Emperyalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emperyalist etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2018 Pazartesi

"Git...me dur ne olursun"




Fransa, 

İngiltere, 

AB...

Ve de içimizdeki...

Hep birlikte koro halinde bağırıyorlar:

"Git...me dur ne olursun"...

Hal böyle olunca,

"Ben artık çok güçlüyüm" diyerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne başkaldıran hainlerin, "Suriye'den çekiliyorum" diyen Amerika'nın önünde diz çöküp salya sümük ağlayan, yalvar yakar imza toplamaya kadar varanlara,

Ve de gitmeyi hem çok isteyip hem de hiç istemeyen emperyalistlere  ithafen söylenebilecek güzel bir şarkıyı hatırlatan  o sözler:

"Sen de bilirsin hiçbir acı sonsuza dek sürmez 
Hatta her an yeniden sevebilirim 
Olmazdı ben de biliyorum 
...

Git

Git
Git...me dur ne olursun

Gitme kal yalan söyledim
Doğru değil ayrılığa daha hiç hazır değilim
Aramızda yaşanacak yarım kalan bir şeyler var 
Gitme dur daha şimdiden deliler gibi özledim 

...

Git
Git
Git...me dur ne olursun"

Dolayısıyla...

Gitmeyi hem çok isteyip hem de hiç istemeyen Amerika'nın olmadığı yerde, 

88 yıl önce Cumhuriyetimize saldıran gericilerin Menemen'de Genç Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay'ı katlettikleri gibi, bugün de IŞİD adıyla bölgemizi cehenneme çeviren aynı gericileri yaratan, besleyen ve de kollayan  koalisyon güçleri de olmayacaktır!





Varlığımız TÜRK varlığına armağan olsun!

Ne mutlu Türk'üm diyene!



Sevgi ve saygılarımla!



"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

20 Aralık 2018 Perşembe

Geldikleri Gibi Gi-de-cek-ler!!!




Emperyalist İngiliz donanması İstanbul'u işgal ettiğinde kendine ve halkına güvenen, ileri görüşlü, olağanüstü eşsiz Büyük Atatürk'ümüz, yanındaki bir avuç vatansever insanımıza söylediği "geldikleri gibi giderler" sözü beynimize gururla, şanla şerefle mıh gibi kazılı duruyor.

Bu daha başlangıç...


İşte o inanç ve bağımsızlık mirası sözün  gereğini yerine getirmek üzere şanlı ordumuzun, bütün karamsarlık bulutları bölgemizin üzerine çökmüşken, kendisini dünyanın jandarması olarak gören ve de  herkese parmak sallayarak coğrafyamıza kanlı  demir atan işgalci emperyalist güçlere karşı kararlı bir şekilde gereğini  yerine getirmek üzere taarruza geçmesine ramak kala,

Eli kanlı  Amerika'nın Suriye'den çekilmeye başladığı yönündeki  haberler gelmeye başladı...   

Bu "çekilme" haberlerinin arka perdesinde neler dönüyor onu bilemeyiz, ama bildiğim bir şey varsa o da:

Amerika ile  menfaatleri gereği birlikte hareket eden AB kan emici emperyalistler istese de istemese de üzerinde yaşadığımız coğrafyadan kıyamet kopsa da,  geldikleri gibi gidecekler! 

Başka yolu yok, nokta.



Dolayısıyla...

Sayın Komutanımız AKAR'a ve şanlı ordumuza selam olsun...



Ne mutlu Türk'üm diyene!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)

6 Nisan 2016 Çarşamba

"Katır Gibi Sağlam Çalışkandır!"



"Kunta, 'acaba aklımı mı oynattım,' diye düşünüyordu. Kendisine geldiğinde karanlık, sıcak leş gibi kokan, ağlama, hıçkırık, çığlık ve kusma seslerinin doldurduğu bir yerde, iki kişinin arasında, çıplak ve zincirlenmiş olarak sırt üstü yattığını farketti(...) Dört gün önce yakalandığı zaman yediği dayaktan vücudunun her yanı ağrıyordu." sf:138

Yeniden karaya çıktılar(...) Kunta başka ağaçlara bağlanmış birtakım yüzler daha seçti. Kendisi gibi yakalanmış insanlar... Altı erkek, üç kız ve iki çocuk. Başlarında silahlı (işbirlikçi) karaderililer ve toubob'lar nöbet bekliyordu. (...) Yüzlerinde ölümcül bir nefretin belirtileri vardı... Yedikleri kamçıların açtığı yaralardan akan akan kanlar, üzerlerinde kurumuştu. Kızlarsa ağlıyordu. Bir tanesi yakılan köyünde ölmüş olan sevdiği insanlar için, bir başkası kolları arasında hayali bir çocuk tutmuş, sallana sallana inliyordu. sf:140

"Kunta ancak ambar kapağının açıldığını işitince gece mi, gündüz mü olduğunu anlayabiliyordu. Kapağın sesini duyunca, zincirlerin izin verdiği tek hareketi yapıp başını kaldırınca, dört toubob gördü. Bunlardan ikisi ellerinde kırbaç, ışık tutarak sıralar arasında ilerleyen öbür iki toubob'u izliyordu. Önceki adamlar ellerindeki kaplarda taşıdıkları yiyecekleri, birbirine zincirle bağlanmış her iki karaderilinin arasındaki pisliğin ortasına bırakıveriyorlardı. 


Yedinci sabah kahvaltıdan sonra iki toubob ellerinde bir sürü giysiyle geldi. Zincirleri çözüp teker teker herkese nasıl giyinileceğini gösteriyorlardı. 

Toubob'lar içeri girip, daha önce getirmiş oldukları beş adamı çözdüler. 

Zaman ilerledikçe dışarıdan gürültüler kesildi; birinin yüksek sesle bağırmaya başladığı duyuldu. İçeridekiler hiçbir şey anlamadan kulak kesilmiş dinliyorlardı. 

"Sağlam! Sağlıklı! Güler yüzlü! Hele şu gençliğe bir bakın!" Başka toubob sesleri girdi araya: "Üç yüz elli!.. Dört yüz!..."  Adam yine bağırıyordu: "Hadi, altı yüz diyen yok mu? Şuna bakın hele, katır gibi sağlam çalışkandır!" KÖKLER, sf:174-175



Alex Haley, "Kökler" bir ırkın ezilişinin, sömürülüşünün hikâyesini anlatan bir eserdir.

Yüzyıllar boyu dünya kapitalizminin gelişmesini ve ilerlemesini ve büyümesini sağlayan, sömürülen bu insanlardır. Dahası kâh aşağılanan, kâh aşağılayanlara boyun eğen insanlık ayıbı ve utancı oldular.

Dolayısıyla... Afrika'dan başlayan Avrupa ve Amerika'ya uzanan kıtalar arası zorunlu bir göçün ortak kaderini ve ortak çaresizliğini yaşayan ve  zalimliğin en alâsını görerek insanın insana reva gördüğü zulüm,  insanlığın zihinlerine kazınmıştır.




Hâl böyleyken...

Yıl 2016...

Avrupa Birliği, Türkiye'den alacağı göçmenlerin fiziksel ve zihinsel durumlarına bakarak, tıpkı elma ya da başka bir eşya alırmış gibi, seçerek alıyor.

Dün beyaz adam, balta girmemiş ormanlardan o toprakların  insanlarını işbirlikçi karaderililerin yardımıyla zorla kaçırarak gemilere istiflediler...

Bugün de...

Arap coğrafyası ve Asya toprakları tarumar edilerek, o toprakların insanlarını  yerinden yurdundan koparıp göçe zorlayan dünün "beyaz adam"ın ta kendisidir.  

Dolayısıyla AB'nin yapmış olduğu "göçmen takası" dünün Amerika'ya Afrika'dan getirdikleri ve köle olarak sattıkları 1767'li yıllardan  hiçbir farkı olmadığını ne yazık ki bir kez daha ortaya koyuyor.  Dün o zamanın teknolojisi ölçüsünde reva görülen zulüm, bugünün şartlarına uygun pozisyonla  yapılan  onursuzluk ve işkence,  bölge insanlarını  köleleştirmeye, toprak zenginliklerini ise sömürmeye aynen devam ediliyor.

Yok aslında zihinlerde bir değişiklik...

Dünün "beyaz adam"ı, 

Bugünün emperyalisti...



Sevgi ve saygılarımla!


"Haksızlık Karşısında Susan Dilsiz Şeytandır" Hz. Muhammed (A.S.)