18 Ekim 2014 Cumartesi

Saf'lık




"Üstümüzdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlâk yasası" Tanrıyı görmeme neden oluyor. Bu dünyanın bir amaca hizmet ettiğini kanıtlayamayız. Buna rağmen "sanki ediyormuş" gibi davranmak zorundayız. Kant dünya üzerindeki kötülüğü, çirkinliği ve görünürde anlamsız olanı inkâr etmedi, ama yapıcı olan zıtlarından çok daha değersiz olduklarını düşündü." Paul Strathern, 90 Dakikada KANT sf:30

Yaşadığımız her şeyde saflık ararız. Duygularımızda da...

İnsana dair olan temizliktir, masumiyettir saflık. İnsanın kendine karşı saygısı ve dürüstlüğüdür...  Hayatın gerçekleri  içerisinde  bizi kirleten sahteliklere rağmen masumiyetin kaybolmamasıdır saflık. Bu anlamda saflığı yitirmemiş insanların, "hayatın gerçekleri" adı altında yaşamları altüst oluyor...

Dolayısıyla saflık yaşamın en harika şeyidir. Zira tertemiz bir kalple her insana güvenme, inanma, herkesi kendi gibi görmektir asıl demek istediğim. Saflığın hiç şüphe yok ki  bu dünyada bir cezası var... Dolayısıyla... her geçen gün saf olmayan, duygusuz bir yığına dönüşür olduk.

Duygusuz yaşam, duygusuz emek, duygusuz düşünce... Bölüşmeden, yardımlaşmadan, merhametten uzaklaşan insanlar artık toplum olmaktan öte, yığın hâlini alır oldu. Tıpkı yığın yığın yapılmış betonlar gibi.. Kim bilir, saflığımızı bu beton yığınlarıyla birlikte kaybettik belki de..

O bakımdan içlerinde masumiyet taşıyanlar, her zaman için acı çekmeye mahkûmdurlar.. 

 Mehmet PİŞKİN....  2 gün öncesine  kadar kimsenin tanımadığı biriydi... Geriye biran da "intihar notu" olarak bıraktığı, video çekimiyle tanıdık onu. Videoyu izlediğimde saf ve tertemiz bir duyguyla, samimi bir şekilde intiharı seçtiğini anlatmaya çalıştığını gördüm... Satır arası sıkıştırılan ve intiharı uzun süredir düşünmesine neden olarak dikkat çeken o sözler:

 "Hayatın tatsız taraflarıyla çok başa çıkamadım herhalde. Çünkü nazik, neşeli, eğlenceli, akıl ve ruh olarak böyle bir inceliğe ve derinliğe sahip birisi olmayı çok önemsedim. Ve şu anda bunları korumak ve sağlamak ciddi bir yük haline geldi benim için." cümleleriyle hayata veda etti..

Bu duygusuz ve acımasız dünyada yaşamak,  hiç şüphe yok ki akıl ve ruhsal olarak saflıkla yaşama ve bir  o kadar da aynı duyarlılığı bekleme, nafile çabalamak anlamına geliyor. Dolayısıyla... erdemli yaşamak beraberinde mutsuzluğa davetiye çıkarmak demektir.

Mehmet PİŞKİN'i intihara sürükleyen nedenler bir yana, umut ederiz ki bu talihsiz ve elim olay, kimse için bir deney gibi algılanmaz...

Öte yandan hazır yeri gelmişken... korkumuz, insanları  intihara, dolayısıyla  da ölüme "özendirme"den duyduğum endişe ile...

Dün bir habere daha tanık olduk ki, valla evlere şenlik!


"Türk Hava Yolları (THY) Genel Müdürü Temel Kotil, ebola virüsünün göründüğü kadar kötü olmadığını söyledi. Kotil, "Tabii ki Allah göstermesin! bulaşınca öldürüyor." dedi. 17 Ekim 2014

Eh, ne diyelim.. "saf"lık böyle bir şey olsa gerek..


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

13 Ekim 2014 Pazartesi

Süleyman Şah Türbesi











Düne kadar, "Süleyman Şah" Türbesi ve konumu hakkında sanırım fazlaca bilgimiz ve ilgimiz yoktu...


"Süleyman Şah Türbesini Nakil Görevi

Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in büyükbabası  Süleyman  Şah'ın (ö. 479/1086) ölümü ve kabri ile ilgili farklı rivayetler varsa da, bugün Suriye sınırları içinde bulunan Ca'ber kalesi önündeki mezar ona nisbet edilmekte, Süleyman Şah bu kalenin önüne geldiğinde Fırat nehrini geçerken boğulduğu ileri sürülmektedir. Türbe, Akçakale ilçemizin 10 km. güneyinde, Rakka ile Balis arasında, Fırat nehrinin sol sahilindeki Suriye toprakları üzerinde bulunmaktadır.

20 Ekim 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Fransız Hükümeti arasında imzalanan Ankara Anlaşmasının 9. maddesi ile Süleyman Şah'ın kabri müştemilatı ile birlikte Türkiye'nin sayılmış ve Türkiye'ye orada muhafızlar bulundurma ve Türk bayrağını dalgalandırma hakkı tanınmıştır.

30 Mayıs 1938'de buraya bir karakol yaptırılmış, eski türbenin tamiri imkânsız hale geldiğinden tarihî önem ve özelliğine uygun olarak, 1939 yılında karakolun yanında yeni bir türbe inşa ettirilerek mezar buraya nakledilmiştir.

Türkiye ile Suriye heyetleri arasında 1956 yılında Halep'te yapılan üst seviyede bir toplantıda düzenlenen tutanağın 13 ve 14. maddelerinde türbe için gönderilecek ihtiram kıtasının her ayın 7'sinde değiştirilmesi kararlaştırılmıştır.

Suriye Hükümeti, Fırat üzerinde 1966 tarihinde başlattığı Tabka Barajı'nın 1973 yılı içerisinde her türlü inşaatını bitireceğini ve barajın doldurulmasıyla "Süleyman Şah Türbesi"nin tamamen baraj suları altında kalacağını ileri sürmüş, Türkiye'den türbenin yerinin değiştirilmesini veya Türkiye'ye naklini istemiştir. 

Bu durum Türkiye ve Suriye hükümetleri arasında yeni görüşmelere yol açmış, iki hükümetin temsilcilerinin uzun bir süre Ankara ve Şam'da yürüttükleri müzakereler sonunda bir anlaşma imza edilmiştir.

Anlaşmanın ana maddeleri şöyledir: 

Türbe müştemilatı ile Karakozak köyü yakınlarındaki yere nakledilecek.
Barajın kenarında, türbenin halihazırdaki mevkiine, mümkün olan en yakın yerde mermerden bir kitabe dikilecek.
Türbenin bugünkü yerini tespit etmek maksadıyla, göl üstüne bir şamandıra konacaktır.


Tabka baraj gölünün suları altında kalacağı gerçeğinden hareketle, türbe ve karakol binasının, ek tesisleri ile birlikte Karakozak Köyü'nde ayrılan 8797 metre karelik bir alana nakli planlanmıştır.

Bu nakli gerçekleştirmek  üzere kurulan heyette Diyanet İşleri Başkanlığı'nı temsilen ben görevlendirilmiştim. Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkilinin başkanlığında görevlendirilen heyette benden başka muvazzaf bir albay ile İçişleri Bakanlığı'ndan bir temsilci yer almıştı. Bu temsilcilerle Halep'te buluştuktan sonra bir otomobille oradan 130 km. mesafedeki türbeye ulaştık.

Kabirler türbe zemininin altındaki mahzende bulunuyordu. Mahzene kim girecek ve kabirleri kim açacak ve çıkaracaktı? Bu hiç konuşulmamış ve hatta programda bundan hiç söz edilmemişti. Herkes birbirine bakıyor, işin ortada kaldığı anlaşılıyordu.

Türbenin yanındaki karakolda birkaç askerimiz vardı, ama bu iş onların da yapabileceği bir şey değildi. Çünkü yer altından define filan çıkarılmayacak, dinî bir duyarlılıkla ve belli bir dikkatle birkaç ölünün kemikleri alınacaktı.

Kısa bir duraklamadan sonra, bir erin yardımıyla bu işi benden başka yapacak kimse olmadığı anlaşılmıştı. Veya ben "durumdan vazife çıkararak" bu görevi yapmam gerektiğini anlamıştım. Herhalde heyette Diyanet'ten bir temsilcinin bulundurulmasının gerçekleri arasında -söylenmese de- bu da vardı. Bunun üzerine ben mahzen kapağını açtırarak bir erle aşağıya indim. Süleyman Şah'ın kabrinden başka iki (veya üç) mezar daha bulunuyordu. Ölülerin hepsi ahşap tabutlar içinde idi. Rutubet yüzünden tabutların bir hayli çürüdüğü görülüyordu. Cesetlerin kemikleri ilk defnedildikleri gibi muntazam vaziyette bulunuyordu.

Onları, her biri için önceden hazırlanan torbalara koyduk; yukarıda sözünü ettiğim ve Türkiye'ye daha yakın bir noktada bulunan yere götürdük; cenaze namazlarını kılıp kendileri için hazırlanmış mezarlara defnettik. Tabiatıyla cenaze namazlarını ben kıldırmıştım.

Süleyman Şah Türbesi günümüzde de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan gönderilen bir manga asker tarafından korunuyormuş. Bu vesile ile öğrendiğime göre türbeyi ve karakolu, bu defa da Suriye tarafından yaptırılan Teşin Barajı'nın suları tehdit ediyormuş. İster misiniz, bir başka nakil işi daha gündeme gelsin?" Tayyar ALTIKULAÇ, Zorlukları Aşarken Cilt -1- sf:251/253



Bugün ise,


...görünen o ki, Süleyman Şah Türbesi  daha çok su kaldırır .. Dolayısıyla bölgedeki sıcak gelişmeler dünya gündemine yerleşerek, tarih sayfalarına çoktan nakledildi bile..



Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

11 Ekim 2014 Cumartesi

"Uyandırdı"ğın Millet, Seni Saygıyla Anıyor...












"...GÂZİ'NİN, ARADIĞI 'FARK'!..

...Kemalizm, Türkçülüğe karşı olamaz; neden, çünkü kendisi 'Türkçü'dür; Kemalizm, dine karşı olamaz, çünkü yasaklamamış, sadece toplumsallıktan bireyselliğe çevirmiştir ki, 'medeni dünyanın' tavrı da budur; sonradan laikliğin, biraz da mütecaviz yorumu, Müdafaa-i Hukuk doktrini'nin, başat karakteri antiemperyalizmi gizlemek isteyenlerce, öne çıkarılmıştır; yoksa okuyunuz Gâzi'nin İslâmiyet, Halifelik vs. hakkındaki konuşmalarını; önce bilgisinin derinliğine şaşacaksınız; sonra mü'min Türk halkına olan saygısına!

Bir örnek ister miydiniz, buyrun:

"...Allah birdir, büyüktür. Âdat-ı ilâhiyenin icâbatına bakarak diyebiliriz, insanlar iki sınıfa, iki devirde mütalâa olunabilir. İlk devir beşeriyetin sebâvet ve şehabet devridir; ikinci devirbeşeriyetin rüşd devridir. Beşeriyetin birinci devrinde o, tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi, yakından, maddi vasıtalarla kendisiyle meşgul edilmeyi istilzam eder. Allah, kullarının lâzım olan nokta-i tekâmüle vüsûlüne kadar, içlerinden vasıtalarla dahi, kullarıyla iştigâli lâzime-i ulûhiyetten addetlidir..." (Kasım 1922)

Hep düşünmüşümdür, acaba arasak günümüzde bu üslup edeble din-i mübini anlatabilen, kaç dini bütün Müslüman bulabiliriz? Ya da mesela, şu sözleri:

"...cenab-ı risâletpenah efendimiz, ehl-i İslâmın, ehl-i kitâbın malûmu olduğu üzere; yaradan tarafından, dini gerçekleri insanlığa duyurmak ve anlatmakla vazifelendirildiler. Ve ismi 'peygamber'dir, yani haber ulaştırmakla görevlendirilmiştir; Cenâb-ı Hak, Kur'an'ın değişmez hükümlerinde, kendisine saltanat, emirlik, padişahlık vermiş değildir; hükümdarlık vermiş değildir, peygamberlik göreviyle gönderilmiştir. Elbette, gerçek vazifesinin olgunluğuna sahip olan Cenâb-ı Peygamber, bütün dünyaya bu gerçeği tebliğ etti..." (İzmir Kasrı Mülakatı, 1339/1923)


meraklısı soracaktır...


İyi de, şimdi meraklısı soracaktır; peki, o 'İstiklal Mahkemeleri', o sıra sıra asılmışlar, o 'Bursa Nutku' ne anlama geliyor? Hiç merak edip kurcaladınız mı? Ben kurcaladım: Söylev ve demeçlerinde, mürteci suçlamasını, Mustafa Kemal Paşa, asla vecibelerini yerine getiren, 'dini bütün' yurttaşa yöneltmiyor; mürteci dedikleri, daima 'ecnebi' dürtüsü ve teşvikiyle, ülkenin 'tam bağımsızlığına' ve 'özgürlüğüne' karşı, 'dini kullanmak' isteyenler:

Onun indinde, Şeyh Sait mürteci'dir, amacı Kürtçülük olan isyan, "Şeriat isteriz" diyordu; isteği Halife ve Padişah'tı, yani İngiltere devleti fehimanesi'nin himayesindeki Sultan Vahdettin! Onun indinde, Derviş Mehmet ve 'avanesi', yani  Kubilay'ı kör bağ bıçağıyla ensesinden kesenler, mürteci'ydi; zira amaçları din-i mübine saygı sağlamak değildi; o bahaneyle antiemperyalist, yani ulusalcı, yani Kemalist Türkiye'nin, yeniden 'sistem'in kontrolüne girmesi idi. Gâzi'nin, Bursa Nutku'nda "ben bizzat onların düşmanıyım" dediği; hiçbir zaman 'mütedeyyin', yani dini diyanetiyle haşır neşir, namuslu ve kendi halindeki vatandaş, olmadı; aksi halde, devletin laikliği, onun ölümünün arifesine (1937) kadar gecikir miydi?

Kaldı ki, Müslümanın hasıyla, daima iyi geçinilmiş, çok sıkı işbirliği yapılmıştır; sadece, 'Börekçizade' Rifat Hoca Efendi'yi, 'Sütçü İmam'ı vd. hatırlamak yeterli.




börekçizade rifat hoca efendi...


Başka bir münasebetle, sanırım dokunmuştum: Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Hey'et-i Temsiliyesi, (Gâzi ve arkadaşları) Ankara'ya intikal ettiklerinde, cemiyetin kasasında hepi topu 48 kuruş para vardı; idari işlere bakan Mazhar Müfit Bey'in (Kansu) çekmecesinde de hatırlı misafirlere kahve yapabilmek için sakladığı, iki adet kesme şeker! O zaman, Paşa'yı ziyarete gelen Ankara Müftüsü Börekçizede Rifat Hoca Efendi, vaziyetin vahametini muhtemelen kestirerek, kendiliğinden halktan topladığı bin lirayı, getirip onlara bağışladı; bin lira o zaman, bir servet!

Hepsi bu mu? Hayır! Bilindiği üzere, Şeyhülislam Dürrizade, Yunan uçaklarının Anadolu'ya yağdırdığı bir fetvasıyla, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını 'dinen katli vacip' ilan etmişti; Börekçizade Rifat Hoca Efendi Ankara çevresindeki vilayet ve sancakların müftüleriyle bir toplantı yaparak; Şeyhülislam'ın bu fetvayı işgal altında verdiğini, binaenalyh, dini bakımdan geçerli olmayacağını ilan etti. Onlar da kendi fetvalarının altına mühürlerini bastılar, hepsi muteber, görevlerinin bilincinde, hocalardı:

Şeyhülislam Dürrizade ile aralarındaki fark, (buraya dikkat!) Gâzi'nin ve Kemalizm'in, mütedeyyin kesimde mevcudiyetine hassas olduğu farktır: Şeyhülislam, ne yazık ki 'ecnebi'nin dürtüsüyle hareket ediyor, ülkesinin 'hürriyet' ve 'istiklali' aleyhinde  bulunuyordu; Börekçizade Rifat Hoca Efendi ve onu destekleyen öteki müftüler, bu 'hürriyet' ve 'istiklal' için savaşmanın, din-i mübin'in bir gereği -gereği de laf mı, 'zarureti'- olduğuna inanmışlardı; hayatları pahasına 'vaziyet aldılar'.

Yanlış bilmiyorsam, Börekçizade Rifat Hoca Efendi, Türkiye Cumhuriyeti'nin, ilk Diyanet İşleri Reisi olmuş, vefatına kadar bu görevde kalmıştır; nur içinde yatsın!" Atillâ İLHAN, ...bir millet uyanıyor!.. Takdim sf:21-23



Sen de nur içinde yat Usta Şair Atillâ İLHAN!

Bugün ölümünün 9. yılında Türk şair, romancı, deneme yazarı, gazeteci, senarist ve eleştirmen Atillâ İLHAN'ı  büyük sevgi, saygı  ve şükranla anıyoruz...

Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

10 Ekim 2014 Cuma

Tedhiş Örgütleri Savaşıyor, Ülkemiz Karışıyor












Etnik Kökenci ve Mezhepçi Tedhiş Örgütleri Savaşıyor...

Türk Ordusuna ve Atatürk Cumhuriyeti'ne dil uzatan Barzani,  Amerika'dan yardım bekliyormuş,

Emperyal güçlerin ekmeğine yağ süren... Vekil  Pervin BULDAN, "Kobani düşerse Ankara da düşer" tehditinde bulunuyor.. 

Yıllardır Mehmetçiğe saldıran, Türk ordusuna alçakça pusu kurarak Mehmetçiği şehit eden, ay yıldızlı bayrağımızı yakan, Atatürk heykellerini yakıp yıkan PKK Tedhiş Örgütü de Türk Askerinden yardım bekliyor... 

Amerika dillendiriyor:

Bu savaş, "30 yıl sürer"..

Dolayısıyla mezhep savaşları bölgeye yerleşsin isteniyor...

Hani Hıristiyanların meşhur "otuz yıl savaşları" vardı ya..

Hani bundan 400 yıl önce kanlı boğazlaşmayla neticelenen mezhep savaşları..

"Otuz Yıl Savaşı,  1618 ile 1648 yılları arasında yapılan ve Avrupa devletlerinin çoğunun katıldığı savaşlar dizisidir.   Temelinde, bir Protestan-Katolik mücadelesi olsa da, savaşan devletlerin çoğu dinsel değil siyasi amaçlar için savaşmıştır."

İşte şimdi aynı senaryo bizlere biçimlendiriliyor..

Modern Atatürk Cumhuriyeti'nin ırk ayrımına ve mezhepsel ayrılıklara geçit vermeyen laiklik ilkesiyle korunan ulus bütünlüğü...

Hani biz, bu ırkçı ve mezhepçi Arap  bataklığına bulaşmadan, huzur ve güven içerisindeydik ya..


Şu anda  ne yaptığını bilmeyen şaşkınların ilk hedef olarak, Atatürk heykellerini yakıp-yıkması da ondandır..

Ondandır bayrağımızın ve yedi düvele baş kaldırarak İslâm âleminin  tek şerefli savaşını kazanan Kurucu Önderimiz ATATÜRK'ün  heykellerinin yakılıp yıkılması...

Ondandır Laik Cumhuriyet okullarının yakılarak aydınlığın ve bilimin yok edilmeye çalışılması... 

Ve...

"Biz bu Cumhuriyeti -Kürt-Türk- beraber kurduk", "Neyi paylaşamıyoruz?" diye haykıran  Kürt kardeşlerimizle Türkleri birbirinden ayırmaya çalışmaktır tek istekleri...

N'oldu?!..

Hani sen Türkiye Cumhuriyeti Devletine baş kaldırıyordun?

Hani "senin devletin" diyordun?

Şimdi başın sıkıştı... 

Koşuyorsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve taş attığın Mehmetçiğe..

Dolayısıyla...

Lübnan Hizbullah’ın kurucusu Fadlullah 2005’te:

 "Bak oğlum...  laik Türk Ordusu’yla uğraşmasınlar. Bu topraklar bir günde cehenneme döner. Bu cehennem için tek şans var, Türk Ordusu’nun Gölgesi." demişti

Benim de diyeceğim...

Milliyetçilik YURTSEVERLİKTİR! YURTSEVERLİK de aynı toprakları paylaşan halkların ortak paydalar üzerinde buluşarak, millî  menfaatlerini koruyup kollamasıdır...

Dolayısıyla bu minvalde;  vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğü tehdit ve tehlike altında...

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

3 Ekim 2014 Cuma

Noel'de Hindi Boğazlarlar Sakın Endişelenmeyin!













" Adana'da konuşlu 39. Kanat Komutanlığı'nda görevli ABD'li askerler, Kurban Bayramı dolayısıyla kentte koyun sürüleri ile karşılaşmaları durumunda endişe duymamaları konusunda uyarıldı." Yeni Akit Gazetesi, 3 Ekim 2014 

Ah, canım.. Gördünüz mü bak.. "Kuzucuk"lar koyun sürüsü görürlerse endişelenebilirlermiş..

Ayy... Sevsinler be.. sanırsınız hiçbir canlının kılına zarar gelsin istemeyecek kadar merhametliler... 


Siz değil misiniz,  hemen her gün orayı burayı bombalayıp, tavuk gibi insan öldürerek katliam yapan?...

Yaa..  bunlar, "Noel", "Şükran Günü"nde hindi kesmiyorlar mı? 

Eee... 

Arkadaş, sizin hindiler hayvan değil mi? Sonra hindiler de sürü halinde dolaşmıyor mu? 

Bırakın bu gizli kapaklı "aşağılama"ları..


Yıllardır Müslüman kanı içmek için ülkelerin üzerine çöreklenen siz değil misiniz?!.. On yıllardır Müslüman coğrafyası üzerinde konuşlandınız durdunuz..

Yetmedi CİA ajanlarınız orada burada fing atıyor.. Dolayısıyla maşaallah her konuya maydonozsunuz da, Kurban Bayramı geleneğini mi  bilmiyorsunuz?!.. Vay be..!

Sahi... 

"ABD askerlerinin yılbaşı gecesi İncirlik Üssü içerisinde yer alan ve Türk askerlerin ibadet ettiği camiyi basıp, minberi kırdığı ve Kur'an yaktığı iddia edildi. Olay bugün yerel basında yer aldı. STK'lar kınama açıklaması yaptı." 09 Ocak 2013, radikal.com.tr

Dolayısıyla... 

Güldürmeyin insanı...

Sözde şimdilik kimseyi ürkütmemek adına  "şirin" mi olmaya çalışıyorsunuz?

Geçin bu gösterişleri...

Kurban Bayramımız Yüce Türk Ulusumuza ve tüm insanlığa mübarek olsun... 

Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

2 Ekim 2014 Perşembe

Kuzuların Sessizliği



"NATO'dan Türkiye'ye güvence 'Saldırı olursa ortak yanıt veririz'"

Hadi oradan...

Ha bombalarla insan öldürmek, ha satırlarla...

Milyonlarca insanı geliştirilmiş silahlarla kim öldürdü?


Bosna, Çeçenistan, Afganistan, Irak, Libya'da

BM, NATO var mıydı da   "IŞİD"  için olsun...

Hiç şüphesiz ki yoktu..

Hatta BM kontrolünde 8 bin Müslüman'ı göz göre göre katletmedi mi Sırplar?

Katletti.. 

Pekii... Hocalı'da göz göre göre Ermeniler tarafından Müslümanlar katledilmedi mi?

Katledildi...

Peki.. Afganistan'da, Irak'ta  insanlar katledilmiyor mu?

Off... ölümler gırla gidiyor..

Pekii... Çeçenistanda'da ne oldu?..

Peki.. "Kanlı Noel"...  Kıbrıslı Türklere karşı yapılan katliam neydi?

Kerkük, Felluce'de Türkmenler katledilmiyor mu?

Katlediliyor...




Evet.. bunlar sadece ve sadece bölgemiz ve yakın coğrafyamız üzerinde yaşanılanlar..

Kim eliyle,  "IŞİD" gibi  paralı "lejyonerler" aracılığıyla zalim küresel Haçlı çetelerin  kumpasları sayesinde..

Dolayısıyla bu netameli coğrafyanın önemli bir parçasıyız.. 

Hiç şüphe yok ki tüm bu kumpaslar biz Türkler için yapılıyor.. Ki o sebepledir 1919'da aynı oyunu, aynı oyunculara karşı  yedi düvele baş kaldırarak meydan okuduk...

Yani...

Dün mazlum milletlere örnek olan Atatürk Cumhuriyeti'ni 

Bugün "mazlumlar sürüsüne" katmak istiyorlar!

Dolayısıyla...

İkiyüzlü BM, "Kuzu" Kılıklı... NATO...

Katil olursan cinayet işlersin,

Kuzu olursan cinayete "kurban" gidersin...

İkisi de olmazsan BM gibi izleyici olursun..



Diyeceğim... 

NATO...

"Kuzuların Sessizliği"ni oynuyorsun..


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

30 Eylül 2014 Salı

Neredesin Sen...















Bize Anadolu kültürünü, geleneğini
Sazınla sözünle sevdirdin...
Çalarken bizi hem ağlattın, hem eğlendirdin, hem de düşündürdün

Sensiz bir yıl daha geçti
Büyük Usta
Gönlümüz hep seni anıyor,
Neredesin sen...


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)