23 Nisan 2018 Pazartesi

Egemenlik Milletindir!



Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!

Ne mutlu Türk'üm diyene!

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Yüce Türk ulusuna kutlu ve mutlu olsun!




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

22 Nisan 2018 Pazar

Çocuklar Duymasın



Bugün izlediğimiz "çocuklar duymasın" dizisi yıllar önce izlediğimiz "çocuklar duymasın"la hiçbir alâkasının kalmadığını ve hatta içeriğinin tamamen değiştiğini artık görmeyen kalmadı sanırım. Zira yıllardır toplumu yozlaştıran dolayısıyla insanlarımıza dayatılan "entrika"lı bir yaşamın olmazsa olmamız haline getirildiği ve de saçma sapan ilişkilerin gırla gittiği dizilerin el üstünde tutularak heyecanla izlendiği bir süreçteyiz.

Hal böyleyken değişmeyen tek şeyin dizideki  Gönül’ün "neyse" demesiyle kalan "çocuklar duymasın" dizisi artık an itibariyle adının, "çocuklara izletmeyin" olması gerekir, bu bir! Dahası insan psikolojisine zararlı  ve de arka planında pek çok noktada subliminal mesajlar veren bir dizi haline gelmiştir, bu iki!

Dolayısıyla... çocukların da izlediği bu diziyi, hangi amaçla ve kime hizmetle bu hale getirildi, vallahi bilen yok! Yoksa psikopat, güven yoksunu bir kuşak yetiştirme derdine mi düşüldü, bunu da bilen yok...  Zira  "1 numara" olma takıntısı içinde  entrikalarıyla evli bir erkeğin peşini bırakmayan, gençliğe ve çocuklara Tutku'lu psikopat bir kadının rol model edilmesi,  biraz olsun gülelim diye izlenen diziyi sinir stres altında izlenmez hale getirmek ancak bu kadar olur!


Öte yandan...

Çocuklar Duymasın dizisi  yıllarca izleniyor. O sebeple  dizi aracılığıyla topluma verilen pek çok mesaj var...

"İngilizce düşün, o vakit İngilizceyi iyi konuşursun"... algısıyla her geçen gün İngilizce dili, anadilimiz Türkçe'nin önüne geçerek neredeyse  inanılmaz bir abartıyla her alanda bize dayatılır hale getirildi...  Öyle ki, dizide evde yardımcı olarak çalışan "Emine" bile İngilizce öğrenmenin peşine düşmüş, son gayret topluma aşılanıyor. Dolayısıyla yediden yetmişe herkese adeta bir  seferberlik başlatırcasına "İngilizce öğrenin" dayatmasına girmek ailece izlenen bir dizinin neresine yakışıyor?

Demem o ki...

Çocuklarımız, gençlerimiz dolayısıyla da Türk toplumunun diziler ve saçma sapan programlar eliyle  yozlaştırılmasına hızla devam ediliyor...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

10 Nisan 2018 Salı

Kemal Bey...



Kemal Bey için; Birinci Dünya Savaşı yıllarında kaymakamlık yaptığı Boğazlıyan kazasında, tehcire tabi tutulan Ermenilere eziyet ettiği iddia edilmiştir. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, 10 Nisan 1919 günü Beyazıt'ta idam edildiğinde henüz 35 yaşındaydı..

"İzmir'deki, bir Rum gösterisinde etrafa rasgele ateş eden Rumlar, polis Hamza Efendi'yi vurmuşlar, Türk makamları, gazetelere de yansıdığı halde, katili aramaya cesaret edememişti. İstanbul'da da, sarhoş iki Yunan askeri Türk kadınlarına tacizde bulunurken kendisine engel olmaya çalışan polis Hüsnü Efendiyi vurup öldürmüş, ama halk tarafından yakalanmasına rağmen, Yunan ordusu katil Yunan askerlerini karakoldan almışlardır.

İstanbul ufuklarını kara bulutlar küme küme sarmıştı. Tarih 10 Nisan'ı (1919) gösteriyordu. Vakit ikindiyi biraz geçmiş, onbinlerce insan Savunma Bakanlığı'nın önündeki Beyazıt Meydanı'nda toplanmıştı. Meydan ortasındaki çınar ağacının altında üç ayaklı idam sehpası kurbanını bekliyordu... Sehpanın çevresinde İngiliz, Fransız ve İtalyan askerleri, hâkim yerlerde makineli tüfekler vardı. Biraz sonra silahlı bir manganın arasında, elleri arkasından bağlı, üzerinde beyaz idam gömleği ile 35 yaşlarında Kemal Bey göründü. İdam sehpasına çıkarılıp, boynuna yağlı ilmek geçirildi. Dini töreni Kadıköy- Mecidiyeköy ve Üsküdar Dergâh Şeyhi Münip Efendi yönetiyordu. Meydandakiler arasında Tıbbiyeli öğrenciler de bulunuyordu. Kemal Bey'e son sözleri sorulunca, binlerce Türk'e bağırarak:

"Sevgili vatandaşlarım! Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. (...) Beni ecnebilere yaranmak için asıyorlar. Eğer adalet buysa,


"kahrolsun böyle adalet!" dedi. Beyazıt Meydanı'nı dolduranlar da cevap verdiler:
"Kahrolsun böyle adalet!"
"Kahrolsun gâvurlar!"
"Kahrolsun hükümet!"

Mazgal deliklerinden (küçük pencerelerden) kendisini izleyen Bekir Ağa Hapishanesi'ndekiler ve halk gözyaşı dökerken Kemal Bey, devam etti:

"Vatan uğrunda cephede ölen bir Mehmetçik gibi şehit gidiyorum. Çocuklarımı asil Türk milletine emanet ediyorum. Allah vatanımıza ve milletimize zeval vermesin!"

"Amin!"

Halkın "âmin" sesleri arasında bir ihanet sesi duyuldu:

"Söyletmeyin bu alçak herifi!... Hemen asın bu köpeği. Ne duruyorsunuz it oğlu itler!"

İngiliz işbirlikçisi Sait Molla'nın sesiydi bu.
İdam sehpasındaki görevli çingeneler, Kemal Bey'in altındaki sandalyeye tekmeyi vurdular!..

Güneş utancından İstanbul'un semalarını terk etmek için acele ederken Kemal Bey darağacında kuru bir yaprak gibi sallanıyordu!.. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, vatanını savunduğu için işgalciler ve yerli, işbirlikçiler tarafından idam edilmişti...

Kemal Bey sallanırken, elinde sefer tası yaşlı bir adam kalabalığı yara yara öne geçmişti. Sehpada sallanan genç adamı görünce sesi meydanı çınlattı:
"Kemaaaaaal!.."

Yaşlı gözler, ihtiyar adamın üzerinde toplandı. Adamcağız, elindeki sefer tasını, ekmek bohçasını fırlatıp, önünü kesmek isteyen askerleri tepeleye tepeleye sehpaya ulaştı ve Kemal'in soğumamış ayaklarına sarıldı, hüngür hüngür ağlamaya başladı.İdam mangasının kumandanı çekinerek sordu:
"Kimsiniz efendi?"
Yaşlı adam hıçkırırken cevap verdi:
"Evladımdır!.."

Bu sırada İngiliz, Fransız ve İtalyan askerleri meydandaki kalabalığı dipçiklerle dağıtmaya başlamıştı...

Daha sonra Tıbbiyeli öğrenciler Kaymakamı yalnız bırakmadı. Mezarı başına kadar gittiler. Elindeki çiçeği mezara bırakan gençlerden biri şu konuşmayı yaptı:

"Dinle ey Türk milleti!.. Müslümanlar dinleyin!..Kemal'i şehit ettiler. Bilmiyorlar ki, şehitlik mertebesine ulaşmak isteyen binlerce Kemal sırada bekliyor. Ne bekliyoruz? Felâketimizi hazırlayan İngilizler'i vatandan atmak borcumuzdur. Onları yok etmeden bize hürriyet yok. Odesalılar İngilizler'i Odesa'dan attılar. Biz Odesalılar kadar yok muyuz? Haydi biz de onları İstanbul'dan kovalım! Allah'ın yardımıyla, yakında İngilizler'in kafalarını ezeceğiz!.." Hulki CEVİZOĞLU / İşgal ve Direniş, sf: 95-96-97


Ermenilerin baskısı sonucu idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey'i, Atatürk'ün talimatıyla TBMM tarafından "Milli Şehit" unvanına layık görüldü.

Dolayısıyla  Türk Milleti,  Boğazlıyan Kaymakamı Milli Şehidimiz Kemal Bey'i asla unutmadı, unutmayacak!

Ve kalbimizde  yaşayan şehidimizi sonsuz sevgiyle anmaktan gurur duyuyorum...

Ne mutlu Türk'üm diyene!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

3 Nisan 2018 Salı

Yüce Türk Kadını




"Sakarya Meydan Muharebesi ve Kurtuluş Savaşına katılan, düşmanın İzmir’de denize dökülmesine şahit olan, Topal Osman’ın gönüllü 47. Alayının Sancak çavuşudur. Asker pantolonu ve ceketi giyer başını siyah bir çemberle örterdi. Bayrak elinde kılıcı belinde askerin önünde giderdi. Hareket borusu çalar çalmaz hemen askerin önüne geçerdi. Taarruzlarda askerle birlikte en önde koşardı. Sekiz yerinden yaralanmasına rağmen pes etmeyip savaşmaya devam eden bir kadındır İğneli Pembe Hatun veya diğer adıyla Gülpembe Hatun"

Örneğindeki gibi,

Nezahat Onbaşı, Kastamonulu Şerife Bacı, Erzurumlu Kara Fatma, Halime Çavuş, Gördesli Makbule, Çete Emir Ayşe, Tayyar Rahmiye, Hafız Selman İzbeli...

Hani bebesinden üstün tuttuğu toprağını,
Erkeğiyle birlikte omuz omuza düşmana karşı savunan Türk kadını.

Dolayısıyla...

Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı kazanılan zaferde üstün gayretler sarfetmiş yüce insan topluluğudur Türk kadını.


Ve

 Bu kahraman kadınlarımız tıpkı Meryem Ana "misali"  cinsellikten arınmış,

Şanlı Türk tarihinde iz bırakan ve de erkeğiyle yan yana devlet yöneten, Kahraman HATUN'larımızdır onlar.

Demem o ki...

Türk kadını sahne arkasına atılacak kadar değersiz olmadığı gibi,  aşağılanılarak utanılacak hiç değildir!
Dolayısıyla her yerde, her alanda kendini kanıtlamış varlığıyla gurur duyulacak sosyal bir varlıktır Yüce Türk Kadını!



"Ulusumuz, kuvvetli bir ulus olmaya karar vermiştir. bugünün gereklerinden biri de kadınlarımızın her hususta yükselmelerini sağlamaktır. O halde kadınlarımız bilgin olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim kademelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar sosyal yaşantı içinde erkeklerle birlikte yürüyerek birbirlerinin yardımcısı ve desteği olacaktır." ATATÜRK


"anamız, avradımız, yarimiz 
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen 
ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen 
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız 
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki 
ve karasabana koşulan 
ve ağıllarda 
ışıltısında yere saplı bıçakların 
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan 
kadınlar 
bizim kadınlarımız " Nazım Hikmet




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

1 Nisan 2018 Pazar

"Kandırıldık"





"İnsan için ancak çalıştığı vardır." Necm Suresi, 39. Ayet

"Çiftlikbank" dolandırıcılığında başsavcılığın raporunda para yatıran kişi sayısı, "132.222" olarak geçiyor.


Fiziksel ve düşünsel bir eylemde emek harcayarak ortaya çıkarılan işin ardından  fiziksel yorgunluğun, ruhsal huzura dönüşerek  damlacıklar halinde geri dönüşüdür alın teri. 

O sebeple, 

Alın teri emektir,

Alın teri iç huzurudur.

Alın teri namustur,

Alın teri gururdur,

Ve alın teri tartışmasız, helaldir.

Hal böyleyken...

Nasıl hırsızlık haram ise,

Yalan söylemek haram ise,

Nasıl ki mazlumun ahını almak, gıybette bulunmak,

Yetimin hakkını yemek, hakızlık karşısında susmak haram ise

Alın teri dökmeden, emek sarf etmeden, yorulmadan para elde etmek de haramdır! 

Demem o ki...

Önce Müslümanlıktan dem vur...

Ardından fırsatını yakalayınca da,

 Kolay para peşine düş,

Dolayısıyla da, "Kandırıldık" diye veryansın et, öyle mi!




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

28 Mart 2018 Çarşamba

ATATÜRK Tişörtü TBMM'ye Alınmıyor, Öyle Mi?



20.nci yüzyılın gelmiş geçmiş en büyük devlet adamı unvanına lâyık görülen tek lider !.

"Türkiye’ye ayak basmamış ABD’li psikiyatr Prof. Dr. Arnold Ludwig, "In one of the most comprehensive and insightful studies of political leadership ever undertaken" King Of The Mountain adlı kitabında 20 yy’da dünyada ülke yönetmiş Kaddafi’den, Mao’ya Roosvelt’e, De Gaulle’den Nehru’ya, Churchill’den Hitler’e, Mussolini’den Mandela’ya, Stalin’den Nasır’a ve Arafat’a kadar tam 18 yıl boyunca 2 bin lideri incelemiş ve sonuç ne olmuş biliyor musunuz?

 377 adet belli başlı lider belirlemiş ve onlara 200 değişik kıstasa göre 1’den 31’e kadar puanlar vermiş.  PGS (political greatness scale) olarak tanımladığı bu sıralamada en çok Mao ve Roosvelt 30’ar puan almışken, Nehru 25, Churchill 22, Fidel Castro 23, Lenin 25, Kennedy 15 puan almışken, sadece bir lider 31 puan ve "visionary" sıfatıyla 20 yy’ın gelmiş geçmiş en büyük devlet adamı ünvanına layık görülmüş.

 377 belli başlı devlet adamı/lider tesbit etmiş ve onlara 200 kadar değişik değerlendirmeye göre, 1’den 31’e kadar puan vermiş.

 PGS (Political Greatness Scale) olarak tanımladığı bu sıralamada, örneğin; en çok Roosevelt ve Mao 30’ar puan almışken,

Nehru 25,

Churchill 22,


Golda Meir 12,


Fidel Castro 23,


Lenin 28,


Khomeini 23,


Ve Kennedy 15  puan almışlar.


Tek bir lider, 31 puanla ve "Visionary" sıfatıyla, 20.nci yüzyılın gelmiş geçmiş en büyük devlet adamı/lideri unvanına hakkıyla lâyık görülmüş.



O lider de; 

Mustafa Kemal ATATÜRK!"


Ve...

Dün utançla ve derin bir acıyla okuduğum habere göre; bir vatandaşımız, Atatürk kalpaklı fotoğraflı tişörtüyle Türk Meclis'ine alınmamış, iyi mi!
Dolayısıyla...

TBMM'yi kuran, Cumhuriyeti ilan eden Büyük ATATÜRK

Tüm dünyanın hayranlığına mazhar olmuş ve de Türk ulusunun gönlünde taht kurmuş Ata'mız, Yüce milletimizden cebren ve hile ile kaçırılıp neredeyse, "düşman" ilan ediliyor, öyle mi?

"Devletimizin banisi ve milletimizin fedakar sadık hadimi, insanlık idealinin aşık ve mümtaz siması, eşsiz kahraman ATATÜRK; 

Vatan sana minnettardır!" 


Ne mutlu Türk'üm diyene!




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

27 Mart 2018 Salı

"Bu sahnede soruyorum sizlere:"



Muhsin Ertuğrul tarafından Türkiye'de yazılmış ilk uluslararası tiyatro bildirisi

Bugün 27 Mart 1978, Dünya Tiyatro Günü.

Bu kez önünüzde konuşmak görevi ve onuru bana verildi. Tiyatroya hizmet yolunda çok yaşamış bir emekçi olarak izninizle söz alıyorum.
Derler ki, tiyatro üçüz doğmuş bir sanat koludur: Yazar, oyuncu ve seyirci. Bunlar birbirinden ayrılırsa ortada tiyatro kalmaz. Oysa ben diyorum ki, günün en önemli sorunlarını kağıda aktaran yazar da, onları sahnede dile getiren sanatçı da sizin aranızdan çıkmıştır. Onun için biz bir bütünüz. Teker teker düşüncelerimiz ayrı olabilir, ama dertlerimiz birdir.

Bugün Dünya Tiyatro Günü’dür, şu dakikada yüzlerce sahnede her ulusun kendi dramı oynanıyor. İzninizle biz de yurdumuzda oynanan oyuna bir göz atalım. Ben perdeyi açıyorum. Sahne, Türkiye haritası yüzeyine yayılmış yaslı ana babalar, bir ağızdan, yitirdikleri gencecik yavrularının tabut kervanına ağıt yakmaktadır. Perdeyi hemen bu acıklı görünüme kapatıyor ve sizlere soruyorum:

Gençler gençleri neden öldürüyor? 

Kardeş kardeşi neden öldürüyor? 

Gençler kendilerini neden öldürtüyorlar? 

İşte size şimdiye dek sahneye getirilmiş en acı konu. Ulus olarak bugün bizim en önemli sorunumuz bu. Bunun çözümünü düşünmek siz sayın seyircilerimize düşüyor. Siz ve bizler ki öldürenle kurbanını aramızda yetiştirdik, vuranla vurulanı bağrımızda besledik, ikisinden biri ya kardeşimiz, ya akrabamız, ya komşumuz, ya tanışımızın arkadaşı.

Şimdi bu sahnede soruyorum sizlere:

Kardeşi kardeşe kim kırdırıyor?

Hangi katı yürekli, hangi cana kıyıcı, hangi bencil çıkarıyor perde arkasından bu suçsuz yavruları, sinsi sinsi, kukla gibi kullanıyor?

Neden?

Bunun yanıtını vermek için derin derin düşünmenizi bekliyorum.

Büyük kurtarıcı Atatürk, yurtta, dünyada barış, diye temel bir ilke atmıştır. Nerde yurttaki barış? Bu temeli yıkanların art niyetlerini düşünüp bulmak siz sayın seyircilere düşüyor. Çünkü Tiyatro, sahnede sorunları yalnız sergilemekle yetiniyor. Bu sorunları düşünerek çözmek seyircinin sağduyusuna bırakılmıştır.

Sahnenin başlıca çabası seyircileri sağlam düşünmeye zorlamaktır. Sorun bu: Neden öldürülüyorlar? Niçin ölüyorlar?

Tatlı saatler geçirmeye geldiğiniz tiyatroda acı gerçeklerle sizleri tedirgin ettik, bağışlanmak diler, saygılar sunarım.

Muhsin Ertuğrul 


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)