20 Aralık 2014 Cumartesi

Bir Sen Eksiktin...




"Neo-barbarlık

CIA’nın işkence raporu, "demokrasi ve insan hakları" havariliği yapan ABD’nin ırkçı yüzünü bir kez daha deşifre etti. Altı bin sayfadan 528’i yayımlanan rapordaki kan donduran yöntemler, Washington’un onlarca ülkede kurduğu kiralık hapishanelerde barbarlıkta sınır tanımadığını gösteriyor. BM "sorumlular hesap versin" derken sivil toplum örgütleri, "Açıklananlar sadece buzdağının görünen kısmı" tespitinde bulundu."  Yenişafak, 11 Aralık 2014



Bu bir itiraf... Zira bu yöndeki haberler zaten çarşaf çarşaf basında yer aldı... Üstelik tüm bu işkencelerin  o utanç resimleriyle birlikte..

Dolayısıyla  hani, "Tüm insanların doğuştan hür ve eşit olduğu hakikati üzerine bina edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından, 10 Aralık 1948 tarihinde, ilan edilen ve her yıl bu günde sözde "İnsan Hakları ve Demokrasi" adına bol bol nutuklar atılıp, oraya buraya "özgürlük" getiriliyor ya...




















Eyy, dünyanın jandarmalığına soyunan Amerika! 

Ve 

Eyy.. demokrasi ve insan hakları savunucusu Avrupa!

N'oldu?!.. 

Bu hazırlanan rapora ne diyorsunuz?


Hani öyle komisyonlar kurup, komiserlerle, gözlemcilerle oraya buraya parmak sallayarak bizlere "insanlık" dersi vermeye kalkanları ve o sayfa sayfa raporları bırak, kendi hazırladığın o utanç rapora cevap ver!

Zira, sizi ne tarih, ne de insanlık affetmeyecek!!!

Öte yandan...

"KKTC Meclisi’nde kürsüye çıktı ‘Türk askeri tecavüzcü’...

KKTC’de Milletvekili Doğuş Derya, Meclis genel kurulundaki konuşmasında, sadece Türk tarafının değil, Rumların, Ermenilerin de kayıplar yaşadığını ve tecavüzlere maruz kaldığını" söylemiş. Dolayısıyla milletin vekili sandığımız kişi, bu güruhların korosuna katılmış, iyi mi?!

Vay be.. Ne inciler saçmış...

Hem de  tarihe "Kanlı Noel" diye geçen o katliamın yıldönümü arefesinde söylüyor bu sözde vekil...

Ne diyor:

"Ama kaybeden yalnızca biz olmadık. Bu ülkede bizden başka yaşayan insanlar da var Kıbrıslı Rumlar, Maruniler, Ermeniler de var ve bu insanlar da en az bizim kadar kayıp yaşadılar.  Bu insanlar evlerinden kovuldular, mülklerinden oldular, tecavüze uğradılar. Kilise ilk kez 74 yılında kürtajı serbest bıraktı. O kadar çok Kıbrıslı Rum kadın vardı ki tecavüze uğrayan." 


Görünen o ki, Vekil Hanım ve şürekası KKTC'nin değil, emperyalistlerin vekili... 

Hanım hanım... geçtim CİA raporunu.. 

Sen önce, öldürülenlerin  Türk olması münasebetiyle, insan hakları denildiğinde mangalda kül bırakmayan ve dünya kamuoyunca yeterince önemsenmeyen 21 Aralık'ta başlayan olaylarla,  24 Aralık  1963'te Lefkoşa'nın Kumsal semtinde Binbaşı İlhan'ın evinin banyo küvetinde ölü olarak bulunan eşi Mürüvet İlhan ve çocukları Murat, Kutsi ile Hakan'dan bahset! 

Sonra 23-25 Aralık tarihleri arasında, Rum-Yunan askerlerinin, savunmasız Türk halkına karşı, tarihe kara leke olarak geçmiş bulunan, insanlığa yakışmayacak şekilde işlediği cinâyetlerin hesabını sor! Sor ki, tarih önünde sorumluluğunu yerine getirmiş ol! Sonra da o süslü sözlerle mensubu olduğun ve Türk askerinin sağladığı "BARIŞ HAREKATI" sayesinde ekmeğini yediğin devletinin askerine ahlâksızca attığın iftiralarına karşın asıl özürü, Yunan'dan, Rum'dan iste... 



Hani diyorsun ya, 

"Federal tezden bakmak karşısındakinin hakikatiyle, acısıyla yüzleşmek demek. Belki utanmayı hatırlamak, vicdanımız olduğunu hatırlamak demektir.  Özür dilemenin de insanlık erdemi olduğunu geçmişi bakarak değil aynı zamanda geleceği kurma iradesini gösterme sorumluluğumuz olduğunu da görmek demektir…" İşte sen önce tarihe geçmiş bu acılarla yüzleş..

Dahası, Irakta'ki savunmasız masum insanlara yapılan tecavüzleri anlat, anlat ki yüzün kızarsın... Ha haberin mi yok?

Sen ne iş yaparsın oralarda! 

Al sana tecavüz....




Sahi.. bir de sana arka çıkan bir güruh takımı daha olmuş..  

"Meclis Genel Kurulu ziyaretçiler bölümüne oturan grup "Susmayacağız haykıracağız" pankartı açarak ağızlarını siyah bantla bağladı.  Oturum başkanının salonun boşaltılması istemesi üzerine “Derya Doğuş yalnız değilsin” sloganları atıldı."




Sorum çok net olarak o güruha;

CİA'nın hazırladığı o resmî rapordaki,  o korkunç işkencelere ve tecavüzlere sesiniz niye çıkmıyor? Dahası bölge kan içinde.. Niye duymaz, görmez oldunuz? Susmayın, bağırın...

En önemlisi de...

Türk Askerine ve  Türkiye'ye atıp tutan bir takım zevatla bir olup, ne hikmetse olmamış gibi davranılan kanlı hadiselerin tarihteki adıyla;

"Kanlı NOEL" katliamına neden sessiz kalıyorsunuz?



MEHMETÇİĞE dil uzatmayı bırakın da, 

CONİ'nin, EOKA'NIN, YORGO'nun tecavüzlerine bakın...

Bir sözüm de KKTC Başbakanı Özkan YORGANCIOĞLU'na:




"KKTC Başbakanı Özkan YORGANCIOĞLU da Derya’ya yönelik saldırıları kınadı.

Kıbrıs Manşet’in haberine göre Yorgancıoğlu, Meclis’te “savaşların acıları” konulu açıklamasında 1970’lere atıf yaptığını ve bu konunun bazı çevreler tarafından çok istismar edildiğini, Derya’nın haksız bir şekilde ve yakışıksız saldırılara maruz kaldığını söyledi. Başbakan Yorgancıoğlu, Derya’ya yönelik saldırıları kınadı ve milletvekillerin söyledikleri sözlerin bu kadar istismar edilmesinin doğru olmadığını kaydetti."

İftiralarla kendi askekerine dil uzattıran Başbakan Özkan YORGANCIOĞLU... bak gör ki, her şeyi açıkça ıspatlanan CİA raporuna rağmen, kendi askerlerine sahip çıkarak, onlara kol kanat geren bir ülke başkanı var.. Üstelik dünyaya meydan okurcasına tüm yapılan vahşeti ve ahlâksızlıkların üzerini örterek, diyor ki:












"CIA'da çalışanları, "ülkenin saygı göstermesi gereken vatanseverler" olarak tanımlayan Bush, Senato raporuyla bu kişilerin itibarlarının zedelenmemesi gerektiğine vurgu yaptı." 

Neymiş?

"vatansever"miş!

Kime diyor?



Ahlâksızca işlenen suçların sahipleri  TECAVÜZCÜLERE

Senden beklenen ise;

Sadece ve sadece doğrulara sahip çıkman...

Yazıklar olsun...


Sevgi ve saygılarımla!


NOT: Bir kadın ve üç tane çocuğa, 3 Rum'un 33 el ateş ettiği,
 10 aylık bebeğin kendi vücudunu siper etmek isteyen annesinin altında kalarak boğularak öldüğü gün olan , 21 Aralık 1963'te Kıbrıs'ta başlayan ve 10 gün kadar süren,
"Kanlı NOEL" olarak anılan günün yarın 51. yıldönümü... 

Dünya kamuoyuna,  KKTC Başbakanı Özkan YORGANCIOĞLU'na, Milletvekili Doğuş DERYA'ya ve onun şürekasına duyurulur... 

SUSMAYIN!!!  T.G.


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

16 Aralık 2014 Salı

Bilinçsizce "Örnek" Oluyoruz...











Düşünmeyen tutucudur. 
Düsünemeyen aptaldır. 
Düşünmediğine aldırmayan ise köledir.


Tutum yatırım Türk Malları Haftası

Yerli Malı Haftası:12-18 Aralık tarihleri arasında ülkemizde kutlanan belirli gün ve haftalardan birisidir.


"Haftanın amacı; yerli tüketimin bilinçli olarak artmasıdır. Bu hafta süresince tutumlu olmanın, yatırım yapmanın ve yerli malı kullanmanın önemi vurgulanır. İnsanların parasını, malını, eşyalarını, zamanını ve sağlığını gerektirdiği gibi korumak ve dikkatli kullanmasına tutumlu olmak denir. İhtiyaçlara harcandıktan sonra artakalan para ile yatırım yapmanın önemi üzerinde durulur. Tüketilecek ürünlerin ülkede üretilen ürünlerden seçilmesinin gerekliliği anlatılır. Bu şekilde ülkenin zenginliklerinin artması amaçlanmaktadır. Ayrıca bilinçli tüketicilik konuları üzerinde durulur."

Hal böyleyken.. 

Öğrencilerimle "yerli malı haftası"nın ne anlama geldiğini konuşuyoruz:

- Çocuklar evinizde  kalorifer ya da soba yanarken,  pencerelerinizi  açıyor musunuz?

- Hayır..

- Neden?

- Öğretmenim o zaman kaloriferlerimiz boşa yanmış oluyor..

- Yani paralarımızı çöpe atmış oluyoruz değil mi?

- Evet..

Diyeceğim, Tutum Yatırım Türk Malları Haftası'nı kutluyoruz, kutluyoruz da..

Kamu kurum ve kuruluşlarında israf edilen, sıcak soğuk demeden bütün kış mevsimi boyunca, harıl harıl yanan kaloriferler ve lambalarla hangi tasarruftan söz ediyoruz, tartışılır... 

Özellikle okullarımızda bir yanda kaloriferler yanarken, öbür yanda pencereler açık bir şekilde binlerce öğrencinin gözleri önünde onlara "örnek" olmanın bilinçsizliğiyle,  israfı ve savurganlığı umursamadan yaşayan biz "eğitimci'lerin tutum ve davranışlarını nasıl açıklayacağız?

Dolayısıyla bu sayede, "bana ne"ciliği ve  kendilerine dokunmayan her şeye kayıtsız kalmayı, yani bencilliği çocukların bilinçaltı zihinlerine yerleştirilmiyor mu!

Zira çocuk gördüğünü işler... 

Kısaca ne ekersek onu biçeriz.. 

Biz savurganlığı daha okul sıralarında çocuklara kendi davranışlarımızla veriyoruz.. Çünkü bizatihi biz, kendimizden başkasını düşünemez olduk vesseslam!

Dolayısıyla...

Hani paralarımız boşa gidiyormuş, hani doğalgazı dışarıdan alıyormuşuz, hani borç gırtlağa dayanmış...

Çocuklar... 

"Yerli Malı Haftası"nı kutluyoruz... 

Hepimize kutlu ve mutlu olsun... 



Sevgi ve saygılarımla!


NOT: Konuya ilişkin ilgili sözcüklerin öğrenilmesi için "tasarruf" kelimesinin anlamını ne yazık ki ilkokul için diye tanımlanan sözlüklerde bulamadık.. Bunun yanında "tasavvuf", "tasasız" kelimelerin anlamları var, "tasarruf" yok, iyi mi?.. Demek ki "tasarruf"un anlamını öğrenmeye gerek yok(!)muş... T.G.














"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

10 Aralık 2014 Çarşamba

Midas ve Kârûn








"Kul Himmet üstadım gelse otursa
Hey can otursa
Hakkın kelamını (leyli) dile getirse 
Dünya benim diye zapta geçirse
Karun kadar malın olsa ne fayda" Anadolu'dan


Anadolu'nun dört bir yanı bereket fışkıran topraklarla kaplı.. İncir'inden pamuğuna, fıstık'ından zeytin'ine, muz'undan portakal'ına... her türlü meyva-sebze, yemişin ve envai çeşit dünyada eşi benzeri bulunmayan bitkilerin  yetiştiği cennet vatan ANADOLU

Yediğimiz ekmeğe, içtiğimiz suya, soluduğumuz havaya  ihanet ediyoruz.  Ortada toprak bırakmamak üzere, her yeri betonlaştırmaya "and" içercesine ağçaları katlediyor,  toprağı yok ediyoruz... Bu gidişle mezar kazmaya bile  toprak bulamayacağız!

Dolayısıyla...

Hemen her gün  Anadolu'nun  dört bir yanından ağaç katliamı haberlerini acıyla duyuyoruz. Bol bol "neden"lerle ağaçlar, sayıları  milyonlarla ifade edilecek şekilde, bol bol kesiliyor..

Yürek dayanmayan bu görüntüler için;

Efendim deniliyor ki; yok  inşaat için, yok yol için, yok rüzgar enerji santrali için, yok termik santral için, yok hidroelektrik santrali için, yok altın madeni için, yok şu için, yok bu için..

Şimdi de..

"İZMİR’in Urla İlçesi’ne bağlı Ovacık Köyü sakinleri, rüzgar enerjisi santrali (RES) kurulması için bin (1000) ağacın kesilmek üzere işaretlenmesiyle ayaklandı." Aralık 2014

Öğrencilerime soruyorum:

- Çocuklar, bir bebek niçin ağlar?

- Susayıp, acıktığı zaman öğretmenim...

- Aferin..

- Peki o zaman, ağlayan bebeğin eline,  para, altın gibi "kıymet" verilen şeylerden tuttursak, o zaman susar mı?

- Hayııır.

- Niye?

- Çünkü onları  yiyip içemez...


İşte bu kadarcık bile düşünemeyen bir toplum olduk...

Milyonlarca ağaç katlediliyor, topraklarımız yok oluyor.. 

Ne uğruna?


Nedendir bilemem ama, ne zaman bir ağaç kesilse,  aklıma Kral MİDAS üzerine "Tuttuğun Altın Olsun" efsanesi geliyor...


"Sanat, eğlence ve şarap Tanrısı Dionysos ve alayı Frigya yaylarında oradan oraya dolaşırken, yaşlı Silenos, yorulur bir ağaç gölgesinde uyuyakalır. Bulanlar alay edip aşağılayarak Kral Midas'a getirirler. Midas, Silenos'u on (10) gün krallar gibi ağırlar ve Dionysos'a götürür. Tanrı çok memnun olur ve Midas'a "Dile benden ne dilersen" der.

Midas; "Her tuttuğum altın olsun"

Midas'ın her tuttuğu hakikaten altın olur. Kral mutlu ve çok sevinçlidir. Akşam olur,
büyük bir iştahla sofraya oturur. Evet her tuttuğu altın olmaktadır. Ekmeği, yemeği hatta sevmek için sarıldığı güzel kızı'da. Kral pişman olur ve isteğinin yanlış olduğunu anlar.
Tanrı'dan, dileğini geri almasını ister. Yoksa açlıktan ölecektir.
Tanrı. Paktolos ırmağında yıkanmasını söyler."

Ve..


"Midas, Paktolos Irmağında yıkanır, dileğinden kurtulur, ırmağın kumları altın olur.
Irmağın kıyısında yer alan SARDES kenti, ırmaktan topladığı altınla zengin olur. Dünyadaki ilk parayı basarlar. "Karun gibi zengin" sözü. SARDES Kralı Kraisos için söylenmiştir."


Diyeceğim...

Canla başla uğraşarak orayı burayı talan etmek de ne oluyor?

Vatanımızı, dolayısıyla topraklarımızı yağma ettiğimizi, dolayısıyla buna teşvik eden kapital güçlerin oyununa geldiğimizi göremiyor muyuz?

Dolayısıyla her tuttuğumuz altın olsa da, sonuç itibariyle tıpkı, 

"İsrailoğullarında zenginliğiyle meşhur olan ve bu yüzden kendisini her şeyin sahibi gibi görmeye başlayıp Allah'a karşı büyüklenen" ve "Hz. Musa döneminde yaşamış, ilahi kahır ve intikama uğrayarak bütün servetiyle birlikte ani bir zelzele ve tufan sonucu yerin dibine geçen" KÂRÛN gibi, 

Kendi sonumuzu kendi ellerimizle  hazırladığımızı çok geç olmadan görelim artık...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)


8 Aralık 2014 Pazartesi

Duygusal Bozukluğa Davetiye


Çocuklar... 

Kendi içimizde göremediklerimizi, ya da görmekten korktuklarımızı bize gösteren ortak bilincimizdir, çocuklar. Onların o çocuksu hayalleri ile oluşturdukları dünya inanılmaz temiz ve saf... Hem de  toplumun yalanlarına ve ikiyüzlülüklerine karşı "kral çıplak" diyecek kadar saf.. Ve daha şimdiden toplumun her alanındaki kandırmalarını o saf ve tertemiz duygularıyla anında ortaya dökebiliyorlar.. Zira onlar gördüklerini, duyduklarını, hileye, yalana dolana başvurmadan oldukları gibi eksiksiz aktarırlar...

Dolayısıyla onlara doğruluk duygusunu, sevgisini ve içtenliğin tadını öğretmek için elimden gelen gayretle...


"Hiçbir insan davranışı yoktur ki, kısa bir süre içinde ansızın oluşsun. Tıpkı tohumun atılması, onun kök salıp meyva vermesi olayında olduğu gibi, kişilik yapısı da giderek bir gelişim gösterir. İncelendiği  sırada suçlunun kişilik yapısıyla işlediği suçlar, uzun ve karmaşık bir gelişim sürecinin ürünleridir." Porf. Dr.  Halûk YAVUZER, Çocuk ve Suç, sf:179



Sınıfta ders işliyoruz... Hayal dünyası oldukça geniş ve konuştuğu her cümlesiyle beni şaşırtan bilgeliği,  yaramazlığını unutturan sevimli Gürkan

Gürkan, oturduğu yerden o şirin haliyle, aklının estiğince aniden başlıyor anlatmaya:

"Öğretmenim, Peygamberimizi öldürmüşler, sonra da ciğerini yemişler... Ama Allah Peygamberimizi tekrar diriltmiş.." 

Bu sözleri işittiğimde tüylerim diken diken oldu.. Zira o yaştaki çocuklara, "öldürmek, ciğer yemek" gibi cümlelerden bahsetmek... 

:

İnanılır gibi değil..

"Ne dedin çocuğum sen?" diyerek konuyu anlamaya çalıştım.. Baktım ki çocuğum buna benzer dehşet   hikâyeler anlatıyor; "tamam anladım" diyerek daha fazla çocukların dikkatini bu noktaya toplamadan konuyu kapattım. Kapattım ama, teneffüste yanıma çağırarak detayları dinlemeden de edemedim.

Allah'ım...  çocuğumun vurguyla anlatmak istediği uyduruk şeyler, vahşetten ve hurafeden başka bir şey değil.. Daha fazlasını dinlemeye  tahammül edemedim... Üstelik bu saçmalıkları çocuğumun beynine yerleştiren ve anlatan da anladığım kadarıyla, "öğretmen"miş.

Yaz tatilinde.. anneannesi bir kreşe yazdırmış.. Dolayısıyla kreşte bu türden  hurafeler ve hatta destekleyici çizgi filmlerle  minicik çocukların tertemiz beyinleri vahşetle kirletiliyor.

Unutulmamalı ki bu tür anlatımlar ne denli ürkütücü olursa, o ölçüde etki yaratır.

Bir yanda, Cumhuriyet okullarının aydınlığı altında akıl, mantık, pozitif bilim, kültür...

Diğer yanda, hurafe, bilgisizlik, vahşet, "Orta çağ" zihniyeti ve dolayısıyla "din" sömürüsü...

İnsan aklının sınırlarını zorlayarak ilerleyen bir çağda yaşadığımızı hatırlayarak...

 Sözde din eğitimi vermek, "güzel ahlâk" sahibi yapmak filan derken.. Kafalar vahşetle şekilleniyor,  ruhlara  acz içinde kıvranan sevgisiz duygular yerleşiyor, dolaysıyla..  akıldan, bilimden uzak, ruhsuz, vicdansız  zihniyetlerin ortaya çıkması kaçınılmaz...

Ve bu tür akıl durdurucu  bilimden ve akıldan yoksun dayatmalar sürüp giderken, insanlarımızın ne yazık ki dertleri azalmak bir yana daha da artmakta.. Dolayısıyla açlık, sefalet..

Hal böyle olunca da, "IŞİD" ve benzeri tedhiş örgütlerini var eden küresel Haçlı güçlerin ekmeğine yağ sürmek ve de   bu vahşi çetelere sapkın eleman bulmak zor olmasa gerek..


"Dinci terör örgütleri genç kızların beynini yıkayıp Suriye’ye götürüyor... Aysel Ak, babasının evinden iki kez “cihada gideceğim” diyerek kaçtı. Aile kızlarının dinci örgütler tarafından  Suriye’ye kaçırıldığını iddia ediyor." 27 Kasım 2014



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

5 Aralık 2014 Cuma

Bu Habere İnanmıyorum!
















Oğlum yaramazlığın hat safhasında beni çıldırtıyor...

O "sinir anı"yla ve de hışımla doğru yanına koştum.

O sırada sevgili ablacığım olaya tanık...

Oğlumun yanına gittiğimde her anne gibi kan beynime çıkmış..  Ancak vaziyetimi birden kontrol altına alarak, elim oğlumun burnuna gitti; ve hışımla burnunu sıkarak başladım bağırmaya...

Daha sonra sevgili ablacığım olayı şaşkınlığıyla birleştirerek, espriyle anlatıyor:

"Vallahi Tülay'ı öyle görünce 'eyavah!' dedim, şimdi yavrucak yandı. Aaa... burnunu sıktığını görünce gülmemek için kendimi zor tuttum"...

Sınıfta ise, onlarca öğrencimin yaramazlıkları arasında bağrış çağrış onları zapturapt altına almayı bir şekilde başarıyoruz... Zira o çocuklar bizim çocuklarımız. Yani senin, benim çocuğum. Dolayısıyla onlar ne yaparsa yapsın, bir şekilde onları idare etmek bizim hem vicdani hem de asli görevimiz. 

Evet, yeri gelir yaramazlık yaparlar, yeri gelir bize isyan ederler, yeri gelir bize baş kaldırdıkları da olur...

Sonuç onlar bizim evlatlarımız... Kızsak da, bağırsak da, çağırsak da onları korumak ve kollamak için varız.. Bu, toplum için de  geçerli. Zira hepimiz birbirimizi sırası geldiğinde koruruz...

Diyeceğim, gerek kendi evladımız, gerek öğrencilerimiz, gerek halkımız... 

Evet tıpkı o  sevimli yumurcaklar gibi hepimiz birbirimize emanetiz. Birbirimizi beğensek de beğenmesek de  her halimizle biz bir milletiz!   Dolayısıyla bu bilinçle ve sevgiyle şefkatimizi asla esirgememeliyiz...  

Hal böyleyken...

"Polisin, bir zanlıya ya da şüpheliye karşı kulllandığı plastik coplar. Artık o coplar plastik değil demir olacak.
Emniyet Genel Müdürlüğü satın aldığı 5 bin demir copu İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana başta olmak üzere 61 il emniyet müdürlüğüne gönderdi."

Şayet bu haber doğruysa...

Hiç devlet kendi halkını  demir jopla dövebilir mi?


:(


Hayır hayır...


Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

2 Aralık 2014 Salı

Sözüm Papa'ya




Papa kısaca sözde "din" adamı değil midir?.. Zira biz sade halk öyle biliyoruz... Ancak gel gör ki durum hiç de öyle değil. Zira Vatikan ve Papa, dünya üzerindeki sömürü düzeninin önemli bir parçası... Dolayısıyla dünya siyasetinin önemli bir unsuru konumunda...

Hal böyleyken...

 Hıristiyan aleminin Ruhani Lideri ve adı çocuk tecavüzleriyle ünlenen Vatikan’ın Devlet Başkanı Papa Francesco, Türkiye'ye geldi..

O halde Papa bir "din" adamı ise:

Türkiye'ye gelir gelmez ayağının tozuyla bakınız, hangi konular üzerinde duruyor;

TÜRKİYE ziyaretinde Papa Francesco, "İstanbul’daki etkinliklerine, bir süre önce kendisini Vatikan’da ziyaret eden Kırklar Meclisi üyesi, Diyarbakır Sur İlçesi Belediye eski Başkanı Abdullah Demirbaş’ı da davet etti."

Bu ne?

Yine,

Papa Türkiye gezisi dönüşü, "Ermenistan ile Türkiye arasındaki sınırların açılması çağrısını yaptı."

Sana ne?

Dahası...

 "Rencide olan birden fazla Müslüman 'Bunlar bizden değil, Kur' lahza bir barış eseridir" dedikten sonra "Nasıl ki 'tüm Hıristiyanlar kökten dinci' diyemiyorsak 'tüm Müslümanlar terörist' de diyemeyiz" demiş.

E, yuh yani... 

Hıristiyanların aşırısı "kökten dinci" oluyor, Müslümanların aşırısı "terörist" oluyor, öyle mi?

Bu çifte standart niye?

O "terörist" dediğin, kendi adamlarınız...  hatta seni "Papa"lığa taşıyan küresel çetelerin ta kendisi, bu bir! Dünyanın "jandarma"lığına soyunarak mazlum milletleri perişan eden bu çeteler, dünyayı ahlaken, vicdanen kirleterek çıkarları için yapmadıkları şeytanlık kalmadı, bu iki! Bu güçlerin bir aracı haline dönüşen Vatikan ve de dolayısıyla PAPA, coğrafyamızı karıştırarak  kirletenlerle siyasi güç birliği sergiliyor, bu üç! Tarihin her döneminde kilise, dolayısıyla ruhban sınıfı tiranlar ve egemen güçlerle birlik olmuş, insanlar arasında zümre farkı yaratarak onların "din" duygularını sömürmüş... Ve tıpkı bugün olduğu üzere yeryüzünde, "Tanrı'nın kurumsal merkezi" haline dönüştürülmüş VATİKAN gibi,  bu da dört! 

Dolayısıyla...

Papa, senin görevin; insanlara doğruluğu, güzelliği, iyiliği, sevgiyi, saygıyı dürüstlüğü, çalışkanlığı  aşılamak değil midir?

Senin siyasetle işin ne? 

Sana ne, Türkiye'deki "açılım"dan? 

Sana ne, Türkiye'nin siyasi kararlarından? 

Sen kimsin?

Senin yapman gereken, seni Papa'lığa getiren hamilerin tarafından vahşice öldürülen ve  katledilen insanları korumak, kollamak.. Allah yolunda olan kim olursa olsun, bu vahşetlere seyirci kalmaz, kalamaz!



Bak  senin efendilerinin senaryoları gereği, hani Hz. Peygamberimize ve İslâm dinine dil uzatılmıştı ya..   İşte Sevgili Peygamberimizden,  senin yapman gerekenleri, -yani görevlerini hatırlatacak- çok değil sadece  vereceğim  o iki sözüyle özetleyeyim:

Ne diyor, Hz. Muhammed?

"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." 

"Komşusu açken tok yatan bizden değildir."


İşte bu..

Anlayacağın oraya buraya gidiyorsun ya.. İşte bu felsefe üzerinde vaaz vereceksin! Ve dünyayı kasıp kavuran o "efendi"lerine de bunları yapmamalarını söyleyeceksin! Din adamı bunları yapar.. Tabii gerçek Allah adamı, gerçek din adamı için bu sözler...

O sebeple.. üzerine üniforma giyip, boynuna dinsel semboller asarak olmuyor bu işler... 

Hani ortalık kan gölü, hani ortalık vahşetten geçilmiyor... Bu durumu yok edecek, iyileştirecek, en azından insanların gözünü açacak söz ve eylemlerden hangisini yapıyorsun?

Vatikan "çocuk tacizi" ile çalkanalanıyor... 

Dolayısıyla...  hangi dinden, hangi ahlâktan, hangi insanlıktan, hangi vicdandan  bahsediyorsun PAPA'Z?

Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)

27 Kasım 2014 Perşembe

Bunlar "Halk Çocuğu" Öyle mi?












"ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon güçlerinin, Suriye'nin Rakka kentinde engellilerin eğitim gördüğü bir ilkokulu bombaladığı bildirildi." 25 Kasım 2014, AA










"ABD, Telafer'de hastane bombaladı
Irak’ın Musul kentine bağlı Telafer ilçesindeki Telafer Devlet Hastanesi’nin, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerine ait savaş uçakları tarafından bombalandığı belirtildi." 16 Kasım 2014, Yeni Akit



Hal böyleyken...

Gazeteci Tuncay ÖZKAN, vatansever Türk gençlerinin, Eminönü'nde  başına çuval geçirilen 3 Amerikalı askerlere sahip çıkarak, "onlar halk çocuğu" demişti ya...

Bakın o, "masum" gösterilmeye çalışılan "halk çocuğu"nun yaptıklarını kısaca şöyle bir hatırlatayım izninizle;

Amerika, sözde demokrasi götürme iddiasıyla yerle bir ettiği Irak'tan geriye bir enkaz bıraktı. Hapishanelerde tutuklu bulunanlar, işkence görenler, hukuksuzluğa maruz bırakılanlar...










"Iraklı eski milletvekili Muhammed El Daini'nin verdiği bilgilere göre Irak'ta şu anda yaklaşık on altı hapishanede, sayıları milyonları bulan insanlara işkence ediliyor. Bunların 4 binini kadınlar oluşturuyor. Bu kadınların hemen hepsi tecavüze uğruyor." Yeni Şafak, 25 Mayıs 2013











2003 yılında Amerikalı askerlerin, işgal altındaki Irak'ta yer alan Ebu Gureyb Cezaevi'nde tutuklulara uyguladıkları işkence ve kötüye kullanma olaylarıyla anılan Ebu Gureyb Hapishanesinde başlarına çuval geçirilmiş ve soyundurulmuş vaziyette tutuklular, Irak'taki işkencelerin anlatıldığı kamuoyundan gizlenen 53 sayfalık bir raporda,

"Ebu Gureyb'den çıkan resimlerin ardından bu rapordan kimi bölümler de Amerikan basınında yer almış, buna göre, "sadistçe, kaba ve gayri ahlaki" diye tanımlanan çok sayıda işkence örneği anlatılırken, "Iraklı esirlere sopalar ve farklı aletlerle tecavüz edildiği, çırılçıplak soyuldukları, kadın çamaşırları giymeye zorlandıkları, günlerce su ve tuvalet bulunmayan hücrelerde tutuldukları ve sürekli olarak dövüldükleri" dile getirilmiştir.

Askerler tarafından çekilen ve daha sonra montajlanarak DVD haline getirilen görüntüler, "Palm Beach Post" gazetesinin internet sitesinde yayınlanmıştır."



Dolayısıyla...

"Halk çocuğu" Libya'da on binleri öldürdü..

"Halk çocuğu" Suriye'de yüz binleri öldürdü...

"Halk çocuğu" Afganistan'da milyonları öldürdü...

"Halk çocuğu" Irak'ta milyonları öldürdü...

"Halk çocuğu" Guantanamo'da insanlığın yüzkarası oldu...

Ve... 

"HALK ÇOCUĞU" halen ara vermeksizin Allah ne verdiyse coğrafyamızın her karışını  bombalamaya devam ediyor...


Diyeceğim... 

Öldürmek, kesmek, yaralamak, tecavüz etmek, talan etmek.. "hak" oluyor demek ki... dolayısıyla bunları yapanlar da "Halk çocuğu" oluyormuş, öyle mi Tuncay ÖZKAN?

O halde sorum çok açık:

Sizi biz gerçek anlamada  halk çocuğu olarak biliyorduk...

O vakit sizin anlayışınızla tecavüzcü, katil, cani, gaspçı, talancı...   "halk çocuğu" ise, 

Bu durumda sizin duruşunuz ne oluyor?


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S)