27 Kasım 2014 Perşembe

Bunlar "Halk Çocuğu" Öyle mi?












"ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon güçlerinin, Suriye'nin Rakka kentinde engellilerin eğitim gördüğü bir ilkokulu bombaladığı bildirildi." 25 Kasım 2014, AA










"ABD, Telafer'de hastane bombaladı
Irak’ın Musul kentine bağlı Telafer ilçesindeki Telafer Devlet Hastanesi’nin, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerine ait savaş uçakları tarafından bombalandığı belirtildi." 16 Kasım 2014, Yeni Akit



Hâl böyleyken...

Gazeteci Tuncay ÖZKAN, vatansever Türk gençlerinin, Eminönü'nde  başına çuval geçirilen 3 Amerikalı askerlere sahip çıkarak, "onlar halk çocuğu" demişti ya...

Bakın o "halk çocuğu"nun yaptıklarını kısaca şöyle bir hatırlatayım izninizle;

Amerika, sözde demokrasi götürme iddiasıyla yerle bir ettiği Irak'tan geriye bir enkaz bıraktı. Hapishanelerde tutuklu bulunanlar, işkence görenler, hukuksuzluğa maruz bırakılanlar...










"Iraklı eski milletvekili Muhammed El Daini'nin verdiği bilgilere göre Irak'ta şu anda yaklaşık on altı hapishanede, sayıları milyonları bulan insanlara işkence ediliyor. Bunların 4 binini kadınlar oluşturuyor. Bu kadınların hemen hepsi tecavüze uğruyor." Yeni Şafak, 25 Mayıs 2013











2003 yılında Amerikalı askerlerin, işgal altındaki Irak'ta yer alan Ebu Gureyb Cezaevi'nde tutuklulara uyguladıkları işkence ve kötüye kullanma olaylarıyla anılan Ebu Gureyb Hapishanesinde başlarına çuval geçirilmiş ve soyundurulmuş vaziyette tutuklular, Irak'taki işkencelerin anlatıldığı kamuoyundan gizlenen 53 sayfalık bir raporda,

"Ebu Gureyb'den çıkan resimlerin ardından bu rapordan kimi bölümler de Amerikan basınında yer almış, buna göre, "sadistçe, kaba ve gayri ahlaki" diye tanımlanan çok sayıda işkence örneği anlatılırken, "Iraklı esirlere sopalar ve farklı aletlerle tecavüz edildiği, çırılçıplak soyuldukları, kadın çamaşırları giymeye zorlandıkları, günlerce su ve tuvalet bulunmayan hücrelerde tutuldukları ve sürekli olarak dövüldükleri" dile getirilmiştir.

Askerler tarafından çekilen ve daha sonra montajlanarak DVD haline getirilen görüntüler, "Palm Beach Post" gazetesinin internet sitesinde yayınlanmıştır."



Dolayısıyla...

"Halk çocuğu" Libya'da on binleri öldürdü..

"Halk çocuğu" Suriye'de yüz binleri öldürdü...

"Halk çocuğu" Afganistan'da milyonları öldürdü...

"Halk çocuğu" Irak'ta milyonları öldürdü...

"Halk çocuğu" Guantanamo'da insanlığın yüzkarası oldu...

Ve... 

"HALK ÇOCUĞU" halen ara vermeksizin Allah ne verdiyse coğrafyamızı bombalamaya devam ediyor...


Diyeceğim... 

Öldürmek, kesmek, yaralamak, tecavüz etmek, talan etmek.. "hak" oluyor demek ki... dolayısıyla bunları yapanlar da "Halk çocuğu" oluyormuş, öyle mi Tuncay ÖZKAN?

O halde sorum çok açık:

Sizi biz gerçek bir halk çocuğu olarak biliyorduk...

O vakit sizin anlayışınızla tecavüzcü, katil, cani, gaspçı, talancı...   "halk çocuğu" ise, 

Bu durumda sizin duruşunuz ne oluyor?


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

24 Kasım 2014 Pazartesi

Bir İlki Yaşadım...





















Bugün 24 Kasım 2014...


Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği bir görevi sürdürüyorum... Ve bugün sınıfıma girdiğim an da çocuklarım bağırıyor..

"Öğretmenler Günü'nüz kutlu olsun öğretmenim".. Bu çığlıklar arasında onlara nasıl bir karşılık vereceğimin heyecanıyla başladım anlatmaya;

Öğretmen nedir?

Bize her şeyi öğreten...

Evet doğru; ancak bize her şeyi öğreten bir kişi oldu... Kimdi o çocuklar?

Hep bir ağızdan;

ATATÜRK!

Eveeet...

Bize bugünümüzü, özgürlüğümüzü, medeni ve çağdaş yaşamımızı sağlayan Büyük Önder Mustafa Kemal ATATÜRK. İşte o sebeple o, bizim BAŞÖĞRETMEN'imiz...

Pekii...

Biliyor musunuz, Atatürk biz öğretmenlerden ne istedi?

"Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller" yetiştirmemizi.

...


Ve...

Bugün bir ilki yaşadım...

Bir velim bana belge düzenlemiş.. Gözlerime inanamadım...

Ne mutlu bana... Böyle bir belgeye sahip oldum...

Ve yine susmayan telefonumdan gelen sesler, mezun ettiğim öğrencilerim ve onların aileleri...

Herkese kucak dolusu sevgilerimle...


:)

Daria TOHUM













Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

"Öğretmenler Günü"müz Kutlu Olsun...


















"Öğretmenler, sizin başarınız, Cumhuriyetin başarısı olacaktır." 25.08.1924, Öğretmenler Birliği Üyelerine,  Mustafa Kemal ATATÜRK

Aydınlık yarınlarımızın  ve Cumhuriyet'imizin yılmaz neferleri olan değerli öğretmenlerimizin "Öğretmenler Günü" kutlu olsun...

:)

Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S

18 Kasım 2014 Salı

Geçmişin de "PAK" Değil...




"Kürtler yeni bir parti kurdu, " PAK" ismiyle bugün kuruluş dilekçesi verilen parti Türkiye'yi bölerek bağımsız Kürt devleti kurmayı amaçlıyor. 

Kürdistan Özgürlük Partisi (Partiya Azadiya Kurdistanê- PAK) slogan olarak da "Kürdistan, hemen şimdi" sözünü belirledi. Kurucu başkan da niyetlerini açıklıkla ifade etti;
"Bağımsız Kürt devleti". 17 Kasım 2014


Kürdistan Teali Cemiyeti, Kürt Teali Cemiyeti:

30 Aralık 1918 tarihinde Dahiliye Nazırlığına verilen bir dilekçe ile  İstanbul'da kurularak, doğu illerinde şubeleri açılan bağımsız bir Kürt devleti kurulması amacı güden cemiyet. Cemiyetin adı, Kürdistan yükselme derneği...

Bu cemiyetin, İngiliz devlet yetkilileri ve Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile ilişkileri bulunmaktaydı. Atatürk, cemiyetin amacının, yabancı devletlerin himayesinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak olduğunu belirtmiştir.

1921 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından alınan bir kararla cemiyetin faaliyetlerine son verildi.


Kürt Teali Cemiyeti bildirisi, 31 Mart 1920, Peyam-ı Sabah gazetesi

"Kürt Teali Cemiyeti, Hürriyet ve İtilaf Fırkası ve İngiliz Muhibleri Cemiyeti ile işbirliği içindeydi. Derneğin başkanı Seyit Abdülkadir Âyan üyesidir ve hem İstanbul Hükümeti hem de İngilizler ile işbirliği içinde İngiliz çıkarları ile örtüşen ayaklanmalara önayak olmuştur."

Ayrıca...

"Kürdistan Türkiye'den tamamen ayrılıp bağımsız olmalıdır. Ermeniler ile Kürtlerin çıkarlarını bağdaştırabiliriz. İstanbul'daki Kürt Klübü Başkanı Seyit Abdülkadir ve Paris'teki Kürt delegesi Şerif Paşa hizmetimizdedir." faaliyetleriyle Millî Mücadeleye karşı çalışmalarıyla tarihe geçmiştir.

Diyeceğim...

Dün yaşanılanlar, bugün tekrar sahnelenmek isteniyor..

Dolayısıyla... "Tarih tekerrürden iberettir" demek isterdim ancak,

ÂKİF'in o can alıcı öz'lü dizeleri aklıma geliyor:

"Gecmişten adam hisse kaparmış.. Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye ta'rif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?.."

Mehmet Âkif ERSOY



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

13 Kasım 2014 Perşembe

"Sokak Eşkıyaları" Öyle mi? -2-













"ABD Savunma Bakanlığı Pentagon Sözcüsü Steve Warren, Pentagon'da basın mensuplarının Eminönü'nde bir grubun 3 Amerikan askerinin başına çuval geçirmesiyle ilgili soruları yanıtladı. Saldırıyı "çirkin ve rahatsız edici" olarak tanımlayan Warren, saldırıyı düzenleyenlerle ilgili "görünen o ki sokak eşkıyaları" ifadesini kullandı." 13 Kasım 2014


Vay be.. insanın kendi vatanını savunması ne zamandan beri "çizgiyi aşmak", şiddet", tehdit" kavramlarına denk getirilmeye başlanmış?

Tehdit mi?

Asıl tehdit sizsiniz, siz!

Mazlum milletlerin canına okudunuz be...

Coğrafyamızda öldürmedik insan, sakat bırakmadık tek bir kişi bırakmadınız!

Yetmedi, insanların mahremiyetlerine girerek değerlerini çiğneye çiğneye ortada insanlık namına bir şey kalmadı!

Yetmedi, insanların topraklarını çölleştirdiniz, neresi verimli ise orayı talan ettiniz...

Tecavüzler gırla gitti..

İnsana, hayvana, doğaya, bitkiye, birikimlere, değerlere, ahlak'a, inanç'a, din'e, dil'e, tarih'e..

Her şeyin içine ettiniz be...

Şimdi kalkmış "sokak eşkıyaları" diye, "mazlum" rolûne giriyorsunuz, öyle mi?

Sokak eşkıyalığının daniskasının tarihini yazdınız, haydutlukta sınır tanımayan şeytan'i plânlarınızla karıştırmadığınız yer kalmadı..

Evet, bu konuda şüphe duymayın. Zira biz genlerimizin derinliklerinden gelen misafirperverliğimizle,

Yunus Emrelerden, Mevlanalardan  gelen hoşgörü anlayışımızla, dünyada eşsiz bir milletiz.. Dolayısıyla, burada  yanılmıyorsunuz..

Diğer taraftan, haklısınız.. Söylediğiniz üzere şüphe duyun canım... Zira o genç askerleriniz misafir değil, aleni İŞGALCİ  işte..

Vatansever Türk gençliğinin o pırıl pırıl yiğit'lerine, "sokak eşkıyası" diyorsunuz ya... O eşkıyanın daniskası sizsiniz...

Siz değil misiniz, "PKK'ya silah yardımı yaptık" diyen!

Dolayısıyla o verdiğiniz silahlarla daha yakın geçmişte hamile eşinin yanında sırtından alçakça kurşunlanarak öldürülen Türk askerine yapılan vahşetin sahibi kim? Üstelik o Mehmetçik, kendi vatan toprağında ikamet eden Türk askeriydi..!

Okyanusları aşıp, bu topraklara hücum ederek gelen işgalci askerleriniz Irak'ta milyonları öldürdü, Suriye'de öldürdü, Libya'da öldürdü, Afganistan'da, Mısır'da öldürdü, ülkemde öldürdü... Bunlar eşkıyalık, saldırganlık  olmuyor, kendi vatanını dolayısıyla da  mazlum milletleri savunan, ülkesinin işgaline karşı çıkan vatansever çocuklar "eşkıya" oluyor öyle mi?

Öte yandan bağımsız bir ülkenin bayrağını, okulunu yakan, kurucu önderinin büstlerini yıkan, coğrafyamızı kendi isteğiniz doğrultusunda parçalayarak  "yeni" haritalarla bölge halkalarına köle olmayı şart koşan  dayatmalarınıza boyun eğmemizi istiyorsunuz, öyle mi? Ve bunun  adı da "misafirperlik" ve "hoşgörü" olacakmış öyle mi?

Hadi oradan...


Sahi.. Siz ne bekliyordunuz ki? 

Irak'ta düşündüğünüz gibi çiçeklerle karşılanmak mı, yoksa "biji serok Obama" çığlıkları  atan haysiyetsizler gibi mi karşılamalıydık işgalci askerlerinizi?

Bizim misafirperver, hoşgörü sahibi olduğumuz gibi, bir o kadar da ülkesini ve vatanını seven  insanlar olduğumuzu da iyi bilin...

Unutmayın ki... 

ATATÜRK'ün kanla kurduğu bu CUMHURİYET,  dünya var oldukça, yıkılmamak üzere sapasağlam TÜRK GENÇLİĞİnin koruması ve kollaması altında.. 

Diyeceğim...

Atatürk gençliği Ata'sından aldığı emaneti   şerefle, şanla, gururla yüceltmeye ant içti...


Dolayısıyla...

Bu bir protesto ve bu, mazlum ülkelerin en doğal hakkı...

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!




Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

"Sokak Eşkıyaları" Öyle mi? -1-

























Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927







Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

























12 Kasım 2014 Çarşamba

ZEYTİN






"O gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, -hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Herbiri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah'ın varlığını gösteren) ibretler vardır." En'am Sûresi, 99. Ayet




Hani "zeytin gözlüm" diye başlayan şarkıda olduğu gibi..
Sevdiğinin gözüne  benzetecek kadar kıymet verdiğimiz ZEYTİN...


Zeytin ağacından tüm kutsal kitaplar söz eder.  Zeytin kelimesi Kur'an-ı Kerim'de 6  defa geçmekte ve 'kutsal ağaç' olarak bahsedilmektedir. Tevrat ve İncil'de zeytin sözcüğü 140 kez geçer.

"Zeytin ağacı, bereket, barış, akıl ve olgunluk sembolü olduğu noktasında buluşmaktadır. Zeytin ve zeytinyağının eski Mısır uygarlığında yaygın bir kullanımı söz konusudur. Zeytin bitkisi, İncir, hurma, üzüm ve nar ile birlikte tüm semavi dinlerde adı geçen 5  meyveden biridir. Kutsal kitapların hepsinde zeytinden bahsedilmesi, Nuh'un gönderdiği güvercinin bir zeytin dalı ile dönmesi.

Zeytin ağacına zarar verenler ölümle cezalandırılmaktaydı. Olimpiyat şampiyonaları zeytin yaprakları ile taçlandırılmaktaydı. Zeytinyağının dinsel törenlerin kutsal lambalarında yakılmaktaydı. Kralların ve yeni doğan bebeklerin kutsanmasında kullanılmaktaydı. Zeytin ağacı akıl ve zaferin, zeytin dalı barışın, zeytinyağı da saflık ve sadeliğin sembolü sayılmaktaydı."

Ve..

Lorenzo'nun Yağı 1992 yapımı bir film...

Yaşanmış bir öyküden alınan filmin konusu, bir anne ve babanın, amansız bir hastalık olan ADL'ye (adrenolökodistrofi) yakalanan oğulları Lorenzo'yu ölümden kurtarma çabalarını anlatıyor...

Filmin sonunda, tıp profesörlerinin bulamadığı sonuca erişerek Lorenzo'yu ölümden kurtaran MUCİZEyi, 'ZEYTİN'YAĞI ile gerçekleştiren anne ve babanın verdikleri mücadelenin mutlu sonuyla  biter.



Diyeceğim... 

1919  Kurtuluş Savaşı yıllarındaki Yunan işgalcilerinin Türk halkına yaptığı mezalimi hatırlatan o (Soma'daki köylülerin mücadelesi)  görüntülerle, Soma zeytin katliamındaki, "ZEYTİN"in tarihsel yeri ve önemi böyle bir şey..

Hâl böyleyken... Biz de yakmaya, yıkmaya devam edelim... 


"O, çardaklı, çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (herbiri) birbirine benzer ve (herbiri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez."  En'am Sûresi, 141. Ayet

"Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır. " Nahl Sûresi, 11. Ayet



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)