sefil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sefil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2021 Cumartesi

DEDE




Yazıma başlamadan önce bu rezil haberi okuyunca zihnimde canlanan "DEDE" olgusuyla birlikte yıllar önce bir reklama müdahil oluşum aklıma geldi... Ardından Dostoyevski'nin "K. Kardeşler" adlı eseri. Zira bu eserde Baba İvan KARAMAZOV; ŞEHVET merkezli yaşayan son derece KURNAZ olmanın yanında yüklü  servete sahip bir karakter tiplemesidir. Tabii DOSTOYEVSKİ'nin hemen her toplumda var olabilen  hastalıklı karakterleri ele alarak ortaya çıkarıp evrensel ahlâkın ne olduğunu sorgulatmasının önemini bir kez daha "toplum sağlığı" açısından  hatırlamış oluyorum. 

Dolayısıyla...  hepimizin iğrenerek baktığı bu rezil haberi okurken eminim ki herkesin ağzından düşürmediği kusursuz "ERDEM" bir anda akla  gelmiştir. 

O hâlde nasıl oluyor da bir insan bu kadar SEFİL duruma düşebiliyor?! 

****

2007 yılı diye hatırlıyorum. Televizyonlarda "muhabbet Kart" reklamı var. Reklamda Mustafa Sandal ve  dedesi genç kızlar arasında... benim aldığım terbiye ve eğitimde DEDElere, yaşlılara saygı duyulur ve ellerinden öpülür. İnsanlar onlara otobüste yer verir, sokakta yardımcı olur... Eh hâl böyle olunca bu reklâmla birlikte dedeler saygınlığını yitiriyor, genç kızlar da aşağılanıyor diye düşündüm. Bu da benim çok ayıbıma gitti. Dolayısıyla bu algıyla çocuklarımızın da etkileneceğini düşünerek RTÜK'e bir itiraz yazısı yazdım. Akabinde dönemin RTÜK başkanı (Sn. Zahit AKMAN) olayın hassasiyetiyle beni telefonla aradı ve konu üzerinde konuştuk, ardından reklâmın yayından kalktığını hatırlıyorum.

Oyyy kuzum! Sen ne güzel bir şeysin...

2021... sorsanız dilinden Allah, Kur'an düşürmeyecek kadar... DEDE. 

Ki  üç yaşındaki dünya tatlısı "torun"unun (DNA testiyle "öz kızı"..)adı, Müslime.

Müslime'nin kelime anlamı: “İslam dininde olan, Müslüman.” dolayısıyla fazla söze gerek kalmıyor...

Bu rezil DEDEnin, yazılanlara bakılırsa düzenli bir şekilde geliniyle ya birlikte oluyor ya da gelininin "ifadesi" ile ona tecavüz ediyor, iki tane de çocuk dünyaya geliyor, sonra onlara da tecavüz ettiği iddia ediliyor... 

Bu rezaleti okuduğum an kanım dondu!.. 

Dünyanın hiçbir yerinde, dünyanın hiçbir dilinde bu rezaleti ve utancı anlatacak sözcük yoktur. 

Güzeller güzeli yavrucağı koruyamadığımız için, 

Ahlâksızlıkta sınır tanımadığımız için, 

Allah'ım helâk et bizi...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

21 Eylül 2015 Pazartesi

Sefilce... Yalvar Yakar Nereye Kadar?!



"Avrupa’ya gitmek için günlerdir Büyük İstanbul Otogarı’nda otobüslere binmeyi bekleyen Suriyeliler, grup halinde TEM otoyolu Edirne istikametine doğru yürüyüşe geçti."


Hani birilerinin burun kıvırarak baktığı, 

Bizim için, Atatürk Cumhuriyeti için  namus, şeref, haysiyet, onur saydığımız, 

Ve de olmazsa olmaz dediğimiz yaşamsal değerlerimiz var ya...

Vatan, millet, bayrak...

İşte bugün göçmen diye bakılan yığınların asıl sorunudur bu kavramların onlar için yokluğu!

Dolayısıyla...

"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, uğrunda ölen varsa vatandır"













Nene Hatun, 93 Harbi sırasında Ermeni çetelerine karşı  Erzurum'da Aziziye Tarabya'sını geri almak için  sopa, taş, kazma ve kürekle düşmana saldıran halk direnişinin simgesi olan Kahraman Türk kadını

Kurtuluş Savaşı'nda Fransız işgali altındaki Maraş'ta, Fransız-Ermeni lejyonerlerince çarşıda Türk kadınına taciz edilmesi ile çevre halkı olaylara müdahil olur. O esnada olaya tanık olan, Uzunoluk semtinde süt satarak geçimini sağlayan Sütçü İmam Ali, yanındaki silahıyla Fransız-Ermeni lejyonerini öldürmüştür...



Hasan Tahsin, 15 Mayıs 1919'da İzmir'e giren Yunan askerine ilk kurşunu sıkarak işgallere karşı direnişi ölümüne  başlatmıştır...

Kağnı çekip sırtında cepheye top mermisi taşıyan Kastamonulu Şerife Bacı... Çetin kış şartlarında cephede çocuğunun battaniyesini alıp mermilerin üzerine örtmesi ile tanınan Kastamonulu Şerife Bacı

Adları sanları belirsiz ne analar, babalar ve yavrular vardır ki cephane taşırken yol boylarında şehit olmuşlardır.  Dolayısıyla Şerife Bacı onlardan yalnızca biri..



Şahin Bey'in Fransız Garnizon Komutanlığı'na yazdığı mektup:

"Kirli ayaklarınızın bastığı şu toprakların her zerresinde bir damla Türk kanı karışıktır. Her bucağında bir atanın mezarı vardır. Adı belli olmayan zamanlardan beri Türkler bu topraklarda yaşamaktadır. Türk bu topraklara bu topraklarda Türk’e ısındı, kaynadı. 
Sade siz değil, bütün dünya bir araya gelse bizi bu topraklardan ayıramaz. 
Sonra sen hiç ömründe "Türk esir yaşamaz" diye duymadın mı? Namus ve hürriyet için ölüme atılmak ise bize ağustos sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı gelir.
Sizler canı kıymetli insanlarsınız.Çatmayın bize. Bir an evvel topraklarımızdan savuşup gidin. Yoksa kıyarız canınıza.

21 şubat 1920, Antepli Şahin"


Demem o ki..


Kahraman Türk milletinin sayısız Milli Mücadele Kahramanlarının sayısız destansı yaşamları, azim ve kararlı örnek  ve de saygın duruşları tarihe nam olmuştur...

Dolayısıyla...

Aylan Bebeklerin analarına, babalarına ve de bu anlamda  millet olamamış tüm göçmenlere ithaf olunur..

Sefilce, ezilerek yalvar yakar haçlının topraklarında sığıntı olmayı kendilerine yakıştıran bu insanların asıl mücadele etmeleri gereken yerler, kendi vatan toprakları olması gerekmez miydi?

Siz topraklarınızı bırakıp kaçıyorsanız, kim savunacak sizin vatanınızı? Kaldı ki savunulmayan topraklar "VATAN" değildir! Yarın hangi yüzle bakacaksınız çocuklarınızın, torunlarınızın yüzüne?

"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, uğrunda ölen varsa vatandır" 


Açlığı, ölümü göze alarak, sürünerek yaşamayı kendilerine reva görenler..

Hani.. laikliği "dinsizlik" görenler,   

O vakit dini İslam olmayan yerlerde ve de laik yönetimlerde ne işiniz var?

Öte yandan... 


Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt.. 

Siz niye Arap kardeşlerinize sahip çıkmıyorsunuz da elin "gavuruna" muhtaç ediyorsunuz? 

Bu mudur sizin Müslümanlığınız?

Bu mudur sizin kardeşliğiniz?

Bu mudur sizin komşuluğunuz?

Sen niye varsın eyyy Dubai?!

Hani ucube binalarınızla gururlandığınız, yerlere sığdıramayıp, arsızca gökleri deldiğiniz  o ihtişamlı otellerinizi kimler için, ne için  yaptırdınız?

Söze gelince "Allah, din, iman..." sömürüsü,

İcraata gelince...

Ortada yoksunuz, öyle mi?!

Yazıklar olsun... 


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 



29 Mart 2010 Pazartesi

Çocuklarıma Vasiyet; Satılmaz Haysiyet


















"Alkışı en sessiz şekilde karşılayan, alkışı hak etmiş demektir." Konfüçyüs



Rus matematikçi 100 yıllık problemi çözdü. Ödül olarak kazandığı 1 milyon doları ise geri çevirdi.

Yapılan titiz sağlamalarla çözümün doğru olduğu tespit edilen problemin, kainatın biçiminin saptanmasında yardımcı olabileceği belirtiliyor. Hürriyet, 23.03.2010


Günümüzde özellikle paranın her şeyin önüne geçtiği bir dönemde, normal insanın hayatını başlı başına değiştirecek boyuttaki bir paranın reddedilmesi, gerçekten olağanüstü bir davranış... Ayrıca ahlâkın ve insani değerlerin para uğruna yerle bir olduğu sürecin içerisinde olduğumuzu düşünürsek bu haber, insanlara tokat gibi bir cevap diyebiliriz...


Öte yandan dünya klasikleri arasında önemli yer tutan eserlerde, çoğu zaman insanın üstün vasıfları arasında yer alması gereken ahlâkı ve vicdanı konu yapan Rus yazarların güçlü karakterleriyle insanlara bıraktığı derin izleri, yüzyıllar sonrasında dahi okuyanlar tarafından tartışmaya götüren sorgulamalar devam etmektedir... İşte bu kişiliklerin üzerimde bıraktığı etkilerden olsa gerek ki bu haberle birlikte, Dr. Grigory Perelman'ın kendisine verilmek istenen yüklü miktardaki parayı, tıpkı vicdanıyla hesaplaşan ve ''Ben vicdanın ikinci bir kanun koyucu olduğuna inanıyorum, bizim yakalayamadıklarımızı o kaçırmaz!" (Dostoyevski, Suç ve Ceza) diyen, "Raskolnikov" gibi; "Para veya ün beni ilgilendirmiyor. Hayvanat bahçesindeki bir hayvan gibi sergilenmek istemiyorum. Matematik kahramanı değilim. O kadar da başarılı değilim, bu yüzden herkesin gözünü bana dikmesini istemiyorum" diyerek reddetmesi, aklıma insanın bu denli yüksek onurunu "halen" koruyor olmasını getirdi.


Yine aynı şekilde “Anna Karenina”, “Diriliş”, “Savaş ve Barış” gibi ölümsüz eserlerin sahibi edebiyatçı TOLSTOY, 1901 ve 1902'de Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilmiş ve jüri tarafından reddedilmiştir. Tolstoy bunun üzerine şu açıklamayı yapar: “Umurumda değil. Üstelik genellikle son derece gerekli ve yararlı sayılan, ama benim her türlü kötülüğün kaynağı olarak gördüğüm parayla ne yazık ki ilgilenmek zorunda kalacağım bir durumdan kurtulduğum için çok memnunum.” sözleri...


"Ülkesindeki uygulamaları eleştirmekle, vatanını savunmak arasındaki ince çizgiyi olağanüstü bir şeklide gerçekleştirebilmiş bir yazar:
Boris Pasternak. Çağımızın tartışmasız en büyük yazarlarından biri. En tanınmış romanı Doktor Jivago".


Batı dünyası çıkan her fırsatı kendi lehinde -her zaman olduğu gibi- kullanmaya çalışmaktadır. İşte fırsat ayaklarına gelmiştir. Zira Pasternak, bir rejim aleyhtarıdır. Kitaplarında da Sovyet Devrimini eleştirmektedir. Bu fırsatı değerlendirmeye çalışan Batılı güçler, Boris Pasternak'a 1958 yılında Nobel Edebiyat ödülü'nü verir.


"Pasternak yazarlığıyla bu ödülü çoktan haketmiştir; ama ödülün yazarlığı için değil ülkesini eleştirdiği için verildiğini anlayacak entellektüel birikime de sahiptir. Ödülü reddeder. Propaganda makinesi çalışmaya başlar. Reddetme gerekçesi hemen yaratılır. Sovyetler Birliği yönetimi yazarın ödülü almasına izin vermemiştir. İşte bu noktada Boris Pasternak, Nobel ödül komitesine bir mektup yazar:
'Romanımın çevresinde gelişen siyasi kampanyanın kazandığı boyutları görünce ve Nobel ödülünün bana verilmesinin, çok çirkin sonuçlara varan siyasi amaçlı bir karar olduğu kanısına varınca kimsenin zorlamasıyla değil kendi irademle ödülü reddettiğimi belirtirim' "


1964 senesinde Jean Paul Sartre'ın "Les Mots" (Sözcükler) adlı eseriyle kendisine lâyık görülen Nobel ödülünü “Ben eserimi yaratırken yeterince ödül aldım. Nobel bana bir şey katmaz, tam aksine beni aşağıya çeker. Nobel ödülü, tanınma peşinde olanlar içindir. Ben yaptığım her şeyi severek yaptım, en güzel ödül buydu.” sözleriyle reddetmiştir.

Demem o ki, paranın, şöhretin ve gösterişin hüküm sürdüğü bu dönemde onurlu ve dik duruşu her şeye rağmen gösterebilen ve özellikle de hak ettiklerine yürekten tartışmasız katılacağımız bilim adamlarının bu saygın davranışına dün olduğu gibi bugünde tanıklık etmemizdir... Bugün "Petersburg'da karafatmaların istila ettiği küçük bir dairede oturan 44 yaşındaki Dr. Grigory Perelman, kapı aralığından yaptığı açıklamada, parayı istemediğini belirterek, "Ben istediğimi aldım" diyebilen bu kişiye, saygılarımızı sunmak gerekir diye düşünüyorum!..


Bilmem; "sefil" bir yaşama rağmen bu sözleri söyleyebilecek onurlu davranıştan, kendilerine ders çıkaracak kimseler çıkar mı?!

Sevgi ve saygılarımla!