19 Nisan 2017 Çarşamba

İnce Belli Bardakta Sütlü TÜRK Kahvesi





İnce belli bardakta sütlü TÜRK kahvesi;

Hani çocukluğumuzda, özellikle de bayramlarda sıkça içtiğimiz sütlü Türk kahvesi,

Hani, anneanne, babaanne tadındaki yumuşacık köpüklü şahane bir içecek olan  sütlü Türk kahvesi.

Hani, klasik Türk kahvesinin yapıldığı cezvede süt, şeker ve Türk kahvesi süt kaynayıncaya kadar pişirilen,


Ve hani tadını doyasıya alacağımız  ince belli bardakla ikram edilen,

Hani, içmeye başladığınız kısa bir süre sonra,

Kahve bardağın dibine çöker ya...


Hani üzeri hafiften bir kaymakla kaplanır ve  sonunda bardağı şöyle bir çalkalayarak  son yudumu da içtiğimizde, kahvenin o nefis tadını ağzımızda hissederiz ya...

İşte bu güzel içeceğe sütlü Türk kahvesi denir.

Dolayısıyla sütlü Türk kahvesini öyle kahve makinelerinde filan yapamadığınız gibi, çakma olarak bugün sıkça yaygınlaşan ve adlarını dahi telaffuz edemediğimiz sayısız isimlere konu edilen neskafe türlerine hiç benzemez, bu bir!  

Ve yine içeriğinde ne olduğu belirsiz tadlandırıcıların kullanıldığı, sağlıksız olarak düşündüğüm içeceklerle asla kıyaslanmayacak kadar enfes tada sahip nefis sütlü Türk kahvesi bir markadır, bu da iki!



Dolayısıyla...

Girdaba sokulmak istenen güzel ülkemi bölmek ve büyük Türk milletini ayrıştırmaya, başkalaştırmaya, ötekileştirmeye çalışarak bizi, coğrafyamızdaki komşu ülkelerde olduğu gibi birbirimize kırdırmak isteyenlere...

16 Nisan'da, kahverengi ve beyaz renklerinin kullanıldığı "halk oylaması"nı malzeme yapmaya çalışanlara hatırlatmak isterim ki,

Biz bir bütünüz! 

Biz bir milletiz! 

Bizim gidecek başak bir vatanımız yok! 

Bu vatanı kanla, canla kazandık!

O sebepledir ki...

Bu iki rengi bir araya getirdiğimizde kahvenin hafiften renginin açılmasıyla, hani o güzel tatların buluşmasından ortaya çıkan "sütlü Türk kahvesi"nin lezzetinin damaklarımızda bıraktığı o enfes tattaki güzelliği hatırlatmak istedim!

Demem o ki...

Türk milleti "ikiye ayrıldı", Türkiye "bölündü" diyenlere,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk milleti ile dün olduğu gibi bugün de  dimdik ayaktadır!

İnce belli bardakla sütlü Türk kahvesi içmeleri tavsiye olunur...

Ne mutlu Türk'üm diyene!

:)



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

17 Nisan 2017 Pazartesi

Sisifos'un Kayası...



Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiştir, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır.

"Bir mutluluk kitabı yazma isteğine kapılmadıkça, uyumsuzu bulamaz insan. "Daha neler! Böylesine dar yollardan mı?.." Ama bir tek dünya var yalnızca. Mutluluk ve uyumsuz aynı yeryüzünün iki oğlu. Birbirlerinden ayrılamazlar. Yanlışlık mutluluğun ille de uyumsuzun bulunuşundan doğduğunu söylemek olurdu. Uyumsuz duygusunun mutluluktan doğduğu da olur. "Her şeyin iyi olduğu yargısına varıyorum," der Oidipus, bu söz kutsaldır. İnsanın vahşi ve sınırlı evreninde çınlar. Her şeyin tükenmediğini, tüketilmediğini öğretir. Bu dünyaya doyumsuzluğumuz ve yararsız acılardan hoşlanmamız yüzünden gelmiş bir tanrıyı kovar bu dünyadan.Yazgıyı bir insan işi yapar, insanlar arasında sonuçlandırılacak bir işe dönüştürür. 

(...)

İnsanın kendi yaşamına yöneldiği bu yüce anda, Sisifos, kayasına dönerken, kendsince yaratılan, belleğinin bakışı altında birleşen, hemen sonra da ölümüyle kapanan yazgısı olan bu bağsız eylemler dizisini seyreder. Böylece, insansal olan her şeyin tümüyle insan kaynaklı olduğuna inandığını gösterir, görmek isteyen ve karanlığın sonu olmadığını bilen kördür, hep yürümektedir. Kaya hâlâ yuvarlanır durur.

Sisifos'u dağın eteğinde bırakıyorum! Kişi yükünü önünde sonunda bulur. Ama Sisifos tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün bağlılığı öğretir.  O da her şeyin iyi olduğu yargısına varır. Bundan böyle, efendisiz olan bu evren ona ne kısır görünür ne de değersiz. Bu taşın ufacık parçalarının her biri, bu karanlık dağın her madensel parıltısı, tek başına bir dünya oluşturur. Tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insan yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos'u mutlu olarak tasarlamak gerekir." Albert CAMUS, Sisifos Söyleni sf:140-141


Dolayısıyla... 

"Camus saçma kavramını işte bu noktada tanımlar: boşuna olduğunu bildiği halde direnen insan. Yaşamın anlamı ancak, dünyanın saçmalığını ve yenilginin daima tekrarlanacağını bile bile kötülüğe direnmek olabilir, insanlığa gerçek boyutlarını ancak bu başkaldırı kazandırabilir."  Sisifos Söyleni, Can Yayınları arka kapak yazısından.

Dün  Büyük Türk milleti vatandaşlık görevini yapmak üzere  sandığa gitti...

Aydınlık yarınlar ve mutlu günler Büyük Türk milleti ile  olsun...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

13 Nisan 2017 Perşembe

Erich Fromm'dan...



"Modern hayattan, sevgiye, insanın dürtülerinden, kendinden bile sakladığı sırlarına kadar geniş bir çerçevede çok doğru noktalara parmak basan Erich Fromm’dan mutlaka bilinmesi gereken 21 sözü:

1. Sevgi bir etkinliktir, edilgen bir olay değildir, bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değildir. Sevginin etkin özelliği, en genel biçimde şöyle tanımlanabilir: Sevgi; kendinden bir şeyler vermektir, karşındakinden almak değil.


2. Gerçek sevgi, sonunda ayrılık var gibi görünse bile, insanın sevdiği kişiyi mutlu olacağı yere doğru uğurlamaktan çekinmemesidir. Eğer kişi sevdiğini uğurlamaktan çekinir ve sahiplenmeye kalkarsa, kendine hizmet etmiş olur.


3. Açgözlülük içsel bir boşluğun sonucudur.


4. Bütün ağır psikolojik hastalıkların temelinde narsizm yatar.


5. Güç, insanların çoğuna tüm şeylerin en gerçeği olarak göründüğü halde, insanlık tarihi onun tüm insani başarılar içinde en geçici olduğunu kanıtlamıştır.


6. Psikiyatri bazı kimselerin akıllarını kaçırma nedenleriyle ilgilenir ama asıl sorun, insanların çoğunluğunun neden akıllarını kaçırmadığıdır.


7. İnsanın yaşamdaki ana görevi kendisini doğurmak, olma potansiyeline sahip olduğu şeyi olmaktır. Çabasının en önemli ürünü, kendi öz kişiliğidir.


8. Derin ve ihtiraslı sev! Kalbin kırılabilir ama hayatı dolu dolu yaşamanın tek yoludur.


9. Her insan mutlu olamaz… Çünkü; gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını; ve hiç hak etmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü. Her insan mutlu olamaz. Çünkü; gereğinden fazla özler hayatından çıkanları. Hak ettiğinden daha büyük umutla bekler hayatına girecekleri ve asla göremez yanı başındakileri.


10. Direnme gücü, dünya evet sözcüğünü duymak istediğinde hayır diyebilme yetisidir.


11. İyileşmenin ilk şartlarından birisi de; kişinin şaşırarak kendi bilmediği yönlerini tanımasıdır.


12. Gerçek hiçbir zaman şiddet tarafından çürütülemez.


13. İnsanın insana kattığı anlam dışında yaşamın hiçbir anlamı yoktur. İnsan başkalarına yardım etmediği sürece yapayalnızdır.


14. Topluma lüzumsuz bilgiler verirseniz, gereksiz bir kalabalık oluşur…


15. Düşünmek günah işlemeye benzer, insan onun zevkini bir kez tattı mı artık ondan bir daha vazgeçemez.


16. Anlaşılan şu ki, ortalama insan için büyük bir gruba ait olmamanın hissi kadar dayanılmaz bir his yok.


17. Bilmek ve hala bilmediğimizi düşünmek en yüce marifettir. Bilmemek ve buna rağmen bildiğimizi düşünmek bir hastalıktır.


18. Milyonlarca insanın aynı kötülükleri paylaşması o kötülükleri erdeme dönüştürmez; aynı hataları yapmaları, o hataları doğru kılmaz.


19. Mutluluk tanrıların bir hediyesi olmayıp insanın içsel üretkenliğinin bir başarısıdır.


20. Bir şeyi yapamayacağıma inanırsam, yapamam. Ama yapabileceğime inandığımda, başlangıçta buna gücüm olmasa bile bu gücü elde ederim.


21. Geçmişin tehlikelerinden biri köle olmaktı, geleceğin ki robot olmaktır."


Karanlık ve sevgisiz günlerden geçtiğimiz bugünlerde...

 "Hayatımıza giren herkes değerlidir ama herkes özel değildir. Saygı hepsine, sevgi layık olana verilir."


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

8 Nisan 2017 Cumartesi

"Zulmü Alkışlayamam"


Herkesçe bilinen  bir hikaye vardır ya,

Hani şu meşhur kurt kuzu hikayesi... Gündeme ilişkin izninizle paylaşmak istiyorum:

"Derenin yukarısında su içerken, aşağıda duran kuzuyu gören kurt onu yemeyi kafaya koyar. Bir sebep olsun diye de kuzuya seslenir. 

"Sen benim suyumu niye bulandırıyorsun?" der. Kuzu bir bulunduğu yere, bir  kurdun bulunduğu yere bakar der ki: 

"Efendim sen yukarıdasın, ben ise aşağıda. Su aşağı doğru akıyor. Suyunu nasıl bulandırabilirim ki!" 

Kurt kuzunun mantıklı cevabına daha sert bir sesle cevap verir: 

“Nee!  Sen bana yalancı mı diyorsun?" Kurdun diklenmesinden korkan kuzu, 

"Size yalancı demek istemedim efendim” der. Kurt iddiasını tekrarlar: 

"O halde benim suyumu bulandırdığını kabul et. Ben seni yiyeceğim…"

Dolayısıyla...

Görünen o ki coğrafyamızda suyu "bulandıran bulandırana"(!)...

Hal böyle olunca da suyun ne tarafa aktığının hiçbir önemi yok!

Zira amaç üzüm yemek değil de bağcı dövmek olunca...

Önce Irak,

Sonra Libya. 

Şimdi de Suriye, değil mi?

Ve oradan da şak diye bize gelecek sıra, öyle mi? 

"Doğduğumdan beridir, aşığım istiklale;
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum? 
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!"

Mehmet Âkif ERSOY



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

4 Nisan 2017 Salı

İşte Geldik Gidiyoruz...



"Unutmayın!
Dünya da yaşamıyoruz, dünyadan geçiyoruz." Mevlana

Bu sözü beynimize adeta çivi gibi çakan ve de yüzümüze tokat gibi çarpan, "işte geldik gidiyoruz" diyen Cem KARACA'yla anmak istedim...

Bir yandan bizim olmayan zamana geleceği(mizi) plânlarken, öte yandan sevinçlerimizi, sevgimizi  yaşamadan öteler olduk. 

Dolayısıyla  "dört nala gidiyoruz, bizi bekleyen yere"...

Ve bu hengame arasında,

Hababam Sınıfı’nın Güdük Necmi’si, Şaban’ın süt kardeşi, Mavi Boncuk‘un Mıstık’ı... gibi tekrar tekrar izlenecek filmlere imza atan ve de güncelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen, güldürdükçe düşündüren, düşündürdükçe güldüren, ama netice itibariyle yaşamımızdaki o çok kısa  ama en neşeli anlarımıza vesile olan, bizi kahkahalara boğarak "hayat işte bu!" dedirten güzeller güzeli Halit AKÇATEPE'yi kaybettik...

Seni hep anacağız...

Anarken de yüzümüz hep gülecek...

Güle güle Sevgili Halit AKÇATEPE...


"bir çiviyi çakar gibi vura vura günlere
dört nala gidiyoruz bizi bekleyen yere

halimize şükran mı isyan mı etmeli?
bütün ömür bir rüyaysa uyanıp kalkmamalı mı?

işte geldik gidiyoruz bilinmez bir diyara
eskiden karpuz idik şimdi döndük biz hıyara

bir ayvayı dişler gibi ısırıp ısırıp ömrümüzü
bir girdapta dönüyoruz yaşamadan günümüzü

deli gibi kutluyoruz yılbaşı, doğum günümüzü
doğuma da, ölüme de çiçekler yolluyoruz

sevince de, kedere de doğuma da,
ölüme de çiçekler yolluyoruz"


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

30 Mart 2017 Perşembe

"Va'z ü Nasihat"


Bugün Regaip gecesi...

Gazetelere bakıyorum...

"Regaip kandili için neler yapmak lazım gelir? İşte Regaip kandilinde yapılan ibadetler ile ilgili detaylar...
...
Bu kandil gecelerinin gündüzlerinde mümkün olduğunca oruç tutulmalı
Sahabe, ulema ve evliya türbeleri ziyaret edilmeli; 
Bol bol zikir, evrad ü ezkarda bulunulmalı."


Allah aşkına, 

Açlıktan insanlar kötü yollara düşerken.... coğrafyamız bombalanırken, ortalık inanılmaz kirlenmiş, cinayetler, gasplar, tecavüzler... gırla giderken, ülkemiz adeta işgal provasıyla boğuşurken, nasıl oluyor da kişisel hesaplar üzerinde duruluyor!!!

Dolayısıyla, "komşusu açken tok yatan bizden değildir", "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır"  hadisleri neden hatırlatılmaz? 

Bu mudur, "va’z ü nasihat" dediğiniz bütün mesele?

Dolayısıyla...

Bu güzel günde,

Allah'ım Sen ülkemi düşman çizmesinden koru Yarabbim, amin!

Allah'ım Sen milletimizi, vatanımızı Suriye, Irak, Libya, Mısır'daki yaşanan zulme terk etme Yarabbim, amin! 

Allah'ım vatanımda özgürce okunan ezanları susturma, özgürce dalgalanan bayrağımızı göklerden indirme Yarabbim, Amin!

Allah'ım bizi senden başka kimseye kulluk ettirme Yarabbim, amin!

Allah'ım Sen'den başka kimsenin merhametine teslim etme Yarabbim, amin!

Allah'ım kalpleri fitne, ruhları riyakâr, emelleri kirli, ağızları "din, iman" diyen sahtekarlardan bizi Sen koru Yarabbim, amin!

Allah'ım bizi birbirimizden ayırmaya çalışan sahtekarlardan Sen koru Yarabbim, amin!

Regaip gecemizde Yüce Allah ülkeme, milletime ve tüm dünyaya dolayısıyla  insanlığa güzel günler göstersin inşallah, amin!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

27 Mart 2017 Pazartesi

"Tüm Yaşam Bir Rüyadır"



"Barok dönemi politik açıdan da pek çok karşıtlık barındıran bir dönemdi.. Birincisi, Avrupa'da savaşlar oluyordu. Bunlardan en kötüsü 1618'den 1648'e dek süren "otuz yıl savaşları" idi...

    - Neden savaşıyorlardı?
    - Öncelikle Protestanlık ve Katoliklikti savaşan. Ama politik gücü ele geçirmek de savaşların önemli bir nedenini oluşturuyordu. 
    - Lübnan'daki gibi yani...
- 17. yüzyıla damgasını vuran bir başka şey de sınıf farklılıklarıydı. Fransız soyluları ve Versailles Saray'ından bahsedildiğini duymuşsundur. Buna karşılık halkın sefaletinin ne boyutlara varmış olduğunu da biliyor musun bilmem. Her türlü ihtişam gösterisi güç gösterisinin bir yansımasıdır. 

(...)

    - Shakespeare de Barok döneminde mi yaşadı?
    - Shakespeare en önemli tiyatro eserlerini 1600 yıllarında yazdı. Bu yanıyla biraz Rönesans, biraz da Barok dönemine aitti. Onun eserlerinde dahi yaşamın tiyatroya benzetildiğini görebiliriz. Birkaç örnek duymak ister misin?
    - Seve seve.
    - "As you like it" adlı eserinde şöyle diyor.

Tüm dünya bir sahnedir
yalnızca birer oyuncu olan kadınlarla erkeklerin
sahneye girip çıktığı. Ve tek bir insanın
ömrü boyunca pek çok rol oynadığı.

"Macbeth"de de şöyle der:

Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör
sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur
ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır
gürültücü bir salağın anlattığı
ki yoktur hiçbir anlamı.

   - Çok da karamsarmış!
   - Ama yaşamın kısalığıydı onu ilgilendiren. Shakespeare'in en bilinen sözünü duymuşsundur belki...
   - "To be or not to be - that is the question."
   - Evet, Hamlet'di böyle söyleyen. Bugün buradayız, yarın yokuz.
   - Sağol, daha fazla söylemesen de olur!
   - Yaşamı tiyatroya benzetmediği zaman rüyaya benzetiyordu Barok dönemi şairi. Shakespeare'de de karşımıza çıkar bu: "Rüyaların yapıldığı maddeden yapılmayız biz ve uykuyla çevrilidir küçücük hayatımız..."
   - Ne şiirsel!
   - 1600 yılında doğmuş, İspanyol şairi Calderon, "Yaşam Bir Rüyadır" adlı bir tiyatro eseri yazmıştır. Burada şöyle der: "Hayat nedir? Bir delilik. Hayat nedir? Bir yanılsama, bir gölge, bir masal... Ve en önemli şeyin bile bir değeri yoktur, çünkü tüm yaşam bir rüyadır ve rüyalar da yalnızca, rüya..."
    - Haklı olabilir. Okulda bir piyes okumuştuk. Adı "Dağdaki Jeppe" idi.
    - Evet, Ludvig Holberg'in bir eseri. Ludvig Holberg, İskandinavya'da Barok döneminden Aydınlanma Çağına geçişi temsil eden önemli bir kişilikti.

    - Jeppe bir hendekte uyuya kalır... uyandığında kendini baronun yatağında bulur. O zaman yoksul bir köylü olduğunu rüyasında gördüğünü sanır. Sonra yeniden uykuya daldığında onu yeniden hendeğe taşırlar. Bu sefer de uyandığında rüyasında baron olduğunu gördüğünü sanır.

    - Holberg bu motifi Calderon'dan aldı, Calderon ise "1001 Gece Masalları"ndan. Ancak yaşam ve rüya benzetmesine tarihte çok daha önce, örneğin Hindistan ve Çin'de rastlarız.Çinli bilge Chuangtze şöyle der: Bir kere rüyamda kelebek olduğumu gördüm. Şimdi artık rüyasında kelebek olduğunu gören Chuangtze miyim, yoksa rüyasında Chuangtze olduğunu görmekte olan bir kelebek miyim bilmiyorum.

    - Neyin doğru olduğunu bilmek kolay değil." Sofi'nin Dünyası, Jostein Gaarder, sf:258

Dolayısıyla...

Bugün 27 Mart...

Dünya Tiyatrolar Günü kutlu olsun...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)