8 Şubat 2016 Pazartesi

Kaleyi İçten Fethetmek














Yıl 2005,

Avrupa Parlamento Milletvekili :"Atatürk'ün resimleri indirilsin"

Türkiye-AB Ortak Parlamento Komitesi Başkan Yardımcısı ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Andrew Duff

"Devlet dairelerinden Atatürk’ün resimleri indirilsin. Türkiye Avrupa’nın ortağı olabilmek için milliyetçi Kemalizm’le mücadele etmelidir. Bu eski liderin fotoğrafları kamu binalarından indirilmelidir."

Yıl 2016...

CHP'de... "Yeni şeyler söylemek lazım" diyerek, TBMM'deki odasının duvarından indirilen Atatürk resmi..  

Dolayısıyla, "kaleyi içten fethetmek" plânı taa tarihten gelen bir eylemdir.

Hani tarihte kurulmuş güçlü Türk devletleriyle baş edemeyen Haçlı zihniyetin uygulamaya koyduğu tek yöntem, içten çökertme...

Velhasıl konun özeti bundan ibarettir...  

Yani yok aslında birbirlerinden farkı...

Ancak...
Unutulan bir konu var. Zira Türk ulusunun Atatürk sevgisi öyle başka ülkelerin liderlerine duyulan sevgi gibi filan değil..

Bu sevgi bamb'aşk'a bir sevgi...

Hani küçücük bir işletmeden tutun da, taa sokak aralarındaki bir kahvehaneye, lokantaya ya da ne bileyim bir serbest işletmeciye filan gidersiniz de karşınıza duvara asılı size bakan o sımsıcak bakışla karşılaştığınız ATATÜRK resmi var ya...


Hani evlerimizin baş köşesinde ya da balkonlarında, pencerelerinde asılı Atatürk resimleri.. Ya da ne bileyim arabaların bir  köşesine yapıştırılan M. Kemal imzası...



Hani o minicik kalplerden kocaman kocaman yüreklere sığmayacak kadar büyük ATATÜRK sevgisinden bahsediyorum...
Dolayısıyla...

Bu zevatlar iyi bilmelidirler ki, biz, o emirleri veren Haçlı zihniyetin uşakları filan değiliz!!!

Biz, Sevr'i yırtarak çöpe atan ve de Haçlı zihniyete başkaldırarak yedi düvele meydan okuyan Mustafa Kemal'in çocuklarıyız!!

Hani kendini gizleyerek duvardan Atatürk resmini indirip, çöpe atanlara duyurulur!!!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

4 Şubat 2016 Perşembe

O Çığlık Türkiye


Her gün üçer beşer canlarımız toprağa verilirken...

Her gün analar, babalar, evlatlar, sevgililer.. feryat figan tabutlara sarılırken...

Her gün... koç gibi evlatlarımızın al bayrağa sarılı tabutları sıraya dizilirken...

Her gün şehit cenazelerimizin dualar eşliğinde namazları kılınırken...



Türkiye adeta bir cenaze evi gibi, birer onar şehitlerini uğurlarken...

Her gün...

Uluslararası sermayenin ve psikolojik harp plânlayıcılarının hazırlattığı ve bu ülkenin olanaklarıyla beslenip, bu milletin paralarıyla palazlanan zengin şımarıklarını kullanarak, saatlerce halkın beynini uyuşturup aptallaştırdığı "O ses Türkiye"yi... bırak,


"Ali Ağaoğlu’nun oğlu Alican Ağaoğlu padişah kavuğuyla eğlendi" 03 Şubat 2016, Hürriyet




Her gün çığlık çığlığa...











O çığlık Türkiye'ye bak!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

2 Şubat 2016 Salı

SAVAŞ ve BARIŞ



"Her zaman kalbimizden gelen ve doğru bulduğumuz sese uymalıyız, çünkü o ses hiçbir zaman yalan söylemez." TOLSTOY

"Savaş ve Barış" Lev TOLSTOY'un o ünlü romanından...

4 ciltten oluşan, 2168 sayfalık dev romanda, bir insanın hayatı boyunca hissedebileceği bütün duyguların tadılabildiğini bu eserde gördüm. En saf sevgiden, en derin acılara, en kuvvetli dostluktan, en acımasız düşmanlığa, ölüm korkusundan yaşama sevincine kadar, hayata dair  en ince ayrıntıların dahi gözden kaçırılmadığını, yaşamı en küçük ayrıntısına kadar her açıdan sorgulayarak cevap bulan bu kitabı zevkle okudum. Ve yine bir halkın işgalcilere karşı yaptığı yurt savunmasını, tarihi gerçekleri ve tarihçileri müthiş bir sorgulama gücüyle anlatıldığını hayranlıkla bu kitaptan okudum.

Dolayısıyla, hani birçok yazar, "Savaş ve Barış"ı "dünyanın en büyük romanı" olarak nitelendirerek böyle bir romanın tekrar yazılamayacağını öne sürüyorlar ya... Vallahi doğru...

Uzunca bir sürede nihayet okuyup bitirmeyi başardığım "Savaş ve Barış" beni çok etkiledi. Hayatı yaşarken gelişen her eylemin ve özelde "halkların yaşam öyküleri ve halkları harekete geçiren etmenlerin neler oldukları" üzerinde ahlâki, vicdani, hukuki, tarihi, felsefi boyutlarıyla olayların ele alınış biçiminden etkilenmemek mümkün değil... O sebeple  bu muhteşem eserin yazarı TOLSTOY'un o derin anlatımından bir alıntıyı bugün SAVAŞ çığlıkları arasında sözde  BARIŞ görüşmeleri yapanlara  ithafen izninizle paylaşmak isterim:



"Bilebildiğimiz ve bilemediğimiz nedenlerle Fransızlar birbirlerini asıp kesmeye koyulurlar.  Hemen ardından da, olaya kılıf uydurmak amacıyla Fransa'nın gönenci için, eşitlik ve özgürlük için bunun gerekli olduğuna halkın inandığı ileri sürülerek olay haklı gösterilmeye çalışılır. Fransızlar birbirlerini boğazlamayı bırakırar, bu seferde bunun gerekçesi olarak merkezi bir iktidar kurulması zorunluğu, Avrupa'ya kafa tutma zorunluğu v.b. gösterir. İnsanlar hemcinslerini kese biçe batıdan doğuya akarlar ve bu olayın hemen ardından ortaya çıkan bir takım ağzı kalabalık kişiler Fransa'nın yüceliğinden, İngiltere'nin alçaklığından dem vurmaya başlarlar. O olayları haklı göstermek için girişilen bütün bu çabaları sağduyudan yoksun ve kendi içinde çelişkili olduğunu tarih bize gösteriyor; çünkü insanın insan hakları adına katledilmesini savunmaktan, İngiltere'yi küçük düşürme uğruna Rusya bozkırlarında milyonlarca insanın kanına girilmesini savunmaktan başka bir anlam gelmez bu tür savunmalar. Ne var ki, bu savunmalar kendi dönemleri içinde çok büyük bir önem taşımaktaydılar. 

Bu savunmalar , o olaylara yol açan kişileri ahlâki sorumluluktan kurtarıyordu. O savunmaların kendi dönemleri içinde yaptıkları iş, demiryolu üzerinde biriken karları küremek üzere lokomotifin önüne bağlanan tarağın gördüğü işin aynısıydı: olayı yaratanların önünden ahlakî sorumluluk engelini kaldırıyordu. Hangi tarihsel olayı incelersek inceleyelim, böyle bir savunma olmaksızın şu en basit soruya asla cevap bulunamaz çünkü: Milyonlarca insan nasıl oluyor da kesip biçmek, yakıp yıkmak, toplu kırımlara girişmek amacıyla bir araya toplanabiliyor?

Avrupa'nın şimdiki karmaşık siyasal ve sosyal yapısı içinde hükümdarlar, bakanlar parlamentolar ya da gazeteler tarafından emredilmedikçe, karara bağlanmadıkça, onaylanmadıkça herhangi bir olayın meydana gelebileceğini akıl alır mı? Siyasal birlik gerekçesine, yurtseverlik gerekçesine, güçler dengesi gerekçesine veya uygarlık gerekçesine dayandırılarak haklılığı savunulmadan girişilmiş bir tek toplu eylem gösterebilir mi? İşte bundan dolayıdır ki, vuku bulan her olay önceden ifade edilmiş bulunan dilek ya da beklentilerden herhangi biriyle mutlaka denk düşer; onu haklı çıkaracak gerekçe de bulunduktan sonra, bir veya birkaç kişinin iradesi ürünüymüş gibi görünür göze o olay." 4. cilt, sf: 501/502. Savaş ve Barış, Engin Yayıncılık Türkçesi: Mete ERGİN


Demem o ki...

Bugün Müslüman coğrafyasındaki boğazlaşmalar tıpkı dünün, "İnsanların eşitliği doktrininden doğan Fransız Devrimi boyunca işlenen gaddarca suçlar, sürüyle insanın boğazlanması veya Sevgi kavramını baş tacı eden Hristiyanlık adına girişilen kıyımlar, idamlar türünden olaylar, kültürel etkinlik kavramına öncelik tanıyanların bu hipotezini çürütür." 4. cilt, sf:478

Dolayısıyla bugün Tolstoy'un tahliliyle coğrafyamızdaki yaşanılan olaylara baktığımızda, inancımızın "baş tacı" olan hoşgörü üzerinden Müslümanlık adına, İslam adına girişilen kıyımlar, yapılan katliamlar, zulümler, sözde barış ve sözde özgürlük için "ayrışın" diyenlerin ve bölgeyi cehenneme çevirenlerin ayıplı "hipotez"i yerlerde sürünüyor...

 Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

29 Ocak 2016 Cuma

Teşekkürler...



Kültürel ağırlıklı çalışmaların yayınlandığı, "Ne Mutlu Türküm Diyene!" blog sahibi Sayın Mehmet Bilgehan MERKİ'ye teşekkür ederim. Yıllık blog değerlendirmeleriyle okuyucularını ödüllendiren Mehmet Beyin, bu kapsamda ve de tercihim doğrultusundaki göndermiş oldukları kitabı aldım. Bir kez daha teşekkür ederim.

Kendilerine, entelektüel birikimleriyle yararlandığımız güzel ve okunmaya değer yazılarının devamıyla birlikte sağlıklı, mutlu ve aydınlık yarınlar diliyorum.



Dolayısıyla, Sayın Mehmet Bilgehan MERKİ'den esinlenerek kendilerine ve yazılarımı kesintisiz takip eden değerli çalışmalarıyla  "Değirmenden Mektup Var" blog sahibi Sayın Recep ALTUN'a bu bağlamda öğrencilerimle birlikte büyük bir heyecanla hazırladığım "SINIFÇA" dergimizi küçük bir anı olarak, adreslerine göndermek  istiyorum...



Sevgi ve saygılarımla!


NOT: t_ataoglu@windowslive.com

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

27 Ocak 2016 Çarşamba

Sen Kimsin?!..












"Ben Dersimli Kemal'im!" ...

"1930’ların CHP’si değiliz" 

 İzmir Konak Belediye Başkan adayı Sema PEKDAŞ: "Sözlerimin arkasındayım ne Atatürk rozeti ne Türk bayrağı"...



İddia o dur ki, 

"Odasındaki Atatürk fotoğrafını indiren milletvekili" olarak anılan şahıs...



Sahi...

Tüm bu kepazelikleri yapma fütursuzluğunu gösterenler, İzmirli olmamalarına rağmen nedense İzmir'den adaylar...

Neden acaba?

Dolayısıyla...










Atatürk ve Cumhuriyet sevdalısı İzmirlilerin arasına ve arkasına gizlenerek, Atatürkçülerin zekasıyla alay eder gibi...

İşgale karşı ilk kurşunu İzmir'den atarak Kurtuluş Savaşını başlatan Hasan Tahsinlerin şehri İzmir üzerinden,



Türkiye'yi parçalamak, 

Sevr'i kabul ettirmek 

Ve de... 

Atatürk'ün partisi "CHP"yle dolaylı yollardan

Altı ok ve Atatürk adı partiden, 

Türk adı da anayasadan çıkarılmaya çalışılıyor...


Utanın be!..



NOT: Bu vahim olaylar süredursun Büyük TÜRK milleti adına  kahraman Mehmetçiklerimiz vatan savunmasını canları pahasına sürdürmeye devam ediyor.. Onlara minnet ve şükran duygularımızı en derin sevgilerimizle sunarken bu uğurda şehit olan askerlerimize, polisimize... Allah'tan rahmet diliyorum.. Yüce Türk ulusu sonsuza dek var olacaktır!!!



Sevgi ve saygılarımla!





"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

25 Ocak 2016 Pazartesi

Kısa Kısa...



22 Ocak 2016 günü, buz gibi bir havada  şeker çocuklarıma karnelerini verdim, ardından ver elini tatil...

Bu yıl Millî Eğitim Bakanlığı'nın aldığı bir kararla öğrenciler için, ödevsiz bir tatilin yerini, sorumluluğun aldığını düşünüyorum... Zira kendi adıma sevgili çocuklarımın ruhu ve aklı, hiç şüphe yok ki kitap okumak, bir ödev değil, bilinçli olmanın gereği olan bir sorumluluk olarak algıladıkları kanaatindeyim.



Dolayısıyla.. benim tatlı şekerlerin, kitap okumak konusunda bilinçli oldukları gibi, çevrelerinde olup biten her şeyi sorgulayarak anlama gayreti içinde olduklarından da hiç şüphe duymuyorum.


Onlara sonsuz sevgilerimle...



Ayrıca...

"Ne Mutlu Türküm Diyene!" Blog yazarı Sayın Mehmet Bilgehan MERKİ'nin yıllık blog değerlendirmesiyle ilgili olacak. Zira Mehmet Bey, nazik ve kararlı bir şekilde okuma tutkusunu etrafıyla paylaşmayı heyecanla sürdürüyor. Dolayısıyla  bu bağlamda ben de nasibimi almışım...

Mehmet Bey'e buradan saygılarımla birlikte teşekkürlerimi sunarım.

Öte yandan, "yorumlar" konusunda benim de söyleyeceğim birkaç cümlem var:

 Malum yaptığım yorumlar sebebiyle ödüllendirildim. :)

Evet.. blog yazarı olarak yazılarımızın okunması ve de ardından yorum yapılması gerçekten bizleri çok sevindirip heyecanlandırdığı bir gerçektir. Mehmet Bey'in de bahsettiği gibi yazılarımıza hep olumlu yönde eleştiriler beklemek haksızlık olur. Zaten bu da işin doğasına  aykırıdır. Zira asıl olan olaylara eleştirel gözle bakmaktır. Dolayısıyla bu anlamda yapılan eleştiriler kişilik haklarına zarar vermeden yapılmalıdır. O sebeple sayfama çok sayıda -yayınlamaktan utanç duyduğum- HAKARETLER oluyor.. Bu kişilere söylemek istediğim, hakaretten uzak her türlü eleştiriye açık olduğumdur...

Saygılarımla duyurulur...

Öte yandan...

Orhan PAMUK'un "Kara Kitap" adlı romanıyla birlikte, onu Türkçe yazmayı bilmemekle  eleştiren dil devriminin yılmaz savunucusu Tahsin YÜCEL, konu üzerinde yazmış olduğu bir makalesinde;

"Kötü bir yazar iyi bir romancı olabilir mi? İlk bakışta olmazmış gibi geliyor insana. Ama bunca yıldır Orhan Pamuk’un yapıtlarını göklere çıkaran ünlü eleştirmenlerimize..." diyerek sürdürdükten sonra,

"Peki, bunca baskı yapan, bunca eleştirmeni hayran bırakan bu kitapta tutarlı sayılabilecek hiçbir şey yok mudur?" diyeceksiniz. Olmaz olur mu? Örneğin iki yarım tümcesi vardır ki, kurgusuyla da, içeriğiyle de gerçekten doğru görünür: "Ne tuhaf okurlarsınız siz, ne tuhaf ülke burası?" (s.128)

Hürriyet Gösteri – Kasım 1990 – Sayı:120 sf:45-46-47-48

Ve...



Albert CAMUS'nün hemen hemen bütün romanlarını Türkçe'ye kazandıran yazar, çevirmen ve Türk Edebiyatı'nın önemi bir şahsiyeti olan Tahsin YÜCEL'i kaybettik.. 


Ruhu şad olsun...





Sevgi ve saygılarımla!




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)