23 Temmuz 2015 Perşembe

"Ey Zavallı Vatanım"





Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran ve sahibi olan Türk halkı kimlerden oluşuyor?

Bu vatanın köylüsü, kentlisi, memuru, esnafı, işçisi, çalışanı çalışmayanı bu ülkenin sahibi, yani Türk halkı.

Dolayısıyla... 

Şimdi tarlada çalışan Mehmet Ağa; işinde gücünde devletin işlerini yürüterek halka hizmet veren memur Ayşe hanım; evini geçindirmek, karnını doyurmak peşinde olan, alın teri döken işçi, esnaf, sanatkâr..

O halde bunlar mı ülkemin orasına burasına bomba koyup kendi halkını, çoluğunu çocuğunu öldürüyor?

Bunlar mı kendi lokmasını teperek huzurunu bozuyor?

Irak parçalandı!..

Libya parçalandı!..

Suriye parçalanmaya çalışılıyor!..

Sıra geldi Türkiye'ye ve ardından İran'a

Ve...

PJAK, PYD, PKK, IŞİD...  "Tavşana kaç tazıya tut" misali... Yok aslında birbirlerinden farkı. Hepsi de Haçlı güçlerin paralı maşaları. Bölgemiz Batı'nın silahlandırıp donattığı bu tedhiş örgütlerince şekillendirilmeye çalışılıyor...

Peki ne zamana kadar sürecek bu tedhiş (savaş)?

Taa ki, Sevr'i yeniden kabul edene kadar!

Taa ki, ülkemiz paramparça olana kadar!

Taa ki, Türk halkı mezhepsel ve etnik köken anlamında ayrışıp birbirine düşman edilene kadar!

Taa ki, bu ülkenin ve bölge coğrafyasının yeraltı ve yerüstü zenginliklerini bu Haçlı güçlerin kontrolü altına geçene kadar!

Taa ki, güzel ülkem Yugoslavya gibi haritadan tümden silinip, parça parça kabile devletçikleri haline getirilene kadar!

E dolayısıyla...

Hani dün Reyhanlı'da bugün Suruç'ta bombalar patlayıp insanlarımız öldü ya...

Hani dünyadan bu olaylara "tepki" olarak sözde "çok üzgünüz" filan cümleleri geldi ya..

Hani timsah gözyaşı döke döke helâk olan sözde "dost"larımız var ya..

Hepsi de ellerini ovuştura ovuştura bugünleri yaşamanın keyfiyle, masa başında çizdikleri haritayı kabul ettirmenin savaşını veriyorlar.


 Bize gelince... 

"Ey zavallı vatanım
Neden böyle ağlıyor
Neden midir, çünkü ona
Evlatları bakmıyor" Nazım Hikmet


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

14 Temmuz 2015 Salı

Selâm Olsun Rizeli Teyzelere...












Karadeniz yaylalarından küreselcilere "YAYLA YOLLARI TÜRKÜSÜ"yle cevabımız olsun:

:))

Yayla yollarında yürüyüp gelin oy gelin.. 
Allı şalvarını sürüyüp gelin aman aman aman 
Ben varmam inekliye yoğurdu sinekliye 
Allah nasip eylesin omuzu tüfekliye 
Yayla yollarında biten naneler oy gelin... 
İnce belli kız doğurmuş anneler aman aman aman 
Ben varmam oralıya orada buralıya 
Allah nasip eylesin davullu zurnalıya 
Yayla yollarında menekşe açmış oy gelin... 
Sevdiğim o güzel dağlara kaçmış aman aman aman 
Ben varmam inekliğe yoğurdu sinekliğe 
Allah nasip eylesin omuzu tüfekliye

Buradan dinleyiniz

















Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Havlama...



"Spor, yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâ kavrayışı kısa olan kuvvetliler , zekâ kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun zeki, çevik aynı zamanda ahlâklısını severim." Mustafa Kemal ATATÜRK

Vallahi büyük Ata'm Allah'tan bu sözü sadece ve sadece sporcular için söylemiş... Yoksa Teknik Direktör Fatih TERİM hiç, "Havlayan köpekleri öldürün" filan gibi bir söz söyler miydi?

Haşa...

Dahası...

Millî futbolumuzun uluslararası spor faaliyetleriyle birlikte futbolcularımızı ve taraftarlarını  dünya gençleriyle birbirine kaynaşmasında, aralarında düzeyli mücadele ruhunun gelişmesinde "Fatih Terim ahlâkıyla ahlâklanmış" bir üstünlükten mahrum kalırdık vesselam!

Dolayısıyla...

Ahlâk savunuluculuğu böyle bir şey olsa gerek...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

9 Temmuz 2015 Perşembe

Vıcık Vıcık Ünlü Olmak













23 Temmuz 1995 yılında, iki kızıyla bilikte bir annenin Kumkapı'da alkollü bir lokantada eğlenirken bir grup kendini bilmezlerin tacizine uğrarlar. Kızlardan birisi lokantanın mutfağına girerek bulduğu bir bıçakla saldırganlardan bir tanesini orada öldürür... Derken olay bizim şahane  basının 3. sınıf haberleriyle adını duyuran  gazete, televizyon muhabirleri ve meşhur olmaya çalışan basit kadınların cinayet, arabesk tadında gelişen olaylar silsilesidir hafızalarda kalan meşhur "Kumkapı cinayeti" olayı.

Olayın baş kahramanı, Zeynep ULUDAĞ neredeyse kadınların Jeanne D'Arc'ı gibi gösterilmeye çalışılması da  ayrıca başlı başına bir olaydır...



Neyse...

 Z. Uludağ kısa bir süre hapis yattıktan sonra çıkar... Zira artık meşhur olmuştur, sahnelerde şarkı söyler, filmlerde oynar Z. ULUDAĞ.

Diğer taraftan öldürülen adamın karısı olan Gülten KIZILKAYA, iki çocuğuyla ortada kaldı nidalarıyla aynı şahane basınımız tarafından o da "ün"lendirilmeye başlanmıştır.  Zira başı kapalı  Gülten KIZILKAYA   önce başını açar, sonra televizyon programları filan derken...  gece kulüplerinde şarkı söylemek için boy gösterir.. Dolayısıyla o da "ün"lenmiştir...



Netice itibariyle bir cinayet olayının arkasından ortaya çıkan;  iki ünlü  kadın şarkıcı oldu, iyi mi!

Aradan geçen onca zamanda bu iki "ünlü" kadının şimdilerde ne yaptığı hakkında kimsenin bir fikri olmadığı gibi adları sanları da hafızalardan çoktan silindi gitti bile..

Ve yine...



Hezeyan içerisindeki bir toplumun ferdi olan ve onu "Semra Kaynana" olarak tanımamıza vesile olan şahane basınımızın yeni bir ünlüsüdür Semra YÜCEL 

Öyle ki, Washington Post'ta bile "hakkında makale yayınladı"...

 Oğlu Ata'nın ölümünden sonra Semra Kaynana önce  kitap yazdı, sonra kendini tiyatro sahnesinde denedi bu da olmadı bir süre evlendirme programı sundu...



Şahane basınımızın güzide kanalları bir süre sonra Semra Kaynanayı da yarı yolda bırakınca, şöhret basamaklarından aşağı apar topar düşüverdi diğer "ünlü"ler gibi...

Geçtiğimiz aylarda son bir gayretle  tekrar boy gösterdi basınımızda ve televizyon kanallarında Semra Kaynana. Ki, çekim yapılan stüdyoda vıcık vıcık olmuş  sayın ahalimizin arasından çıkan bir ses, Semra Kaynanaya:

"Sizi tekrar görmek çok güzel bir şey. Tabii sizin üzüntüleriniz bizi üzdü, üzüyor da..Tekrar sizi ekranlarda görmek istiyoruz, özlüyorum..." diyor

Dolayısıyla...

Tüm bu yaşanılan kepazelikler, nasıl bir toplum haline geldiğimizin küçük bir kanıtıdır aslında...  Ve ancak geri kalmış ülkelerde görülebilecek niteliktedir..

Ve dün...

"Mersin'in Tarsus ilçesinde öldürülen üniversite öğrencisi Özgecan Aslan'ın babası Mehmet Aslan, Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen 2. Geleneksel Ramazan Etkinlikleri kapsamında kızının adının verildiği Özgecan Aslan Meydanı'nda sahne aldı."

Haberini okuyoruz...



Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

6 Temmuz 2015 Pazartesi

"Oxi"jen


Yunanistan Başbakanı Çipras, "Bugün tarih sayfalarında bir yenisini açtık" dedi.


1947 yılında ABD Başkanı Harry Truman tarafından hazırlanan plân...

"Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır" Vikipedia.

Marşal yardımına Yunanistan ve Türkiye  sonradan dahil edildi. Daha sonra bundan sıkça ve övgüyle bahsedilmeye başlandı. Yapılan  yardımdaki malzemelerin ne kadar "kaliteli" ve "son teknolojik" ürünler olduğu sıkça tekrarlanarak insanların zihinlerine adeta "Amerikan mallarının ne kadar kaliteli ve üstün" olduğu yerleştirildi... Dağ taş ABD ürünlerinin reklamına terk edildi..

Dolayısıyla o gün bugündür Amerikan mallarına ilgi olağanüstü boyutta...

Neyse...

Hani şu meşhur türkümüz "Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem.." var ya.. İşte bu türkü o günlerde piyasaya sürülüyor...

Dolayısıyla Marşal Plânı doğrultusunda biz de ülke olarak nasibimizi aldık...

Zira,

"ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir. ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracaatını keşfetmiştir. Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır
(Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Toplum Yayınları, 1966).

Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır.

Türk insanı zeytinyağından soğutularak mısırözü yağına ve margarine alıştırılır. Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz. Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir.

Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman…” diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır.

Katı yağ/margarine mahkûm edilen halk, 20-30 yılda bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir. Basma giyen kadınlar, plastik giysilerle tanıştırılır…"

Prof. Dr. Kenan Demirkol


Eh...


Komşumuz Yunanistan'da Truman Plânı -Marşal yardımından- fazlaca büyük bir pay kapmış.. Onun içindir Truman'ın heykeli Atina'nın göbeğine dikilmiş...


 :)



Atina'da kendisi çok seneler önce İstanbul'da yaşamış Yunan bir bayan rehberle konuşuyorum:

Halk olarak maaşlarının düşüklüğünden oldukça muzdaripler. Dolayısıyla Çipras'dan da öyle çok umutlu değiller.  Zira onlara göre; zenginlere, "nereden buldun bu kadar parayı" demedikten sonra, işsizlik ve yoksulluk sorununun  çözüme kavuşamayacağını dile getiriyor. Ve de devam ediyor, "bizim merkez bankamız bile yok!"


Valla öyle dedi...

Tabii konu bir şekilde döndü dolaştı Türklerle olan münasebetlerine geldi. Kendileri, Türkleri çok sevdiklerini,  Yunan halkı olarak Türk halkıyla bir problemlerinin olmadığını ilave etti.  Hatta geçmişte yaşanan şu meşhur, "6-7 Eylül olayları"nda dayısını ölümden Türk komşularının kurtardığını, parası olsa İstanbul'da yaşamak için yeniden gitmek istediğini anlattı.

Diyeceğim...

Truman Plânıyla başlayan Marşal yardımı...

Derken, AB sömürüsü...

Gelinen nokta:

Üretmeyen ve tüketimi  esas alan ülke politikalarıyla iflas eden Yunanistan...

Bugün bu gerçeği bizzat yaşayarak gören Yunan halkı, dün yapılan halk oylamasında, kendi iradeleriyle bu sömürüye  baş kaldırarak; "OXI" dedi...

Ve...

Bu "oxi", hayat oxi'jeni oldu...




:)


Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

5 Temmuz 2015 Pazar

Bugüne Kadar Neredeydiniz?




"Çin zulmüne protesto"... 

İyi de... Yıllardır  burnumuzun dibinde  Müslümanlara ve Türkmenlere katliamlar gırla gidiyor... Dahası Kerkük'te, Felluce'de, Telafer'de, Musul'da ve Suriye'de şakır şakır Türkmenler boğazlanıyor, katlediliyor... Ve bu katliamlar geldi sınırımıza kadar dayandı...



Dolayısıyla...

Tüm bunlar yaşanırken... 

Neredeydiniz?!..


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.) 

2 Temmuz 2015 Perşembe

Kediler İçin Sokağa bırakılan Ciğer, İftar Yemeği Oldu!











Güya "Ramazan"ı yaşıyoruz...

Sevgili ağabeyimle telefonda konuşuyoruz...

Bir ara sert bir uyarıyla sohbetimizin bölündüğünü fark ettim. Zira ağabeyim birisini uyarıyor:

"Elleme bırak! O kediler için..." Ciğeri almak isteyen yaşlı adamcağız, "Başka sokaklardaki kediler için alıyordum" diyor.

Ağabeyim,

"Kalsın! Bak, kediler yiyor..."

Daha sonra konuşmasını devam ettiren ağabeyim,

"Tülay,  bu ciğeri biraz önce bir vatandaş bıraktı. Buna ben tanığım...

"Abi sinirlenme! Belki kendisi yemek için almak istemiş olabilir!.."

Daha sözüm bitmeden sevgili ağabeyciğim sızlanarak,

"Vallahi aklıma gelmedi... tüh!" derken,



"Tülay, karşımda bir kadın çöp konteynerini karıştırıyor... İnan ki içinden yiyecek arıyor..."

Bu arada bir yandan da resimlerini çekerek bana göndermeye başladı...

Bu iç sızlatan olaya uzaktan tanıklık etmenin sızısıyla, yaşanılanları sessizce dinliyorum.

Ağabeyim bu teyzenin yanına giderek başlıyor konuşmaya.

Konuşmaları telefondan dinliyorum:

"Annem dur! N'apıyorsun?

Teyze  kendine yarayacağını umduğu çerçöple doldurduğu pazar sepetine, bulduğu bir patlıcanı koyarken,

"Açız! Bu, benim imtihanım..." diyordu. Ve yine sözlerini kesik kesik sürdürerek,

"Akşam iftarda yiyeceğiz!"

Ağabeyim ona, bu akşam için ne yapmak istediğini soruyor...

Gururlu kadın, "Allah razı olsun kesinlikle bir şey istemiyorum!" dediğini
kendi kulaklarımla işittim. Dolayısıyla gerçek ihtiyaç sahiplerinin sergilediği o asil ve gururlu duruşuyla ağabeyime "red" cevabı verdi.

Ağabeyim:

"Annem bak, Allah birisine bir şey verecekse, başka birisinin aracılığıyla verirmiş. Onun için sen burada bekle! Sana domates, patates alayım burada bekle, şimdi geleceğim..."

Bu defa o onurlu teyzem,

"3 patates, 3 domates olsa yeter, fazla alma bozulur. Dolabım yok" diyor, iyi mi!

Bu cümleler insanın içini öyle acıtıyor ki...

Allah'ım hem de ramazan ayı içerisinde...

Hem de zengin iftar sofralarının gırla gittiği, televizyon kanallarının göstere göstere yemek tariflerinin verildiği bir dönemde...

Bu çöp konteynerlerinden  medet umarak oruç tutan insanların varlığını bilmek, gerçekten insanın yüreğini paramparça ediyor...

Allah bizden oruç tutmamızı isterken asıl amaç; aç insanların halini anlamamızı sağlamak değil midir?

Dolayısıyla, "Komşusu açken, tok yatan bizden değildir." felsefesi ne çabuk unutuldu?

Bu felsefeye bu manzara, öyle mi?

Çok yazık!


Ağabeyimin elini öpmeye kalkan bu onurlu ve gururlu teyzemin ağzından dökülen

"Benim adım Melek.. Sen Hızır mısın?" cümlesi gerçekten çok dokunaklıydı...



Ağabeyimin, marketetten çıkarken buranın önündeki toprakta yeşeren 5-6 ebegümeciyi de topladığını, ve bunun da "iftara yemek" olarak hazırlanacağı  sözünü aktarması, daha bir yaralayıcı...

Karınlarını doyurmaya çalışan bu  insanlardan sadece birine denk gelen teyzeyle yaşanılan bu  küçük ama, etkisi insan vicdanını derinden yaralayan, ve de tesadüfen telefonda tanık olduğum bu olayı sizlerle paylaşmakla yakın çevremizdeki "aç insan"ların varlığına dikkat çekmek istedim.

Dolayısıyla...

5 yıldızlı otellerde gösterişli iftar yemeğini zenginlere vermek yerine, bir yemek evinde hazırlatılan yemeklerin araçlarla ihtiyaç sahiplerine, yoksul semtlerin sokaklarına verilmesi çok daha iyi olacağı kanaatindeyim...

Ve ağabeyim,

 "Tülay o yaşlı adama bilmeden haksızlık yaptım! Allah bana bu yanlışlığı, çaresiz bir kadıncağızın kediler için konulan ciğer paketini, aynı yerden alırken hatırlattı.." diyerek telefonu kapadı..


Sevgi ve saygılarımla!


NOT: Bu olay İzmir/Karşıyaka'da  yaşanmıştır.



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)