüne:


Bir defa siz, "Dersim" milletvekili falan değilsiniz!!! Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Tunceli ilinin bir milletvekilisiniz!!!


Öte yandan kaçırılma olayını millet anlamaya çalışırken,


Sayın vekil konuyu başka bir yönden ele alarak...


Durmak bilmeksizin vatanın ve milletin kanayan yarasına tuz basar gibi, ha bire konuşuyor...


Ülkemize ve milletimize tam bir ihanet olarak algıladığımız bu konuşmalardan ancak emperyalistler mutlu mesut oluyor; ellerini ovuşturarak aç kurt gibi bekliyorlar..


Sayın vekilimiz ise maşallah, inandığımız değerlerin düşmanı olanların, eli kanlı tedhişçilerin sözcülüğünü, borazanlığını yapıyor da yapıyor!


Aman efendim... ağzından inciler saçıyor konuşurken... Ne diyor bu zat-ı muhterem; milletin bölünmez bütünlüğüne kastedenleri öve öve bitiremiyor, hainlerin mesajlarını milletimize aktarmayı kendine "görev" belliyor...


İyi o vakit çok "memnun" kaldıysan, "kalsaydın oralarda bari..." diyesi geliyor insanın.


Sizin göreviniz bu milleti bölmeye yönelik faaliyetlere maşalık edenlere aracılık etmek midir?


Sizi bu millet bunun için mi seçti, yoksa vekilimiz ol, ülkene ve halkına yararlı işler yap,vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, memleketin huzurunu, sükunetini koru, ve değerlerine sahip çık diye mi?


Şüphesiz ki, git de dağdaki eşkıyalara sahip çık, onların sözcülüğünü yap, diye değil!!!




Haa.. tabi bu halk sizi seçerken "seni, sen" diye de seçmedi...


Senin kim olduğunu bile bilmiyor, hatta kimlere hizmet edeceğinizi sorgulama gereği duymadan seçti..


Ne bilsin ki bu millet, sizin kimlere alet olacağınızı...

Öyle işte...


Millet zannetti ki, benim sorunlarımla ilgilenecek, memleketin davasına sahip çıkacak, kendini Türk milletinin bir ferdi gibi görüp o davaya sahip çıkacak...



Sahi, saçtığınız inciler arasında, dağdaki "arkadaşlar"ınızın "barış" istediğinden dem vuruyor, adeta onları masumlaştırmaya çalışıyorsunuz ya...


İyi de sayın Aygün, ortalığı kana bulayan kimler?


Oraya buraya bomba atıp, Mehmetçiklerimize, hatta kendi vatandaşına kurşun sıkan kimler?


Yetmedi milletin parasına mâl olmuş, kamu mallarına zarar veren kimler?


Yetmedi, camları, çerçeveleri, arabaları kıran döken kimler?


Dahası, milletinin bayrağını yakıp, değerlerini çiğneyerek tanımayanlar kimler?


Daha dahası, el âlemin haçlılarıyla iş birliği içine girip de memleketi böldürmeye kalkan hainler kimler?


Bırakın bu işleri...


Ve artık sus!


Sus da daha fazla borazanlık yapma!


Peki şimdi n'ooldu?

Valla ne olacak, "sarılıp öpüşerek ayrıldı"ğı ve "bizi unutma ağabey" diyen dağdaki "arkadaşlar"dan çok mennun...


İyi de bu memeleketin evlatlarına alçakça kuşun sıkan, ocaklara ateş düşüren, ciğerlerimizi yakan hain saldırıları, vekilin aslı olan halk, zaten hiç unutmuyor!!!

Sayın Aygün bu hainleri, yani"arkadaşlar" dediği kişileri unutsa ne olur, unutmasa ne olur ki...


Vekile değil,

Siz onun asıl sahibinin neyi unutup, neyi unutmadığına bakın, efendiler!!!


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

3 Aralık 2011 Cumartesi

Burası Teksas mı?
















"Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir." Atatürk



İzmir'de geçtiği öne sürülen bir "haber" üzerine...

"Estetik ameliyat yaptırıp sonuçtan memnun kalmayan Dilan Kahraman, doktordan kendisini ücretsiz olarak yeniden ameliyat etmesini istedi. Kahraman'ın, teklifini reddeden doktoru, "Ben Tunceliliyim. Beni tekrar ameliyat etmezsen buraya PKK'yı yığarım" diye tehdit ettiği öne sürüldü." 2 Aralık 2011, Vatan

Bu söylem Türkiye Cumhuriyeti Devlet'ne başkaldırının uluorta yapılmaya çalışılmasıdır! Zira burada bir tehdit sözkonusu... Ve tehdit unsuru ise bölcülerin çetesi PKK...

Tabii, son zamanlarda "gündem" olan Tunceli ile bir başka koldan gelişen yara da cabası...


Tüm bunları birleştirdiğimizde yazıma konu ettiğim haber ortaya çıkmaktadır.


Peki, burası Teksas mı ki, bu kadar rahat bir şekilde tehdit savrulabiliyor?


"Ben Tunceliliyim"de ne demek oluyor?!..


Tunceli halkı Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yürekten bağlı diğerleri gibi şerefli bir ilimizdir...

Ne zamandan beri Tunceli ilimiz, "çete" gibi tehdit unsuru yapıldı?

Doğrusu orasını anlayamadık!

Tunceliler ülkemizin bilinçli kesimidir!

O halde buradan yola çıkarak, "Tunceli'yi bir tehdit unsuru" gibi göstermek, Tuncelilere yapılabilecek bir ihanetten öteye geçemez!


"PKK'yı yığarım" milletimizi bölücü tedhişle tehdit ise, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yönelik aleni bir saldırıdır.


Bu sebeple, ülkemizin hukuku devreye şüphesiz girer ve girmiştir de!


O halde bu durum karşısında bir hatırlatmaya ihtiyaç var:


Bilinmez midir ki; böylesi küçük kıvılcımlar devasa yangına sebebiyet verebilir...


Zira bu hassas durumdan istifade edebilecek kötü niyetlilerin, durumdan vazife çıkararak iş başı yapabilecekleri ortadayken, diğer taraftan da vatandaşlarımızı ayrıştırarak kin ve nefrete sevk etmenin yolu bu tür "haber"lerden geçtiğ aşikârken...

Bu sözü söyleyen densiz kişiye diyecek sözümüz olamaz; ama bu durumu basının üst manşetine taşıyarak, olaya pabuç bırakan basını"mız"a yazıklar olsun!


Ulusal bildiğimiz basınımıza duyurulur...


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

21 Kasım 2011 Pazartesi

Rahat Bırakın Bu Milleti!



Cumhurbaşkanı Atatürk, 17 Kasım 1937 Pertek'te Singeç Köprüsü'nde dinlenirken



Cumhurbaşkanı Atatürk, Tunceli Pertek Halk Evi önünde (17 Kasım 1937)











17 Kasım 1937
Cumhurbaşkanı Atatürk,
Tunceli Pertek’de Singeç Köprüsünün açılış töreninde




"Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez." Atatürk



Valla inanılır gibi değil...

Dünyada gerek ekonomik alanda, gerekse siyasi alanda her geçen gün sular daha bir ısınadursun; biz içimizde hergün yepyeni bir konu ele alıp, evire çevire deşeleme peşindeyiz iyi mi?!

Bu defa konu; "Dersim" yani Tunceli...

Bu ne demek oluyor?

Milletimizi mezhepsel ayrıştırmaya ve çatıştırmaya götürecek gereksiz bir "tartışma"dan başka bir şey değil...

Zira bu tartışmanın bize yararı olmadığı gibi, dış güçlerin ülkemizi bölmek, biribirimize düşürmek için elini ovuşturarak beklediği bir araç.


Pekii bu maya tutar(!)sa şayet; yarın bir başka konuyu daha "tartışma" konusu yapan birileri olabilir mi?

Hiç kuşkum yok!


Öte yandan üzerinden onlarca yıl geçmiş bir olayın tartışması bize ne sağlayacak ki? Televizyonlarda ulusal yayın yapan kanallardan bazıları her işi bırakmış bunun üzerine hücum ediyorlar!!!


"Dersim'in Kayıp Kızları"ymış...

Daha neler... Yuh artık...


Bir bakar mısınız, "Dersim'in kayıp kızları" diye belgeseller hazırlanıyor, yöre halkının 7 sülalesi araştırılıyor, acılar tazelenip üzerinden yeni yeni "kin" oluşturulmaya zemin hazırlanıyor!!!


Bütün bunlar niye yapılır?

Bu halkı ayırmaktan öteye geçemeyecek "nefret" neden inşa edilir ki?!

Bu halk birbiriyle gerçekten barışık ve birbirlerini seviyorlar...


Biz Türk, Kürt, Arap, Çerkez... Alevi, Sünni vs. Hepimiz, birlikte yaşamaktan mesut bahtiyarız... Birbirimizle barış içerisinde yaşamayı bin yıllardır sürdürüyoruz, sürdürmeye de devam edeceğiz...


Sevgi ve saygılarımla!

Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (S.A.V.)