28 Eylül 2012 Cuma

Ortada Dil mi Kaldı ki Bayram Olsun!




  Birinci Türk Dil Kurultayının toplandığı gün olan 26 Eylül, kurultayda alınan kararla Dil Bayramı olarak kutlanır. Bu kurultay, Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun (o zamanki adıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti) ilk kurultayıdır. 



Bugün yaşadığımız çevrenin yazılı tüm tabelaları neredeyse yabancı cümle ve kelimelerin işgali altında...



Burada ilk önce, "yabancı dille öğretim konusunda çok önemli görüşleri olan Alman filozof Johann  Gottfried Herder'in savunduğu fikirleri" aktarmaya çalışacağım:


"Johann Gottfried von Herder (1744-1803) Alman filozof, dinbilimci, şair ve edebiyatçı. Alman Romantizm'i dönemi ve özellikle de Fırtına ve Coşku ekolünde değerlendirilen ve bu dönemin en önemli ürünlerinden kabul edilen Dil felsefesi ve Tarih felsefesi alanlarında verdiği eserlerle, bu alanların müşterek kurucularından kabul edilir." Vikipedi


Milliyetçilik alanında yaratıcı bir beyin olan, 18. yüzyılın Alman düşünürlerinden Johann Gottfried Herder`in modern milliyetçilik üzerindeki etkilerine bakıldığında;

Bilindiği üzere bütün Avrupalı aydınların ortak dili yüzyıllar boyunca Latince idi. Üniversitelerde dersler hep Latince veriliyordu.


"Alman dili, tarih boyunca Latince ve Fransızcanın etkisi altında özüne iyice yabancılaşmıştı. Almanya’daki aydın sınıf da Almancanın ilim dili olamayacağı gibi yanlış bir düşünce içindeydi. Onlara göre ilim sadece Latince yapılabilirdi. Basit halkın kullandığı dil olarak hor görülen Almanların ana dili sadece cahillerin konuştuğu dildi. 



Filozof Herder, Latincenin hâkimiyeti altındaki okulları eleştirmişti. Çünkü ona göre gençlerin en fazla öğrenmeye açık olduğu yıllarda kendi ana dilleri bastırılıyordu. Bu içlerindeki dehânın da bastırılması demekti. Herder “bastırılmış dâhîlerden, Latince eğitimin kurbanlarından”  sözediyordu. 

Ancak Latincenin yanında Fransızca da gençler üzerinde aynı olumsuz etkiyi yapıyordu. Fransızcanın yüksek saray kültürü içinde ve bunun uzantısı olan bir edebiyatta kullanılması sebebiyle de  "geri kalmış Almancadan" üstün olduğu inancı yaygındı. 


Herder ana dilinin Fransızca kelimelerin işgali altında olmasından yakınıyordu. 

Herder için insanın ana dili dehânın da kaynağıydı. Gerçek orijinal şair içinden çıktığı topraklara sadık kalmalıydı. Filozof aslî görevinin sokaktaki adam için yazmak olduğuna inanıyordu.

Herder’e göre ataların fikir hazineleri dilde muhafaza edilir ve bu yolla  yeni nesillere aktarılır. Bu açıdan dil kullanımı tarihin de muhafaza edilmesi ve ilerletilmesi demekti. 


Kültür de en iyi şekilde ve sadece bir milletin atalarından devraldığı ve kuşaktan kuşağa aktarılan kendi  dili aracılığıyla gelişebilirdi. Bir halkın kalbini kazanmak için onun dilini konuşmak gerekirdi. 


Dil eğer ruhumuzun gücünün organı ise halkımızın ve ülkemizin diliyle eğitim almaktan başka çaremiz yoktur. Buna göre Almanya’daki  Fransızca eğitim mutlaka Alman ruhunun bozulmasına yolaçacaktı.  

Herder dilin milletin en önemli ifade gücü olduğunu savunuyordu. Bir insan hiçbir zaman yabancı bir dilde yaratıcı edebî eser meydana getiremezdi. 


Filozof  birleştirici unsur olarak Alman dilini ve edebiyatını görüyordu. Dil ona göre milleti millet yapan çok önemli bir unsurdu ve bu dile ilgi göstermek Almanları  millet yapacak bir yoldu. 

Dil sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir milletin fikir deposu idi. 

Alman dilinin entellektüellerin ve ilim adamlarının dili olarak görülmemesi, bu aydın kesimin sadece Latinceyi kullanması, bu yüzden Alman dilinin basit halkın dili olarak kültürüyle birlikte ihmal edilmesi Herder’i çok rahatsız ediyordu. 


Alman dilinin   geri kalmasında tamamen Latincenin suçu olduğunu, çünkü ilim adamları arasındaki tartışmalarda hep Latincenin kullanıldığını hatırlatıyordu. Buna karşılık bu ilmî tartışmaları yapan Alman aydınları kendi ana dillerini cahillerin dili olarak küçümsüyorlardı." Prof.Dr. Acar Sevim, 28 Ağustos 2012, gokgazete.com


Şimdi de...


Hacettepe Üniversitesi Rektörü prof. Dr. Murat TUNCER,


"Almanya'da 'İngilizce Tıp' duydunuz mu? Ya Fransa’da? Yok. Böyle bir gariplik olabilir mi? Olmaz. Böyle şeyler ancak sömürge ülkelerinde var. Değiştirmemiz lazım. İlla İngilizce eğitim demek yanlıştır. Good morning diye derse başlanıyor, Çok tuhaf. Dilimiz Türkçe, aramızda yabancı yok, ama İngilizce anlaşmaya çalışıyoruz. Öğrenci, İngilizce'yi geçemediği için Türkçe eğitimine devam edemiyor. Bu yanlışlığı düzeltmeliyiz.

Güzel Sanatlar Fakültesi’nden arkadaşlar bir duvar çalışması yapmışlar. 'Türkçe oku, Türkçe geç' yazıyor. Bizim ülkemiz de bir dünya ülkesi. Arkadaşlar İngilizce öğrenilsin. Ya da başka bir yabancı dil. Ama mesela 4 yılda öğrensin bunu öğrencilerimiz. Zorlamayalım. Böyle bir sistem düşünüyoruz. Belki yarın, belki yarından da yakın gerçekleştireceğiz bunu." 5 Eylül 2012, DHA Vatan


Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Murat TUNCER'in bu açıklamalarını okuduğumda, eğitimci kimliğimle birlikte Türk vatandaşı olarak bir yandan içimi sımsıcak ısıttı...

Öte yandan paramparça... 


Zira bugün geldiğimiz noktada  bırakın üniversiteleri, ne yazık ki  liselerde dahi neredeyse eğitim  ingilizce ile yapılıyor... 

Ayrıca şu an da yüreğimi burkan ve acıtan bir sızı da, minicik çocuklarımıza, ilkokul 2. sınıftan itibaren İngilizce dilinin öğretimi başladı... 

Kaldı ki ana sınıfı çocuklarımıza dahi, övünerek hayranlık içerisinde İngilizce kelimeler ve şarkıları özenle  öğrettiğimiz de, cabası...


Sahi; ne diyor, sayın hocamız?

"Böyle şeyler ancak sömürge ülkelerinde var"

!!!

Dil Bayramı'mız kutlu olsun mu?

Üzgünüm... 


Sevgi ve saygılarımla!


Image"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR." HZ. MUHAMMED (A.S.)

1 yorum:

  1. Merhabalar Tülay Öğretmenim,

    Hem kendi dilimizi, hem de bir yabancı dili öğrenmek elbette gereklidir. Ancak söz konusu yabancı dili millileştirmek bu ülkeye ve ülkenin diline yapılacak en büyük kötülüklerden biridir.

    Selam ve dualarımla.

    YanıtlayınSil