13 Eylül 2008 Cumartesi

"11 EYLÜL" Yeni Dünya Düzeninin Başlangıç Tarihi







11 Eylül 2001, dünya için yeni bir çağın başlangıcı olarak kabul ediliyor. "Bu doğru mu?" derseniz, evet doğru. Çok değil, biraz geçmişe giderek, "neler oldu, neler yaşadık ve nasıl bir endişeyle korkuya kapıldık?" sorularıyla hafızalarımızı yoklayıp, bugün daha sakin ve anlayan bir yaklaşımla olayları inceleyebiliriz. Ben kendi kendime o zaman büyük bir telaşla, içimden korku duyduğumu hatırlayarak, "eyvah!.. Tüm bu yaşanılanların bedelini bizlere çok ağır ödetirler!" düşüncelerine kapılmıştım. Daha sonraları gelişen hadiselere bir göz atalım: Önce Afganistan! Ardından Irak işgal edildi! Siyasal anlamda bu ülkelerin derhal işgali gerçekleştirilerek bununla yetinilmeyip bilahare 22 ülkenin sınırlarının değiştirilmesi planları, işleme konuldu!
*********
Tedhiş olayları İslam'la bağdaştırılarak, dünya halkı İslama düşman ettirildi. Bu anlamda ABD yönetimi müslümanları hedef olarak (11 Eylül'ü bahane edip) kendileri yarattı. Bugünden sonra güvenlik algılamaları değişti. Amaç belli! Usama Bin Ladin'in hayatı bilinmiyor! Afganistan ve Irak ortada! ABD halkının bir bölümü 11 Eylül'lün yeniden soruşturulmasını istemektedir. "Fahrenheit 9/11" isimli bir belgesel filmi çekilerek kamuoyuna sunulmuştur. Bu film tüm dünyada geniş yankı uyandırmıştır. Evet saldırılardan 3 yıl sonra, Başkan Bush'un Bin Ladin ailesi dahil Suudi Sermayesiyle ticari ortaklıkları olduğunu anlatan ve Bush Hükümetinin 11 Eylül saldırılarını önceden bildiğini ima eden "FAHRENHEİT 9/11" belgeseli.

***********
Şimdi tüm bu olayları bütün dünya ve Amerika halkı sorgulamaktadır. Elbette ki, bizlerde olayın ardından geçen 7 yılla beraber, daha bir çıplak gözle ve çevremizde, yanı başımızda, daha da açıkcası içinde bulunduğumuz coğrafyanın zor koşullarını omuzlayan büyük ve bir o kadar da, anahtar ülke olarak iyice tahlil ederek gelişmelere karşı tedbir almamız gerekmektedir. Değişen dünya koşulları çerçevesinde, ülkelerin sınırları değişmekte ve değiştirilmek istenmektedir. Bunu da yaparken "demokrasi ve insan hakları" gibi terimler kullanılarak, ülkelere müdahale edilmektedir. İşte karşılarında direnç gördükleri zaman bu kişler "tedhişçi" olarak da nitelendirilebiliyorlar. Özellikle de İslam ülkelerine yapılan müdahaleler neticesi olarak da zemini bu şekilde hazırlamak "11 Eylül" planıyla başlatılmıştır. Sonuç olarak, "tedhiş=İslam" anlayışı, insanların zihinlerine yerleştirildi. İşte Irak! İşte Afganistan! İşte Filistin! İşte Pakistan ve dahaları sırasını beklemektedir. Bunu yaparken de yeni bir yöntem icad edildi. Devletler hukukunda "ön saldırı hakkı" anlamında bir ilk. İşte bu bahane edilerek, işgallere ve saldırılara gerekçe yaratmak da artık kolay olarak görülebiliyor.

*************
Komplolar arka arkaya diziliyor. Afrika'dan Asya'ya ABD askerlerinin yayılması bunun kanıtıdır. Ülkelerin meşru müdafa hakkını kullanmak ise neredeyse raflara kaldırılarak, uluslar arası alanda bu hakkı sanki bir tek ABD kullanabilir izlenimi ve yetkisi gösteriliyor. Belki bir "zorbalık" dönemi de diyebiliriz. Nitekim BM onay vermeden ABD Irak'ı işgal etmiştir. Bunu da meşru kılmaya çalışmışlardır. Ancak başarılı olamamıştır. Yani bu işgali dünyaya açıklayamamışlardır. Bu tutum ve anlayış vicdanları rahatsız etmiştir. Nitekim, dünya kamuoyu nezdinde 17 ülke arasında yapılan anketlerde ABD "saldırgan" ülke olarak nitelenmiştir.
**************
Sonuç olarak; bizler siyasi ve coğrafi olarak zor bir konumdayız. Attığımız her adım çok iyi planlanarak hesap edilmelidir. Zira bu coğrafyada tutunmak, sanıyorum hiç bir dünya ülkesinin olmadığı kadar tehlikeli ve güç koşullar içermektedir. Etrafımız bir ateş çemberi! Bunun için öncelik, içteki barışımız ve birlikteliğimizden geçer. Bu konuda en ufak bir yanlışı kaldıramayacak kadar da düşman kapıda beklemektedir. Büyük ATATÜRK "yurtda sulh, cihanda sulh" sözünü çok ince düşüncelerle tarihe geçirdiğini bir kez daha yaşadığımız süreç olarak iyi değerlendirmeli ve görmeliyiz diyorum. Sevgi ve saygılarımla!

1 yorum:

  1. Hocam bu güzel yazı için teşekkür ederim. Evet işgal edilen bu ülkelere birer ATATÜRK gerek. Belirttiğiniz gibi bizim de çok dikkatli olmamız lazım. Serkan Alpaslan

    YanıtlayınSil