13 Şubat 2018 Salı

Bu Coğrafya Bizim!



Birisi 250-300 yıllık bir geçmişe sahip,

Ötekisi 70 yılık bir maziye sahip olan haydut yönetimler...

Şimdi gelmişler, kadim  maziye sahip, binlerce yıllık devlet geleneği olan milletlere parmak sallayıp eşkiyalık yapıyorlar., iyi mi!

Kim bunlar?

Birisi, tüm dünyaya kendi dillerini ve kültürlerini empoze etmekle işe başlayan sömürgeci  ve de dünyanın başına bela olmuş anglosakson İngiltere ve ABD.

Diğeri, İngiltere, Fransa ve Amerika'nın  başını çektiği emperyalist haydutların müslüman coğrafyasına monte ettirdiği İsrail.

Peki bu coğrafyanın gerçek sahipleri kimler?

Köklü geçmişiyle Farslar, yani İran ulusu. 

Diğeri tarihi, medeniyeti, dili, birikimi, deneyimiyle devlet geleneğine sahip Türkler, yani Türk ulusu.

Ötekisi Slav ırkından Ruslar.

Ve...

Arabistan yarımadasının sahiplerinden Suriye, Irak...

Bak arkadaş, karşında daha önce Osmanlı'ya kabul ettirdiğiniz ancak, Musatafa Kemal ATATÜRK'ümüzün önderliğindeki TÜRK ulusunun yırtıp attığı SEVR'i, bugün tekrar Büyük Türk milletine dayatıyorsunuz!..

Kurtluş Savaşı'nda olduğu gibi bugün aynı kararlılık ve azimle cephede Mehmetçiklerimiz canları pahasına vatanımızı emperyalizme ve siyonizme karşı savaşmaktadır.

O sebeple  size bu coğrafyayı bir kez daha dar edecek olan,

Kararlı, cesur Türk milletidir.

Ne mutlu Türk'üm diyene!




Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

11 Şubat 2018 Pazar

Ne Güzelmiş...



"BİZ KİMDİK BİLİYOR MUSUNUZ?

Kesme şekeri ilk gördüğümüzde, buna nasıl şekil vermişler de böyle olmuş diye heyecanlanan çocuklardık biz.


Bir gün benim de bir uçan balonum olsa diye hayaller kurarak uykulara dalan hüzünlü çocuklardık biz.

Karnemize zayıf düşürdüğümüzde, ailemize bunu nasıl izah edeceğiz diye yüzü kızaran çocuklardık biz.

Ahizeli telefonlara kimin aradığını bilmeden, herkesten önce ilk alo’yu diyebilmek için koşan telaşlı çocuklardık biz.

Siyah beyaz televizyonlar ile gördüklerimizin rengini hayal eden, yayın bitince okunan İstiklâl Marşımızı duyduğumuz anda yattığımız yerden ayağa kalkıp saygı duruşu yapan onurlu çocuklardık biz.

Doğum günlerimizde kendisine kitap armağan edilen, gazetelerden günlerce kupon biriktirilerek sahip olduğumuz Temel Britannica, Meydan Larousse, Gelişim Hachette gibi merak ettiklerimizi öğrenmeye çalışan ansiklopedi çocuklarıydık biz.

Uzaktan kumandalı televizyonla ilk tanışmamızda oturduğumuz yerden sadece 3-5 kanalı değiştirebildiğimiz halde mutlu olan mütevazı çocuklardık biz.


Belediye otobüslerinde, hamile, yaşlı teyze ve amcaları gördüğümüzde yerimizi onlara vermek için ayağa kalkan merhametli çocuklardık biz.                                         

Bayramlarda bizleri lavabo pompası gibi öpen teyzelerin verdiği mendilleri, harçlık veren amcaları, dedeleri özleyen, kazandığımız paraları , gençlik parkındaki "çarpışan otolara binerek harcanan" çocuklardık biz.


Kışın soğuklarında pekmez ile tahini karıp yiyen, üşümemek için içimize yünlü içlik giyen garip çocuklardık biz.


Sokaklarda gazoz kapağı toplayıp, mektup pullarından koleksiyon yapan, akşam ezanı okundu mu "dayak yememek için evlere koşan" çocuklardık biz.


Sütü bakkaldan alamayıp, hafta sonları mahallenin sütçüsünü elimizde tencerelerle bekleyen, sonra o sütü kaynatıp üzerindeki kaymağı afiyetle yiyen, komşudan aldığımız maya ile o sütün yoğurt olmasını bekleyen sabırlı çocuklardık biz.


Kışlık kazaklarımızı güveler yemesin diye bolca naftalinleyip valizlerde eşyalarını saklayan umutlu çocuklardık biz.

Komşu apartmanların meyve ağaçlarına gizlice çıkan, dalından meyve yemenin zevkini çıkartan ama yaptığıyla da utanan, içinde Allah korkusu olan çocuklardık biz.

Bizden bir yaş dahi büyüklerimize abi, abla diyecek kadar saygılı olan çocuklardık biz.

Mahallemizde kızlarla erkeklerle toplaşıp yakan top, yedi kiremit oynayan, küfür etmeyi bilmeyen centilmen çocuklardık biz.

Evde çorba diye sadece tarhana ve mercimek çorbası içen, dışarıda domates çorbasının üstüne kaşar serpildiğini gördüğünde sündüre sündüre o çorbayı içmeyi beceremeyen masum çocuklardık biz.

Çikolatanın tadını bayramdan bayrama bilen, pötibör bisküvi arasına sade lokumu bastırıp pasta niyetine afiyetle yiyen mutlu çocuklardık biz.

Mahallemizden geçen macuncu, simitçi, pamuk ve elma şeker satıcılarını gördüğümüzde heyecanlanan yokluğu bilen çocuklardık biz.


Siyah önlükleri, beyaz yakaları olan, sabahları okulda Andımızı bağıra bağıra söyleyen vatansever çocuklardık biz." İnternetten Alıntıdır.


Ne güzelmiş...




Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

8 Şubat 2018 Perşembe

Biz Millîyiz, Adımız Türk!


Almanya da nazilerden kaçıp 1940-60’larda İstanbul Üniversitesinde görev yapan Türk dostu Prof. Neumark'ın Türk milleti hakkında söylediği düşüncesi,

"Sizler farkında değilsiniz; ama onlar şu gerçeğin farkındadırlar. Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz." 

Dolayısıyla...

Milletimizin adı ne?

Türk Milleti.

Devletimizin adı ne?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti.

Meclisimizin adı ne?

Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Bayrağımızın adı ne?

Türk Bayrağı.

Ordumuzun adı ne?

Türk Ordusu.

Silahlı kuvvetlerimizin adı ne?

Türk Silahlı Kuvvetleri.

Emniyet güçlerimizin adı ne?

Türk polisi.

Kızılay'ın adı ne?

Türk Kızılayı.

...

Gelenek ve göereneklerimizden bahsederken nasıl adlandırıyoruz?

Türk adetleri...

Dilimiz ne?

Türkçe.

Edebiyatımız?

Türk edebiyatı.

Sanatımız?

Türk filmi, Türk sanatçıları.

Türk tiyatroları...

Müziğimiz?

Türk müziği.

Türk sanat müziği,

Türk halk müziği...

Bankalarımız?

Türk bankaları.

Dünyada marka olmuş, hava yolumuz?

Türk Hava Yolları.

Yine marka olmuş haberleşme sistemimiz?

TÜRK Telekom.

Dünyaya marka olmuş lezzetlerimizin başında ne geliyor?

Türk lokumu, Türk baklavası, Türk kahvesi...

Dünya mutfağında yerimiz?

Türk mutfağı.

Marka olmuş isimlerden,

Türk hamamı.

Tüm kamu kurum ve kuruluşlarımızın başına hangi kelime geliyor?

TÜRK.

Meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları kendilerini nasıl tanımlar?

Türkiye Futbol Federasyonu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türkiye Yazarlar Birliği....

Dışarıda nasıl tanımlanıyoruz?

TÜRK.

Nüfus cüzdanlarımız, evlilik cüzdanlarımız ve diğer kimliklerimizin tabiiyeti nedir?

TÜRK.

Türk milleti ne diyor?

Varlığım TÜRK varlığına armağan olsun...

O sebeple... 

"Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına TÜRK milleti denir." tanımıyla birliğimizi, bütünlüğümüzü simgeleyen TÜRK adı ile gurur duyuyoruz!

Ne mutlu Türk'üm diyene!




Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

7 Şubat 2018 Çarşamba

TÜRK Tabipler Birliği




Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuranlar ve Türkiye'nin gerçek aydınları  Türk milliyetçileridir, NOKTA. 

Zira...  Kurtuluş Savaşı yıllarından  gerçek anlamda bir Türk milliyetçisi ve aydını olan tıbbiyeli Hikmet'in eylemini okuyunca insanın tüylerini diken diken eden, bugün yaşananlara da tokat gibi cevap niteliğindeki tarihi bir kesiti aynen paylaşmak isterim;

"Hikmet Boran 1901-1945; Balıkesir'in Savaştepe bucağında doğmuştur. Posta-Telgraf memurlarından Hakkı Bey’in oğludur. Ailesi Abhazya'dan sürülerek Çerkez göçmenleri arasında Trabzon'a gelmiştir. 1922 yılında askerî Tıp Fakültesi'nden mezun olmuştur. Orhan Boran'ın babasıdır.

Ancak 31 delegenin katıldığı Sivas Kongresi’nde, Mustafa Kemal'e hitaben yaptığı konuşması ile tanınmıştır. Hikmet Boran, Millî mücadele sırasında İzmir'e giren ilk birlikte subay olarak görev almıştır. Mustafa Kemal'in, eserini emanet ettiği, Türk Gençliğinin aynasıdır.
Hikmet bey; savaş yıllarından sonra hayatını genel cerrah olarak sürdürmüş, yakalandığı veremden kurtulamayarak genç yaşta vefat etmiştir.


1919'un Mart ayında, İstanbul'da, Mektebi-i Tıbbiye-i Şahane, İngiliz birlikleri tarafından işgal edilmişti. Tıbbıye öğrencileri, okulu kurtarmak için çare aramaktaydılar. Okulun kuruluş yıldönümü olan 14 Mart'ı topluca kutlamaya karar verdiler.




Asıl maksatları işgal kuvvetlerine karşı ayaklanmaktı. Aynı gün, tıbbiye 3. sınıf talabesi olan Hikmet Bey önderliğinde büyük bir gösteri yaparak okulun iki kulesi arasına büyük bir Türk Bayrağı astılar.

Bunu gören işgal kuvvetleri, olaya müdahale ettilerse de durduramadılar. Bu sebeple 14 Mart, tıp camiasının emperyalist güçlerin karşısına resmen çıkışının yıldönümü ve bugünkü Tıp Bayramı'nın sebebini oluşturdu.


Sivas Kongresi toplanmış; ancak bazı delegeler Amerikan mandasınınn kabul edilmesini konuşmaya başlamışlardı. Mandacılık demek bağımsızlığı kabul etmeden bir devletin himayesi altına girmek demekti. Sivas’ta Temsil Kurulu’nun kaldığı lise binasında, 9 Eylül 1919 gecesi manda konusu yeniden tartışıldı ve Tıbbiyeli Hikmet, Mustafa Kemal’e mandayı kabul edemeyeceğini belirtti. Bu olaya tanık olan Mazhar Müfit Kansu anılarında şöyle anlatır:

"... Hikmet isminde Askeri Tıbbiye talebesi ve Sivas Kongresi’nde Askeri Tıp talebesi delegesi olan bir genc, İstanbul efendi ve paşalarına vatanseverlikte, memleketçilikte, milliyetçilikte rehber ve örnek olacak ölçüde doğru düşünce, millî inan ve imanın sahibi bulunuyordu. Bu genç de Paşa’nın odasındaydı. Sanki birdenbire ateş ve heyecan kesilmiş olarak, yüksek sesle:


"Paşam, murahhasi bulundugum Tıbbiyeliler beni buraya istiklâl davamızı başarmak yolundaki mesaiye katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun siddetle red ve takbih ederiz. Farzi muhal, manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i "vatan kurtarıcısı’ değil, ‘vatan batırıcısı’ olarak adlandırır ve tel’in ederiz," diye bağırdı.

Bu gencin yürekten kopup gelen bu sözleri karşısında birçoğunun gözleri yaşarmıştı. Mustafa Kemal Paşa da muteheyyic olmustu. Heyecanlı bir sesle:

"Arkadaşlar gençliğe bakın, Türk Millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin" dedi sonra da Hikmet Bey’e dönerek "Evlat, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz, ekaliyetle kalsak dahi mandayı kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez:

Ya istiklâl ya ölüm!"

Tıbbiyeli genc, hemen yerinden fırladı:

"Var ol Pasam..." diyerek Mustafa Kemal’in elini öptü.

Kongrede Türk münevver gençliğinin olduğu kadar daima ileri ve inkilapçı fikirlere alemdarlık etmiş, Tıbbiye’nin de mümessili olan ve askeri uniformasıyla kongreye iştirak eden bu biricik gencin de Mustafa Kemal alnından öptü."



Bugün... 

Türk milletinin ve Cumhuriyetimizin gururu Prof. Dr. Aziz SANCAR. 

Mardin'in Savur ilçesinde, okuma yazma bilmeyen ancak eğitime önem veren sekiz çocuklu bir ana babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Kendisi, İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Yurtdışında yaptığı çalışmalarla Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi'ne kabul edilen  ve Türklüğüyle gurur duyan Türk'tür.

Buna karşılık yabancı basında bilimi bir kenara bırakarak  ırkçılığı öne çıkaran "Kurdish scientist wins the prize" yazanların aksine Prof. Dr. Aziz SANCAR verdiği bütün söyleşilerde   Atatürk'ün yüceliğinden, Türklüğün ve Cumhuriyetin erdemlerinden bahsetmiştir.



Dolayısıyla...

Türk demek, tam bağımsızlık demektir! 

Türk demek, emperyalizme karşı mücadele demektir! 

Türk demek, mazlum milletlerin yanında olmak demektir! 

Türk demek, sömürüye karşı başkaldırmak demektir! 

Türk demek, vicdanın sesi demektir!

O sebepledir ki,

Türk Tabipler Birliğinin özü,

Sivas Kongresi'nde mandayı kabul etmeyeceğini haykıran tıbbiyeli Hikmet Boranlardır. 

Ve o ruhun devamı...

 Prof. Dr. Aziz SANCAR'ın "Türk'üm" diyerek Türklüğün biyolojik bir yapı olmadığı gerçeğiyle,

Milliyetçilik duygusunun  çalışmalarında kendisine övünç kaynağı olduğunu çeşitli defalarda dile getiren,

Ve  bu olguyla bilimsel anlamda ki sesimiz olan Prof. Dr. Aziz Sancarlardır, Türk Tabipler Birliği.

O sebeple  demem o ki,

"Beni Türk hekimlerine emanet ediniz"...

Ne mutlu Türk'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

2 Şubat 2018 Cuma

"Namus Günüdür"




"Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın."

Josip Broz Tito, ölümünden 2 yıl önce, 12 Mart 1978’de, Yugoslavya’nın kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmasında,

"Ülkemiz kristal bir küredir. Ben Joseph Broz Tito, bu küreyi ellerimle tutarak değil, alttan nefesimle üfleyerek havada tutuyorum. Umarım benim nefesim tükendiğinde de birisi gelip bu görevi benden devralır. Yoksa kristal küremiz yere düşer ve tuzla buz olur. İşte o zaman dünyanın kaderinin korunması görevi başka bağlantısız ülkelere kalır. Dünyanın geleceğinin korunması Anadolu’ya düşerAnadolu’da Kemalistler tarafından kurulan devletin temel özelliği bağımsızlıktır. Bu yüzden Anadolu, dünyanın kaderini kurtarma görevini omuzlarına alır" demiştir.

"Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!"

2018 itibariyle, "Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir." diyen Kurucu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'ün askerleri ve bu ruhla mazlum milletlere örnek olmuş  Yüce Türk Ulusu, "dünyanın kaderini kurtarma görevini" bir kez daha yedi düvele karşı  kanı ve canı pahasına rağmen üstlenmiştir!

Dolayısıyla...

Emperyalizmin sömürüsü altında inim inim inleyen halkların örnek aldığı Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun  kurmuş olduğu  ve felsefesi tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti, dün olduğu gibi bugün de  emperyalist güçlerin hedefindedir...

Bu minvalde hedef alınan ülkemiz ve ulusumuz başta olmak üzere ezilen ulusları ve ülkelerini, etnik ve mezhepsel kökenler üzerinden kan gölüne çevirdiler.  Hal böyle olunca tarihe not düşen Tito'nun "Anadolu" ve "Kemalistler"  tespiti şu anda yaşadığımız savaşla bire bir örtüşmüyor mu?

Öte yandan...

"Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak."

 Vatan topraklarımıza -Kilis'e, Reyhanlı'ya- düşen bombalara rağmen; Yüce Türk ulusu vatanını canı pahasına koruyarak asla terk etmeyeceklerini tıpkı 1919'da  Kurtuluş Savaşı'nda, düşmana aman vermeyen Gaziantepliler, Şanlıurfalılar, Kahramanmaraşlılar...  gibi sahip çıkacaklarını, bir kez daha dünyaya gösteriyorlar.

"Karayılan der ki, harbe oturak  
Kilis yollarından kelle getirek  
Nerde düşman varsa orda bitirek  
Vurun Antepliler namus günüdür."

Bu şanlı ruhu  gururla yazmanın mutluluğunu yaşıyorum...

Hani Milli şairimiz Mehmet Akif'in  Milli Marş'ımız için yazdığı dizelerin hakkını veren Yüce Türk ulusumuzla ve onun bağrından çıkan Şanlı Türk ordumuzla ne kadar gurur duysak azdır!


Demem o ki...

"Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklal."

Dolayısıyla İstiklal Marşımızın her bir dizesiyle Yüce Türk milletinin ruhunu yansıtan, karakterini harfiyen anlatan ve dünyada eşi benzeri olmayan bir kahramanlık destanı olduğunu, bir kez daha kanıtlamıştır...

Bu vesileyle,

Yedi düvele hatırlatılır... 


Ne mutlu Türk'üm diyene!




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

25 Ocak 2018 Perşembe

Siz Kimsiniz?!..




Mehmetçiklerimizin  Zeytin Dalı Harekatı üzerine,

AB: "Son derece endişe duyuyoruz"

ABD: "Tansiyonu düşürün, askeri operasyonu sınırlı tutun" 

Bu cümleler dışarıdan -yani bizi bölmek isteyen düşmanlık yapanlardan-  geliyor..

Bir de içimizden gelen ihanet sesleri var:

"Ülkemizde ve bölgemizde savaş değil sulh ve sükûn istiyoruz. " diyerek, ekmeğini yediği, havasını soluduğu, toprağına bastığı, kaymağından yararlandığı milletine ve vatanına karşı duruş sergileyen sözde "aydın"larımızdan...


Vay arkadaş...

Bu fakir milletin masum evlatları, masum yurttaşları orada burada bombalar altında can verirken, minicik bebeleri katledilirken, gencecik öğretmenleri hunharca şehit edilirken, bayrağımıza saldırılırken, ormanlarımız yakılırken... bu bizim çakma "entellektüel"lerimiz neredeydiler acaba? 

Ve yine, Bu milletin tarihine saldırılırken, değerleriyle alay edilirken, dişinden tırnağından artırarak oluşturduğu birikimleri  yakılıp yıkılırken  neredeydiler?

Mesela...

Bölgemizde milyonlar katledilirken, milyonlar vatanlarından göçe zorlanırken, ülkeler işgal edilirken, halklar zulme uğrarken,

Sizler "aydın" olarak,

 AB ve ABD'ne milyonlarca masum insanlar adına bir tepki mektubu yazdınız mı?

Hani "milyonlarca insanımız adına" konuşmuşlar ya...

Allah aşkına benim adıma konuşmayınız!!! Siz benim "aydın"ım filan değilsiniz! Zira bu masum halkın içinde hiç olmadığınız gibi kibirinizle bu halkın sorunlarını ve onların ruhunu da hiç anlamadınız. Dolayısıyla bir eliniz yağda bir eliniz balda dayamışsınız sırtınızı emperyalist güçlere... İki de bir de, "biz aydınlar adına" diye bizim adımıza konuşup "fitne" nakletmeyiniz!

O sebeple bizi de aptal yerine koymaya kalkmayın! Zira emperyalistlerden aldığınız talimatlarla  bizleri hem huzursuz hem de mutsuz ediyorsunuz!


Öte yandan...

"Yoldaş:

1.Yola birlikte gidenlerden birine göre öteki, her biri, yol arkadaşı.
2.Arkadaş, dost."

Dolayısıyla...

Milyonların kalbine taht kurmuş ebedi ve ezeli önderimize, kurucumuza, "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" söylemimizi  beğenmeyip burun kıvırarak yine bizim adımıza konuşuyorsunuz ya...

Neymiş efendim,

"Mustafa Kemal'in yoldaşı"ymış bu entel danteller.. 

Siz kimsiniz be!..

Hangi özelliğinizle? 

Hangi mücadelenizle? 

Hangi cephede savaşmışlığınızla?

Hangi gazi ünvanınızla? 

Hangi birikiminizle?

Hangi devrimlerinizle?

Hangi devlet kurmuşluğunuzla?

Hangi yakınınızın vatan-millet aşkına "şehit" olmuşluğuyla, Atatürk'ümüzün "yol arkadaşlığı"na kendinizi layık görüyorsunuz? 

Siz ancak şehitlerimizin sayesinde var olan vatanımızın ve devletimizin nimetlerinden yararlanıp, sonra da ahlâki bir duruş sergilemeden yoksun, kendi halkına yabancı, düşmana yakın durmaktan öteye geçememiş, karanlığımızsınız!

Zira devletimiz ve milletimiz sizlere yeterince imkan tanımışsa, sağlık, eğitim, iş ve dahalarını sağlamışsa, bu bolluk arasında kendinizden geçip de bölücülük yapmak dolayısıyla da, düşmana aracılık yapmaya varan -bu anlamdaki- her türlü eyleminiz nankörlüktür! 

Demem o ki...  

Affedersiniz ama bu yapılanın adı amiyane tabirle, 

Yediği kaba pislemektir!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

24 Ocak 2018 Çarşamba