14 Temmuz 2018 Cumartesi

The Cemaat



"Jewish Press adlı haber sitesi de Oktar'ın tutuklanmasına ilişkin haberde, "İsrail dostu Müslüman lider tutuklandı." başlığını attı.

Haberde, Oktar'ın birçok Yahudi din adamıyla yakın ilişkisinin olduğu kaydedildi." 11 Temmuz 2018, hurriyet.com.tr

Bu habere cevabımız Kur'an ayetiyle olacaktır. Zira "Adnan Hoca" için ne diyor İsrail basını?

"Müslüman lider"!

"Allah sizi; ancak din hakkında sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran, çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan yasaklar. Böyleleriyle dost olanlar, zalimlerin ta kendileridir." Mümtehine Sûresi, 9. Ayet 

Hal böyle olunca...

Dini inanç ve duyguları istismar etmek temel prensipleri olmuş

Bu türden yapılanmaların ortak paydaları;

Kendilerini Allah'a yakın gösteriyorlar

Müritler...

Şantaj, tehdit...

Demem o ki...

İslamiyetin insanlığı  kucaklayıcılığı ortadayken, nasıl oluyor da şeyh, şıh, hoca yapılanmalarının ipine sarılır insanlar?

Dolayısıyla... 

"Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayınız. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız." Âl-i İmrân Suresi, 103. Ayet

Kur'an burada! 

Peygamberimiz Hz. Muhammed  burada! 


Bu güruhlar  nerede? 




Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

12 Temmuz 2018 Perşembe

007 Adnan OKTAR







"Adnan Oktar ve örgütüne yönelik başlatılan operasyonda şüphelilerle ilgili dosyada “Siyasi ve askeri casusluk” suçlaması da yer aldı." 11 Temmuz 2018

Batı'nın ve emperyalizmin ajanlığıyla "dünyayı kurtarırken"; neredeyse her ülkenin güzel kadınlarıyla birlikte olmayı ihmal etmeyen İngiliz ajanı 007 James BOND. Ve de  manken gibi hatunlarla sonsuz lüks içerisinde katilliğin ve sadistliğin zirvesini yaşayan BOND.

Dolayısıyla dün basından takip ettiklerimle beraber, vallahi  aklıma ilk gelen ajan  007 James BOND oldu. Zira ajan BOND'un seri seri macera filmleriyle zihnimize  "ajan"ın ne demek olduğunu çoktan yerleştirmişiz bile...

Hal böyle olunca, bizde filme filan gerek kalmamış zaten.. Zira hayatın akışı içerisinde ajan filminin aralıksız içindeymişiz de haberimiz yokmuş. Baksanıza "masum"diye nitelendirilerek cemaat adı altında "suç örgütü" ajan 007 Adnan OKTAR'ın BOND'dan ne farkı kalmış...

Zengin mahallelerde, güzel kızları ve yakışıklı erkekleri ne olduğu belirsiz bir güruha katarak kendi kanalından  sapkınlıklarını "inşallah" ve "maşallah"la yürütmüşler...


Dolayısıyla...

Çalgı çengi  "çift tabanca"lı kedicikler, 

Lüks yaşam... 

007  OKTAR.

"Uluslararası ajan"...

A9 TV 

Ve...

"The End" 



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

9 Temmuz 2018 Pazartesi

Misyonerlik


"Rahibe Teresa’nın yardım kuruluşunda skandal iddia… Kemikleri sızlayacak
Hindistan'ın doğusundaki Jharkand eyaletinde Rahibe Teresa'nın Hayır Misyonerleri adlı yardım kuruluşunda çalışan bir kadın 14 günlük bir bebeği satmaya çalıştığı iddiasıyla gözaltına alındı." 6 Temmuz 2018

Dolayısıyla hazır Rahibe Teresa'dan söz edilmişken bugün bütün dünyanın acı çekmesine neden olan Hıristiyanlık adına "misyonerlik"ten, din eğitimi almış Charles Darwin'in biyografisinden alıntıyla bahsetmek istiyorum:


"Charles, kilisenin siyasal otorite üzerindeki etkisini biliyordu. "Tanrının imparatorluğu", yaklaşık bin sekiz yüz yıldır Hıristiyanlığın erdemleri adına insanlığı yönetiyordu. Bu yönetimin bir maliyeti bir de rantı vardı. Maliyet-rant arasındaki fark ile İngiltere'nin en küçük köylerine kiliseler inşa edilmişti. Kilisenin bulunduğu yerlerde de birer garnizon...

Bir yanda "Tanrı imparatorluğu"nu kurmaya çalışan İngiltere imparatorluğu; Diğer yanda İngiltere İmparatorluğu'nun dayanağı "Tanrı imparatorluğu..."

Bu iki imparatorluğun buluştuğu ortak dil ise İncil'in erdemleri...

İncil'in erdemlerinin; Arjantin, Peru, Ekvator, Tierra del fuego gibi daha onlarca ülkede nasıl uygulandığına tanık olmuştu. "Sermayenin Tanrısı", İncil'in erdemleri adına insanlığın erdemlerini ayaklar altına almıştı. Yücelerde gezinen İncil'in erdemei adına, yerlerde sürünen insanlığın erdemiydi..." Kökenini Arayan İnsan DARWİN, sf: 190


"Ben, İncil'in erdemlerinin nerede, nasıl kullanıldığını gördüm.O köleleri gördüm efendim. Toprakları alınan ve ellerine İncil'in erdemleri tutuşturulan köleleri... Tek suçları derilerinin renginin kızıl ya da kara olmasaydı. Onlar baharda yeşeren otlaklarında sığırlarını yetiştirirken, geceleri ataları olduklarına inandıkları yıldızlarla konuşuyorlardı. Belki Tanrıları bizim inandığımız Tanrılar değildi; ama toprakları vardı. O topraklarda deli taylar gibi özgürdüler. Artık Tanrıları var. Ama ne toprakları kaldı ne de özgürlükleri. Şimdi onların topraklarında çan sesleri ve çığlıkları birbirine karışmış..." sf: 199

Ve "misyonerlik" adı altında dünyanın pekçok yerinde insanların üzerinde vücut buldukları kendi toprakları ve sahip oldukları özgürlükleri ele geçiriliyor;  insanları, yönetime itaat için eğitim alıyor.


Hal böyleyken...

Sözde fakirler için bağış toplayıp, topladıklarını da Vatikan'a gönderdiği iddi edilen, dolayısıyla da Christopher Hitchens'ın "mother teresa - hell's angel (Rahibe Teresa-Cehennem Meleği)" belgeselinde dünya'nın muhafazakar iktidarlarını destekleyen bir "Vatikan ajanı" olmakla suçlanan bir Teresa'dan bahsediliyor. Hem de söylendiği üzere "mübarek"liği bir yana, pek çok hastalıklarla mücadele eden Hindistan'a gelen bağışları "ölüm evleri" gibi garip şeylere harcayıp (ki burada insanların yaralarının kurtlandığına dikkat çekilmekte ve ağrı ile kıvranan hastalara da ağrı kesici vermeyip, "acı çeken insan Tanrı'ya daha yakındır" diyen Teresa'dan!

Dolayısıyla, Rahibe Teresa, 12 kişiyle birlikte 1950 yılında Vatikan'ın izniyle "Hayırsever Misyonerler Cemaati"ni kurdu.  Dünyanın 450 noktasında 4.000 rahibenin görev aldığı bir topluluk Charles Darwin'in günlüğünde not ettiği gibi, "Katedrallerin, kiliselerin içinde Tanrıyla bütünleşmekten söz ettiği inanç, buralarda toprakların işgali ve ırkların yok edilmesi için kullanılıyordu. " sf:158

Demem o ki...

"Rahibe Teresa'nın Hayır Misyonerleri adlı yardım kuruluşunda çalışan bir kadın 14 günlük bir bebeği satmaya çalıştığı iddiası" misyonerliğin kirli faaliyetlerinin bu sayede ortaya saçılmasından başka bir şey değildir.



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


3 Temmuz 2018 Salı

U T A N I Y O R U M !!!



Son günlerde çocuklarımızın ya kaybolduğunun ya da kaçırılarak istismar altında öldürüldüğünün haberlerini art arda alıyoruz...

El kadar çocuklarımızın maruz kaldığı rezilliğin bini bir para, sapıklığın haddi hesabı yok!

Dolayısıyla hangi aralık bu kadar kirlendik? 

Hangi aralık bu kadar güvenilmez hallere düştük, bilen, duyan var mı?!..

Eylül'ün ve Leyla'nın acı haberlerini peş peşe duyduğumda bir an için içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim...

Sanki bir bataklıkta yaşıyor gibiyim...

Ve çevremdeki herkese şüpheyle bakmaya başladım. Zira acaba diyorum, kalabalık bir çevreye girdiğimde bunların içerisinde pedofili sapkınlığı besleyen kaç kişi var? Bulunduğum yerde öz çocuğuna tacizde bulunan kaç kişi var? Ve mahallemizdeki  insanların kaç tanesi vicdanlı?..

Dolayısıyla kanlı coğrafyamızda yaşanan bunca vahşete ve iğrençliklere tanık olup da, akıl ve ruh sağlığını koruyabilen kaç kişi kaldı acaba?..

"Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik." Enbiya Suresi, 11. Ayet

O sebeple,  -hani söze gelince  müslümanız ya- bugün geldiğimiz bunca soysuzluğa karşın, "Allah'ım ne zaman helak olacağız acaba?" demekten kendimi alamıyorum. Zira şimdi tam zamanı, cümle aleme ibret olalım çocuklarımızı, bebeklerimizi... koruyamadık!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

27 Haziran 2018 Çarşamba

Acele Karar Vermeyin...




Akıllara zarar karar vermenin bilgeliği...

Bu inanılmaz hikayeyi aynen aktarıyorum:


"Bir zamanlar köyün birinde yaşlı bir adam yaşıyormuş.

Çok fakirmiş...

Ama çok güzel beyaz bir atı varmış.

Kral bu ata göz koymuş.

Aracılar göndermiş.

Fakir ihtiyara bir servet önermiş atı satması için.

"Satmam" demiş ihtiyar köylü, "bu, benim için bir at değil, bir dost."

Sonra da eklemiş.

"İnsan dostunu satar mı?"

Bir sabah kalkmışlar ki at yok.

İhtiyarın ahırı boş.

Köylüler ihtiyarın başına toplanmışlar.

"Seni ihtiyar bunak" demişler, "kralın bu atı sana bırakmayacağı, adamlarını gönderip atı çaldıracağı belliydi. Neden atı ona satmadın? Zengin bir adam olacaktın... Şimdiyse ne paran var, ne atın."

"Karar vermek için acele etmeyin," demiş ihtiyar. "Şimdilik sadece 'at kayıp' deyin . Çünkü bildiğimiz gerçek bu. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir talih mi, henüz bunu bilmiyoruz. Atın kaybolması bir başlangıç, ardından ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz."

Köylüler ihtiyarla alay etmişler.

Gülmüşler onun haline.

İki hafta sonra at bir gece ansızın dönmüş.

Meğer çalınmamış.

Ahırından kaçıp dağlara gitmiş.

Dönerken de dağlarda rastladığı on iki atı peşine takıp getirmiş.

Atları gören köylüler gelip ihtiyardan özür dilemişler.

"Sen haklı çıktın ihtiyar," demişler. "Atının kaybolması bir talihsizlik değil bir talih oldu senin için. Eskiden bir atın vardı şimdi bir at sürüsüne sahipsin.

"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar köylü.

"Şimdilik sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Çünkü bildiğimiz o kadar. Bundan sonra ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Bu sadece başlangıç... Bir kitabın ilk sayfasını okur okumaz nasıl sonu hakkında fikir yürütebilirsiniz?"

Köylüler bu kez açıkça alay etmemişler ama içlerinden "bu adam şaşkın" diye geçirmişler.

ihtiyarın oğlunun attan düşüp bacağını kırması

Bir hafta geçmeden, ihtiyarın tek oğlu vahşi atları terbiye etmeye çalışırken attan düşüp bacağını kırmış.

Evin geçimini temin eden oğul uzun bir zaman için yatağa mahkum olmuş.

Köylüler gene gelmişler ihtiyara.

"Bu kez de haklı çıktın," demişler, "bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını kırdı. Uzun süre yataktan kalkamayacak. Sana bakacak ondan başka kimse de yok. Eskisinden daha da fakir olacaksın."

"Gene erken karar veriyorsunuz" demiş ihtiyar, "hiç ders almıyorsunuz. Hemen karar vermeyin. Oğlum bacağını kırdı. Bildiğimiz gerçek bu. Ondan ötesini bilmiyoruz. Biz hayatın sadece bir parçasını görebiliyoruz, ondan sonrasını göremiyoruz, onun için çabuk bir hüküm vermeyin."

Birkaç hafta sonra düşmanlar büyük bir orduyla ihtiyarın ülkesine saldırmışlar.

Kral seferberlik ilan etmiş.

Köye gelen görevliler köyün bütün gençlerini askere almışlar.

Sadece ihtiyarın bacağı kırık oğlunu bırakmışlar sakat olduğu için.

Köyü matem sarmış.

Ordularının yenileceğini ve askere giden bütün çocuklarının öleceğini düşünüyorlarmış.

İhtiyarın evine gelmişler yeniden.

"Gene haklı çıktın," demişler.

"Oğlunun bacağı kırık ama hiç olmazsa evinde, güvende. Oysa bizimkiler belki bir daha hiç geri gelmeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, büyük bir şansmış meğerse."


Sonuç:

İhtiyar başını sallamış.

"Siz hiç ders almıyorsunuz," demiş, "gene erken karar veriyorsunuz. Oysa ne olacağını, hayatın ne getireceğini kimse bilmez. Bildiğimiz tek bir gerçek var, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunlardan hangisinin şans, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."

Kısadan Hisse

Bu Çin kıssasından hisseyi Lao Tzu şöyle çıkarmış:

"Acele karar vermeyin... Hayatın küçük bir bölümüne bakarak tamamı için bir sonuç çıkarıp, bir karara varmayın. Karar, aklın durması demektir. Karar verdiğiniz yerde durur aklınız, artık ötesine gitmez, gelişmez."

Sonra da eklemiş, "ama akıl insanı daima bir karar vermeye zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz kılar. Akıl, durumu görmek ve bir karara ulaşmak ister. Halbuki hayat hiç bitmeyen bir yolculuk gibidir. Bir kapı kapanırken, bir başka kapı açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin karşınıza dikildiğini görürsünüz."


Dolayısıyla...

Kanlı coğrafyamızdaki cehaletle baskı ve kontrol altına alınmış bilinçsiz halkların  aksine,

Anadolu'da yedi düvele  başkaldırarak bir Kurtuluş Savaşı veren Büyük Türk milletinin özgürlüğünü ve vatanını elinden almaya kalkanlara Lao Tzu'nun, "Acele karar vermeyin... Hayatın küçük bir bölümüne bakarak tamamı için bir sonuç çıkarıp, bir karara varmayın. Karar, aklın durması demektir. Karar verdiğiniz yerde durur aklınız, artık ötesine gitmez, gelişmez." sözleriyle  bir hatırlatma yapalım...


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

25 Haziran 2018 Pazartesi

Kaosa Geçit Yok!



Tüm dünyanın gözlerini ülkemizde gerçekleşen seçimlere dikmişken,

Sinsice plânlanan tuzağa düşmemiz beklenirken,

Hani, coğrafyamızdaki kardeş kavgasının aynısını bizde de  istenirken,

Tıpkı, 15 Temmuz'da, Emekli Albay Hasan Atilla UĞUR'un "Kıbrıs'a 10 bin İngiliz askeri geldi. Amaç darbe girişiminde Türkiye'yi işgal etmek. İşgal ederken de ‘kan gövdeyi götürüyor, yardıma geldik' diyeceklerdi." iddiasındaki gibi,

Ülkemizin ve vatanımızın parçalanması için işgal provasının bir yenisine daha dedikodular üzerinden hazırlanırken,

Büyük Türk milletinin güçlü feraseti ve sağduyusu ile  istenen bu sinsi oyun, bir kez daha bozuldu...

Dolayısıyla...

Evdeki hesap çarşıya uymadı.

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti Devleti!

Yaşasın Büyük Türk Milleti!

Ne mutlu Türk'üm diyene!


Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)


17 Haziran 2018 Pazar

İçim Acıyor...



Çocuk istismarcıları pedofililer,

Kadına tecavüz edenler,

Ağaçları kesenler,

Hayvanları katledenler...

Ne yazık ki tüm bu canilerle birlikte aynı toplumda yaşarken,

İnsanların görünmeyen bir şeytan aramasına hiç gerek yok.

Dolayısıyla, o kara gözleriyle etrafa şirinlik yaptığından hiç şüphe duymadığım, dört patisi birden kesilmiş ve kuyruğu koparılmış halde ormanda bulunan bu iki aylık yavru köpeğin vahşice katledilmesi, insanoğlunun zalimliğinin ne boyutlara ulaşabildiğinin en son örneğidir.

O sebeple...

Allah'ım iyilik karşısında sevinen, kötülük karşısında da üzülerek  acı çeken birisi olarak, kendimi hiç olmadığım kadar mutsuz hissetmeme neden olan bu canileri lütfen affetme!.. 


Sevgi ve saygılarımla!

"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)