2 Şubat 2015 Pazartesi

Marlon BRANDO'nun Kemiklerini Sızlattın...




















"BM Mülteciler Yüksek Komiserliği İyi Niyet Elçisi olan ünlü aktris Angelina Jolie, Irak ve Suriye'deki savaştan kaçan ve çadır kentlerde yaşayan mültecileri ziyaret etmek için Irak Kürdistan bölgesi yönetim merkezi Erbil'e gitti." 25 Ocak 2015



"Benim hayatımdaki en büyük sefalet, ünlü ve servet sahibi olmaktır. Eğer Hollywood'daysam bunun sebebi parayı geri çevirecek ahlâki cesaretimin olmaması''...deme cesaretini gösteren ve onu "baba" filmiyle hafızalarımıza kazıdığımız,  efsane oyuncu Marlon BRANDO... 

Angelina Jolie... BM Yükesek Komiresliği tarafından yok "iyi niyet elçisi", yok "melek" filan ilan edilsen de...  geç bu işleri.. Düpedüz ajan Angelina diyelim biz sana..

Zira 2003'den bu yana Irak ve çevresinde milyonlar katledildi be.. Yüz binlerce kadına tecavüz edildi.. Çoluk çocuk, Allah ne verdiyse tarumar oldu yer gök... O zaman IŞİD mi vardı? Işid'leri yaratan da, bu vahşeti yapanlar da belli.. Yani...  Kızılderilileri katledenlerin aynısı.. 

Eğer gerçekten "iyi niyet" taşıyorsan, Marlon BRANDO'nun gösterdiği cesareti sen de göstersene..

İşte o zaman sana sanatçı diyelim.. Hem de dünyanın kalbine yerleşecek gerçek melek olarak...

E bu durumda, haliyle adama sorarlar;

Kimi kandırıyorsun? 

Gittiğin her yer, kan gölüne çevrildi...

Evet...

"Sacheen Littlefeather (Küçüktüy), asıl adı ile Maria Cruz, Apaçi kanı taşıyan Meksika kökenli oyuncu.

27 Mart 1973'te Marlon Brando'nun isteğiyle Oscar töreninde Apaçi kıyafetleriyle sahneye çıkarak kızılderili konusuna ve özellikle de Yaralı Diz Katliamı'na dikkatleri çekmek üzere kısa bir konuşma yapmıştır.

Baba filmiyle en iyi oyuncu Oscar'ını kazanan Brando törene gelmemiş, ödülü neden reddettiğini belirten, kızılderililerin karşılaştığı kötü muameleler ve genel olarak ırkçılık hakkında hazırladığı metni okuması için oyuncu arkadaşı Littlefeather'den törene gitmesini istemiştir. Sahneye, Liv Ullman ve Roger Moore'un yanına gelen Littlefeather'ın konuşmasını gösterinin sorumlusu Howard Koch engellemeye çalışmış, buna rağmen genç kızılderili söylemeyi başardığı bir iki sözle istenen ilgiyi çekmeyi başarıp, Oscar tarihine geçmiştir.

Littlefeather'ın tamamını okuyamadığı metin gazetelere dağıtılmış ve yayımlanmıştır."vikipedi














Bugün Müslüman coğrayada sürdürülen katliamı, Angelina Jolie'yi "iyi niyet elçisi" rol'leriyle dünya kamuoyu önünde paklamaya çalışan ve  takdim edenler...

Dün Kızılderililere yapılan benzeri katliamı Marlon BRANDO  dünya kamuoyu önünde tokat gibi yüzlerine çarptı... 

Sanatçı dediğin gerektiğinde muhalif olabilen ve toplumsal gerçekleri Marlon Brando gibi aleni deşifre edecek yürekliliğe sahip olan kimselerdir.. 

Dolayısıyla..

Marlon BRANDO,  "Hollywood Yahudilerin elinde, kimse onların emrinden dışarı çıkamıyor" dediği için hakkında karalama kampanyası başlatılarak... neredeyse "şişman ihtiyar" gibi gösterilmeye çalışılsa da, o, altın harflerle tarihe çoktan geçti bile...

Angelina JOLİE mi?

O gerçekten rol'ünü iyi yapan... 

Hani "İyi niyet elçisi"miymiş neymiş ya.. 

O bakımdan.. 

Gerçek sanatçı efsane Marlon BRANDO'nun onurlu duruşunu tarihe geçiren o metni, sıkılmadan okuyacağınızı umut ederek paylaşmaktan mutluluk duyacağım...












Marlon Brando'nun  o yazısı:


200 yıl boyunca toprağı, yaşamı, ailesi ve özgür olma hakkı için savaşan Yerli halka şöyle dedik: "İndir silahını arkadaş, gel beraber oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş, barıştan söz ederiz senle, anlaşırız senin hayrına."

Silahlarını indirdiklerinde ise onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkûm ettik, ki hiçbir zaman sadık kalmadığımız ve adına antlaşma dediğimiz o kağıtları zorla imzalasınlar. Onları, yalnızca yaşamın anımsayabileceği kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi nasıl yorumlarsanız yorumlayın, ne kadar çarpıtırsanız çarpıtın: Biz doğru davranmadık. Ne adil davrandık ne de dürüst. Onlara ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de antlaşmalarımıza sadık kalmak.. Çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu. Onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.

Fakat bu sapkınlığın ulaşamayacağı bir şey var, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun tarih bizi yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? Bu nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki, tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar taahhütlerimizi yerine getirdiğimizi haykırırız da, tarihin tüm sayfaları ve Amerikan Yerlilerinin son 100 yıl boyunca geçirdiği tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam tersini söyler.

Görülen o ki, bu bizim ülkede 'komşunu sev' ilkesi ve bu ilkeye saygı artık işlemez hâle gelmiş ve tüm yaptığımız, gücümüzle yapmayı başarabildiğimiz ancak ve ancak, dost da olsa düşman da, yeni doğan ülkelerin umutlarını yok edecek şekilde onlara bizim insancıl, uygar olmadığımızı ve sözümüzü tutmadığımızı göstermek olmuştur.


Belki de şu anda kendi kendinize, "hay aksi şimdi bunun Akademi Ödülleri ile ne ilgisi var canım!" diyorsunuz. "Bu kadın burada ne arıyor, hem akşamımızı berbat etti, hem de bizi ilgilendirmeyen konularla yaşamlarımıza girdi, üstelik umurumuzda bile değil. Zamanımızı ve paramızı harcadığı gibi bir de evlerimize istemeden girdi."

Sanırım bu sorulmamış soruların cevabı, sinema dünyasının da en az diğerleri kadar Yerlileri küçük düşürmekle, onları vahşi, düşmanca ve kötü göstererek karakterleriyle alay etmekle sorumlu olmasında yatıyor. Bu dünya çocukların büyümesi için zaten yeteri kadar zor. Yerli çocuğu televizyon izlerken film de izler ve soyunu filmlerde anlatıldığı gibi görünce o zihinlerin nasıl zedelendiğini bilmemiz mümkün değildir.

Geçenlerde bu durumu düzeltecek bir kaç sendeleyen adım atıldı, ancak çok az ve çok aksak.. Öyle ki, bu mesleğin bir üyesi olarak, bir Birleşik Devletler yurttaşı olarak bu gece bu ödülü kabul etmek içimden gelsin. Öyle düşünüyorum ki bu ülkede şu anda ödül almak ya da vermek, Amerikan Yerlilerinin durumları önemli oranda düzeltilmediği sürece uygun değildir. Eğer kardeşimizden sorumlu olamıyorsak en azından celladı olmayalım. Bu gece doğrudan sizinle konuşuyor olabilirdim ancak Wounded Knee'ye gidip, ırmaklar aktıkça ve otlar büyüdükçe onursuz kalmaya devam edecek bir barışın kurulmasını engelleyebilmek için elimden gelen yardımı yapmakla daha yararlı olabileceğimi hissettim.

Ümit ederim ki şu anda dinleyenler bunu kabalık olarak addetmez de, yaşayan hafızanın ötesinden beri yaşamlarını destekleyen bu toprakların üzerinde tüm insanların özgür ve bağımsız kalma hakkı olduğuna inandığımızı söylemeye hakkımız olup olmadığı gibi önemli bir konuda dikkati çekmek için yapılmış samimi bir çaba olarak görürler.

Bayan Littlefeather'a gösterdiğiniz incelik ve nezâket için teşekkür ederim. Hepinize teşekkür ederim ve iyi geceler dilerim." tr.wikisource.org/





Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

31 Ocak 2015 Cumartesi

Kargalar Bile Güler...











Milleti sağ-sol diye kamplaştıranlara sormak istiyorum:

Sağ ne?

Sol ne?

Sağcı olsak ne olur? 

Solcu olsak ne olur?

Milletçe amacımız, ülkümüz bir değil mi? 

Ve hepimizin tek isteği:

Karnımız doysun, huzur içerisinde işimize bakalım..

Alınterimizin hakkını alalım...

Kimse kimseye muhtaç olmadan, gözü kalmadan insanca yaşayalım, hepsi bu.

Hakkın, hukukun, adaletin olduğu bir düzende, aydınlık yarınlarımızı umutla birlik ve beraberlik içerisinde hazırlayalım, başka bir şey istemiyoruz. 

Çocuklarımızdan emanet aldığımız dünyamıza, vatanımıza, ülkemize, değerlerimize düşmanlık yapmadan,  hıyanet etmeden koruyup kollayalım..

Bundan başka ne istenir ki!

Neyse... 

Malum komşumuz Yunanistan iflasla boğuşmakta... "Gözün Aydın Yunanistan" yazımın konusuydu komşumuzun başına gelenler...

Dolayısıyla yok sağmış, yok solmuş bunlar boş işler... milleti birbirine düşman etmekten başka bir şey değil. Zira 1980 öncesi yaşananların acısını üzerimizden atamadan, yine aynı teraneler dolanıyor dillerde...  O yıllarda 5 bine yakın pırıl pırıl okumuş gençlerimiz, çocuklarımız ne uğruna öldüler, öldürüldüler?

Diyeceğim, 

Komşumuz Yunanistan'da Syriza kazandı..

Anında kulis başladı...

Güya... 

HDP "sol" parti.. E,  Syriza'da "sol"..

HDP ve Selahattin Demirtaş ile SYRIZA ve Aleksis Tsipras arasında "benzerlik" kuran kurana.. 

Nasıl yani? 

Syriza ülkesini ve halkını ayrıştıracak hangi eylemden veya söylemden bahsediyor ki?

Valla araştırdım, ayrıştırmaya-bölmeye  yönelik bir tek söylem bulamadım.  Dahası Syrıza- Tsipras  ülkesinde ırkçı ve ayrılıkçı yaklaşımlarda hiç mi hiç bulunmuyor..

Dolayısıyla...

HDP, ırkçılığı ve ayrılıkçılığı temel politika edinmiş.. SYRIZA ulusal değerlerine sahip çıkarak milli olmanın yanında duruyor. 

HDP'nin Kıbrıs'ta,

Dilleri ayrı, kültürleri ayrı, inançları ayrı, kısaca her şeyiyle  apayrı ve bu anlamda iki halk arasında kanlı çatışmalara giden,  dolayısıyla bağımsız iki devletten oluşan Kıbrıs'ı "birleştirme", ülkesinde ise her şeyiyle bir, et tırnak olmuş ulusunu  ayrıştırma derdine düşmüş...

Daha da ileriye giden HDP,  Kıbrıs'ta kendi askerine "yabancı", "işgalci" deme fütursuzluğuna, ülkesinde ise aynı Mehmetçiğe el kaldırma cüretine giriyor..

Vallahi  baktım Syriza'nın böyle bir derdi yok.. Zira Syriza halkını yoksullaştıran ve bitirme noktasına getiren   IMF ve AB ile hesaplaşma derdinde.. Onun için  Avrupa tedirgin Syriza'dan..

Anlayacağımız...

Syriza ülkesinin bütünlüğünden yana, bizimkisi bölünmeden...

Syriza tek bayrak tek dilden şaşmadan ülkesini düzlüğe çıkarma peşinde,

Bizim HDP, iki dil, iki bayrak diyerek, memleketini bölme peşinde..

Hülâsa...

Emperyalistlerle  birlikte askerine taş, polisine tokat atarak ekmeğini yediği devletine hakaret etmeyi kendine görev edinmiş, öte yandan bölge halkının ağa'lığa, gericiliğe (şeyhlere, şıhlara) teslim edilmesine de göz yummuş HDP...

AB'ye mesafeli ve karşı duran, İsrail'le işbirliğini bitireceklerini, Gazze ambargosunun kalkması gerektiğini savunan  millici duruşuyla Aleksis Tsipras,  laik yönetim olmazsa olmaz diyerek, inanç işlerinin  devlet yönetiminden ayrılmasının farkındalığıyla, İncil üzerine yemin etmeyi reddetmiş SYRİZA

Hâl böyleyken...

Bir yanda kendi ulusunu ve ülkesini savunmaktan yana SYRİZA, 

Öte yandan  kendi ulusunu ve ülkesini  bölmek isteyen HDP

Şimdi bunlar aynı kefeye konuyor, iyi mi?

Kargalar bile güler...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

29 Ocak 2015 Perşembe

Starzburg'da Hukuk Dersi...















"AİHM, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in, 1915 olaylarına ilişkin "Ermeni soykırımı emperyalist yalandır" sözleri üzerine davalık olduğu İsviçre’nin temyiz başvurusunu Strasbourg’ta görüştü."

Strazburg'da, halkların birbirine düşürülmek istendiği bir davanın (emperyalizmle savaş) mahkemesi görüldü..   Doğu PERİNÇEK savunmasında "İddialar, Türkleri aşağılama aracı!" diyerek dünyaya insanlık dersi vermiştir. Bu davayla birlikte Sn. PERİNÇEK, büyük Türk milletinin dört bir cephede bedeller ödeyerek  kanla çizdiği vatan topraklarının meşruiyetine gölge düşürecek iftiraları, Avrupa mahkemelerinde uluslararası kabul gören evrensel hukukla ortaya çıkararak, tescil etmiştir. 

Ayrıca bu mahkemedeki savunmasını Türkçe ile yapması bizleri son derece gururlandırmıştır.

Dolayısıyla bu davayla birlikte görüldü ki... 

Türk milleti soykırımcı bir millet değildir, bu bir!

Emperyalistlerin bugün olduğu gibi dün de planları doğrultusunda kardeş halklar, birbirleriyle savaştırılmıştır, bu iki!

Artık Türk milletine atılmak istenen bu iftiralar hukuksal zeminde kendine yer bulamayacaktır ve bu konu siyasilerin ve yazarların değil, tarihçilerin işidir, bu da üç! Nokta.

Diğer taraftan...

Mazlum milletlerin davası.. Oscar ödüllerindeki kırmızı halılarda boy gösteren  magazin güzellerine döndü.. Bu ayrıcalıklı sınıfın lükse ve ne pahasına olursa olsun "başarıya" olan bağımlılığın zirve yapmış isimleri arasında yer alan  George Clooney. Ve Clooney'in eşi Lübnan asıllı İngiliz avukat  Amel Remzi Alamuddin, Ermenistan'ı savunanlar arasında yer aldığını gördük.


Anlayacağınız flaşlar bu anlamda da patladı...  Ki bu sayede dünya kamuoyunun daha fazla ilgisine mazhar olsun. Dolayısıyla  daha fazla dikkat çekmenin kurnazlığıyla  Hollywood'un  siyasi arenada kendisini bir kez daha göstermiş olduğunun kanıtını sundu...

" 'Amal sosyeteye yeni giren kız gibi’

Aktör George Clooney'in avukat eşi Amel Alamuddin'in kırmızı halıda beyaz eldiven tercihi modacılar tarafından kırık not aldı" 18 Ocak 2015



Dolayısıyla...

Ha Hollywood, ha CIA.. Yok aslında birbirlerinden farkı..

"DAHA önce eski Ukrayna Başbakanı Yuliya Timoşenko ve Wikileaks Editörü Julian Assange gibi isimleri savunmasıyla dikkat çeken, aynı zamanda ünlü aktör George Clooney’nin eşi Avukat Amal Alamuddin Clooney de davaya müdahil olan Ermenistan’ın hukuk ekibinde yer alıyor." Hürriyet

Neyse bu hanım sözde hukukçu ya..

Mahkemenin konusu "düşünce özgürlüğü" üzerine iken, kırmızı halıların artisti, kendisini stüdyoda çekimlerde filan  zannediyor olmalı ki, başlıyor duygu sömürüsüne..

"Türkler soykırım yaptı" diyor bu sözde hukukçu hanım.

E yuh yani.. Kardeşim sen, "Türkler soykırım yapmıştır" diyeceksin, karşı tarafa (suçladığı kesime) "hayır biz soykırım yapmadık, bu emperyalist bir yalandır" demesine yasak getireceksin öyle mi? Ve sonra da  "hukukçuyum" diyeceksin, öyle mi?  

Geç bu işleri... sen ait olduğun yere dön... 

Ve bu hanımın yeri ve bilgisi mahkeme salonları, hukuk filan değil, malumunuz olduğu üzere  magazin dünyası..

Demek ki para, güç, ünvan.. 

Bu tehlikeli unsurlarla hukuk bir arada olmuyormuş  canım... 

Bu da  "ünlü aktör George Clooney"in  avukat eşi Amal Alamuddin Clooney'e kapak olsun..













Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

27 Ocak 2015 Salı

Ermeni "Soykırım"ı Bir Yalandır!















Aydınlanma; "insanın, suçlusu olduğu suskunluğundan çıkışıdır."

"TBMM Başkanı Cemil Çiçek, "28 Ocak’ta görülecek Perinçek davası için 3 siyasi partinin temsilcilerinden oluşan bir heyeti Strazburg’a gönderme kararı aldık. TBMM heyeti orada gözlemci olacak" dedi"

Fransa'da "Charlie Hepton"...

"Nous sommes tous Chalie"

Et..

"je suis Charlie"

Bu ne demek? "Hepimiz Şarli'yiz" ve "ben Şarli'yim".

Bu slogan, yakın zamanda Fransa'da meydana gelen tedhiş olayları neticesinde üretildi..

Dolayısıyla...

Hani  Hz. Muhammed karikatürlerinin yayınlanması "fikir özgürlüğü" çerçevesinde değerlendirilmeli diyen "medeni" Batı, iş kendi çıkarlarına dönünce, "bana ne" demeye varan faşist düşünceyle kendisini gösteriyor. Ki Avrupa ülkelerinin parlamentoları, bir bir, Ermeni "soykırım"ı tarihsel bir yalandır demeyi "suç" saymaya başladı..

Peki o vakit... olmayan bir suç önce dayatılıyor, sonra kendini savunmaya çalışan insanlara, "bunun aksini söylemek suçtur" deniyor...

Oh.. ne âlâ memleket.. 

"Hep bana rabbena", öyle mi?

Sana gelince düşünce, fikir özgürlüğü, 

Bize gelince.. Parmak salla "non non non"...

Diyeceğim o ki.. 

Yarın Tüm Türkiye'nin ve Türk ulusunun kalbi Strazbourg'da olacak... Zira İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu PERİNÇEK, emperyalistlerin  dayattığı Ermeni "soykırım" yalanını çürütmek için Strazburg'da olacak..

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin en yetkili organında, Türkiye'nin Ermeni Soykırımı yapıp yapmadığı ve "Soykırım olmamıştır" demenin suç olup olmadığı görüşülecek...

Tabii hiç şüphe yok ki yarın, Ermeni diyasporası elinden geleni ardına koymayacaktır.. Zira o diyaspoara ki, Amerika'da bir eli balda bir eli yağda...  Amiyane tabirle  "tuzu kuru" yaşıyor.. Olan halklara oluyor.. Ermeni halkı ve Türk halkını  birbirine karşı düşmanlaştırmaktan başka bir işi olmayan diyaspora, yarın bakın görün ki neler yapacaktır...

Gelelim, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerine.. 

Hani Rönesans'la birlikte  aydınlanma yaşayan Avrupa..

Hani ortaçağ zihniyetini yıkıp geçen Avrupa..

Hani bilimin ve aklın öncülüğünü yapan Avrupa..

Nasıl oluyor da düşünceyi ve düşünce açıklamayı cezalandırabiliyorsun?

Nasıl oluyor da konuşmayı suç sayıyorsun?

Nasıl oluyor da savunmayı bile suç sayıyorsun?

Dolayısıyla...

Tüm bunların cevabını yarın Strazburg'dan alacağız...

Ve... Avrupa'da yaşayan Türk halkı eminim ki yarın  Strazburg'a akacaktır.. Tıpkı diyaspora'nın yapacağı gibi..

Bol şans... 

Kalbimiz Starzburg için atacak..

Son olarak bu bağlamda...

Bu millî bir dava...










Nous sommes tous Doğu PERİNÇEK

 Je suis Doğu PERİNÇEK

:)


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

26 Ocak 2015 Pazartesi

Kral Öldü, Yaşasın Yeni Kral!













Adı üstünde.. Kral 

35 karısından 57 çocuk sahibi Kral Abdullah.. 

Dahası "ülkede 12 bin prens var... Bunlar doğar doğmaz her birine, 30 bin dolar maaş bağlanıyor" Gazeteci Hüsnü MAHALLİ

O Kral öldü, yerine yenisi artık... 

Entrikalar sonucu gelene bak..

E, "kral" dedik ya.. 

Dolayısıyla...

Kaderine hükmettiği kullarını, kâh kırbaçlatan, kâh öldürten kral... 

Çok değil yakın bir tarihte gündüz vakti üstelik yaya geçidinde  eli kolu bağlı kadının kılıç ile kafası kesilerek idam edilmesine onay veren Kral...

Sahi.. bu olayı IŞİD denen tedhiş örgütü yapsaydı, Amerika ve Batı kendi yarattıkları cellatlarını dünya kamuoyuna ifşa etmez miydi?.. Ama... kadim dostları Suudi Kral olunca, durum değişiyor..  Eh,  vardır bir bildikleri...


Hani insan haklarının o bildik yılmaz  "savunucu"ları  var ya.. Hani her tarafa parmak sallarken, tek Suudi Kralı'na ses çıkarmayan ve "hikmetinden sual olunmayan"  ABD..

Diyeceğim...

Bugün kadınların kırbaçlandığı, insanların kılıçtan geçirildiği Arabistan'da, İslam adı altında yapılan vahşetle, Arap coğrafyası külliyen vicdanını, merhametini, ahlâkını yitirdi.. Ve buraları kontrol altına alan despot yönetimler, kendi adalet ve güvenlik anlayışlarını yaratarak, güç gösterisi ve ego tatminlerini sergiliyorlar...

Netice itibariyle iyiliğin, doğruluğun, dürüstlüğün, güzel ahlâkın, huzurun, adaletin, eşitliğin, kardeşliğin, barışın yaşandığı İSLÂM toprakları değil de,  bombaların patladığı, cehaletin fışkırdığı, her türlü kirliliğin, vahşetin ve kötülüklerin yaşandığı  adres oldu, doğu toprakları...


 Dolayısıyla, temel sorun; bu bölge insanlarının ahlâkını yitirmiş olmalarından kaynaklanmaktadır. Ve İslam'ı bu ahlâksızlıklara "dayanak" olarak göstermeye ça-lı-şı-yor-lar.

Öte yandan, 

* Hamile kadınlar aşağılanarak,  "böyle karınla sokakta gezilmez! Bu terbiyesizlik" ...

* "Kadın erkek bir arada horon tepemez."...

* "6 yaşındaki çocukla nikahlanılabilir"...

* "Her çalışan kadın, gözü doymamış erkek demektir. Çalıştığı için yorgunluğu ve vakit darlığı nedeniyle erkeği ile ilişkisinde kadınlığı arızalıdır. Böyle, fuhuş değil ama fuhuşa hazırlık yapan sürece destek oluyor."

Ve.. "yuh artık" dedirtecek,

* "Annen de olsa, diz kapağının üstü tahrik eder"

Görülmemiş sapkınlığın havada uçuştuğu bir dönemde,











Suudi muhaliflerin Suudi Arabistan'da araba sürme yasağını delen iki kadını "terör suçlusu"olarak  ilan ederken,

Kendisine seçme ve seçilme hakkı tanıyan "Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın." felsefesine dayalı Cumhuriyet için; "Reklam arası" diyen milletvekili hanıma  bu yaşanılan kepazelikler,  ibret olsun..


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)


24 Ocak 2015 Cumartesi

Çevreci Şirinler


















Şirin şeyler..

Dönem sonu tatilimiz başladı...

Öncelikle birkaç gün önce çocuklarımın göstermiş olduğu bir duyarlılıktan bahsedeyim istiyorum. Zira ilkokul 3. sınıf öğrencisi demeyin.. Bakın o miniciklerin toplumsal duyarlılığı daha şimdiden kendisini göstermeye başladı  bile..

Son derse girmek üzereyiz... Henüz teneffüs zili çalmamışken birkaç öğrencim heyecanla koşarak yanıma geldiler:

- Öğretmeniim ağaç kesiyorlar..

Okulda ağaç olmadığı için üzerinde durmadım önce..

- Nerede kesiyorlar, bakın bakalım..

Biraz sonra topluca bağrışarak geliyorlar...

- Öğretmeniiim ağaçları kesiyorlar..

Konuyu anlamak üzere çantamı aldığım gibi sınıftan çıktım. Neyse.. nöbetçi öğretmene konuyu sordum, "Bir şey yok, otelin bahçesindeki ağaç kesiliyor... Senin çocuklar feryat figan bağırıyorlar.. "

Sınıfa tekrar çıktığımda çocuklarımı ağlarken buldum.

- Öğretmenim ağaçları kesiyorlar..

Bir diğeri:

- Öğretmenim dinle,  bak ağaç kesme makinasının sesi geliyor..

Şaşkın bir halde dinledim, evet ses geliyor. Camdan dışarı baktım, bir şey göremiyorum.. Üstelik etraf karanlık. Bu defa bir şeker yanıma geldi:

- Öğretmenim bu sesi duydukça kalbim ağrıyor...

 Ayy.. bu defa ben de kendimi tutamaz hale geldim... Sarıldı bana...

Ağlayan ağlayana..

- Çocuklar durun bakalım, konuyu şimdi anlarız..

155'i arayarak çocuklarıma böyle durumlarda nasıl davranılması gerektiğini yaşayarak öğretmeye çalıştım. Karşıma çıkan memur beye durumu izah ettikten sonra,

Polis;

- Acaba budama olabilir mi?

Telefonun sesini dışarı verdiğim için konuşulanları dinleyen çocuklar hep bir ağızdan cevaplıyorlar:

- Hayır kökünden kesiyorlar yetişin..

Dahası ağıt seslerine tanık olan Polis bey, "Merak etmeyin ekip yollayacağız..." Bundan önce "konunun muhatabı olan 153'ü ararsanız daha iyi olur." dedi.

Tabii 153'ü de aradık.. Orası kayıt aldı, teşekkür ederek kapattık. Çocuklarım huzursuz..

Bu arada yaramaz mı yaramaz, yerinde duramayan oğlumun dirseği kanıyor, bir yandan da ağlıyor..

- N'oldu sana?

- Öğretmenim, ben kesilen ağaca ağlıyorum...

Derken birkaçı yanıma gelerek:

- Öğretmenim fidan dikelim, n'olur öğretmenim..

Bir diğeri:

- Öğretmenim bir ağaç 100 yılda yetişiyor.. yazık değil mi...

Gürkan:

- Öğretmenim polis olan, ama sırf ağacı koruyan mesleğin adı nedir?
...

Ekip gelmiş, ancak konuyu öğrenemeden paydos ziliyle birlikte çocuklar ağlaya ağlaya evlerine gittiler..

Pazartesi, olayın takibini çocuklarımla birlikte yaptık.

153'ü arayarak, durumu hatırlattık. Beni başka yere aktardılar. Karşımıza çıkan memur hanıma durumu izah ettim. Çocuklarım da hep birlikte "merhaba" dediler. Memur hanım, bu çocukların duyarlılığına teşekkür ederek ilgileneceğini söyledi. Tabii yaşanılan bu duyarlılık karşısında memnuniyetini aynı hassasiyetle  cümlelerine yansıttı...

Çocuklarım konuşulanları dinliyor...

Yaklaşık 1 saat sonra ilgili arkadaşlar (zabıta görevlileri) konuyla ilgilenmek üzere okulumuza geldiler. İdarenin  konudan haberi yok. Gelen memurları bir öğrencim görerek bana haber verdi..

Memurlara durumu izah ettikten sonra çocuklarımla buluşturdum. Memur beyler,  izinsiz ağaç kesilemeyeceğini, şayet böyle davranan olursa bunun cezası olacağını, hassasiyetle anlatarak çocuklarımın gösterdikleri duyarlılığa  teşekkür edip, konuyu araştırmak üzere okuldan ayrıldılar.





















Biz de gerek Büyükşehir Belediyesi'nin bu yaklaşımına, gerekse Osmangazi Belediyesinin çalışanlarına teşekkürlerimizi ilettik.. Yaşanılan bu olay karşısında memurların şaşkınlığını gördüm. Zira  8-9 yaşındaki çocukların, bu denli toplumsal duyarlılıkları hiç şüphe yok ki onları hem mutlu etti hem de şaşırmalarına vesile oldu..

Ve...

Bir dönemi daha alışılmamış bir anıyla noktalamış olduk..

Sevgili çocuklarımın bu yaklaşımını büyük bir mutlulukla anlatmanın haklı gururuyla...

Onları ne çok seviyorum...

:)























Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)