20 Ağustos 2019 Salı

Mario Monti Kayyum Değil Mi?


                                    


"Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler Servisi’nden yapılan açıklamada, Türkiye’nin güneydoğusunda üç büyükşehir belediye başkanının görevden alınıp yerlerine kayyum atanmasının, seçimlerin demokratik sonuçlarına saygı konusunda şüphe uyandırdığı için ciddi endişelere neden olduğu belirtildi."

 İtalya'da Parlamento feshedildi!

Mario Monti,  İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi'nin istifası sonrasında yeni bir hükümet kurması istenmiştir. Kasım 2011'de Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano tarafından hayat boyu senatör ilan edildi.

Açıkcası, ömür boyu senatör ve  başbakan olarak atanan zat. Dolayısıyla hani kağıt üstünde demoktratik bir rejimle yönetilmekte olan İtalya'da atamayla yani kayyumla başbakan olan zevat.


"'İtalya çökerse Euro biter'

Alman ve Fransız liderler İtalya'nın teknokrat hükümetine durumun ciddiyetini bu sözlerle anlattı."  25 Kasım 2011

Fransa ve Almanya tarafından İtalya'nın başına sömürge valisi gibi atanan bu zevat, hiç şüphe yok ki İtalyan halkının çıkarlarını gözetmek için değil,  kendi çıkarları doğrultusunda oraya oturtuldu. 

Hal böyle olunca...

Ulusal çıkarlarımız doğrultusunda, vatanımızın bütünlüğüne, milletimizin birliğine kasteden ve de Batılı güçlerin kontrolündeki tedhiş örgütleriyle işbirliği içinde olan belediye başkanlarına yönelik Cumhuriyet savcılarının yürütmüş olduğu soruşturma kapsamında anayasal süreçteki müdahaleye tepki veren Avrupa Parlamentosu raportörü Hollandalı parlamenter Kati Piri hanıma sorum çok açık:

Başta İtalya olmak üzere, İspanya, Yunanistan, Portekiz'de finansal kaygılarınız (Rabobank'tan döviz stratejisti Jane Foley de, "İtalya'nın teknokrat başbakanının istifası eski siyaset sahnesine dönüş korkularını depreştirdi, bu da euro üzerinde yeni bir baskı yarattı") nedeniyle işinize gelmediği için seçilmiş hükümetleri istifaya zorlayarak tıpkı Mario Monti gibi kayyum  atanırken,  "seçimlerin demokratik  sonuçları"na niçin saygı duymadınız?


Dolayısıyla...

Amacınız  halkı düşünmek mi? Yoksa Atatürk'ün kurmuş olduğu çağdaş, laik, sosyal, hukuk Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni parçalayıp, yutmak mı?




Sevgi ve saygılarımla!



NOT: 14 Şubat 2012 tarihli "Kayyum" başlıklı,  konuya ilişkin yazımı buradan okuyabilirsiniz... T.G.


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

16 Ağustos 2019 Cuma

Dar Ayakkabı...



O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler. Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.

O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı. Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı. Kapının her çalınışında koştum. Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı. O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı. Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım. Uyku girmedi gözüme.

Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben. Ayakkabımı babam giydirdi. Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı. Ama bunu babama söylemedim.

O "Sıkıyor mu?" diye sordukça, 

"Hayır" yanıtını veriyordum.

"Dar, ayağımı acıtıyor" desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.

O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.

Dişimi sıktım. Topalladım.

Soranlara,

 "Dizimi vurdum" dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.

Doğrusunu isterseniz yaşam da dar ayakkabıyla yürümektir.

Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş...

Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre,

Kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir...

Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.

Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.

Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık...

Canınız yanar. Topallaya topallaya gidersiniz.

Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Aç, Susuz Kalacağız!






Cenneti öte dünyada arayanlara sormak lazım,

"Cennet nedir?" diye..

Cennet,

KAZ DAĞLARI'nın ta kendisidir...

Öte yandan şu sıralar, "iklim değişikliği" diye bas baş bağırılıyor. Zira hemen her gün sel, toprak kayması, hortum, fırtına.. gibi doğa olaylarını acı bir şekilde sık sık yaşıyoruz. Tüm bunların faturasını da "iklim değişikliği"ne yıkarak güya suçu üzerimizden attığımızı zannetsek de, asıl suçlunun bizatihi kendimiz olduğu gerçeğini  bir türlü göremiyoruz. Zira gözü dönen görgüsüzlerin tek isteği şatafatlı bir hayata sahip olmaktan başka bir şey olmadı! Bunun için de Allah ne verdiyse tüm gayretimizle yaktık, yıktık, söktük her yeri betonladık! Nefes dahi alacak yer bırakmadık! Dolayısıyla da  ülkemizin dağını, taşını, ormanını  talan ettik!

"Beyaz adam annesi olan toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu ihtirasıdır ki toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir. Beyaz adamın kurduğu kentlerde, bir çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı tatlı sesler, bir kelebeğin kanat çırpışları duyulamaz. Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenilemeyen bir şey olduğunu anlayacak! Kızılderili Şef Seatle

Netice itibariyle...

Çok katlı binalara,

AVM'lere,

Yüzme havuzlu villalara,

Otellere,

Duble yollara,

Köprülere,

HES'lere,

Termik santrallere,

Madenlere,

Kısaca görgüsüzlüğün dibine vurmuş rezil ve utanç veren arsızlığın adresi lükse kurban ettiğimiz yaylalarımızı, nehirlerimizi, ovalarımızı, ormanlarımızı, dağlarımızı... her alanda cennet vatan Türkiye'mizi, devasa şantiye alanına dönüştürerek cehenneme çevirdik! Dolayısıyla bu gidişle aç, susuz kalacağız! Zeytinlerimizi, meyve ağaçlarımızı, verimli topraklarımızı katlettik! Denizlerimizi kirlettik, balıkların kökünü kazıdık! Kıyılarımızı yollara teslim ettik, betonlaştırdık! Bundan sonra yüzme havuzlarından su içer, betonları, yolları yeriz artık!

Yetmedi şehirlerimizde masum hayvanlar için yaşam alanı bırakmadığımız gibi, şimdi de dağlardaki yaşam alanlarını yok ediyoruz. Ceylanlar... caddelere dökülmüş seke seke kaçacak delik arıyorlar.



Ve tüm bunlar yaşanırken,

Önümüzdeki Kurban Bayramını hangi coşku ve heyecanla kutlayacağımızı düşünüyorum.

Zira,

İçim yanıyor!..

Kaz Dağları hepimizin!

Kaz Dağları Türk Milleti'nin!

Bu güzelliklerin, en son 1919'da yüz binlerce kan dökerek, şehitler vererek  sahibi olduğumuzu  yedi düvele gösterdik!



Şimdi el alemin gavuru gelmiş bize meydan okuyarak, gözümüzün içine baka baka, aleni alay ederek ve de  bizi aşağılayarak cennet vatanımızın cennet yerlerinin son noktasını bitirinceye kadar  el koyuyorlar,  öyle mi?

İçim acıyor!



Sevgi ve saygılarımla!


NOT: Yüzümüz gülmüyor! 
Geçtiğimiz Ramazan Bayram'ında  pedofili içerikli iğrenç, "Zümrüt Apartmanı" kitabı ile sarsılmıştık. Bu bayram üzeri de, orman katliamıyla yüreğimiz yanıyor! T.G. 😢




"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

15 Temmuz 2019 Pazartesi

Ordu-Millet El Ele 15 Temmuz...





Neyi unutmayacağız?

Kar kış demeden bebeğinin kundağını cepheye taşıdığı top mermisine saran Şerife Bacıları..

Sevdiklerini toprağa verip cepheye koşan Anadolu'nun vefakar Türk kadınlarını...

Dolayısıyla çoluk çocuk yaşlı demeden Büyük Atatürk'ümüzün önderliğinde kazandığımız Kurtuluş Savaşı'yla elde ettiğimiz bağımsızlığımızın ölümsüz varlığı Modern Türkiye Cumhuriyeti'nin,

Yılmaz savunucusu kahraman Türk Ordumuzu,

Ve aziz şehidimiz Ömer Halis Demirleri asla, ama asla unutmayacağız!




Neyi unutturmayacağız?

Dinimizi kullanarak, 1919'da ülkemizi işgal eden emperyalistlerle işbirliği içine girip, içimize sızan ajanlarıyla milletimizi tanklarla, bombalarla öldürmeye çalışan

"Hoca efendi"leri asla ama asla unutturmayacağız!

Ne mutlu Türk'üm diyene!







Sevgi ve saygılarımla!
"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

14 Temmuz 2019 Pazar

Askerinle Bin Yaşa Mustafa Kemal Paşa

5 Temmuz 2019 Cuma

Hepsi Bizim Vatandaşımız!




Biri eli kanlı cani tedhiş örgütü -bölücü- PKK tarafından bir gece yarısı aniden köy basarak plânlı bir şekilde 33 vatandaşımızın katledildiği tarihin kara sayfasıdır

"Başbağlar Katliamı, 5 Temmuz 1993'te, Erzincan ilinin Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünde PKK tarafından 33 sivilin öldürülüp köyün ateşe verildiği katliam."



Diğeri ise -mezhepçi- gericilerin 37 vatandaşımızı diri diri yakarak tarihin utanç verici kara sayfasına geçmiş ve de orta çağ karanlığını aratmayan bir katliamdır.  

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilmiş olan Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin gericiler tarafından yakılması"
"Olur mu böyle olur mu? 
Kardeş kardeşi vurur mu?" 

Dolayısıyla...

Mezhepçilerin ve bölücülerin karşılaştırılmasıdır. 

Her ikisi de bu ülkenin ve milletinin bölünmez bütünlüğüne,  kardeşliğine  yapılmış hain  bir saldırıdır! 

Bağrımızdan hunharca koparılan  masum vatandaşlarımızı, sevgi ve saygıyla anıyoruz... 

Ruhları şad, mekanları cennet olsun!

Ne mutlu Türk'üm diyene!

Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Primat Planet





Vay arkadaş!..

"Esra Erol'da" ve muadili programlarını  açın...

Ahlaksızlığın, rezilliğin, çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun resmini buradan görün!

"Bu kadar mı olur!" dedirten bu programları, nerelere geldiğimizi görmek  istiyorsanız, lütfen izleyin!

Kim kimin babası, 

Kim kimin anası, 

Kim kimin çocuğu, 

Kim kimin sevgilisi,

Eski sevgililer, 

Gıcır kocalar... 

Çoluğunu çocuğunu terk ederek sevgilisine kaçanlar, 

Ensestin alasını yaşayanlar,

Kızını satanlar, 

Kardeşini satanlar,
...

Say say bitmeyecek kadar ekrandan zehir akan programlar.

Vayy!.

"Biz nerede yaşıyoruz?.."

Stüdyoda yemin billahlar, utanmadan  Kur'an'a sarılanlar, sıkılmadan Allah'ı ağızlarına alıp  şahit tutanlar

Pess!..

Ha bu arada tüm bu kepazeliklere bir de kılıf hazırlanmış;

"İmam nikahı" 

Daha boşanmadan, "imam nikah" maskesiyle tüm bu kokuşmuşluklara kılıf uydurulmuş,

"Hoca nikahı"!

Dolayısıyla...

Sanki yaptıkları doğru ve yasalmış gibi "imam nikahlı" olduklarını dile getirerek anında kendilerini savunmaya geçiyorlar. Bu durum karşısında da kimseden "tık" yok, iyi mi!

Ve kimse de  çıkıp bu ülkede, "medeni kanun gereği tek eşlilik geçerlidir" diyen yok, iyi mi!

Arkadaş stüdyoda  yarışma sonucu açıklanır gibi "az sonra" diye diye DNA testi sonuçları ifşa ediliyor.  Ve nefesler kesilmiş şak diye "bu çocuk senden değil" deniliyor... Çocuğun babası olduğundan şüphe duyan kimi zevat da,  test sonucu çocuğun karısının sevgilisinden olduğunu duyunca sevinç gözyaşlarına boğuluyor, iyi mi! 

Netice itibariyle işini gücünü bırakmış bu rezaletleri izleyen sözde izleyicilerle birlikte  kaçan, aldatan ve aldatılan eşlerle doldurulmuş mekanda  adeta bir mülakat yapılıyor, iyi mi! Dahası milletin yatak odası gözetime açılmış dolayısıyla da  topyekun "DALLAS" olmuşuz haberimiz yok, iyi mi!



Hal böyleyken...

Bu rezaletlerin özetini en tepe noktada bulunanlardan birisinin  yaşadığını, ibretle çarşaf çarşaf dünyaya ifşa edilen  bir haberi gazetelerden okuyoruz:

"Son dakika… 'BAE Şeyhi Londra'da seks partisinde öldü' " 3 Temmuz 2019, Sözcü


Demem o ki...

ATATÜRK'ümüzün, "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. en doğru, en hakiki tarikat,medeniyet tarikatıdır." felsefesini  yok saydığımız sürece,

Memleket şeyhler dervişler ve müritler ülkesi haline gelirse,

 Televizyonlardan şeyhler ve imamlar nasıl yaşayacağımıza karar verirlerse,

 Geldiğimiz nokta,

 "Esra EROL'da"...

İyi mi!


Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)