21 Ağustos 2017 Pazartesi

"Unutulmaz Bir Bayramdı"


Talip APAYDIN'ın 1967 yılında yayımlanan ''Karanlığın Kuvveti'' adlı  kitabında yer alan anısı,

İşte o öykü:

Kurban bayramı tam kışın ortasına rastlıyordu.

O günler bir soğuktu, bir soğuktu...
Kar, fırtına, tipi... Eskişehir ortalarında papaz harmanı savruluyordu. Göz gözü görmüyordu dışarılarda.
Sular donmuştu hep.
Seydi Suyu iri buz parçaları akıtıyordu.
Santral kanalı kapandığından, elektriklerimiz kaç gündür doğru dürüst yanmıyordu.

Akşam seminerlerinde kitap okuyamıyorduk, ders çalışamıyorduk. Lambalar ikide bir usulca sönüveriyordu.
Dersliklerimizde pelerinlerimizle oturuyorduk da, gene de ısınamıyorduk.
Musluklarımızdan su akmıyordu. Ellerimizi yüzlerimizi yıkamak için dere kıyısına gidiyorduk. İçme suyumuz yoktu.

Dört gün bayram iznimiz vardı, ama bu soğukta nereye gidecektik? Köyü yakın olanlar gitti ancak.
Bayram sabahı kampana çaldı. Dışarıda toplanılacak dediler.
Başımızı gözümüzü sararak, büzülerek çıktık.

Müdürümüz Rauf İnan merdivende bizi bekliyordu.
Üstünde palto bile yoktu. Ellerini arkasına bağlamıştı.
Boz urbaları içinde, yağsız çehresiyle bir heykel gibiydi.
Savrulan karlardan gözlerini kırpıştırıyordu.
O halini görünce usulca pelerinlerimizin yakalarını indirdik.
Ellerimizi cebimizden çıkardık.

"Arkadaşlar !" diye başladı. Bir canlıydı sesi, bir heybetliydi.
Önce yılgınlık psikolojisinin zararlarını anlattı.
Korkan insanın muhakkak yenileceğini ve korktuğuna uğrayacağını söyledi.
Bu hava soğuk evet, fakat siz isterseniz üşümezsiniz, dedi..
Olduğumuz yerde birkaç kez sıçramamızı ve kuvvetli tepinmemizi istedi.
Dediğini yaptık. Birden ısınmıştık sanki. Hoşumuza gitmişti.

Bugün bayram, dedi. Şimdi birbirimizi tebrik edeceğiz.
Sonra yapacağımız iki iş var:
Ya tekrar içeri girip sıralara büzülmek, mıymıntı mıymıntı oturmak,
bu dört günü böyle faydasız, hatta zararlı geçirmek, can sıkıntısından patlamak.
Boşuna içlenmek. Üstelik üşümek.

Yahut da kazmayı, küreği alıp, santral kanalını temizlemeye gitmek.
Emin olun gidenler, kalanlar kadar üşümeyecektir.
Çünkü inanarak çalışan insan ne soğukta üşür, ne sıcakta yanar.
O; yücelten, dirilten, kuvvetli kılan bir heyecan içinde her türlü güçlüğün üstüne çıkmıştır...
Onu hiçbir karşı kuvvet yolundan alıkoyamaz.
Yeter ki bir insan yaptığı işin gereğine inansın.

-Ben şimdi kazmamı küreğimi alıp kanala gidiyorum, dedi.

Çünkü kanal açılınca elektriklerimiz yanacak.
Elektrik yanınca okulun işleri yoluna girecek. Kitap okuyabileceksiniz, ders çalışabileceksiniz.
Sularınız akacak, yıkanabileceksiniz.
Size şunu söylüyorum, bizim asıl bayramımız,
yurdumuz bu gerilikten, bu karanlıktan kurtulduğu gün başlayacaktır.
Şimdilik bize düşen milletçe çalışmak, çok çalışmaktır.

Parolamız şu olmalıdır:

"Bayramlarda çalışırız bayramlar için".

Ben gidiyorum. Gelmek isteyenler gelsin.
Heyecanlanmıştık, üşümemiz geçmişti.
Hepimiz geleceğiz! diye bağırmıştık.
Bayramda çalışırız bayramlar için!
Bayramda çalışırız bayramlar için!
Altı yüz kişi böyle bağırdık.
Sonra da kazma kürekleri koyduğumuz işliğe doğru bir koşuşma başladı.
İnsanların böyle canlanması, bir amaca doğru saldırması belki sadece savaşlarda görülür..

Santral havuzundan başlayarak onar metre arayla su kanalına dizildik.
Çıplak Hamidiye Ovası ayaz. Kırıkkız Dağı'ndan doğru zehir gibi bir rüzgâr esiyor.
Pelerinlerimizin etekleri uçuşuyor.
Kazmayı vurdukça yüzlerimize buz parçaları fırlıyor.
Bazı yerlerde kar her yeri doldurmuş, kanal dümdüz olmuş.
Nereyi kazacağız belli değil.
Müdürümüz, öğretmenlerimiz başımızda dört dönüyorlar.
Bir o yana koşuyorlar, bir bu yana.
Öyle çalışıyoruz ki, boyunlarımızdan buğu çıkıyor.

Bazen adam boyunda buz parçalarını elleyip çıkarıyoruz kıyıya.
Kimisi bağırıyor, kimisi kazmalara tempo tutuyor. Bir gürültü gidiyor kanal boyunca.
Yeşilyurt köylüleri evlerinin önüne çıkmış, bize bakıyorlar..
Böyle çalışmamıza alışkınlar ama bayram günü, bu soğukta nasıl donmadığımıza şaşıyorlar.
Yeşilyurtlu arkadaşımız Azmi, köyü yakın olduğu için izinli ya!
Bize evlerden bazlama ekmek taşıyor. Köylü ekmeğini özlemişiz, aramızda kapışıyoruz.
Yukarılardan, aşağılardan ikide bir sesler yükseliyor:

-Bayramda çalışırız bayramlar için!

Koca ova çınlıyor. Taa uzaktan Hamidiye'nin, Mesudiye'nin köpekleri ürüyorlar.
Bu kış günü böyle seslere anlam veremiyorlar herhalde.
Ayaz ovanın ıssızlığı yırtılıyor.
O gün o kanalın yarı yerini açtık.
Bir buçuk metre derinliğinde, uzun, derin bir çukur karları yara yara gitti.
Ertesi gün taa bende kadar tamamladık. Sonra merasimle suyu saldık.
Nazlı bir gelin getirir gibi önünden ardından yürüyerek, türküler marşlar söyleyerek getirdik
ve geç zamanda, santral havuzuna döndük,
sonra bir baktık, okulumuzun balkonuna çakılı "Ç K E" yandı... ( Çifteler Köyü Enstitüsü ).
O zamanki sevincimizi nasıl anlatmalı? Üşümüş ellerimiz alkıştan ısındı.


"Yaşa var ol" seslerimiz ufukları kapattı.
Dünyanın en içten gelen, en coşkun bayramı oldu belki.
Hiç unutmam bir arkadaşımız kendi ellerini öpüyordu.

"Aferin ulan eller, diyordu, bu elektriğin yanmasında senin de hissen var, yaşasın."

Sevinçten gözlerimiz yaşarmıştı. Müdürümüz bir tümseğe çıktı. Birkaç kelimeyle başarımızı tebrik etti.
Her nokta koyuşta "sağool!" diye bağırıyorduk..

- Şimdi, dedi, depomuza su dolacak, banyoyu yakacağız.

Yıkanın ve çalışıp başarmış insanların huzuru içinde uyuyun.
İşte gördünüz, inanarak çalışan yapar! Amacına ulaşır!
Bu heyecanla çalışmaya devam edersek, biz Türkiye'yi de yükseltebiliriz!

- Yükselteceğiz!, diye bağırdık.

-Bayramda çalışırız bayramlar için!

-Bayramda çalışırız bayramlar için!

İçeri girdik, musluklardan şarıl şarıl sular akıyordu. Birbirimizi tebrik ediyorduk

"Unutulmaz bir bayramdı."




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Bulantı Duyuyorum...



"Barcelona kent merkezinde patlama..."

Bulantı duyuyorum... 

Zira  yaşamı düzmece bir algıyla  topluma sunmak, dolayısıyla tarihsel olayları yanıltmak insanın midesini bulandırıyor.

Konu AVRUPA ve Batılı ülkeler olunca... tüm basın ve yayın kuruluşları aralıksız bu kanlı tedhiş olaylarını çarşaf çarşaf, "son dakika" haberi olarak dünya kamuoyuna sınırsız servis ededursun, diğer tarafta coğrafyamızda  her Allah'ın günü onlarca kişinin bombalar altında ölmesini küçücük bir satır halinde, adeta kamuoyundan kaçırırcasına  "basit" ve "önemsiz" bir olaymış gibi göstermek, insana ağır geliyor... 

Öte yandan...

Gelinen nokta itibariyle bugün  bu korkunç olayları tertipleyen eli kanlı emperyalistlerin alçakça planlarına kurban gitmek hiç kimse için   öyle uzak filan değil...

O sebeple elimiz yüreğimizde bu korkunç olayları endişe ile takip ederken insan ister istemez sorguluyor.

Bu patlamalarda ölmek doğal değil...  Ve yaşanan can pazarı bu kanlı eylemlerdeki cansız bedenleri gördükçe... Bu insanlar artık yoklar! Ama diğer yandan dünyanın ötekiler için sürüp gittiğini düşünmemek elde değil. Zaten insan bunları düşünmek için yaratılmadı mı!..


Jean-paul Sartre'ın, İspanya iç savaşı sırasında Frankocular tarafından idama mahkum edilen bir cumhuriyetçinin aynı hücrede kalan iki arkadaşı ile birlikte ölümü bekleyişini konu eden "DUVAR" adlı hikayesindeki, korkuyla karışık iç hesaplaşması aklıma geliyor:

"Nişan al!" diye bağıracaklar ve bana çevrilmiş sekiz tüfek göreceğim. Duvarı yarıp içine girmeyi isterim diye düşünüyorum; olanca gücümle duvara sırtımla yaslanacağım ve duvar karşı koyacak. Tıpkı kabus gibi." J.P. SARTRE, Duvar, Sf:23

"Biliyordum ki hiçbir ortak yanımız yoktu. Şimdiyse ikiz kardeşler kadar birbirimize benziyorduk, basit bir şey, çünkü birlikte geberip gidecektik" J.P. SARTRE,  Duvar, Sf:25

Coğrafyamızda  hemen her gün onlarca insanın patlamalar neticesinde öldüğü olayları küçümseyerek dünya kamuoyundan kaçıranlara diyeceğim o ki: 

Sorunlu ve yozlaşmış bir dünyanın girdabında toplumlara sunulan ahlâk  yasalarından  ruhumuzu huzura eriştirecek bir çıkış arıyoruz...


Sevgi ve saygılarımla!




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

15 Ağustos 2017 Salı

Affet Bizi...


Henüz gözümüzdeki yaş kurumadan, yüreğimizdeki acı dinmeden,

Bir kara haber daha...

Eren için yazdığım yazının akabinde telefonuma yazılı gelen bir mesajla birlikte yüreğim paramparça oldu:


"Hocam aynı gün gördüğüm kardeşim dediğim insanı, aynı günün akşamı cennete uğurlamak zor oluyor."...

Bu haberle birlikte,

Öğrendik ki, Yiğit Sinan ACAR'ımızda hain bir saldırıyla ŞEHİT olmuş.

Öğrendik ki, Yiğidimiz Sinan'ımız, iki hafta önce nişanlanmış... ve birkaç gün sonra da ailesiyle birlikte doğum gününü kutlayacakmış...

Dolayısıyla...

Arkada kalan bir avuç anı ile bırakıp gitti tüm sevenlerini, Sinan ACAR. 

E haliyle insanın yüreği dağlanıyor... 

"Benden sana son kalan
Bir küçük resim şimdi
Cevap veremez ama
Ağlar yalnızlığına"

Genç Polis Sinan ACAR Yavrumuz...

Bu vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü korumak için yemin ettin, biliyorum. Zira ben de bir polis kızıyım... Ve polisin ne demek olduğunu çok iyi biliyorum.

Onun için  de bu yüksek görevini her şeyden üstün tutarak henüz hayatının baharında ŞEHİT oldun yavrum.

O sebeple...

Biz hep birlikte kuramadık yavrum,  sizin için daha aydınlık ve onurlu yarınları.

Veremedik yavrum sizin için insan olmanın onurunu.

Bitmez tükenmez hırsımıza ne yazık ki, yenik düştük yavrum.

Ve daha da acısı,

Atalarımızdan ve aziz şehitlerimizden devraldığımız bu cennet vatanı koruyamadık yavrum.

Çok üzgünüm Sinan ACAR!

Affet bizi...


Ama biliyorum  ki  bu topraklarda Sinanlar bitmedi,  bitmeyecek! 

Dolayısıyla aydınlık yarınlar Yüce Türk milletiyle birlikte olacaktır!

Mekanın cennet, ruhun şad olsun yavrum.

Ne mutlu Türk'üm diyene!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

14 Ağustos 2017 Pazartesi

...Aşk Olsun!



"Ne bir haram yedin ne cana kıydın
Ekmek kadar temiz su gibi aydın" 

Yiğidim aslanım MAÇKA'da yatıyor.

Oysa düşlerin vardı
Birden bire yarım kaldı
Yaşayacak çok şeyin vardı
Bu VATAN seni unutur mu?

Okuyacaktın daha...
Fizik,
Coğrafya,
Edebiyat,
Matematik.

Ama sen,

Tarihi seçtin, 

Ve...

Çanakkale'deki "onbeşliler" gibi...

TARİH YAZDIN!


Bir de dileğin varmış:

"Biri de çıkıp demiyor ki Eren iyi ki varsın"

Dolayısıyla Can YÜCEL'in dediği gibi,

"En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!"

İyi ki varsın EREN!




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

3 Ağustos 2017 Perşembe

El Alemde Var Ama, Biz de Yokmuş



* Hollywood yıldızı Kevin Costner, Türk Hava Yolları reklam filminde oynadı.

* Ve  bu reklam filminin çekimlerini de "Danimarka’dan,  görüntü yönetmeni Kasper Tuxen’in kameranın başında olduğu ve İsveç’ten,  yönetmen Fredik Callingaard" yönetti. 

* Kevin Costner'a Atatürk rolü teklif edildi.

* 48'inci Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkçe yerine İngilizce söylemeyi üstün gören,  "Every Way That I can" adlı şarkısıyla Sertab EREENER Türkiye'yi temsil etti.

Ve nihayet...

* Dün Milli takımımızın başına  yabancı bir kişinin getirildiğini öğrendik...

Demek ki...

Bizim dünya markası "THY" var ama, bunu reklam yapacak bir "YEŞİLÇAM" oyuncumuz yokmuş,

Bizim "Altın Portakal" gibi bir film festivalimiz var ama,  reklam filmini yönetecek kadar bir yönetmenimiz yokmuş,

Bizim köklü ve de zengin bir dilimiz var ama, kendi halkından kopuk, onun değerlerini küçümseyen olmuşuz.

Bizim koskocaman, milyon dolarlık  milli formaya sahip bir millî takımımız  var ama, bu takımı yönetecek kabiliyette bir teknik adamımız yokmuş.

Dolayısıyla...

Millî ne demekmiş!..

Vallahi bu onur kırıcı olayları göz önünde bulundurarak...

 Bizim -her alanda köklü geleneğe ve birikime sahip 80 milyon- için  milli demek ne yazık ki, "yabancı hayranlığı" demek oluyormuş...


Vaktiyle zengin bir köy ağası şehirde hamama gitmiş. Yıkanmış... Kurulanmış... Giyinmek için bohçasına el attığı zaman bir de bakmış ki silahlığından başka her şeyi çalınmış. Başlamış hamamcılardan hesap sormaya. Hamamcılar ağanın şantaj yaptığını, yoksa çalınan çarpılan bir şey olmadığını ileri sürmüşler. Bunun üzerine o da silahlığını çıplak beline geçirerek ortaya çıkmış ve şöyle haykırmış:

"Görenler Allah için söylesin, Ben buraya bu kılıkta gelebilir miydim?"

Atatürk'ün dil üzerine anlattığı bu  öyküsüne (tarafımca "kabiliyetsiz"i de ekleyerek)  ilave ettiği cümleyle sözümüzü bitirelim:

"Ağanın hamama çıplak gelmediğine herkesin aklı yattı ama, Türk’ün yurdundan dilsiz, "kabiliyetsiz" çıkmadığına hâlâ akıl erdiremeyen gafiller vardır."



Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

31 Temmuz 2017 Pazartesi

"İki Şey"


"Tanrı, iradesini hakim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hakim kılmak için Tanrı'yı kullanırlar." Giordano Bruno

Giordano Bruno 16 yaşındayken Dominiken tarikatına girdi. Daha sonraları tarikattan ayrılarak   Hıristiyan inancıyla arasındaki bütün bağları kopartan Bruno, kiliseye karşı bir sistem içinde yer aldığından din sapkınlığı ile suçlandı.


Düşünceleri ve eylemleri yüzünden Engizisyon tarafında yakılarak öldürüldü. Zira Bruno'ya, düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylendi. Ama o, gördüğü bütün işkencelere karşın, görüşlerinden taviz vermedi ve ölüme mahkûm edildi. Ölüm kararını Bruno'ya bildiren yargıç, ondan şu cevabı almıştır:

"Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz". Dolayısıyla kilisenin bu kararı ile 1600 yılının Şubat ayında, Roma'da Campo de' Fiori meydanında Bruno'nun önce dilini kestiler sonra,  o'nu diri diri yaktılar.


"Bir insanın sırf çoğunlukta olduğu için kitlelerle ya da çoğunlukla aynı şekilde düşünmek istemesi, onun aşağılık ve düşük bir kafası olduğunun kanıtıdır. halkın çoğunluğu ona inansın inanmasın, hakikat değişmez." diyen  Filozof Gökbilmici, Şair Giordano Bruno, hayata dair  "İki şey" diyor:

İki şey 'Kalitesiz İnsan'ın özelliğidir:
1- Şikâyetçilik
2- Dedikodu

İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer:
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek...

İki şey yanlış yapmanı engeller:
1- Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek

İki şey kişiyi gözden düşürür:
1- Demagoji (laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)

İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar:
1- İradeye hakim olmak
2- Uyumlu Olmak

İki şey 'Ekstra Değer' katar:
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek.

İki şey geri bırakır:
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik

İki şey başarının sırrıdır:
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek

İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır:
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık

İki şey milyonlarca insandan ayırır:
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek

İki şey gelişmeyi engeller:
1- Aşırılık (mübalağa, abartı, ifrat)
2- Felakete odaklanmış olmak

İki şey çözüm getirir:
1- Tebessüm (gülümseme)
2-Sükut (susmak)

İki şeyin değeri kaybedilince anlaşılır:
1- Anne
2- Baba

İki şey geri alınmaz:
1- Geçen zaman
2- Söylenen söz

İki şey ulaşmaya değerdir:
1- Sevgi
2- Bilgi

İki şey "hayatta önemli olan her şey" içindir:
1- Nefes alabilmek
2- Nefes verebilmek.



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

29 Temmuz 2017 Cumartesi

İbretlik Tartışmaya, Kur'an Cevabı



"Gerçek şu: Bu Kur'an sana ve toplumuna elbette ki, bir hatırlatıcı/ bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız." Zuhruf Sûresi, 44. Ayet

"Caner Taslaman ile Ebubekir Sifil arasında "deve sidiği içmek sünnet mi?" tartışması"

Birisi, "ilmi mesele" diyor,

Ötekisi, "seviyeyi düşürmeyelim..." diyor.

"Onlardan (Kitap ehlinden) bir grup var ki, Kitap'dan olmadığı halde Kitap'dan sanasınız diye (okudukları) Kitap'tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, "Bu, Allah katındandır" derler. Halbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler." Al-i İmrân Sûresi 78. Ayet

Dolayısıyla...

Ülkedeki bilim seviyesi açısından ibret alınacak bir "tartışma"!

Birisi, felsefe prof.

Diğeri, ilahiyatçı

Velhasıl  ikisi de akademisyen...

Televizyondan topluma "bilimsel bir çalışma" ile ilgili "bilimsel" görüş sunuyorlar.


Bu ne!.. 

Deve idrarı içilir mi içilmez mi? 

Allah aşkına,   yokluk ve açlık insana her bir şey yaptırır, bu bir!

Zira bu memleketi biz nasıl kazandık? Nasıl vatan yaptık? sorularına karşılık gelebilecek cevaplardan bir tanesi, "Kurtuluş Savaşı esnasında yokluk ve açlıktan, insanlarımızın atın dışkısından arpaları ayıklayıp yediklerini, dolayısıyla  da bu olayın oluş nedenleri tartışılsa anlarım, ama kalkıp da deve idrarının içilip içilmeyeceğini dinle ilişkilendirip insanlara sunmak, tartışmak akıl alacak gibi değil!!!

Bunun neresi bilimsel bir çalışma oluyor?

İnsanlara ne kazandırıyor?

Dolayısıyla ortaya attığınız iğrenç söylemlerle İslam'a ne kadar zarar verdiğinizin farkında mısınız? Ve bu sözlerinizi neye dayandırıyorsunuz?

O halde...

Siz, kimyager misiniz? 

Yoksa tıp insanı mısınız?

Yok konu hadis'se, günün  anlam ve önemine binaen,

 İSLAM'ı yücelten ve de insanları kendine getirecek Sevgili Peygamberimizin çok güzel sözleri var:

"Komşusu açken tok yatan bizden değildir" diyor İslam'ın özü. Dolayısıyla İslam bunu emrederken bizim insanlarımız neler yapıyor? diye sorgulayıp, sorgulatsanız mesela, bu iki!

Hal böyle oluca... İnsanlarımızı aşağılayıcı ruhunu kötüleştiren, kirleten şeyleri bir bırakın artık!!!

Diyeceğim...

Gereksiz yere zihinleri meşgul edip, İslam'ı asıl gayesinden uzaklaştıranlara  Kur'an cevabıyla ruhumu rahatlatmak istiyorum:

"(Ey Muhammed!) De ki: "Pis ile temiz bir olmaz. Pisin çokluğu hoşuna gitse bile." Ey akıl sahipleri Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz." Maide Suresi 100. Ayet

Ve...

"Ey iman edenler! Size açıklandığı takdirde sizi üzecek olan şeylere dair soru sormayın. Eğer Kur'an indirilirken bunlara dair soru sorarsanız size açıklanır. (Halbuki) Allah onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayandır, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)" Maide Suresi 101. Ayet


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)